Konu:2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:38
Tarih:15/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 3'üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Bu vesileyle devletin tüm organlarıyla etkin ve aktif bir çalışma yürütebilmesi için temel olan iki olgudan birinden, tabii ki ekonomiden bahsediyoruz ama ekonomiyi de işler kılacak çalışmanın diğer unsuru da kadrodur, hem kadroyu etkin kılacak hem ayrılan bütçenin etkin ve aktif kullanılabilmesini sağlayacak temel husus, bunun bir hukukunun olabilmesidir.

Biz burada birçok bütçe kalemi üzerine konuştuk. Hemen hemen tüm bakanlıkların bütçe kalemleri üzerinde, çok da etkin konuşmalar yapıldı. Birçok çalışmanın içeriğine dair katkı sunacak fikir ve beyanlarda da bulunuldu. Umarız siyasi iktidar bu fikir ve beyanlardan gereğince yararlanır ama bunun hukukunu oluşturma noktasında sorumluluk sahibi olan yapı yasama organı. Bugün, birçok bakanlığın çalışma alanı içerisine giren bir konu başlığına ilişkin etkin bir çalışma yürütebilmesinin temel koşulu, bunun bir hukukunun olabilmesine bağlı.

Bakın, biz, yasama organı olarak toplum beklentisi olan birçok konuyu ne yazık ki gündemimize almıyoruz. Dün Batman'daydım. İlimde, Türkiye kamuoyuna yansımasa bile -ki bu konuda siyasi iktidarın büyük bir çabası olmuştur, "Kendilerini yansıtmayın, BDP'lileri çıkarmayın." demiştir- 25-30 bin insan bir araya geldi ve "Biz buradayız." dedi, "(?)"(*) dedi. Bu konuda, basın tek kelime işlemedi. Bu bizim problemimiz. Niye? Çünkü bölgede yaşananlar, Kürtlerin yaşadıkları, sadece çatışma eksenli Türkiye kamuoyuna yansıyor. Eğer bu yasama organı sorunun çözümü için taraf olacaksa ve bunun hukukunu oluşturacaksa, önce, bu sorunun sadece çatışma eksenli kamuoyuna yansımasının önüne geçmek için ilgili tedbirleri almak durumundadır. Kaldı ki çatışma alanı dışında yansımasının temel koşulları vardır. Bu da nedir? Siyasetendir. Bugün bir bütün siyaset devre dışı bırakılmıştır, bütün siyaset kanalları kapatılmıştır. Batman'ın, bugün, belediye başkanı, 14 Nisan 2009'da başlayan operasyonlar kapsamında tutukludur; yüzde 60 küsur oy almıştır. Batman il başkanı göreve başlamıştır, kongremizden bir hafta sonra gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Bunun dışında Meclis üyelerimiz, bunun dışında İl Genel Meclis üyelerimiz bu kapsamda gözaltına alınıp tutuklandılar. Yalnız, bunların yaptığı o kamuoyuna yansıdığı şekliyle -çatışma eksenli yansıyor ya Kürt sorunu- icra etmiş oldukları faaliyetlerden dolayı değil, bu arkadaşlarımız sadece düşüncelerini ifade ettiklerinden dolayı gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. Biz yasama organıyız, eğer insanların anayasal bir hak olan düşünce ifade özgürlüğünü kullanmalarının önünde engeller varsa bu alt hukuk normlarını değiştirmek yasama organının görevidir, bu konuda elini taşın altına koyabilmelidir. Türk Ceza Kanunu'nun 220'nci maddesinin 6, 7, 8'inci maddeleri var, 6'ncı madde şöyle diyor, diyor ki: "Örgüt üyesi olmayabilirsiniz ama siz talimatla hareket ederseniz örgüt üyesi gibi cezalandırılırsınız." Bu salonda hukukçu olan arkadaşlarımız var. Örgüt üyesi olmanın temel unsurları vardır, gider, askerî, siyasi eğitim görürsünüz ama legal siyaset içerisindeki bir insanı sadece düşüncelerini açıkladığı için -ki bunun içinde "Ana dilde eğitim istiyorum."dan tutun, cinsiyet kotasını savunmaya, Ilısu Barajı'na karşı olmaya kadar bütün faaliyetler girebiliyor- sadece bunları ifade ettiğiniz için 220/6'ncı maddenin hedefi hâline gelebiliyorsunuz. Yine aynı şekilde, 8'inci madde bu Terörle Mücadele Kanunu'nun propagandayla ilgili hükmüyle de bağlantılıdır. Hadi orada diyor ki: "Örgütün, terör örgütünün propagandası", oradaki düzenlemenin başlığı bu. Ama 220'de diyor ki: "Örgütün amacının propagandası" Var mı böyle bir şey? Benim de amaçlarım örgütün amacıyla aynı bu noktada. Açık söylüyorum, ben ana dilde eğitim istiyorum, bugün PKK de ana dilde eğitim istiyor, amacımız aynı. Ben örgütün propagandasını mı yapmış oluyorum? Bu kadar net, bu kadar garabet hükümler var Türk Ceza Kanunu içerisinde.

