Konu:AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:75
Tarih:07/03/2012


AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 181 sıra sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı'nın birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce 8 Martın geçmişinde eşitlik için direnen kadın gerçeğinin olması ve yaşanan bir katliamın söz konusu olması dolayısıyla, bugüne kadar kadın özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren tüm kadınların anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Yine, siyasi iktidarlar tarafından, yönetenler tarafından korunamadıkları için, önleyici tedbirler alınamadığı için, düzenlemeler yapılamadığı için katledilen tüm kadınlara Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine de sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının oluşum sürecine baktığımızda Sayın Bakanımızın gerçekten mesaisini harcayarak, yine meşakkatli bir çalışma, özverili bir çalışma ortaya koyduğunu ifade edebiliriz. Hem Parlamentoda grubu bulanan tüm siyasi partilerin konu hakkında bilgi sahibi olmasının ve görüşlerini ifade etmesinin önü açılmıştır hem de Parlamento dışında kadına yönelik şiddetin önlenmesi noktasında çalışma yürüten tüm kadın kurumlarının bir şekilde ilgisi ve dikkati çekilmiş, yine bu konu hakkındaki görüş ve önerileri alınmıştır. Ama tasarının oluşum sürecinde alınan bu katkı tasarının şu anki metnine yansımamıştır. Bu nedenledir ki iki yüz otuz yedi kadın örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu Şiddete Son Kadın Platformu ve buna destek veren diğer kadın platformları yasanın bu hâlinden ne yazık ki rahatsız olmuşlardır.

Yine, şunu ifade etmek gerekir: Bu tasarının Başbakanlıkta, Bakanlıkta ve hatta -kadın örgütleri ifade ediyorlar ki- Parlamentoda bir odadan diğerine giderken bazı değişikliklere uğraması üzüntü vericidir ve buna tanıklık etmiş olmaktan dolayı da kaygı duyduklarını ifade ediyorlar.

Sayın Bakanım, burada "Müdahaleyi kim gerçekleştirdi?" diye düşünmek lazım. Biz bu konuda sizin iyi niyetinize ve samimiyetinize inanıyoruz ama bu müdahale kimin tarafından gerçekleşmiştir?

Şunu kabul etmek gerekir: Sadece sayısal olarak değil Parlamentoda da Hükûmet içerisinde de erkek egemen bir anlayış vardır ve bu anlayış, işte, bu yasa gündeme geldiğinde, bu yasanın oluşum sürecinde titiz davranılmış olmasına rağmen şu an önümüze gelen tasarı metninden açığa çıkıyor ki hâlâ bu anlayış tüm Türkiye'nin izlediği ve belki de birtakım sonuçların çıkması için umut beklediği bu Meclis çatısı altında da yine o erkek egemen bakış açısının, eril anlayışın var olduğunu ortaya koymaktadır.

Tabii, bundan üzüntü duyuyoruz ama bu bizim bir mücadele gerekçemiz olmalıdır hem Parlamentodaki kadın vekillerin sayısının arttırılması süreci -ki bunun yöntemi tabii ki- kotanın, siyasi partilerin liderlerinin iki dudağı arasında olmaması gerekiyor kadın temsiliyet oranının, en kısa zamanda yasal bir statüye kavuşması ve bu vesileyle de bunun, erkeklerin ya da siyasi parti liderlerinin insafına değil kadınların yürüttükleri örgütlü mücadele sonucu yasada yapacakları değişim vesilesiyle gerçekleşmesi gerekiyor.

Diğer bir boyutu değerli milletvekilleri, bu kadın kuruluşları tabii ki yasanın oluşum sürecinde heyecan duydular. Ve bizler Parlamentoda 23'üncü Dönemde de görev aldık. 23'üncü Dönem öncesinde de biliyorum ki buradaki birçok kadın arkadaşımız, kadın özgürlük, eşitlik mücadelesinin değişik alanlarından geliyorlar ve yine, bu mücadelenin örgütlü yapıları içerisinde gönüllü olarak ya da örgütlü olarak görev yaptılar. Ama şu anki tasarı metnine baktığımızda yasanın ismi dahi bu ortaya konulan örgütlü kadın mücadelesini ne yazık ki dikkate almıyor.

