Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Su İhtiyacının Karşılanmasına İlişkin Hükümetlerarası Çerçeve Andlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:47
Tarih:04/01/2012


TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNİN SU İHTİYACININ KARŞILANMASINA İLİŞKİN HÜKÜMETLERARASI ÇERÇEVE ANDLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin su ihtiyacının karşılanması bizim için en önemli yapılması gereken bir görev olarak kabul edilmektedir. Buna bağlı olarak Kıbrıs'ta Kıbrıs meselesini Arestis ve Loizidu davaları gibi birinci derece siyasi olarak etkileyecek olan Kıbrıs vakıfları konusunda yüce Meclisi bilgilendirmek istiyorum. Bu konunun özellikle hem iktidar hem de muhalefet partileri için son derece iyi bir bilgilendirme olacağı düşüncesindeyim.

Değerli milletvekilleri, 1571'de Kıbrıs'ın fethiyle adada temeli atılan vakıflar, Kıbrıs Türk'ünün en eski, tarihî ve köklü vakıflarıdır. Fetihten itibaren Ada'da şu vakıflar oluşturulmuştur: Kıbrıs'ta 1571'den itibaren ahkâmü'l-evkaf ve mülhak vakıf olarak 700'den fazla vakıf kurulmuştur. Bu vakıfların en önemlisi Abdullah Paşa, Lala Mustafa Paşa, Cafer Paşa, Ferruhzade el-Hac İsmail Ağa bin el-Hac Ramazan Ağa, Derviş Efendizade Mustafa Nazif ve Gümrükçü Osman vakıfları gibi vakıflardır.

Bunlardan Abdullah Paşa Vakfı, 1761 yılında Halep Beylerbeyi iken ölen Abdullah Paşa tarafından kurulmuştur. Abdullah Paşa sahibi bulunduğu Maraş Magosa bölgesinde bulunan 60 bin dönüm araziyi vakfederek "Abdullah Paşa Vakfı" adıyla mülhak bir vakıf kurmuştur. Söz konusu vakfın vakfiyesi bizzat Abdullah Paşa'nın kendisinin hazır olduğu 24 Temmuz 1748 tarihinde Şeri Meclis'te yazılmış ve tescil edilmiştir. Bu vakfın en önemli birimlerinden biri de Kıbrıs'ın su kaynaklarıdır ki, şu anda bu su kaynakları Güney Kıbrıs Rum Kesimi tarafından kullanılmaktadır ve bu vakfa aittir. Yani "Kuzey Kıbrıs'a su verelim." Derken, Abdullah Paşa Vakfına ait olan suyun kullanımı konusunda bir girişim şu ana kadar söz konusu olmamıştır.

Lala Mustafa Paşa Vakfı ise 1571 yılında Kıbrıs'ı fetheden Osmanlı ordusunun başkomutanı olan Lala Mustafa Paşa tarafından kurulmuştur. Otağını Derinya civarında kuran Lala Mustafa Paşa'nın kurduğu vakfın sahip olduğu mülk, otağından Maraş'a kadar uzanmakta olup 30 bin dönümdür. Vakfa ait, sadece arazi olarak, Lefkoşa'da 6.775 dönüm arazi bulunmaktadır. Bütün bunlar göz önüne alındığında Maraş bölgesinin yüzde 78'inin bu vakıfların gayrimenkullerinden oluştuğu görülmektedir.

Kıbrıs 1878 yılında İngilizlere emaneten verildiğinde yaklaşık 300 bin dönüm arazi vakıf arazisi olarak görülmektedir. Şu anda ise eldeki vakıf arazileri yaklaşık olarak 30 bin dönüm civarındadır. Bunlar çeşitli yollarla gerek İngilizler gerekse Rumlar tarafından bir şekilde el değiştirmiştir. Mesela, şu anda İngilizlerin üssü olan arazinin de vakıf arazisi olduğu belgelerde yer almaktadır. Bu durumda tüm adanın yaklaşık üçte 2'sinin vakıf mülkleri hükmünde olduğu görülüyor. 1974 Barış Harekâtı sonrasında vakıf mallarının adet itibarıyla yüzde 44'ü, gelir kaynakları itibarıyla da yüzde 63'ü Rum kesiminde kalmıştır. Uluslararası hukuk kurallarına göre vakıf malları devredilememekte ve zaman aşımına uğramamaktadır. Kaldı ki zikredilen Kıbrıs vakıfları 1878-1960 yılları İngiliz dönemi ve 1960-1974 ortak cumhuriyet döneminde de yasal ve anayasal düzeyde tanınmıştır.

4 Haziran 1878 tarihinde İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ve Kıbrıs adasının İngiltere'ye kiralanmasını da içeren anlaşma ekindeki 1 Temmuz 1878 tarihli Protokol'ün 2'nci maddesi "Ahkâmül Evkaf"ı yürürlükte tutmaktadır. 1914'te İngilizler, Birinci Dünya Savaşı'nı bahane ederek Kıbrıs'ı ilhak ederken "Ahkâmül Evkaf"ı ilga eden bir düzenleme de yapmamışlardır. Tam tersine, 1915 Kıbrıs "Müslüman dinî taşınmaz mallar" adı altında İmparatorluk emirnamesi "ahkâmül evkaf"ın yürürlükte olduğunu teyit etmektedir.

