Konu:İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:70
Tarih:23/02/2012


İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ ŞARTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün önemli bir uluslararası anlaşmayı onaylıyoruz fakat Dışişleri Bakanı burada yok. Nerede Dışişleri Bakanı? Tunus'ta Suriye dostlarıyla bir toplantı yapıyor. Bu  toplantıyı kimin için yapıyor? Birtakım emperyalist güçlerce, Türkiye Cumhuriyeti devletini Suriye'ye saldırmaya yönelik kurulması düşünülen birtakım hain tezgâhlarla iş birliği içinde.

Şimdi, evvela çok önemli bir anlaşmayı uyguluyoruz. Bakın, Türk hukuk sistemine tamamen ters. Şimdi, anlaşmanın başında evvela diyor ki: "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla." Tabii ki bu uluslararası, yani İslam ülkelerinde böyle bir şey var ama biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak laik bir ülkeyiz. Dolayısıyla bizim tabii,hukuk sistemimize evvela bu yönüyle uymayan bir başlangıç ama -ben tabii Dışişleri Bakanına yine geleceğim de- bu anlaşmanın genel ilkeleri arasında "Müslüman çocukların ve gençliğin iyi yetiştirilmesine elverişli koşulları yaratmaya ve onlara, kültürel, sosyal, manevi, ahlaki ülkülerini güçlendirmek için eğitim yollarıyla İslami değerleri öğretmeye?" diyor. Şimdi, yine "amaçları" ilkesinde "Ilımlılık ve hoşgörü temellerine dayanan İslam örgütlerini ve değerlerini yaymak, teşvik etmek, korumak, İslam kültürünü teşvik etmek ve İslam'ın mirasını korumak, İslam'ın gerçek görünümünü muhafaza etmek, savunmak, İslamın karalanmasıyla mücadele etmek, medeniyetler ve dinler arası diyaloğu teşvik etmek."

Tabii, sayın milletvekilleri, elbette ki din, insanlar için çok önemli bir unsur, toplumda din eğitiminin sağlıklı ilkelere göre yapılması lazım ama biz laiklik ilkesini kabul eden bir devletiz. Laiklik ilkesini kabul eden bir devlette? Elbette ki bizim her şeyden önce Anayasa'mız, kanunlarımız din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmaması esasını getiriyor, Anayasa'mızın 24'üncü maddesi "Kimse devletin ekonomik, sosyal, siyasal yapısını din ve dince kutsal sayılan kurallara göre yönlendiremez." diyor. Dolayısıyla, gerçi her ne kadar Bakan Ali Babacan bir ihtirazi kayıt koymuş ama bence bu anlaşmanın getirilmesi bizim hukuk sistemimizde getirilen ilkelerle tamamen ters düşüyor.

Biliyorsunuz, uluslararası anlaşmalarla eğer bir iç kanun çatışırsa uluslararası anlaşmalar bizim Anayasa'mızın 90'ıncı maddesine göre daha üst bir mertebede. Dolayısıyla bunların iptalleri için Anayasa Mahkemesine  gidilemeyeceği de herkes tarafından bilinmektedir.

Tabii, son zamanlarda Tayyip Erdoğan'ın "dindar gençlik yetiştirme" söylemlerinin, "kin ve din esasına dayalı bir gençlik yetiştirme" söylemlerinin üzerine hemen bu anlaşmanın gündeme gelip de onaylanmasının istenmesi gerçekten biraz bizi tereddüde düşürdü, acaba AKP'nin öteden beri kafasına koyduğu laik Türkiye Cumhuriyeti devleti? Zaten Tayyip Bey gitti Mısır'da ne dedi? "Ben laik değilim, Müslüman'ım." dedi. Dolayısıyla, -bir insan laik değil de- hem Başbakan olacaksın hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre Anayasa'ya sadakat üzerine, namusun ve şerefin üzerine yemin edeceksin, ondan sonra da nasıl "Ben laik değilim." diyeceksin? Bunlar tabii, bizim aklımızın yani havsalamızın almayacağı konular ama bence bu gibi anlaşmalar burada müzakere edilirken Dışişleri yetkililerinin çıkıp da bunların nasıl uygulanacağı? Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesinde evvela çağdaş, laik, bilime, ilme dayalı, gençleri bilim sahasında, ilim sahasında geliştirmeyi ön plana alan bir eğitim sistemini öne çıkarıyoruz ama daha önceki sekiz yıllık kesintisiz eğitimi şimdi AKP getirdiği bir kanunla tamamen yok etmeye çalışıyor.

AKP'nin kafasındaki hedef şu: İşte, altı-yedi yaşındaki kızların kafasına siyah bir peçe geçireceksin, koltuğuna vereceksin bir Kur'an-ı Kerim, "Git, işte senin eğitimin bu." diyen böyle bir anlayışla hareket ettikleri ortaya çıkıyor. Onun için, bence Dışişleri Bakanının buraya gelip bu anlaşmanın bizim kanunlarımızla nasıl bir uyum hâline getirileceğini, nasıl uygulanacağını burada açıklaması lazım. Yoksa bu hâliyle bana göre bizim hukuk sistemimize, anayasal düzenimize aykırı bir şey.