2005 yılında Türk Ceza Kanunu'muzda düzenleme yapılırken -ki o dönemde de kadın örgütleri gerçekten ciddi bir mücadele yürütmüşlerdi- yasada, o güne kadar, 765 sayılı TCK'da sekizinci bapta "Adabı umumiye ve nizamı aile aleyhinde cürümler" başlığı altında yer alan kadına yönelik şiddet hükümleri, düzenlemeleri yasanın, 5237 sayılı TCK'da ikinci kısımda "Kişilere Karşı Suçlar" babının altıncı bölümünde "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" şeklinde değiştirildi. Bugün İstanbul Protokolü'nde bile -ki bugün bu yasanın çıkmasına vesile olan protokoldür- "Kadın ve Aile Bireylerinin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi" başlığı taşınırken biz tekrar yasanın ismini "aileyi koruma" şeklinde ele aldık.

Sayın Bakanım, 2002 yılında yani ilk seçildiği dönemi, AKP'nin iktidara ilk geldiği dönemi "Acemilik dönemi" olarak ifade ediliyor ama sadece kadına yönelik şiddetin önlenmesi boyutuyla değil birçok alanda sizin acemilik dönemi pratikleriniz şu anki pratiklerinizden çok çok daha iyi.

Biz, o dönemde TCK'da yapılan değişikliğin de tarafıydık, mücadele ettik, örgütlü bir kadın mücadelesiydi, Türkiye'deki tüm kadın hareketleri bu sürecin içerisinde yer aldılar ve bu bir olması gerekendi Türk Ceza Kanunu'muzda. Kadına yönelik şiddetin karşısında korunan kamu düzeni olmamalıydı, aile olmamalıydı ve düzenleme gerçekleşti. Ama bugün bakıyoruz, böyle bir yasada -ki referans aldığı İstanbul Protokolü'dür- İstanbul Protokolü'ne de aykırı bir şekilde aileyi korumak esas alınmıştır. Bu konudaki eleştirilerimiz de kadın örgütleriyle benzerdir.

Yine Saygıdeğer Bakanım, şiddete uğrayan kadınların tek adımda yardım ve koruma alabileceği yedi gün yirmi dört saat çalışacak merkezlerin teşkilat, görev ve kadrolarının kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda düzenlenmediği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu önemli bir konu. Öncelikle, her yıl sonunda bütçe belirleniyor, kadına yönelik şiddetin önlenmesi noktasında ayrılan, Bakanlığınıza ayrılan bütçe ortadadır. Bunun yetersiz olduğunu bütçe görüşmeleri sırasında söylüyoruz. Aynı şekilde, her bakanlığın ilgili birimleri içerisinde bu politikaların, eşitlik politikalarının hayata geçirilmesi için bir bütçe ayrılması gerektiğini söylüyoruz.

Eğer biz kadına yönelik şiddeti gerek kamusal alanda gerek özel alanda yaşanan şekliyle bir toplumsal sorun olarak görüyorsak, bu sorunun çözümü için ortaya koyacağımız politikaların ya da iradenin gerçekçi olması gerekir.

Sayın Bakanım, biz başarı istiyorsak bir kadromuzun olması gerekir, başarı istiyorsak bir ekonomimizin olması lazım. Bir ekonomi ve kadro ve bunun özerk bir şekilde tanımlanması gerekiyor ki bir bağımlılık ilkesinden kurtulsun ve gerçekten açığa çıkarmış olduğu çalışma sonuç alıcı olsun.

Sonuçta, bunlar ifade edilirken bir eğitim boyutu var. Tabii, bu merkezlere giden kadınların karşılaşacağı uygulama da çok önemlidir çünkü hâlâ toplumumuzda -biz çok iddia etsek de siz bunun kalktığını söylediniz ama maalesef öyle değil, gönül ister ki öyle olsun ama maalesef öyle değil- kadın gittiğinde "Sen kadınsın, kocan sever de döver de." anlayışı hem kollukta hem yargıda karşısına çıkıyor. Hâlâ aile içinde yaşananın aile içinde kalması gerektiği ve sorunun çözüm yerinin sorunun yaşandığı yer olan aile olması gerektiği noktasında bir irade var ama bizim şunu kabul etmemiz lazım: İçinde yaşadığımız toplum dinin yanlış yorumlanması ve yine feodal değer yargılarının gerçekten hâlâ yaşamda var olması olumsuz olanların, işte berdel gibi, töre cinayeti gibi, beşik kertmesi gibi değer yargılarının hâlâ kendini koruyor olmasından kaynaklı kadına yönelik şiddet konusunda elimizdekinden fazlasını hayata geçirmemiz gerekiyor. Ama şu durumda bakıyoruz, bu merkezlerin çalışma usulü, içinde barındıkları kadrolar ve sadece "Eğitim vereceğiz, bunu gidereceğiz" anlayışı ne yazık ki yeterli değil. Bizim rol model olarak da rolümüzü oynamamız gerekiyor.

Kendisine kota sorulduğunda Ruanda'yı örnek gösteren bir Başbakan ya da bir toplumsal eylemdeki bir genç kızımız için "Kadın mıdır, kız mıdır belli değildir." diyen bir Başbakan ne yazık ki, topluma ya da kadına "Üç çocuk doğur." diyen bir Başbakan ne yazık ki kadının toplumsal konumu noktasında değişim, dönüşümün öncülüğünü üstlenebilecek bir model ortaya koymamaktadır. Birçok insan kendini örnek alıyor, bir Başbakansınız; bunun sorumluluğuyla hareket etmeniz lazım.

Eğer şiddeti, kadına yönelik şiddeti bir sorun olarak görüyorsanız, ortaya koymuş olduğunuz pratikte, hem eylemde hem sözde samimi olmanız gerekiyor ve yine yasada Cinsel Şiddet Kriz Merkezlerinin yer alması var.

Biz, kadına yönelik şiddet boyutuyla cinsel şiddeti ayrı değerlendiriyoruz. Çünkü cinsel şiddet, hem ilk karşılaşıldığı anda hem de yargıya taşındığı mekanizma boyutuyla da gerçekten ayrı değerlendirilmesi, bununla ilk ilgilenen psikologdan tutun sosyal hizmet uzmanına ve yine hukukçuya kadar daha özenli, daha eğitimli bir şekilde ele alınması gereken bir konu. Bu merkezlerin ne yazık ki yasada yer almamasını da biz eleştiriyoruz. Cinsel şiddetle ilgili daha özgün bir çalışmamızın olması gerekiyor çünkü bu alanda yaşanan şiddet daha çok aile içerisinde kalıyor. Her ne kadar kadın örgütlerinin vermiş olduğu mücadele dolayısıyla Yasa'mızda bir değişiklik yapıldıysa da aile içerisinde de, evlilik içi tecavüz vakası kabul edildiyse de henüz kadının bu konuda konuşmasını sağlayacak, yaşadıklarını anlatmasını ve bunun için koruyucu önlem talep ettiğinde karşılık bulmasını sağlayacak mekanizmalar hayata geçirilmiş değildir.

Yine Sayın Bakanım, şunu ifade edelim: Kadın örgütlerinin şiddet ve cinayet davalarına katılımı, bizim bu davalara müdahilliğimiz kabul edilmedi. Bizim ulaşamadığımız koruma altına alınan kadınlara failleri ulaştılar, katilleri ulaştılar. Bu bizim için can alıcı bir noktadır. Bu kadınların kimsesizler mezarlığına gömülmesini ya da davaları takip edilirken yalnız olmalarını bizler kabul etmiyoruz. Bu davalara müdahilliğimizin mutlaka ama mutlaka yasal statüye kavuşması gerekiyor ki edilmese de kadın örgütleri bu kadınları yalnız bırakmayacaklar, isimlerini yaşatacaklar.

Tekrar saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ata.