Lozan Anlaşması'nın 20'nci maddesi ile Kıbrıs İngiltere'ye resmen devredilirken "Ahkâmül Evkaf" ile ilgili aksi bir düzenleme veya karar da bulunmamaktadır. Bugün bu vakıflar Kıbrıs Vakıflar İdaresinin yönetim ve denetimi altındadır.

1959 Londra ve Zürih anlaşmaları yapılırken ise eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş, gasbedilen vakıf mallarıyla ilgili Kıbrıs Türk toplumunun haklarının saklı olduğuna ve söz konusu malların geri alınması ve tazmini için gerekli çarelere başvurulacağına dair anlaşma metin taslağına şerh koydurmuş bulunmaktadır.

Tüm bu hukuki çerçeveye rağmen, 1878'den ve özellikle de 1913'ten itibaren aşamalı olarak bu kurallar İngilizler ve Rumlar tarafından ihlal edilmiş ve vakıf emlakin önemli bir kısmı gasbedilmiştir. Yasa dışı yöntemlerle el konulan bu emlakin kaba bir hesaplamayla yalnızca arazi olarak değerinin 100 milyar doları aştığını ve vakıflar idaresinin yüz yıla yaklaşan sürede yoksun kaldığı mali gelirin 1 trilyon dolar civarında olduğunu söylemek olayın önemli ve mali boyutu hakkında bir fikir verecektir.

Bu arada, Gazi Magosa Kaza Mahkemesi Türk tarafı için önemli bir karar almıştır. Bu kararla izolasyonların kaldırılmaları karşılığında Maraş'ın Rumlara verileceği yönündeki demeçlere karşın, bölgenin vakıf olduğu Magosa Kaza Mahkemesince tescillenmiştir. Mahkemenin İngiliz yönetimi dönemindeki arazi devirlerinin yasalara aykırı olduğunu karara bağlamasıyla Türk tarafının eline ciddi bir koz geçmiş olmaktadır. Vakıf mallarının devredilememesi sebebiyle, Rumların yerleşimine açılması düşünülen kapalı Maraş ve Kıbrıs sorununda yeni bir sayfa açılabilir.

Maraş kime aittir? Aslında, sürem çok kısıtlı olduğu için kısa şekilde geçeceğim. Vakıf emlak yağmasının önemli bir bölümünü oluşturan ve 1913 yılında gasbedildiği tespit edilen kapalı Maraş bölgesindeki taşınmazlar Abdullah Paşa ve Lala Mustafa Paşa vakıflarına aittir. Bununla ilgili belgeler, on sene önce Maraş bölgesinde bir otelin bodrum katında bulunmuştur. Dolayısıyla 1910 ile 1930 dönemine ait bu bulunan defterlerde tapu kayıtları mevcuttur. Yani bugün Kıbrıs'ta Rumların elinde bulunduğu söylenen emlakin Türk vakıflarına ait olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla, buna bağlı olarak, mülhak vakıf hükmünü taşıyan bu vakıfların hiçbir şekilde satılması mümkün olmadığı gibi herhangi bir şekilde başkasına devri veya takası söz konusu olamaz. Dolayısıyla, Türkiye'nin kapalı Maraş bölgesini Rumlara verme gibi bir düşüncesi tamamen uluslararası hukuka aykırıdır.

Öte yandan, ilk olarak Aralık 2003 yılında, AİHM tarafından, Loizidu isimli Rum kadına, Girne'de bıraktığı mülkünü 1974'ten beri kullanamadığı gerekçesiyle 1,1 milyon avro tazminat ödemeye Türkiye mahkûm edilmiştir. Ardından, Arestis adlı Rum kadının 1974 öncesinde kapalı bölge Maraş'ta bıraktığı mülkü için de 1998 yılında AİHM'de Türkiye aleyhine yaptığı kişisel başvuru, yine Kıbrıs'ta mülkiyet sorunu ve vakıf mallarının yağmalanması konusunda derinden Türkiye'yi etkileyecek yeni bir dava niteliği taşımaktadır. AİHM Türkiye'yi bu konuda 885 bin avro tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Oysaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vakıf kayıtlarında, bu mülkün Abdullah Paşa Vakfına ait olduğu açıkça yer almaktadır. Arestis'in avukatının açıklamalarına göre, Maraş'ta benzer durumda olan 5 bin taşınmaz bulunmaktadır. Bu durum, işin vahametini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, işin diğer yönüne baktığımızda ki Arestis mülkünün asıl vakıf mallarına ait olduğu belgeleri elimizdeki belgelerdir. Dolayısıyla, bunun AİHM'e neden sunulmadığının sorgulanması gerekmektedir. Türkiye'yi yönetenler veya Kıbrıs, neden bunları AİHM'e sunmadılar?

Diğer taraftan, eğer biz bunları ciddi olarak ele alacak olursak Maraş'taki mülklerin "Ahkâmül Evkaf" prensipleri ihlal edilerek yasa dışı yöntemlerle Rumların isimlerine kaydedildiğini bu şekilde kanıtlayabileceğiz ve AİHM'de davacı değil, davalı taraf hâline getireceğiz Rumları.

Dolayısıyla, bu konuda gerekli çalışmaların yapılmasını Hükûmetten istiyoruz ve bu vesileyle hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.