O yüzden, bu kuruma bırakılan, ayrılan bütçenin anlam bulabilmesini -ki biz bu alanın kadrolarıyız, burada oturan milletvekilleri olarak- eğer bu bütçeyi hak etmek istiyorsak çalışacağız değerli arkadaşlar. Türk Ceza Kanunu'nda anayasal anlamda güvence altına alınmış olan düşünce ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı, gösteri yürüyüş hakkı, bunların yaşam bulabilmesi için alt hukuk normlarını değiştireceğiz. Bugün her biri en az 50 bin, 60 bin oyla seçilmiş milletvekilleri, 8 tane milletvekili cezaevinde. Bu insanlar da herhangi bir faaliyetlerine baktığımızda, çok açık ve net -bizim milletvekillerimiz için ifade ediyoruz- sadece düşüncelerini açıkladıkları için? Sayın Hatip Dicle, sadece bir cümlesinden dolayı on ay hapis cezası aldı ve vekilliği düşürüldü. Hükümler, yani

                                          

(*) Bu bölümde, Hatip tarafından, Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.

mevcut yasal düzenlemeler sadece olduğu yerde durmuyor, sadece insanların gözaltına alınıp tutuklanmasına neden olmuyor; medeni siyasi hakları kullanmalarının önünde de engel oluşturuyor. Eğer, bize ayrılan bütçeyi hak edecek bir pratiğimiz olacaksa önce önümüze yasama organının ilk görevi olan bu yasaları alacağız.

2005-2006'da değiştirildi; Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu değiştirildi ve yine TMK'da değişiklikler yapıldı. Bakın, biz bugün siyasi iktidarın "12 Eylül Anayasası'yla hesaplaşacağız." söylemlerini duyuyoruz. Bunun üzerinden bir anayasa değişiklik paketi hazırlandı ve en az son iki seçimdir yeni anayasa talebiyle halkın gündemine gidiyoruz. Niye? Bir darbe ürünüdür, antidemokratik hükümler içerir diye.

Değerli arkadaşlar, o darbe ürünü olan Anayasa'da bile düşünce, ifade özgürlüğü tanınmış, örgütlenme özgürlüğü tanınmış ama bunun önündeki engeller alt hukuk normlarında ve bu normları AKP İktidarı çıkardı; 2005'te, 2006'da çıkardı. Bu salonda, hukukçu olan arkadaşlarımız, o komisyonda görev alan hukukçu olan arkadaşlarımız var. Bugün tabanımız, bugün Türkiye toplumu, bir bütün bunu sorgular durumdadır. Sokakta yürüyen vatandaş nasıl örgüt üyesi olur? Ben size nasıl olduğunu söyleyeyim: Akşam televizyon seyrediyorsunuz, BDP'li bir siyasetçi "Yarın bu meydandanız, belediye başkanımızın gözaltına alınmasıyla ilgili basın açıklaması yapacağız." diyor ve bir bakıyorsunuz, basın açıklamasına katılan vatandaşlarımız örgütün amacı doğrultusunda, propagandası doğrultusunda, talimatı doğrultusunda eyleme katıldıkları için gözaltına alınıyorlar; tutuklanmasalar da daha sonra cezalandırılıyorlar.

