Konu:Katma Değer Vergisi Kanunu İle Bazı Yatırım Ve Hizmetlerin Yap-işlet-devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun Ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
Yasama Yılı:2
Birleşim:81
Tarih:21/03/2012


KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU İLE BAZI YATIRIM VE HİZMETLERİN YAP-İŞLET-DEVRET MODELİ ÇERÇEVESİNDE YAPTIRILMASI HAKKINDA KANUN VE KAMU İHALE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 194 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesiyle ilgili kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

BAŞKAN - Grup adına konuşuyorsunuz.

Buyurun.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Peki.

Öncelikle bir tespit yapmak istiyorum. Şimdi, bu teklifin tamamına baktığımız zaman, aslında bunun bir teşvik paketi olduğu görüyoruz; kısmi, küçük bir teşvik paketi. Dolayısıyla, teşvik paketleri, çok uzun uzadıya tartışılması gereken, bütün teşvik unsurlarının analiz edilmesi gereken, ekonomide bütün yarattığı etkilerin göz önünde bulundurulması gereken, dolayısıyla bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde, onların görüşleri de alınarak hazırlanması gereken paketlerdir; dolayısıyla üzerinde çok uzun süre çalışılması gereken paketlerdir, dolayısıyla bütüncül olarak ele alınması gereken paketlerdir. Sadece belli alanlara, belli varsayımlarla, sadece belli teşvik unsurlarını içeren teşvik paketleri ekonomideki bütüncüllüğü bozar. Dolayısıyla, bu teşvik paketinin de aslında şu anda Hükûmetin hazırlık içinde olduğunu bildiğimiz teşvik paketinden neden ayrı tutulduğunu, o bütünlüğünün neden kaybettirildiğini anlayabilmek güç.

Bildiğiniz üzere Türkiye ekonomisinin yapısal çok problemleri var ve bu yapısal problemler için de piyasada etkin olabilecek, etkili olabilecek bir teşvik paketi hazırlamak çok önemli. Cari açık bu sorunların en başında geleni, istihdam problemleri en önemli yapısal problemlerimizden biri, bölgesel gelir dağılımı farklılıkları en önemli yapısal problemlerimizden biri. Dolayısıyla, bütün bu yapısal problemleri merkezine alan, katma değeri yüksek, küresel ölçekte mal ve hizmet üretebilecek, bir sanayi politikası inşa edebilecek bir teşvik paketi içinde değerlendirilmesi gereken bu teşvik unsurunun böyle bütüncül bir yapıdan neden koparıldığını anlamak gerçekten güç. Dolayısıyla, insanın aklına başka birtakım şeyler geliyor; acaba bu teşvik paketi ve bu yasanın ilgili maddesi, sadece, bir türlü başarılamayan, finansmanı bulunamayan üçüncü köprü ihalesi için mi gerçekleştirilmiştir? Aynı zamanda bunun neden bir hükûmet tasarısı olarak değil, bir kanun teklifi olarak geldiğini de anlayabilmek güç. Tek başına bu bile aslında AKP'nin kanun yapma zihniyetini göstermesi açısından son derece ilginç.

Kanunun bu maddesiyle ilgili dikkatinizi çekmek istediğim ikinci husus, kamu yatırım harcamalarına Hükûmetin bakış açısıdır. Bu kanun, aslında kamu yatırım harcamalarına Hükûmetin bakış açısını da yansıtması açısından ilginçtir. Bilindiği üzere altyapı yatırımları esas olarak kamunun görevidir. Dünyanın bütün ülkelerinde, altyapı yatırımları, barajlar, yollar ve başka birtakım altyapı yatırımları birincil öncelikle kamunun yapması gereken yatırımlardır. Özel sektör yatırımları bu yatırımların tamamlayıcısı niteliğindedir. Kamunun yetişemediği ya da özel sektörün girmesinde fayda gördüğümüz alanlarda özel sektör yatırım yapar. Dolayısıyla, yap-işlet-devret modelleri de aslında kamunun yapacağı yatırımları tamamlar nitelikte yatırımlar olarak ele alınmak gerekir. Oysa Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarından da biliyoruz ki gerek yap-işlet-devret projelerinin hâlen yürütülmekte olanları gerekse Millî Eğitim Bakanlığının okul yapmakla ilgili projelerinin dahi bu kanun teklifinin içine giydirilmeye çalışıldığını biliyoruz ve bizim burada yapmış olduğumuz eleştirilerle, Hükûmetten arkadaşların, AKP'deki milletvekili arkadaşların da sağduyusuyla bu teklifin içinden çıkartıldı.

Kamu yatırım harcamalarının millî gelir içindeki payına baktığımız zaman AKP hükûmetleri döneminde bunun azalmakta olduğunu da görüyoruz. Miktar olarak kamu yatırım harcamaları artmış olsa bile, gerek merkezî yönetim bütçesi içerisinde kamuya aktarılan kaynaklar, kamu yatırım harcamalarına aktarılan kaynaklar gerekse genel kamu içerisinde yatırım harcamalarına aktarılan kaynaklar bu dönemde düşmektedir. Size bir örnek vereyim: 2011 yılı gerçekleşmesiyle karşılaştırdığımız zaman 2012 yılı tasarısında sermaye giderleri kaleminin reel olarak yüzde 15-16'lara varan miktarda düştüğünü görüyoruz. Dolayısıyla, biz parti olarak yap-işlet-devret modellerine ve genel olarak da özel sermayeye karşı olmamakla beraber bunun asıl olarak kamunun yapması gereken bir iş olduğunu ve yap-işlet-devret projelerinin de bunun tamamlayıcısı nitelikte düşünülmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Maddeyle ilgili, özellikle KDV istisnasıyla ilgili konuşacak olursak da şu tespitleri yapmak gerekir: Sayın Bakan biraz önce sorulan sorulara cevap şunu dedi: "Burada aslında bir KDV kaybı yoktur, sonradan alınacak KDV'nin baştan alınmamasıdır."

