Konu:2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:38
Tarih:15/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) - Sayın Başkanım teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

2012 Mali Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı'nın 4'üncü maddesi üzerine söz aldım. Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tanımların geçtiği bir madde, o nedenle bütçenin geneli üzerine eksik bulduğumuz bazı hususlarda değerlendirme yapmayı uygun görüyoruz. Öncelikli konulardan birinin eğitim olması gerektiği ihtiyacıyla bütçede eğitime ayrılan pay her ne kadar Sayın Bakan tarafından yeterli görüldüyse de bizce oldukça yetersiz ki bu Türkiye'de toplumun tüm kesimleri tarafından da genel kabul gören bir gerçeklik aynı zamanda. Biz, eğitim sorunuyla ilgili değerlendirmeleri ve siyasal bakış açımızı ortaklaştırmadıkça Türkiye'de eğitimden kaynaklanan birtakım sorunları da giderme noktasında yol alabileceğimizi düşünmüyoruz. Bugün Türkiye'de kadına yönelik şiddetten tutun, çocuğa, yaşlıya, gençliğin sorunlarından tutun, toplumun, bir bütünün içinde bulunmuş olduğu sorunların giderilmesi noktasında bir program çıkartıldığında ilk maddelerden biri "eğitim" başlığı oluyor ama biz geleceğimiz olan çocukların eğitimi noktasında ayırmış olduğumuz bütçeyi yeterli görerek eğitim konusunda var olan sorunları tartışmayı da rafa kaldırıyoruz.

Tekrar, bugün, bu yıl içerisinde de yapılan tartışmalara baktığımızda "Bütçe, şu kadar arttı geçmiş yıllara göre, daha da artacaktır." bu şekilde temennileri içeren birtakım değerlendirmeler yapıldığını görüyoruz ama eğitim konusundaki temel konu başlıklarına ilişkin ne yazık ki burada Hükûmetten ve ilgili ağızlardan herhangi bir şey duymadık. Sorun var, herkes kabul ediyor ama çözüm noktasında bir ortak zemin arama ne yazık ki siyasi iktidardan bir hamlede bulunarak gerçekleşmiyor. Bizler, eğitim konusunda ayrılan bütçeye baktığımızda ve bir insanın günlük yaşamını idame ettirmesi için gerekli olan diğer kalemlere baktığımızda yerinin oldukça küçük olduğunu görüyoruz ki kaldı ki ülke bütçesinin neredeyse yüzde 10'unun güvenliğe aktarıldığını görüyoruz. Bütçedeki pay bu kadar az ama biz diyoruz ki, geleceğimizi, özgür bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz ve bunun için çocuklarımıza, böyle bir kaygıyla hareket ederek, ortak bir ruhla geleceklerini imar edebilecekleri bir zemin yaratacağız. Bundan çok uzaktayız.

Bakın, kendi ilimden bazı örnekler vermek istiyorum. Batman'ın Bekirhan ilçesi, ilçe merkezinin nüfusu bir ilköğretim açılacak kadar büyük değil, çok fazla bir nüfusu yok ama ilçe merkezine bağlı olan köylerle birlikte değerlendirdiğimizde iki tane ilköğretim açılmasını hak eden bir beldeden bahsediyorum. Sayın Bakanımız da Batmanlı. Bu konuda orada ilköğretime ihtiyaç duyan öğrencilerin toplamış olduğu imzalar bana ulaştırıldı, ben bir önceki dönem Millî Eğitim Bakanımıza ulaştırdım bunu ama bize gelen cevapta şu var: "Nüfus yeterli değil, o yüzden oraya ilköğretim açamıyoruz."

Şimdi, Ankara'da, Türkiye'nin her tarafında asıldı "Anne okumazsa kız çocukları okumaz." diye bir beyanda bulunmuş Sayın Başbakan ama tabii, bu beyanların dışında, bunun altını doldurabilecek birtakım idari pratiklere de öncülük etmek gerekiyor.

Şimdi, orada bir ilköğretim, beldeye bağlı bir ilköğretim açma noktasında acziyetimiz var. Tabii, bunun dışında da bazı temel sorunlarımız var, onlara da vakit yettiğince değinmek istiyorum.