Değerli milletvekilleri, tabii ki Ahmet Davutoğlu'nun özellikle Suriye içine bu kadar müdahale etmesi bizi çok rahatsız ediyor. Şimdi, Suriye'deki Müslüman Kardeşler'i, işte Hamas'ı orada başka yere götürüp? Hamas'ın Suriye'den çıkması için Türkiye'den yapılan telkinleri ve oraya yapılan ekonomik yardımların seviyesini bilmiyoruz, sorularımız cevapsız kalıyor. Ayrıca da Mısır'da Müslüman Kardeşler iktidarı aldı. Bunu tabii ki Suriye'de de almaya çalışıyor, bunlara da destek veriyorlar. Suriye'den gelen birtakım insanlara Türkiye'de işte silah yardımı yapıldığı söyleniyor. Suriye bizim dostumuz ve kardeşimiz. Dolayısıyla bizim, Suriye'yle bir problemimiz yok. Elbette ki Suriye'nin içinde insan hakları ihlalleri varsa, başka bir devletteki insan haklarına karşı nasıl bir tavır içinde olmamız gerekiyorsa bunlara o seviyede müdahale etmemiz lazım. Yoksa ki birtakım emperyalist güçler bize taktik verecekler, bize emredecekler, "Gideceksin, sen şu işi halledeceksin." diye. Zaten televizyonda da izliyorsunuz. Birçok televizyon kanallarında deniliyor ki: "Amerika, Türkiye'ye `Sen gidip Suriye'nin içine müdahale edeceksin, orada bir güvenlik bölgesi yaratacaksın.' diyor."

Peki, sayın milletvekilleri, -bakın, biz burada milletvekiliyiz, milletin hakkını korumak zorundayız- hadi muhalefet partisi bunu söylemiyor, siz niye müdahale etmiyorsunuz? Yani bizim şimdi Suriye'ye durup dururken müdahale etmemizi gerektiren bir durum var mıdır? Suriye'nin bu kadar aleyhine çalışmamızı gerektiren bir durum var mıdır? Suriye de yarın bizim içimizde silahlı eylemlerde bulunan insanların içinde kendi güvenlik birimleri kanalıyla burada silahlı örgütleri örgütlerse, burada birtakım cinayetler işlerse bunun sorumlusu kim olacak? Bugün işte Ahmet Davutoğlu ile Tayyip Erdoğan olacak. Bunun dışında kim olabilir? Dolayısıyla yani bu devlette şimdiye kadar, seksen beş senelik bir devlette bugüne kadar böyle olaylar olmadı. Hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti devleti gidip de bir başka devletin iç işlerine karışmadı, onların iç işindeki muhalif gruplara silah temin etmedi, para vermedi. Dolayısıyla, bu tamamen Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı güdülen bir tuzaktır, Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı bir tezgâhtır, bir ihanet çetesidir. Bu ihanet çetesinin bu hareketlerinin durdurulması lazım.

Dolayısıyla, yani biz durup dururken, arkadaşlar, niye Suriye'ye saldıralım? Niye Suriye'yle aramız bozulsun? Suriye'yle başlangıçta Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan -Amerika'da "Bu İran'a bizim saldırabilmemiz için gidin bunu, Suriye'yi İran'ın yanından ayırın." dediler.- gittiler, bir kardeşlik, bilmem, Bakanlar Kurulu toplantısını yaptılar. Baktılar ki oradaki, Suriye'deki yöneticiler bu oyuna gelmedi ama şimdi, Suriye'nin içine öyle olaylar aktarıldı ki artık Türkiye'de birtakım güçler, silahlı güçler gidiyorlar, Suriye'nin içinde silahlı kuvvetlerine müdahale ediyorlar, polise saldırıyorlar, adam öldürüyorlar. Artık, Suriye yaşanamaz bir devlet hâline geldi. Dolayısıyla, burada Suriye'nin yöneticilerinden ziyade Suriye'nin içindeki bu olayları bu kadar terörize eden, burada silah desteği veren, para desteği veren en büyük suçlu Türkiye'dir, (x) Türkiye'nin dış politikasıdır. Biz bunları burada söylemek zorundayız. Ahmet Davutoğlu kimin hesabına hareket ediyor? Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Bakanıysa gelip Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunlara cevap vermesi lazım. Hangi hakla ve hangi yetkiyle Suriye'nin içine gidip müdahale ediyor; oradaki Suriye yönetimine karşı olan kişilere parasal yardım yapıyor; ondan sonra onları Hükûmete karşı etkiliyor? İşte, sizin Saadet Partisi milletvekilleri var; bir gün, İsmail -soy ismini şu anda hatırlayamadım- dedi ki: "Ben bir gün Humus'a, Hama'ya gitmiştim. Orada camiden çıktım, bir kız Türkiye'ye haber veriyor: `Her tarafta silahlar patlıyor, bombalar patlıyor.' Dedim ki: Kızım, nerede bunlar? Dedi ki: `Efendim, bize böyle talimat veriyorlar: Gideceksiniz, Suriye'nin içini karışık göstereceksiniz?"

Bakın, bu bilgilerin çok büyük bir kısmı kirli bilgilerdir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devletinde herkesin bu işe el koyması lazım. Biz şunun bunun yönlendirmesiyle komşu ülkelerin içini karıştırarak, fesat karıştırarak, oralarda insan öldürerek, orada terör yaratarak bu devletimizi ayakta tutamayız. Bu anlaşmanın bu yönüyle de incelenmesi gerektiğine inanıyorum.

Saygılar sunuyorum efendim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama, 28/2/2012 tarihli 71'inci Birleşim Tutanak Dergisi'nin 40'ıncı sayfasındadır.