Konu:Ak Parti Grubu Önerisi
Yasama Yılı:2
Birleşim:90
Tarih:04/04/2012


AK PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu getirmiş olduğu öneriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin 150'nci ve 160'ıncı sıralarında yer alan iki kanun tasarı ve teklifini gündemin ön sıralarına almak suretiyle Genel Kurulda görüşülmesini istiyor. Bunların ön sıraya alınarak Genel Kurulda görüşülecek olmasına herhangi bir itirazımız yok.

Tasarılardan bir tanesi Adli Sicil Kanunu'nda değişiklik yapıyor. Adli Sicil Kanunu'nda değişiklik yapan düzenlemelerin bir bölümüne Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak olumlu bakıyoruz, destekliyoruz ancak doğru bulmadığımız veya eksik bulduğumuz düzenlemeleri de var.

Yine "Denetimli Serbestlik Yasası" olarak isimlendirebileceğimiz yasada yapılan düzenlemeleri de eksiklikleri olmuş olmasına rağmen olumlu buluyoruz. Sonuçta 15 bin kişinin cezaevlerinden tahliye edilmesini sağlayacak olan bir düzenlemedir. Bu düzenlemenin de öncelikle görüşülerek yasalaştırılmasına olumlu baktığımızı ifade etmek istiyorum.

Ancak şunu ifade etmeden geçemeyeceğim: Bu iki tasarı ve teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin ön sıralarına alırken daha önce gündeme alınmış olmasına rağmen ve "Görüşeceğiz, Genel Kurulda yasalaştıracağız." denilmiş olmasına rağmen, bazı tasarı veya teklifler nedense gündeme alınmıyor. Örneğin, gündemin 16'ncı sırasında yer alan 136 sıra sayılı Kanun Teklifi, yaklaşık bir aydır Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuyla yaptığımız görüşmelere rağmen, bir türlü gündemde yerini alarak görüşülme imkânı bulamadı. Sözünü ettiğim teklif, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa'da değişiklik öngören bir tekliftir. Özü itibarıyla da tutukluların anne ve babası gibi yakınlarının ağır hasta olması hâlinde onları bir-iki günlüğüne de olsa ziyaret etmesine imkân tanıyan bir düzenleme. Bu kadar insani bir düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bekliyor.

Konuya ilişkin Adalet Komisyonu Raporu 13 Ocak 2012 tarihlidir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun buna ilişkin olarak vermiş olduğu teklif 22 Eylül 2011 tarihlidir, daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu da benzer bir teklif verdi, her iki teklif Adalet Komisyonunda görüşülerek birleştirildi ve Adalet Komisyonu, raporunu 13 Ocak 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sundu. Yani üç aydır görüşülmeyi bekleyen ama bir türlü görüşülemeyen bir teklif var. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi sayın grup başkan vekilleri önümüzdeki hafta bunun gündeme alınacağını ifade ettiler ama daha evvel de bu  sözler çok verildiği için doğrusu bu sözü ihtiyatla karşıladığımı ifade etmeyeyim ama "İhtiyatla karşılamıyorum." desem de doğruyu söylememiş olurum. Umuyorum ki en geç önümüzdeki hafta bu teklif, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde yerini alır ve görüşürüz.

"Denetimli serbestlik" olarak öngördüğümüz düzenleme, hapishanelerden, cezaevlerinden yaklaşık 15 bin kişinin tahliyesi gibi önemli bir sonucu yaratacak olan bir düzenlemedir. Son derece olumlu bir düzenlemedir ancak keşke bu tip düzenlemeler ceza sisteminde, yargı sisteminde bir reform paketi çerçevesinde gelmiş olabilseydi. Bu düzenlemenin temel hareket noktası cezaevlerinde yaklaşık 130 bin tutuklu ve hükümlünün olmasıdır yani cezaevlerinde artık tutuklu ve hükümlülerin yatacağı yer yoktur, o nedenle cezaevlerinden acil olarak belli bir kesimin tahliye edilmesi gerekmektedir çünkü cezaevlerinde mahkûmlar, tutuklular beton zeminlerde yatmak zorunda kalabilmektedir, yatak nöbeti tutmaktadırlar ki yatak sırası gelsin de yatakta yatabilsin diye. Böyle bir çerçevede, böyle bir tabloda Hükûmet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, bir yargı reformu değil, bir palyatif çözümle "15 bin kişiyi tahliye edelim ki yer açılsın, yeni tutuklu ve hükümlüleri cezaevlerine koyalım..."

Şimdi, böyle bir yargı anlayışı olan, yargı sistemine böyle bakan bir Hükûmetin yargı reformu yapmak gibi bir gündeminin olmadığı çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanı, birkaç gün önce bir demeç verdi: "Siyaset kurumu yargıyı kuşatmaktan vazgeçsin." Çok önemli bir cümle. Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanı, gelmiş olduğumuz noktada, artık siyaset kurumunun yargıya müdahil olmamasını, yargıyı kontrol etmemesini istiyor. Buna karşılık, bir Sayın Başbakan Yardımcısı, satır aralarında "Herkes kendi işine baksın." anlamında, Sayın Başbakanın alıştığımız cümlesinin bir başka versiyonunu ifade ediyor. Yani yüksek yargı organının Sayın Başkanı, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı, Hükûmetin çeşitli yasalarına ilişkin olarak olumlu yönde kanaat ifade ettiği zaman, Sayın Mahkeme Başkanının görüşleri Hükûmet tarafından paylaşılıyor ama Sayın Başkanın artık demek ki canına tak etmiş ki, görmüş olduğu veya tanık olmuş olduğu olaylar o kadar ileri seviyeye gelmiş ki böyle bir cümle etme ihtiyacını duyuyor, "Artık siyaset yargıya müdahil olmasın, yargıyı kuşatmaktan vazgeçsin." diyor. Buna karşılık, bir Sayın Başbakan Yardımcısı da "Herkes kendi işine baksın." diyebiliyor.

Bugün yargı, siyaset kurumunun kuşatması altındadır. "Hapishanelerimizde 130 bin kişi var." dedim. Millî iradenin önünde engel oluşturan bir yargı vardır, 8 milletvekili tutukludur. Tutuklu milletvekilleri ülkemizin bir gerçeği olduğu hâlde, millî iradenin gereği olarak bu milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapmaları gerektiği hâlde, Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı bu konuda hiçbir beyan, hiçbir değerlendirme yapmamaktadır. Ben merak ediyorum, bir Sayın Başbakan Yardımcısı bu konuda 2 kez demeç verdi, "Tutuklu milletvekilleri Mecliste olmalıdır." dedi. Evet, bir Sayın Başbakan Yardımcısı bunu 2 kez dedikten sonra beklenmesi gereken, Hükûmetin bu konuda adım atmasıdır tabii ki. Aslında, sorulması gereken bir soru vardır, o da: Sayın Başbakan Yardımcısı bunu dediği hâlde Hükûmet neden bu konuda bir adım atmıyor? Ama ikinci olarak sormamız gereken konu Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanına: Sayın Meclis Başkanı, bir Başbakan Yardımcısı bu konuda kamuoyuna bir demeç verdiği hâlde siz benzer bir demeci verme ihtiyacı duymuyor musunuz veya Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanı olarak tutuklu milletvekillerini cezaevlerinde ziyaret etme ihtiyacı duymuyor musunuz? Bu, bir insani dayanışmanın ötesinde, Meclis Başkanı olarak Sayın Cemil Çiçek'e düşen bir görevdir. Bir milletvekili seçilmiş, tutuklu, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelemiyor; Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı bir insani ziyareti, bir bayram ziyaretini, bir gönül alma ziyaretini, bir moral ziyaretini tutuklu milletvekillerinden esirgiyor.

Değerli milletvekilleri, yargı intikam duygularıyla hareket etmemeli, yargı kin duygularıyla hareket etmemeli. Yine bugün bir Genelkurmay Başkanımız "terör örgütü lideri olduğu" iddiasıyla cezaevinde. 12 Eylül 2010 referandumuyla kabul edilen Anayasa değişikliğiyle "Kuvvet komutanları ve genelkurmay başkanları Yüce Divanda yargılanır." hükmü getirildiği hâlde, bu hükmü bir kenara atan bir yargı söz konusu ve bu çerçevede, yargıyla yürütmenin bir koalisyonu söz konusu.

Uydurma diyebileceğimiz belgelerle -"belge" demek haksızlık olur- uydurma dokümanlarla, kâğıt parçalarıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesi itibarsızlaştırılmak isteniyor. Bütün bunlar, bir delili olmayan, halk nezdinde, vatandaş nezdinde bir haklılık -iddia makamına hak verme açısından bir haklılık- yaratmayan yargılamalardır ve böyle bir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - ?yargı sisteminde biz maalesef birtakım çok küçük konuları burada görüşüyoruz.

Sürem burada bittiği için konuşmamı sonlandırıyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.