Şimdi, bu kız çocuklarımız okula gidemiyorlar. Bölgedeki, hani, zorunlu öğretim, ilköğretim; o vakte kadar giden çocuk sayısında bile çok ciddi bir düşüş var ülkenin diğer bölgelerine göre, ama ilköğretim sonucu, ya evde oturup beklemeye ya evlenmeye teşvik eder bir mahiyette ilköğretim açmıyoruz, çünkü "Sizin nüfusunuz yeterli değil." deniyor. Bu konuda çok ciddi etütler yapılması gerekiyor. Okul açılacak yerin, mutlaka ama mutlaka köylerle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Hiç umut edilmiyorsa, merkeze yakın ya da bir sonraki ilköğretim okuluna yakınlık ya da uzaklığı dikkate alınarak bu ihtiyacın mutlaka karşılanması gerekiyor.

Bu çocuklar -ki çok zor koşullar altında- diyelim ki geldiler, merkezde okumaya başladılar. Buranın mekânlarını ziyaret ettik. Biri -ki bu bir özel yurt- gittik, yaşı on ikiyle on altı arasında, on yedi arasında değişen genç bayanlar kalıyor bu yurtlarda, 1 metrekarelik masada 6 tane öğrencinin çalışması gibi bir durum var. Ortak kullanım alanı sadece 2 metrekare ama buna rağmen "Vekilim, biz bu koşullarda da okumak istiyoruz." diyen bir potansiyel var ortada. Koşullar bu. Yani 4 kişi üzerinden dizayn edilen odalarda 6 kişi kalıyor -ki odaların metrekaresi hiç buna uygun değil- çalışabilecekleri koşullar yok, genç kızlarımız masa bulamadıkları için yataklarda çalışıyorlar, hatta bazen yatakta 2 tane genç bayan kalıyor ama buna rağmen "Bu koşullarda da okumak istiyoruz." diyen bir irade var ortada, bir potansiyel var ortada.

Peki, biz bu potansiyele hizmet üretebilecek bir mekanizmayı hayata geçirebiliyor muyuz? Hayır. Ama tabii, bunun dışında o yurtlarda işleyen bir mekanizma var, bundan burada oturan bütün milletvekillerimizin de rahatsızlık duyması gerekiyor.

Birincisi şu: O yurtlarda, evet, genç beyinler, her türlü istismara açık beyinler, bu beyinler bir şekilde eğitimlere tabi tutuluyor özel yurtlarda. Gelip bunlar bize söyleniyor, eminim sizlere de söyleniyor. Eğitime bir katılmazsanız, iki katılmazsanız, o yurtta kalma şansınız da yok. Mutlaka eğitime katılacaksınız -ki, bunlar çoğunlukla cemaat eğitimleri- eğer bu eğitimlere katıldığınız tespit edilirse o yurtta kalmaya devam edebilirsiniz. Bu yurtları açmak?

Eğer bu ülkede anne babalar çocuklarını okula gönderme iradesine artık sahiplerse ama ekonomik durumları buna yetmiyorsa biz bu konuya bütçe ayırıp hem orada okullar açıp genç kızlarımızın ve oğullarımızın okuyabilmesinin koşullarını yaratacağız hem de kalabilecekleri, barınma sorunlarını giderebilecekleri mekânlar açacağız.

Bu noktada, ülkenin doğusuyla batısı arasında ciddi bir düşüş var; hem okullaşma oranında hem de ilköğretim oranında yani hem ilköğretim hem lise öğretimi boyutuyla ama buna rağmen yapılabilecek çok şey var. Biz, bunun bütçesini ve kadrosunu oluşturarak, bunu istismar kanallarının dışında ele alıp, ortak bir zeminde tartışıp çözüm bulabiliriz.

Bakın, çok rencide edici birtakım şeyler de yaşanıyor. Ne gibi? Mesela, okumak istiyor, yurda gidiyor arkadaşının yanına ama tespit ediliyor, çıkarılıyor "Sen burada kalamazsın." deniyor. Buna rağmen, iyi niyet gösterip hocalar tutuyorlar ama yemek vakitleri çocuklar dışarı çıkarılıyor "Burada 100 kişiye yemek çıkar, 105'inciye veremeyiz." diye. O çocuklar bir de böyle rencide ediliyor.

