Konu:CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:53
Tarih:18/01/2012


CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yaptığımız görüşmenin, buradaki toplantının ne kadar tuhaf bir toplantı, ne kadar tuhaf bir görüşme olduğu elbette dikkatinizden kaçmamıştır.

Bir Cumhurbaşkanımız var, süresinin ne olduğunu kimse bilmiyor; ne kendisi biliyor ne halk biliyor. Bunu Türkiye dışında birine söyleseniz çok şaşırır çünkü süresi belli olmayan krallardır, cumhurbaşkanları değil ve o kişi, hukuktan anlayan biraz, yabancı bir gözlemci "Peki, ne diye Cumhurbaşkanı seçilirken bu problemi, bu meseleyi halletmediniz?" diye şaşkınlıkla sorar. Bunun cevabını bilmiyorum ama tuhaflıklar burada bitmiyor. Bu Cumhurbaşkanlığı konusu böyle bir dizi gariplikler içeriyor. Bu gariplikleri "hukuka uygun olmayan davranışlar" şeklinde de söyleyebilirsiniz. Bu gariplikler, bu hukuki gariplikler? Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarım elbette Anayasa Mahkemesinin 367 kararıyla başlatacaklar. Peki, ama bu, ondan sonraki gariplikleri, hukuk garipliklerini tabii haklı göstermiyor.

Ondan sonra ne oldu? Ondan sonra şunlar oldu: Bu 31 Mayıs 2007 tarihli, 5678 sayılı Kanun'da 11'inci Cumhurbaşkanına ilişkin hükümler vardı. 16 Ekim 2007'de Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı bir kanunla bu, 11'inci Cumhurbaşkanına ilişkin hükümleri, yani geçici 18, 19'uncu maddeleri ayıkladı, kaldırdı fakat bunu yaptığı zaman, bu kararı aldığı zaman gümrük kapılarında oylama işlemi çoktan başlamıştı. Yani, ne oldu? Gümrük kapılarında oy veren vatandaşlar bir metne oy verdiler, gümrük kapılarında oy vermeyen vatandaşlar başka bir metne oy verdiler. Şimdi böyle bir hukuki gariplik gördünüz mü? Yurt dışındaki o üçüncü kişiye bunu anlatsanız o çok şaşırır herhâlde buna, "Bu nasıl oluyor?" diye sorar.

Bununla da yetinilmedi, ondan sonra 21 Ekim referandumu geldi. Oysa 16 Ekim değişikliği halk oylamasına sunulmadan yürürlüğe girmişti. Yani, bu değişiklik, 16 Ekim değişikliği, yani bu, Cumhurbaşkanına ilişkin hükümleri, 11'inci Cumhurbaşkanına ilişkin hükümleri ayıklayan değişiklik dayanağını aldığı anayasal metin onaylanmadığı hâlde kesinleşti, yürürlüğe girdi, bu da başka bir gariplik ortaya çıkardı.

Şimdi bu hukuki gariplikler serisine devam ediyoruz. Burada iki tane gariplik var, hukukla ilgili iki problem var. Bir tanesi, bu yapılmak istenen düzenleme Anayasa'yla mı yapılmalı, yoksa yasayla mı yapılmalı? Birinci problem bu.

Sayın Bakanın konuşmasını dikkatle dinledim, Sayın Bakan sanki hep öyle bir izlenim verdi ki biz Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karşıyız, bunda bir tereddüt konusu var gibi. Bu değil bizim meselemiz. Bizim meselemiz bu değil, bizim meselemiz nasıl olacak bu düzenleme. Birinci mesele bu.

Şimdi, Cumhurbaşkanıyla ilgili yapılan bütün düzenlemeler, ama bütün düzenlemeler hepsi Anayasa'yla yapıldı, Anayasa değişikliğiyle yapıldı. Şimdi kanunla yapmak istiyoruz bunu. Bu bir kere bir problem yaratıyor. Yani, 2007'de yapılan değişiklikler de, ondan sonraki değişiklikler de hepsi efendim, Anayasa'yla yapıldı. Şimdi Cumhurbaşkanıyla ilgili kanunla yapılan bir düzenleme getirmek istiyoruz. Oysa Cumhurbaşkanıyla ilgili, düzenlemelerin Anayasa'yla olması Cumhurbaşkanlığı makamı bakımından önem taşıyor.