Bu maddelerle yaşamaya devam edecek bir Türkiye, toplumsal barışını sağlayamayacak bir Türkiye'dir; çok açık ve net ifade edelim. Bugün, 14 Nisan 2009'da yapılan operasyonlar sonrasında yaklaşık 4 bin küsur üyesi tutuklu olan bir siyasi partiyiz biz. Herhangi bir siyasi partiyi düşünün arkadaşlar; değil 4 bin küsur, değil 400, değil 40, 4 tane siyasi kadrosunu alın, devrilecek siyasi hareketler var. Bugün, partimizin misyon olarak gördüğü Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü noktasında yürütmüş olduğu siyaset, 1991'den bu yana devraldığı bir siyasettir ve bu siyaset, parti kapatmalarla, gözaltına almalarla, tutuklamalarla, bırakın 90'lı yıllarda, fiziken varlığını yok etme noktasında da başarısızlığa uğramış bir siyasettir. Bize yönelik siyaset başarısızlığa uğramıştır ama bu siyaset ayakta kalmıştır, bunu görmek lazım.

Siz dediniz ki: "2009'da yerel yönetim başarısı." Doğrudur; 50 belediyemiz vardı, Allah kimseye nasip etmez bize nasip etti, biz 100'e çıkardık. İlk hedef BDP'li beleyeler, yerel yönetimler bürosu. Bütün kadrolarımız gözaltına alındı, hâlâ tutuklular, tek kelime ifade vermediler. Niye? Ana dilde savunma yapmak istedikleri için. İki buçuk yıldır insanlar cezaevinde, tek kelime savunmaları alınmadı. Hatta, hukuksuz bir şekilde şu anda deliller kendilerine okunuyor, daha ifadeleri bile alınmadı. Kimlik tespitleri bile neredeyse gıyaplarında yapıldı.

2009'daki operasyonun devamı 2011 yılında değerli arkadaşlar, siyaset akademilerimizin hedef alınmasıyla devam ediyor. Niye? Herhâlde bu stratejistler düşündüler, danışmanlar düşündüler, dediler ki: Ya, 4 bin küsur insanı tutukladık, 10 binin üzerinde gözaltı var, nasıl oluyor bu siyasi hareket hâlâ ayakta, bu siyasi parti hâlâ ayakta? Demek ki bunlar kendi kadrolarını bir şekilde eğitip görev veriyorlar. O zaman ikinci hedef siyaset akademileri.

Şunu söyleyelim değerli milletvekilleri: Bütün siyasi partiler kadar bizim de kendi siyasetimizi topluma taşıyacak, toplumun beklentilerini bize taşıyacak kadrolara ihtiyacımız vardır ve bunlar, siyaset akademilerimize yönelik operasyonlarla susmayacak, durmayacak, direnmeye devam edeceklerdir. Bu operasyonlardan bir fayda çıkmayacak. Nasıl 2009'daki operasyonlardan çıkmadıysa 2011 yılındaki operasyonlardan da çıkmayacak. Ama bu noktada yasama organı düşünmek durumundadır; biz, Türkiye'de düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıracak mıyız? Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıracak mıyız? Basın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıracak mıyız? Yoksa -geçen hafta bu kürsüden bazı rakamlar verdim- dünyada en çok teröristi bulunan ilk ülke sırasında kalmaya devam mı edeceğiz? Herkesi terörist yaparak biz toplumsal barışımızı sağlayamayız değerli arkadaşlar. Siyaset kanallarını açık tutmak durumundayız, herkese siyaset yapma hakkı tanımak durumundayız, tüm düşüncelere saygılı olmak durumundayız. Hoşgörü demiyorum, saygılı olmak durumundayız. Kimsenin bir diğerinin hoşgörüsüne ihtiyacı yoktur ama saygı duymak durumundayız. Bu da ancak konuşmaktan, dinlemekten geçiyor.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ata.