Konu:BDP GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:56
Tarih:25/01/2012


BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLA AKAT ATA (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclis Başkanı tarafından geri çekildi önergemiz. Tabii, bu konuyla ilgili birden fazla önerge var çünkü ortada somut, yakıcı bir problem var. Bunu gündeme getirmemizin nedeni de açık, olan bir itiraftır. Koordinasyondan sorumlu Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay, bir açıklamada bulunmuştur 18/12/2011 tarihinde Kanal 7'de, demiştir ki: "Tek yönlü uyguladığımız entegre bir stratejimiz vardır devlet olarak; sınır ötesi operasyonlardan KCK operasyonlarına, hepsi koordinasyon içerisinde tartışılmış, kararlaştırılmış, planlanmış ve yürütülmektedir." İşte, biraz evvel bu kürsüden hatırlatılan Anayasa'nın 138'inci maddesi bu noktada devreye giriyor. Niye? Çünkü Anayasa'nın 138'inci maddesi diyor ki: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı erkinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."

Bu durumda biz, yürütme erkinin yasama üzerindeki etkisini televizyon programlarından itiraf ettiği bir süreçte, ortada açık Anayasa ihlalini Meclis gündemine getirmeyecek miyiz? Tartışmayacak mıyız nedenlerini, sonuçlarını açığa çıkarmayacak mıyız? Tabii ki çıkacağız ama tabii, "KCK operasyonlarına dair yargıda bir işleyen süreç var, buna müdahale edilemez." diye, yine Anayasa'nın 138'inci maddesinin arkasına sığınarak, hele hele bugün cereyan ettiği gibi usule de aykırı bir şekilde geri çekmek çok vicdani, ahlaki ve hukuki değildir, bunun da altını çizmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu bir itiraftı. Niye? Çünkü yürütme bu işin başından beri bu şekilde bir açıklamada bulunmamıştı, "Biz bir entegre proje yürütüyoruz, bu entegre proje çerçevesinde atılan her adım bizim bilgimiz dâhilindedir." dememişti ve bu Anayasa ihlalini bu kadar açık bir şekilde milyonlara deklare etmemişti. Bunun üzerine gidilmesi gerekiyor.

Pascal'ın bir sözü var, hatırlatalım, diyor ki: "Eğer yürütmenin, yürütme kuvvetinin bir adaleti yoksa orada bir zalimlik vardır; eğer adaletin de bir kuvveti yoksa ortada acizlik vardır." İşte, Türkiye'de bir zalim idare ve yine âciz bir yargı var. İşte, ikisinin ortasında biz radikal bir demokrasi mücadelesi veriyoruz.

Bu noktada KCK operasyonlarının hedefinde kimler var Saygıdeğer Milletvekili? Siyasetçiler var, seçimle alınamayan belediyeleri yönetenler var, akademisyenler var, öğrenciler var, gazeteciler, insan hakları savunucuları var, avukatlar, STK'lar, aydınlar, yazarlar ve çizerler var. Bu saydığım başlıklar içerisinde en önemlisi bence insan hakları savunucuları çünkü eğer idare insan hakları ihlallerini gerçekleştirme noktasında bir karar verdiyse, bunun açığa çıkmaması için -dünyada bunun defaatle örneği vardır aynı zamanda- önce insan hakları savunucularına müdahale edilir, onlar susturulur, sonra temel hak ve özgürlükler askıya alınarak insan hakları mücadelesini yapanlar susturulmaya çalışılır ve bu ihlallerin ardı arkası kesilmez.