Şimdi, bu kadar akçalı boyutu olan bir yasanın aslında mali yüklerini araştırmadan, bunun etki analizlerini yapmadan, bunun bütçe üzerindeki etkisinin ne olacağının, bir gelir getirecekse de hangi dönemde ne kadar gelir getireceğinin projeksiyonları yapılmadan bir kanun metninin, bir kanun taslağının hazırlanması bir defa doğru değil. Eğer bu kanunun akçalı bir boyutu yoksa, herhangi bir gider kaybına neden olmuyorsa ya da ciddi anlamda bir gelir kazancı içermiyorsa Plan ve Bütçe Komisyonuna niye geldi? Dolayısıyla bunun bir akçalı boyutu var. Her ne kadar KDV baştan alınmıyor olsa da en başta 2012 yılı bütçesini bağlarken bizim öngördüğümüz birtakım bütçe büyüklükleri var, dolayısıyla gelir hedefleri var. En başta bu gelir hedeflerinin ciddi bir şekilde sarsılacağı anlaşılıyor.

Şimdi biz soruyoruz: Ne kadar bir KDV kaybından bahsediyoruz burada? En başta bile olsa, ilk başta bile olsa ne kadarlık bir gelir kaybından bahsediyoruz? Bunun cevabı yok. Plan ve Bütçe Komisyonunda da sorduk bunu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da bunun cevabının baştan söylenemeyeceği, yap-işlet-devret projelerinin kendi doğası gereği ancak daha sonra, süreç içinde anlaşılabileceği söylenmişti ancak bunların etki analizinin yapılması son derece önemli.

Bir başka argüman, bu yasanın aslında bir finansman kolaylığı sağlayacağı KDV istisnasıyla beraber ve bu finansman kolaylığının da yap-işlet-devret projeleriyle ilgili verilecek sürelerde bir azaltıma gidileceği, dolayısıyla bunun orta ve uzun vadede kamu bütçesine kazanç yönünden bir etki yaratacağı söyleniyor. Bu ne kadardır, bunu bilmek istiyoruz. Bunu nasıl hesaplıyorsunuz? Bunun bir hesabı var mı, bununla ilgili bir projeksiyon var mı? Başta yaptığınız gelir kayıplarıyla süreç içinde elde etmeyi umduğunuz gelir kazançları arasında nasıl bir ilişki var, hangisi daha baskın? En nihayetinde bu kanun geçerli olduğunda, yürürlüğe girdiğinde, toplamda, final olarak bir kazanç mı olacaktır kamu maliyesi üzerinde, bir kayıp mı olacaktır? Bunları bilmek istiyoruz.

Dolayısıyla, bir yasa tasarısı getirilirken, akçalı boyutu olan bir yasa tasarısı ise hele, mutlaka bunun etki analizlerinin yapılması gerekir. Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda, hem alt komisyonda hem de asıl komisyonda bununla ilgili sorular sorduk, bununla ilgili tartışmalar yaptık ancak şu an itibarıyla hâlâ buna bir cevap alabilmiş değiliz; Genel Kurulda tüm kamuoyunun önünde bunun cevapları verilebilirse seviniriz.

Sonuç olarak, bir teşvik paketi gibi görünen ancak teşvik paketinin bütüncüllüğünden azade olan, kamu yatırım harcamalarını aslında birincil değil tamamlayıcı olarak gören anlayışla hazırlanan bu yasa teklifinin çok da yap-işlet-devret projeleri bağlamında Türkiye ekonomisine katkı sağlayabileceğini düşünmüyoruz. Öte yandan, KDV istisnası ve muafiyetinin de ciddi anlamda bir gelir kaybı yaratabileceğini düşünüyoruz. Böyle bir gelir kaybı yoksa bunların da bize anlatılması gerekiyor diye düşünüyoruz.

Bu yasanın en önemli yanlarından biri de hazine garantileriyle ilgili bölümüdür. Gerçi bu 3'üncü maddede tartışılacak ama yeri gelmişken söyleyelim. Bu yasayla toplam büyüklüğü tahminen 30 milyar dolara ulaşan yap-işlet-devret projeleri üzerinden hazinenin bir garanti ve üstlenim elde etmesi söz konusudur ki bununla orta ve uzun vadede hazinenin ciddi anlamda bir finansal riskle karşı karşıya kalabileceğini, borç stokları açısından şu anda görülemeyen ama adına "koşullu yükümlülük" denen fakat orta ve uzun vadede gerçekleşme ihtimali mümkün olan bir yükümlülükle hazinenin karşı karşıya bırakıldığını görüyoruz. Dolayısıyla bunun aslında 2001 yılından beri kurgulanagelen faiz dışı fazla politikalarıyla ve bunu destekleyen mevzuatla berkitilmiş olan mali disipline ve mali disiplinin şeffaf ve öngörülebilir mali yönetim kurgulanması varsayımına da orta vadede ciddi bir risk getireceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla, bu maddenin bu şekliyle ekonomiye ciddi bir katkı yaratmayacağını düşünüyorum.

Herkesi saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarı.