Konu:Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Denetimli Serbestlik Ve Yardım Merkezleri İle Koruma Kurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:91
Tarih:05/04/2012


CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN İLE DENETİMLİ SERBESTLİK VE YARDIM MERKEZLERİ İLE KORUMA KURULLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, biraz önce konuşmamda da belirttim, hukukçu milletvekili arkadaşlarım da özellikle söylediler, bugün önemli bir gün: 5 Nisan Avukatlar Günü. Bütün avukat meslektaşlarımızın, Türkiye'de faal olarak avukatlık yapan 75 bin civarında avukat arkadaşımız var, hepsinin Avukatlar Günü'nü içtenlikle kutluyorum. Avukatların çok ciddi sorunları var. Özellikle yeni avukatlığa başlayan meslektaşlarımız çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar. Ekonomik sorunlar ne yazık ki avukatların meslek yaşamının önünde bir heyula gibi duruyor, bunu aşmakta çok ciddi güçlükler çekiyorlar. O nedenle, önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak avukatlarla ilgili yasal düzenlemeleri, onların mesleki koşullarını iyileştirecek gerekli altyapıyı oluşturacak yasal mevzuatı inşallah sağlarız. Bu temennimi öncelikle belirtmek istiyorum.

Bunun dışında, mevcut yasayla ilgili de söyleyeceklerim ve yüce heyetinizle paylaşacaklarım var. Burada değerli konuşmacı arkadaşlarım, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yapan Sayın Ali İhsan Köktürk ayrıntıları ile bunları paylaştı, ben de birkaç şey söylemek istiyorum.

Burada terminolojik olarak kısmi aftır veya değildir diye, bu lafların arkasına sığınmak istemiyoruz. Aldığımız rakamlara göre, eğer rakamlar yanlış değilse, 130 bin civarındaki tutuklu ve hükümlüden yaklaşık -biraz önce bir değerli milletvekili de söyledi- 15 bin kişiyi ilgilendiren kısmi bir afla karşı karşıyayız, 15 bin civarında kişi muhtemelen tahliye olacak. Bizim grup olarak da bazı tereddüt ve çekincelerimiz olmakla beraber yasanın geneline bir diyeceğimiz bulunmamaktadır. Tabii, şunu da düşünmek lazım: 130 bin civarındaki tutuklu ve hükümlünün olduğu ve cezaevlerinin ileri derecede dolduğu bir 2012 Türkiyesi'nde eğer böyle bir yolu da açarsak -yani bunu da iyi bir düşünmek gerekiyor- Sayın Bakanım, muhtemelen önümüzdeki günlerde, önümüzdeki yıllarda da bu şekildeki bir yöntemle sık sık karşılaşacağız. Bana göre cezaevlerini boşaltmanın yöntemi bu olmamalıdır ama ne yazık ki Türkiye'nin gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Burada, tabii, bu yasa yapılıyorken en temel argümanlarından bir tanesi, cezaevlerindeki mevcut fiilî durumdaki yoğunlukla alakalıdır. Cezaevlerinde, Sayın Bakanın da belirtmiş olduğu ve Adalet Bakanlığının istatistiklerine göre, artık yüzde 100 sınırının üzerine çıkmış, yaklaşık yüzde 110 miktarlarında bir doluluk oranıyla karşı karşıya kalmaktayız. Özellikle güneydoğuda ve doğudaki cezaevlerinde bu rakamların daha da arttığı söylenmektedir. O nedenle bir üzücü tabloyla karşı karşıya bulunmaktayız değerli arkadaşlarım.

Bunun haricinde, bu yasayı getirdiğimiz zaman tutuklama süreleriyle ilgili, tutuklamayla ilgili yani önümüzde bir garabet gibi duran ve sürekli olarak karşılaştığımız uzun tutukluluk süreleriyle ilgili sorunun da ortadan kalkacağına ilişkin bir durumla da karşı karşıya bulunmaktayız. En önemli sorunlarımızdan bir tanesi budur. Buraya çıkan değerli milletvekilleri, ne yazık ki, uzun tutukluluk süreleriyle ilgili şikâyetlerini belirttiler, ben de bunlara katılmak durumundayım.