Yine saygıdeğer milletvekilleri, KCK operasyonlarının devamı ne demektir? Bu, Türkiye'ye ne getirir? Bakın bu operasyonların merkezinde Kürt sorununun çözümü -tırnak içerisinde söylüyorum- kamuoyuna deklare ediliyor. Burada tam aksine ortada artık bir Kürt sorunu kalmadığı açık ve barizdir. Niye? Ortada bir Türkiye sorunu vardır. Niye? Kürtlerin özgürlük mücadelesi? Biz cümleye "Kürt" diye başlamak istemiyoruz ama yaşadığımız özgün sorunlar var, yaşadığımız özgün hak ihlalleri var, bu nedenle  "Kürt" diye başlıyoruz ama ortada aslolan bir  Türkiye problemidir. Cumhuriyet öncesinde de vardır, cumhuriyet sonrasında da devam etmiştir. Dönem dönem katliamlarla gündeme gelmiştir, dönem dönem darbelerle gündeme gelmiştir. 1980 darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevinde yaşanan, zindanda yaşanan vahşet sonrasında da PKK gerçeğiyle gündeme gelmiştir. Bunun çözümü bugün kapıdadır ama bu kapıyı açma görevi yüzde 50'yle iktidara gelen AKP'dedir ama bu kapıyı açıp içeri girmek yerine çözümün tam da arifesindeyken geri dönülmesi tercih edilmiştir. Niye? Denenecek çok yöntem vardı, bunların hepsi de denenmişti.

Şimdi bakıyorum: "Sorun cumhuriyet tarihi boyunca vardı." dedik. Strateji neydi? Şark Islahat Planı'ydı, topyekûn savaştı, bugün entegre proje. Yönetim nasıl işliyordu? Umumi müfettişler aracılığıyla bir OHAL vardı, sıkıyönetim, daha sonra resmî olarak OHAL, bugün özel güvenlik  bölgeleri. Yine hukuk ve yasalara bakıyoruz: Takriri sükûn yasaları, Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142, daha sonra demokratikleşme diye ortaya konulan Terörle  Mücadele Yasası, bunlar bugün varlığını sürdürüyor.

Peki, ya mahkemeler? Evet, istiklal mahkemeleri, sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri, bugün özel yetkili ağır ceza mahkemeleri.

Yöntemde bir değişiklik var mı? Yok. Peki, bu kadar yöntem uygulandı hangisinden çözüm alındı? Hangisinde çözüme biraz yaklaşıldı? Evet, diyalog ve müzakere yöntemi benimsendiğinde Türkiye'de gerçekten çatışma oranı düştü, Türkiye'de toplumsal barışı sağlama noktasında, halkımızın, Türkiye halklarının güveni arttı ama bu yöntemden nasıl olduysa bu yılın başı itibarıyla vazgeçildi.

Denenmemiş yöntem yoktur. Denenip de sonuç alındığı görülen ama kapısından dönülen yöntem vardır. Evet az önce saydım, cumhuriyet tarihi boyunca yöntemde, stratejide, uygulanan hukukta birbirini takip eden süreçler yaşanmıştır ama bugün gelinen noktada, evet, çözüm kapıdadır ama bu kapıyı açmamakta direnen bir idare vardır. Bunu kim adına yapıyoruz? Türkiye halkları adına yapıyoruz. Ne için yapıyoruz? Türkiye sorununu çözme adına yapıyoruz. Aksine sorun Türkiyelileşmiştir.

Bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesi, Türkiye'nin demokratikleşmesinin temel adımı olacaktır. Bu çok açık ve gerçektir. Ortada bir Türkiye sorunu vardır, Türkiye'de demokrasi sorunu vardır, Türkiye'de demokratikleşme ihtiyacı duyan bir rejim sorunu vardır. Bunun adımını atabilmek için de bu Meclis bir an önce görevini yerine getirmek durumdadır. Siyasi iktidar, adımlar atmak, projelerini ortaya koymak durumdadır.

Bizim ortaya koyduğumuz proje açıktır, ortadadır "Demokratik özerklik." diyoruz, "Etnik temelli değil, toprak temelli değil, tüm Türkiye için, tüm kimlikler için demokratik özerklik." diyoruz. Bunu da tartışmaya hazırız ancak bu tartışma gündemlerinden kaçan, çözüm noktasında halka çözümü daha da derinleştirecek projelerle gelen, daha sonra "Biz, entegre bir şekilde bunu yürütüyoruz." deyip muhalefete de "Sen susacaksın, bunu tartışmayacaksın." diyen bir siyasi iktidar gerçeği vardır ki bizim açımızdan bu durum kabul edilemezdir.