Sonra, deniyor ki, Sayın Bakanın konuşmasında bu da vardı: "Bir belirsizlik var." Aslında belirsizlik filan yok, yani her şey çok belirli ama "Bir belirsizlik var." deniyor. "O belirsizliği ortadan kaldırmak için bu düzenlemeyi yapıyoruz." Peki ama belirsizlik nereden kaynaklanıyor? Belirsizlik Anayasa'dan kaynaklanıyor. Şimdi Anayasa'dan kaynaklanan bir belirsizliği ortadan kaldırmak için kanun çıkarıyoruz, bu da başka bir gariplik.

Bununla da bitmiyor tabii, bir 102'nci madde var. Sayın Bakan dedi ki: "102'nci maddenin son fıkrasındaki `Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.' Bu son fıkraya dayanarak bu kanunu çıkartıyoruz." Şimdi bakıyorsunuz, 102'nci madde, münhasıran seçimle ilgili bir madde, başka hiçbir şeyle ilgili değil. Yani 102'nci maddeyi okuduğunuz zaman görüyorsunuz ki Cumhurbaşkanlığı seçimi nasıl yapılacak, seçimden önce ne yapılacak, seçim sırasında ne yapılacak, seçimden sonra ne yapılacak, bunları düzenliyor. Ama Cumhurbaşkanlığının süresi 102'nci maddede düzenlenmiyor, o başka bir mesele. "Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir." diyor. Şimdi buna dayanarak Cumhurbaşkanlığının süresinin düzenlenmesi aslında bu Anayasa'da öngörülmeyen, bu 102'nci maddeye taşan, buraya sığmayan bir şey, buraya uygun olmayan bir şey. Bir de tabii, burada bir problem var. Eğer denseydi ki: Biz kanunla değil, bunu işte Anayasa'yla yapıyoruz. O zaman hiç olmazsa usul bakımından bu düzgün bir düzenleme olurdu ama bu denmiyor.

Şimdi, buradaki konu, Cumhurbaşkanı, tabii ki seçildiği zaman daha önceki düzenlemeye, Anayasa'da mevcut düzenlemeye göre seçildi yani yedi yıl için seçildi fakat bütün mesele referandum yapıldıktan sonra ve referandumda beş artı beş esası kabul edildikten sonra bu düzenleme ortadan kalktı tabii, o referandumda kabul edilen beş artı beş düzenlemesi onun yerine geçti ve Cumhurbaşkanı için geçerli oldu. Bunda hiçbir tereddüt olmaması gerekir, bunda niye tereddüt var, bunu pek anlayabilmiş değilim. Nereden kaynaklanıyor bu? Bu, birçok yerden kaynaklanıyor.

Bir kere, kamu hukuku dalında yani Anayasa değişikliklerinde bütün Anayasa değişiklikleri derhâl uygulama ilkesine uyar. Yani Anayasa değişikliği yapıldığı zaman o statü neyse o statüyü değiştirir, onun yerine Anayasa'yla yapılan, getirilen yeni statü yürürlüğe girer. Burada da yapılan şey budur. Yani Cumhurbaşkanının seçildiği zamanki statü ortadan kaldırıldı, onun yerine referandumla kabul edilen yeni statü yürürlüğe girdi ve tabii ki Cumhurbaşkanı için de geçerli oldu. Çünkü bu gibi anayasa değişikliklerinde kazanılmış haktan da söz etmek mümkün değildir. Yani kazanılmış hak, Cumhurbaşkanı için, ne olabilir? Yani Cumhurbaşkanlığı yapmak gibi böyle bir kazanılmış hak olamaz tabii. Cumhurbaşkanlığı için kazanılmış hak deyince, işte, çalışma hakkı olabilir örneğin ya da kişisel haklar olabilir ama burada bizim "kazanılmış hak"tan sözünü ettiğimiz şey Cumhurbaşkanı olma, Cumhurbaşkanlığı statüsü, bu kazanılmış bir hak olamaz elbette.

Tabii, bir başka şey daha var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bir seneye indirsek ne olur?

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Bir seneye indirsek...

Şimdi, referandum, tabii, referandum yapalım. Anayasa değişikliği yapılsa yeni bir referandumla yeni bir statü koyarsanız o zaman o statü geçerli olur.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Buradan bunu çıkarttık, Anayasa'yı değiştirdik, bir yıla indirdik?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Gel, burada konuş!

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Şimdi, efendim, başka meseleler daha var. 31/5/2007 ve 5678 sayılı Kanun'la siyasi iktidar bir irade beyanında bulundu. Bu irade beyanında dedi ki: "Benim getirdiğim bu beş artı beş ve seçimle Cumhurbaşkanlığı seçilmesi 11'inci Cumhurbaşkanı içindir." Bunu açıkça söyledi siyasi iktidar "11'inci Cumhurbaşkanı içindir." dedi.