Bakın, önümdeki bu rapor biraz önce geldi, sizler dinlemekten bıktınız bizler anlatmaktan bıkmadık ne yazık ki. Biraz önce milletvekili arkadaşlarım da söylediler; 8 milletvekili tutuklu, Cumhuriyet Halk Partisinden de 2 tane milletvekilimiz tutuklu olarak bulunmakta, bunlardan bir tanesi Sayın Haberal, bir tanesi Sayın Balbay. Haberal'ı, ben, Silivri'ye yapmış olduğum cezaevi ziyaretinde de bizzat gözlemledim, çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya. Burada size bir dramatik tablo çizmek istemiyorum ama elimde olan bir raporu paylaşmak istiyorum.

Sayın Bakanım, eğer, burada -sizinle aynı dönem okuduk- Allah korusun, korkunç bir tabloyla karşı karşıya kalırsak, bir Adalet Bakanı olarak, kime, ne anlatırsınız diye merak ediyorum. Yani siz, özel yetkili bir Adalet Bakanı değilsiniz, Adalet Bakanısınız yani ne anlatabilirsiniz insanlara?

Bakın, şu raporu -biraz önce Sayın Kamer Genç bahsetti- vicdanlarınıza seslenerek dinlemenizi istirham ediyorum. "Sayın Haberal'la ilgili 31/03/2012 tarihli yirmi dört saatlik holter sonuçlarına göre" diye bahsedilen bir rapor var değerli milletvekilleri: Hastanın geçirdiği ablasyon işlemine rağmen, nabzının dakikada 150'ye ulaştığı, sık sık 17 vuruya kadar varan supraventriküler taşikardi ve aritmi atakları yaşadığı, bu süreçte kalp atışlarının bir buçuk saniye süreyle durakladığı, gün boyunca 868 adet atriyal erken atım ile 115 adet ventriküler erken atım saptandığı, buna göre hastanın beta bloker dozunda erken artış yapılmasına rağmen, çarpıntılarının hâlen daha devam etmesi nedeniyle elektrofizyoloji laboratuvarının bulunduğu bir hastanede tetkik ve tedavilerinin yapılması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Hayati tehlikesinin ileri derecede devam ettiğine ilişkin hekim raporları var. Buna rağmen, Silivri'de, sağlık koşulları çok ciddi olmayan, sadece dinleme cihazının ötesinde hiçbir kardiyolojik müdahaleye yardımcı olmayacak sağlık koşullarında tedavisi sürmektedir.

Tutuklama, bütün çağdaş ceza hukuklarında -bize de üniversiteye başladığımız zaman hukuk fakültelerinin 1'inci sınıfında, Sayın Bakan size de aynı öğrettiler, öyle biliyorum- tutuklama bir tedbirdir. Tutuklama, cezalandırma gayesi ve amacı güden bir yöntem değildir arkadaşlar, bize bunu öğrettiler. Ne yazık ki Türkiye'deki uygulamalarda? Yirmi beş yıla yakın uygulamanın içerisinden geliyorum, hukukçuyum. Burada görmüş olduğumuz bu olay, Türkiye'de pratikte, yargılama tekniklerinde kopyala-kes-yapıştır yöntemiyle karşı karşıya kaldık, kopyala-kes-yapıştır. Hâkimler başka bir dosyadaki tutuklama nedenlerini aldılar, eski CMK 104, şimdiki CMK 100'deki tutuklama nedenlerini kopyala-kes-yapıştır mantığıyla alıp o taraftan buraya uyguladılar değerli arkadaşlarım. Bu da nedir? Hani ne diyorduk? Tutuklama bir tedbirdir. Ama bu tedbir, ne yazık ki, bizde tutuklama bir cezalandırma gayesi güden bir yönteme doğru girdi.

Tutuklamanın temel ilkelerinden bir tanesi -100'üncü maddedeki özel suçlara girmiyorum, yani devletin güvenliği aleyhine işlenen cürümleri bir kenara koyuyorum ama- en klasik yöntemlerden bir tanesi delilleri karartma ve kaçma şüphesidir. Ne yazık ki yargılamalarda öyle aşamalara gelmişlerdir ki mütalaa verildiği aşamalarda -ayrıntısına girmiyorum, biraz sonra Sayın Süha Aldan bunlardan bahsedecektir- mahkemelerin üç yıllık, dört yıllık yargılamalarının sonucunda bütün deliller toplanmış olmasına rağmen veya üç, dört yılda delilleri, neleri toplamaktadır, bunları merak ediyoruz. Sadece ben bunları Balyoz soruşturmalarında veya diğer Ergenekon soruşturmalarında demiyorum, hemen oradan müdahale edersiniz "Başka soruşturmalar da vardır..." Türkiye ilginç bir çelişkiyle karşı karşıyadır.