Az önce Sayın Grup Başkan Vekili ifade ettiler, ben o sözlerin tamamının esasında Sayın Başbakana söylenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kürsüden biz "Bu taşın altına herkes elini koymalıdır." dedik, herkes, MHP Grubu da, CHP Grubu da, AKP Grubu da, BDP ve Parlamento dışında kalan siyasi partiler de elini taşın altına koymalıdır dedik ama bu konuda bir cesaret ve kararlılık olmak durumundadır. Sadece güçlü olmak, yüzde 50'yle iktidara gelmek yetmiyor, cesaret ve kararlılık da gerekiyor. Taş çok ağır bir taş, cumhuriyet tarihi boyunca varlığı olan, sürdüren bir taş; altında kalabilirsiniz, bedel ödemeniz gerekebilir. O bedeli göze alarak bu taşın altına elinizi sokacaksınız ve yine, biz, siyasi irademizi bugüne kadar hiç kimseye teslim etmedik, emanet de etmedik ama doğrudur, AKP İktidarı bize "Emanet edin." dedi ama biz, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda bir deneyim yaşadık ve bugünü tarihî olarak cumhuriyetin kurulduğu yıllarla benzer görüyoruz ve cumhuriyetin kurulduğu yıllardaki hatayı bir daha yapmayacağız  bizler. Kimseye bizi temsil etmesi için görev ve yetkimizi devretmeyeceğiz, siyasi irademizi emanet etmeyeceğiz, bunu yapmayacağız. Eğer bugün AKP İktidarı tarihte eşi benzeri görülmemiş bir siyasi soykırım operasyonuyla gündemimize düşmüşse, evet bunun altında yatan bizden var olan siyasi irademizi emanet etmemizi istemeleridir. Ne zaman istediler? 12 Eylül referandum sürecinde istediler. Onu tartışabilirdik ama biz tercihimizi koyduk. "Türkiye halkları alternatifsiz değildir." dedik. Ne statükodan yanayız ne sahte demokrasi söylemlerinden yanayız ikisinin de dışında bu halkın ortak, gönüllü, eşit, özgür birlikteliğinden yanayız. Tabii ki yeni bir Anayasa bunun ilk adımı olacaktır. Tabii ki bu Anayasa'nın yapım sürecinde biz üzerimize düşen rolü oynayacağız dedik ama bu taleplerin, halkın talebinin ertelenmesinden taraf ve yine yargıda askerî vesayette var olan iktidar sürecinin birbiriyle çatışıp el değiştirmesinin tarafı olmayacağız dedik ve siyasi irademizi kimseye teslim etmedik, bunu yapmayacağız. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda yaptığımız hatayı bugün cumhuriyetin demokratikleşmesi elzemdir, bugünlerde yapmayacağız, kimseye emanet etmeyeceğiz, siyasi irademizi tartışmak da öyle herkesin haddi ve hesabı değildir aynı zamanda.

Yine, birlik beraberlikten bahsediliyor bu kürsüde. Bugün bari bahsetmeseydiniz çünkü -gerçekten dün Sayın Başbakan'ın geçen hafta yine grup konuşmasında ifade ettikleri var, dün yaptığı konuşmalar var- birlik beraberliği bu halk nasıl sağlayacak? Ortada katliamlar yaşanacak, ortada tarihte eşi benzeri görülmemiş katliamlar olacak, acılar yaşanacak, gözyaşları dökülecek siz o dökülen gözyaşları üzerinden siyaset yapacaksınız. Acıları yarıştıracaksınız, bir de kalkıp bugüne kadar bu konu hakkında fikir yürütmüş, konuşmuş, yazmış, çizmiş isimlere de sesleneceksiniz. Biz bunu biliyoruz. Bugün itibarıyla, görsel medya itibarıyla artık Başbakanın ve AKP İktidarının bir hesabı kalmamıştır ama yazılı medya içerisinde hâlâ yazan çizenler vardır, şimdi hedefte onlar vardır, onlar da susturulmaya çalışılıyor.

Bizler, evet ben Roboski'ye gittim -Uludere'ye Klaban'a ve Ortasu'ya- oradaydım, ilk giden vekildim. Ben gitmeden önce?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Teşekkür edeyim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ama hiç yapmıyoruz Ayla Hanım. Yapmıyoruz ama. Yani zorlamayalım, sonra herkese yapmak zorunda kalıyorum.

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim, sağ olun.