Bu konuya eğer bütçe ayırmayacaksak? Sadece güvenlik eksenli değerlendirip tüm pratiklerimizi, tüm icraatımızı, tüm Hükûmet kanallarımızı güvenlik eksenli değerlendirip o insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak yerine hiç de onların günlük yaşamlarına sirayet etmeyen birtakım bütçe kalemleri ayırmak ne yazık ki sonuç vermiyor.

Biz, insanların günlük yaşamında hissedecekleri bütçe kalemlerini onlarla buluşturmak durumundayız çünkü bugün üzerinde tasarrufta bulunduğumuz, kalemlerini belirlediğimiz bütçe bu insanların vergisiyle doluyor. Biz sadece bu vergiyi, bu vergiyle dolan Hazineyi, hazine kalemlerini belirliyoruz, bütçe kalemlerini belirliyoruz ve bu hazineyi kullanıyoruz.

Diğer bir boyut: Değerli milletvekilleri, çok büyük bir rahatsızlık duydum çünkü ben avukat olduğum yıllara kadar hiçbir askerî kışlanın içerisine girmemiştim ama gittim, yurtta öğrencilerin bana söylediği bir şey etkiledi beni, sizi de etkilemesini umut ediyorum.

"Sosyal aktivite" adı altında genç kızlarımızı kışlaya götürüyorlar, orada komutan ve komutanın eşi bu genç kızlarımızla belli bir aktivite içerisinde bulunuyor. Biz "Sosyal aktivite" adı altında hiçbir şekilde militarist herhangi bir yapı içerisine o kadar gencecik beyinlerin götürülmesini, hele hele genç kızlarımızın götürülmesini kabul etmiyoruz. Bu, bir ayıptır, bizim için ayıptır. Ya da? Ki, bu bir başka aşama, bu kabul edilebilir belki, Emniyet Müdürüyle de görüştük çünkü. Genç kızlarımız sosyal aktivitede bulunacaklar. Bunlar sinema salonlarına götürülüyorlar, sinema izletiliyor. "Anne babadan izin aldınız mı?", "Tabii ki, aldık." Çünkü izni kim yazıyor? Arıyor o yurt müdürü diyor ki? Çocuklar orada kalıyor. Anne babanın göndereceği başka yer yok. Arıyor diyor ki: "Biz bir sosyal aktivitede bulunacağız; izin veriyor musunuz?", "Evet, izin veriyoruz." Sonuçta öğretmen, sonuçta yurt müdürü? Çocuğunu teslim etmiş "Eti senin, kemiği benim." demiş; o kadar güveniyor. Ama nereye götürülüyor? Toplumsal barış sağlanacak, o genç yaşta önyargılar kırılacak diye kışlaya götüren bir zihniyet var. Sonuna kadar karşısındayız arkadaşlar. Böyle bir şeyi kabul etmiyoruz. Burada bulunan bütün siyasi partilerin de bunu reddetmesi gerekiyor. Gencecik kadınların, gencecik kızlarımızın, gencecik evlatlarımızın ne kışlaya ne de herhangi bir güvenlik kurumuna gitmesini istemiyoruz biz. Ön yargılar bu şekilde kırılmaz, ön yargılar bu şekilde beslenir. Bu insanların, eğer, ön yargıları kırmak istiyorsak, bu insanların, ebeveynleri başta olmak üzere yaşamları hakkında kaygı duydukları, gelecekleri hakkında kaygı duydukları kardeşleri, ağabeyleri, birlikte yaşadıkları diğer bireylerin kişi güvenliğini sağlayacağız. Onlara siyaset yapma hakkı tanıyacağız. Bu genç insanlar birlikte yaşadıkları insanlar hakkında kaygı duymaktan vazgeçecekler. "Özgür, eşit bir ortam var." diyecekler. Yoksa biz önyargıları bu şekilde kıramayız. Onları kışlaya taşıyarak, emniyetin düzenlediği aktivitelere katarak biz bu önyargıları kıramayız. Ancak ve ancak ihtiyaçları çok açıktır, bellidir. "Okumak istiyorum." diyen bir irade vardır ortada ama ne yazık ki?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ata.

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)