Bakın, biz, dün, biraz önce diğer siyasi partilerin temsilcileri de bahsettiler? Darbeyi yapan, darbenin lideri olan, darbenin esas içinde olan insanlarla alakalı yargılamada tutuklama yöntemine gidilmeden bir yargılama devam ediyor ama bunun yanında, darbeye teşebbüs eden insanlara ilişkin dört yıldır ucu açık soruşturmalar, dört yıldır devam eden tutuklamalar var. Kime, ne anlatacağız değerli arkadaşlarım?

Her şeyi bir yana, boş verin, bakın, Sayın Başbakan MİT'le ilgili, kendi mensuplarıyla veya Başbakanlıkla ilgili görevliler hakkında, herhangi bir şekilde bunun ucu kendilerine dayandığı zaman hemen MİT Kanunu'yla ilgili değişiklikler yaptı.

Ben burada Meclis Başkanını da kınıyorum. Meclis Başkanı görevini yapmamaktadır arkadaşlar. 8 tane milletvekilinin tutuklu olduğu yerde Meclis Başkanı ne yapar ya, Allah aşkına, size soruyorum? Hangi işlerle uğraşır?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Mahkemeye müdahale mi etsin?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Mahkemeye müdahale filan etmeyecek. Ama nedir, bir yasal düzenleme yapmayacak mıyız? Yani vicdanen bundan hiç rahatsız değil misin sen? Siyasal düşüncelerini paylaşmasanız bile, 8 tane milletvekili eğer burada değilse, biz hangi işle uğraşacağız değerli arkadaşlarım? Bir parlamento kendi onurunu, kendi hukukunu, kendi milletvekillerinin hukukunu koruyamıyorsa vatandaşın hukukunu nasıl koruyacaktır? Eğer bu sorunun yanıtına, yatağa yattığınız zaman vicdanen "evet" diyorsanız, benim bir milletvekili olarak size söyleyeceğim bir şey yoktur değerli arkadaşlar. Bakın, ben sizin vicdanlarınıza sesleniyorum.

Gelinen noktada bu uygulama doğrudur, yaptığınız işlem doğrudur Sayın Bakanım, bir şey demiyoruz, eksiklikleri vardır. Umutla kulağı burada olan insanlar burayı bekliyorlar bu duvarların arkasında ama lütfen empati yapın, yarın bir gün -tutuklu milletvekillerini düşünün- ne anlatacaksınız?

Biz hukukun içerisinden geliyoruz. Siz dediniz ki yanınıza ziyarete geldiğimiz zaman: "12 Eylül 2010'da bir halk oylaması yaptık, efendim, şunu yaptık, bunu yaptık, Hâkimler Savcılar şöyle oluştu, 10 bin tane hâkim oy kullandı?"

Sayın Bakanım, siz bizi Dikmen dolmuşlarının şoförü mü zannediyorsunuz? Ben de uygulamanın içerisinden geliyorum, o listelerin nasıl dağıtıldığını, o yargının nasıl çökertildiğini biz bilmiyor muyuz zannediyorsunuz yani. Yani öyle bir tablo anlatıyorsunuz ki, "Efendim, şöyledir böyledir?"

Buradan bir kere daha söylüyorum: 12 Eylül 2010 Türkiye için bir kırılma noktasıdır. Amaç başkaydı, bunun gerekli dizaynını yaptınız.

Demin burada bir sayın milletvekili söyledi: "Yargıyı arka bahçesi hâline getirenlere hesap sorduk." Evet, doğru, kendi açınızdan baktığınız zaman doğru ama şimdi, siz, yargıyı kendi ön bahçeniz hâline getirdiniz. HSYK'yı kendinize bağlı bir memurlar kulübü hâline getirdiniz. Yargıyı çökerttiniz. O anlamda size yüklenmiş olan o özel misyon görevini yerine getirdiniz Sayın Bakan ama tarih bunda sizi affetmeyecektir. Burada, bakın, bu sözleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarına geçirmek istiyorum. Başka da bir şey söylemek istemiyorum, inşallah dediklerim sizleri etkilemiştir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.