Şimdi, deniyor ki: "Efendim, ondan sonra bu ortadan kaldırıldı, ayıklandı, iptal edildi bu hüküm." İptal edildi ama, onun yerine başka bir irade getirilmedi ki. Ondan sonraki referandumda yine beş artı beş, seçimle Cumhurbaşkanının işbaşına gelmesi esası kabul edildi. Yani bu 5678 sayılı Kanun'daki siyasi iktidarın beyanı geçerli kaldı. Ha, bugün hâlâ geçerlidir bu irade beyanı.

Bu tıpkı şuna benzer: Bir uluslararası anlaşmayı imzalarsınız ama taraf olmazsınız, taraf olmadığınız hâlde o imzanın, o irade beyanının bir hukuki sonucu vardır. Nedir o hukuki sonuç? O irade beyanına aykırı davranmamakla yükümlüdür o devlet, yani yürürlüğe girmemiş olsa bile anlaşma.

Tabii, şu soru da akla geliyor: Parlamento seçimi için de beş yılken dört yıla indirildi referandumla ve dört yıl sonra da seçim yapıldı. Peki, Cumhurbaşkanını bundan niye ayırıyoruz, Cumhurbaşkanını bundan ayırmak için hukuki neden nedir? Bu da sorulması gereken bir soru.

E, bütün bunları topladığınız zaman, çok açıktır ki bugünkü Cumhurbaşkanının süresi beş artı beştir. Yani bunu başka türlü söylemek mümkün tabii, başka türlü kanunlar çıkarmak da mümkün, ama bu Galile'nin dediği gibi, işte, Cumhurbaşkanının süresinin beş artı beş olduğu gerçeğini, hukuki gerçeğini pek değiştiremiyor.

Efendim, bir eleştiri, deniliyor ki: "Biz bunu böyle yaparsak, o zaman tabii, Cumhurbaşkanını azletmek anlamına gelir, Meclis başka türlü kanunlar çıkarır, süresini yeniden azaltır ve Cumhurbaşkanı üzerinde böyle bir Meclis baskısı doğar."

Bu böyle değil tabii, yani bütün cumhurbaşkanları için ne olacak, bunu burada konuşmuyoruz. Burada konuştuğumuz gayet spesifik bir konu var, gayet belirli bir konu var. Yapılan bir anayasa değişikliği vardır, bir referandum vardır. Bu anayasa referandumu ne zaman yürürlüğe girmiştir? Ne zaman hüküm doğurmuştur? Bu konu, konuştuğumuz konu sadece budur yoksa Meclis Cumhurbaşkanı üzerinde baskı kurar, onu azleder? Cumhurbaşkanının ne zaman yargılanacağı, ne zaman görevine son verileceği Anayasa'da yazılı tabii, onların dışında böyle bir şey söz konusu değil.

Burada, bir de onu unutmamak lazım, bir halk iradesi var burada. Halk iradesiyle kabul edilmiş bir referandum, bir Anayasa metni var. Şimdi, bu halk iradesiyle kabul edilmiş Anayasa metnini yasayla değiştirmek çok vahim sonuçlar doğuracaktır yani benim en büyük endişem şudur: Cumhurbaşkanı şimdiye kadar kaynağını Anayasa'dan aldığı bir yetkiyle görevini sürdürmüştür ama bundan sonra, önümüzdeki iki yıl içinde -yani yedi yıl kabul edilirse- Cumhurbaşkanı kaynağını Anayasa'dan almayan bir yetkiyle görevini sürdürecektir. O zaman, tabii Cumhurbaşkanlığı makamının üstüne bir gölge düşmüş olacaktır. Niçin bu gölgeyi düşürelim?  Cumhurbaşkanlığı çok önemli bir yer, devletin en önemli makamı belki. Bu gölgeyi niçin düşürelim? Bunu da anlamış değilim doğrusu. Yani Cumhurbaşkanını iki yıl için orada bir topal ördek olarak tutmanın doğru olduğuna inanmıyorum doğrusu ve Cumhurbaşkanlığı makamı için bunu çok tehlikeli, çok zararlı görüyorum. Bu makamı zedelemiş oluyoruz ve bundan belki kaçınmak daha doğru. O makama daha saygılı davranmak gerekir diye düşünüyorum.

Bütün bunlar eğer böyle belirli bir kişiyi Cumhurbaşkanı yapmak için yapılıyorsa tabii o da çok yanlış bir şey. O zaman, onu açıkça söylemek lazım belki. Bu hukuki koridorlara da sapmadan, hukuki zorlamalara sapmadan asıl niyeti belki açıkça beyan etmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Türmen.