Konu:Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:90
Tarih:04/04/2012


KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Ben öncelikle biraz hafızalarımızı tazelemek istiyorum. 1988 yılında ben henüz bir lise öğrencisiyken, Sayın Başbakan Refah Partisi İstanbul İl Başkanı idi. O yıl Bülent Ersoy'un sahne yasağı kaldırılmış, ancak yurt dışında basılan 440 yayının ülkeye girişi yasaklanmıştı. SHP Milletvekili Mehmet Ali Eren, Türkiye'de Kürt sorunu olduğunu ve Kürtlere baskı yapıldığını söylemiş, Türkiye Büyük Millet Meclisinde olaylar çıkmıştı. Aynı yıl Yargıtay, bir sanığın güvenlik görevlileri tarafından bir hafta iş ve gücüne engel olacak şekilde dövülmesine işkence kapsamına girmeyeceği yolunda bir karar vermişti. Server Tanilli'nin "Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?" adlı kitabı toplatılmıştı. Diyarbakır Askerî Cezaevinde bulunan 2 bin tutuklu ve hükümlü açlık grevine başlamıştı. Mehmet Ali Aybar ile Aziz Nesin hakkında sırf konuştukları için on beşer yıla kadar hapis cezası istendi. Aynı yıl, Aliağa Rafinerisi işçileri grev hakkının kısıtlanmasını protesto etmek için yalın ayak yürümüşlerdi. Filmler yasaklanmış, ancak Kültür Bakanlığı 36 sanatçıyı devlet sanatçısı ilan etmişti. Yaşar Kemal, "Adı ne olursa olsun, bana verilen hiçbir payeyi, ülkemiz demokrasiye kavuşana kadar kabul etmeyeceğim." demişti. Bütün bunlar olurken Başbakan AKP'nin selefi olan Turgut Özal'dı.

Sizler dersinizi iyi çalışmış olacaksınız ki bu uygulamalar hâlâ devam ettirilmektedir. Tabii, haksızlık etmek istemem, sizler baskısı yapılmış kitapların ülkeye girişini engellemiyorsunuz, daha ince bir çalışmayla kitapları basılmadan toplatıyorsunuz. Sanıkların dövülmesinin işkence olamayacağı konusunda kararlar da çıkarmıyorsunuz, çünkü meydanlarda polisinizle, coplarınızla meydan dayağı çekiyorsunuz. Devlet sanatçısı yapmayı bıraktınız, çünkü sanatçıları, yazarları ve aydınları içeri tıktınız. O günlerde grev hakkının kısıtlanmaması için işçiler yürüyordu, bugün emekçiler, öğretmenler, Aleviler, Kürtler, Türkler herkes yürüyor. Yine o gün, o dönemlerde, düşüncesi ve ideolojisi ne olursa uygulanan sosyal politikalar altında âdeta bir limon gibi sıkılan emekçiler direniyordu, sendikal hareketler, toplumun örgütlü güçleri yalnızca görevleri bu olduğu için değil, canları yandığı için de alanlara çıkıyordu, tıpkı bugün olduğu gibi.

Peki, neden ben 1988 yılını sizlerin önüne getirdim? Neden bu yıldan örnekler veriyorum biliyor musunuz? Çünkü bugün örgütlü toplumu yok etmek, sendikal hareketleri bitirmek isteyen bir zihniyetin aslında mazlum rolü oynadığı yıllardı o yıllar. Sayın Başbakan İl Başkanı iken "İşçi gömleğini giyip zulme son verene kadar haklı ve kararlı mücadelenin yanında olmayı inancım gereği bir görev telakki ediyoruz." dediği yıllardı ve bu resimde de görüldüğü gibi, o yıllardan bir fotoğraf, darphane işçilerinin grevi, Temmuz 1988 ve Sayın Başbakan o zaman İl Başkanı olarak grev sözcüsü. Ancak biliyoruz ki Sayın Başbakan önce ve hızlı bir şekilde işçi gömleğini çıkardı, daha sonra da kendisini mazlum ilan ettiren bir şiir okuduğu için hapiste yatırtan o millî görüş gömleğini terk etti. Ama kendisine buradan seslenmek istiyorum: Üzülmesinler, çıkardıkları işçi gömleğini giyen, mücadeleyi inançları gereği görev telakki eden milyonlar hâlâ mevcut.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün samimiyet günüdür. Örgütlenme özgürlüğünü ve bunun kullanılmasını istemiyorsunuz. Tasarınızla, tek bir konfederasyonun, diğer konfederasyon üyeleri ile hiçbir sendikaya üye olmayan kamu görevlileri adına toplu sözleşme yapmasına ve Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurmasına olanak tanıyorsunuz. Bunun temsilde adalet sağlamadığını sayılar bize gösteriyor. Gerçi sizin adaletle aranızın iyi olmadığını biliyoruz ama biz bugün bu görevimizi yapıp, bu kürsüden bir kez daha dile getirmeyi borç biliyoruz.

Ayrıca, Anayasa'nın 53'üncü maddesinde yapılan değişiklik uyarınca toplu sözleşme hükümleri emeklilere yansıtılacak ancak tasarıda emeklilerin sendika kurabilmeleri, sendikalara üye olabilmeleri ve toplu sözleşme görüşmelerine katılabilmeleri yönünde herhangi bir düzenlemeye yer vermediniz. Bizler karşı oy yazısında bu ve benzer bütün eleştirilerimizi dile getirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradan AKP sıralarına sesleniyorum: Türkiye'nin hiçbir yakıcı sorununda kendi iradenizle karar vermediniz, talimatlarla iş yapıyorsunuz, elinizi kaldırıp indiriyorsunuz. Mecliste bir aritmetik zorbalığı inşa etmişsiniz. İşinize gelmediğinde fiziksel şiddeti bile kullanıyorsunuz. Burada bir milletvekiline yapılan şiddeti bile korkunuzdan kınayamadınız. Bu mesele demokrasi meselesidir, bu mesele geleceği demokrasiyle örme meselesidir. Korkmanıza da gerek yok, bakın Sayın Genel Başkanınız da zamanında inancı gereği mazlumun yanında yer almış, sizler de yer alabilirsiniz diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarı.