Konu:2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:40
Tarih:17/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden önce konuşan arkadaşımıza gerçekten teşekkür ediyorum, bizim aktarmaya çalışacağımız noktalara değindiler. Bu vesileyle ben başka konularda konuşmayı istiyorum.

Bütçe görüşmeleri kapsamında 16'ncı madde üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe görüşmelerinin bitimine az bir zaman kaldı değerli arkadaşlar. Görüşmelerin ağırlıklı olarak halkı aydınlatmak değil de halkı yanıltmaya yönelik olarak yürütüldüğü ortadadır. Ancak asıl görevimiz -vurgulayarak söylüyorum- halk gerçekliğini ortaya koymaktır. Açlıktan ölen Samsunlu Kübra Bakırcı'yı, çocuklarına yiyecek bulamadığı için intihar eden 4 çocuk annesi Diyarbakırlı Yüksel Demir'i konuşmadan, bedenlerini ateşe veren on sekiz yaşındaki liseli Müslüm Doğan'ı, Mustafa Malçok'u ve Evrim Demir'i anlamaya çalışmadan, bu ülkede yaşayan tüm halkları ve sınıfları merkeze koymadan onaylanacak olan bütçenin hakkaniyete göre pay edildiğini söyleme haksızlığını yapmayı kimse bizden beklemesin.

İsterdik ki iktidar milletvekilleri de bütçe görüşmeleri öncesi kendi illerinde köyden kente kadar muhtarları, esnafı, köylüyü, sendikaları, memuru, kadınları, yoksulu, işsizi, yani doğrudan halkı dinleyerek sorunları kürsüden dile getirsin, çözüm önerileri sunsun ya da meydanlarda öne çıkan talepler burada bir iktidar milletvekili tarafından dile getirilsin. Endişeyle izliyoruz ki iktidar milletvekilleri bütçeye halk dayanağından yoksun övgüler sunmakta, bundan öte bir varlık gösterememektedirler, hatta diğer milletvekilleri tarafından dile getirilen sorunları manipüle ederek, sorunların üstünü örtme görevi üstlenmiş gibi görünmekteler. Bu tutumun sorunlara çözüm bulmayı zorlaştırıcı olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bizim görevimiz halkı Meclise taşımaktır, onlara dayanarak politika yapmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Publius Ovidius Naso "Parlamentonun kapıları fakirlere kapalıdır." der. 21'inci yüzyıla girmiş olduğumuz bu dönemde bu sözü şöyle değiştirebiliriz: Parlamentonun kapılarını fakirlere kapatan oy verdikleri kendi milletvekilleridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi bugüne kadar Parlamentonun kapısından içeri girme fırsatı verilmeyen seçim bölgem olan Kars halkının sorunlarını sizinle paylaşarak sürdüreceğim. Geçen dönem Kars ilinin 1 muhalefet, 2 de iktidar partisi milletvekili vardı. Karslı 300 çiftçi, esnaf ve köylü, hayvancılık alanında yaşadıkları sıkıntıları iletmek için, Parlamentoya gelmiş ancak Dikmen kapısından geri çevrilmiş, ne bir muhatap ne de bir vekili bulabilmişlerdi. O günün üzerinden çok geçmedi, yakındıkları tüm sorunları Parlamentonun kapısından geri döndü, çözülemedi. Bugün Kars ilinin de Karslının da hâli o güne şükredecek derecede, en açık ifadeyle içler acısı. Hayvan sayısı hızla düşmüş, girdi fiyatları tavan yapmış, köylüsü ve çiftçisi de esnafı da perişan olmuş. Hayvancılığın temel sektör olduğu bu kentte köylü, ekmeğini, peynirini, etini marketlerden gramla almak zorunda kalmış. Ahırların boşaltıldığı köylerde halk, sobasında yakacak tezeği bile bulamaz hâle gelmiştir. Nüfus artışının yüzde eksi 5,96, bebek ölüm oranının yüzde 60,24 olduğu kentte, köyde oturup da kentte çalışan insan sayısı yüzde sıfır, kentte işsizlik oranı yüzde 80'lerin üzerindedir. Kentte çalışan kadın sayısı ise yüzde 3 bile değildir.

Kazım Karabekir ve Faikbey Caddeleri boyunca onlarca dükkânın kapısında devren satılık ilanı asılmıştır. Köylerden sonra kentler de boşalmış. Kışın bir sigara parası bulmak için aileler on iki, on dört yaşındaki çocuklarını İstanbul'a veya diğer metropollere en kötü şartlarda çalışmaya göndermişlerdir çünkü Kars ili fabrikaları iktidar yandaşlarına peşkeş çekilmiş ve tek tek kapanmış, şeker fabrikası da kapanma noktasına gelmiştir. İl, sonuçta fabrikası olmayan il unvanını almak üzere. Sınırda olup da sınır kapısı açık olmayan ilimiz de yine Kars ilimiz.

Değerli milletvekilleri, temel geçim kaynağı hayvancılık olan ilde hayvan sayısı hızla düşmekte, daha 2005 yılında 270 bin olan küçükbaş hayvan sayısı bu yıl 200 binin altına düşmüştür. İktidarın tarım politikasının tezahürü, mazot fiyatları yüzünden sürülemeyen tarlalar, boş kalmış dirgenlerin, tırmıkların kapatıldığı ahırlar ve ağıllar olmuştur. Hayvancılığın öldüğü kentte ne bir istihdam alanı açılmış ne kentin görüntüsü değişmiş ne de su ve yol ihtiyacı tam olarak giderilmiştir.

Çatak, Karabağ, Düzgeçit, Pekran ve onlarca köye daha bu yıl su götürülmüş ama su sorunları hâlâ devam etmektedir. Kurudere köylerinden Kocabahçe, Digor'un Hisarönü, Mevrek, Kağızman'ın Yukarı ve Aşağıkaragüney köyleri ve merkez Vezinköy, Derecik, Yalınkaya, Tekneli ve Halefoğlu dâhil birçok köyde su hâlâ yoktur, birçoğunda ise su içme suyu olarak kullanılmaz durumda. Kars'ta kent merkezinde dahi sabah bir saat, akşam bir saat olmak üzere günde sadece iki saat su verilen mahalleler mevcut.

Kent merkezinde altyapı tamamlanmış değil, birçok binada hâlâ foseptik çukurları bulunmakta, sanayi sitesinin yolları ise içler acısı.

Otobüsler 200 kilometre uzaktaki Erzurum'a hastaları taşımakta, hastalar ambulanslarda can çekişmekte, Kars'taki hastanelerin hiçbirinde yeterli doktor, personel ve tıbbi malzeme bulunmamaktadır. Belirteyim, 2 tane hastane var, devlet hastanesi ve üniversite hastanesi.

Köylerin çoğunda sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmemiş, taşımalı eğitim işkenceye dönüşmüş, ortaöğretimden sonra okula devam imkânı ise yoktur. Okullar bakımsız, teknik donanımdan yoksun, verilen bilgisayarlar köylerin çoğunda yaşanan elektrik sıkıntısından dolayı çalışmamakta.

Hükûmetin duble yollar projesi Kars'ta yamalı yol projesi olarak hayat bulmuş, yapıldıktan kısa bir süre sonra koca çukurların oluştuğu yollara trajikomik hâlde salça kutularına doldurulmuş zift ve harç karışımıyla yama yapılmakta. Kent merkezindeki yol yapımı henüz başlamış ancak mahalle aralarındaki yollar vahim durumda.

Karslı besiciler, geçtiğimiz Kurban Bayramı'nda ithal et nedeniyle kurbanlıklarını satamamış, binlerce kurbanlık ellerinde kalmıştır. Şimdi ise hayvanlarını bahara çıkaracak kuru ot ve samanı bulamamaktalar. Köylü Kars'tan, Erzurum'dan, Ağrı'dan, Sivas'a, Ankara'ya kadar gelmiş, saman bulanlar da bu sefer nakliye imkânı bulamamışlardır. Kars'ta samanın kilosu hemen hemen 80 kuruşa dayanmıştır. Bir büyükbaş hayvan kış boyunca 2 tona yakın saman tüketmektedir. 35 liraya varan yem ve diğer hayvan besin gıdaları eklendiğinde de 5 tane büyükbaş hayvanı olan bir ailenin, sadece bir kışlığına hayvanları için ayıracağı miktar ortalama 15 binden fazladır, sütün litresi ise ancak 550 kuruştur. Sezonluk olarak mandıradan 2 bin lira almış bir köylü, yaklaşık 4 ton süt vermek zorunda bırakılmaktadır. İneklerin yerli cinsi olduğu düşünüldüğünde, 5 inek günde ancak 15-20 litre süt vereceğinden, bu da dört aydan fazla mandıraya süt vermeyi zorunlu kılıyor. Sütün günden güne azaldığını da hesaba katarsak, iki ay sonra da kışa girilmekte. Bu durumda, göklere çıkarılan tarım politikası ile -diğer giderler hesaba katıldığında- çiftçi yılı 5-6 bin TL borçla kapatmaktadır.

Tabii, sorunlar bunlarla kalmayıp önümüzdeki günlerde daha da kapsamlı olarak sizlerle paylaşılacaktır. Bu açıdan, şu an özellikle kırsal alanda yaşayan halkın içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak, bütçeden kırsal kalkınma projesi için pay ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Geri kalmış tüm illerin sorunlarına münhasır hazırlanacak kırsal kalkınma projesinin her ilde yapılması gerektiğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Birtane.