Konu:2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:36
Tarih:13/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz ağustos ayında Hükûmet bir kanun hükmünde kararname çıkardı. Bu kanun hükmünde kararnameyi, Meclise -Anayasa'ya aykırı bir biçimde- hiçbir zaman getirilmediği için, Meclisten saklandığı için, burada müzakere etme imkânı bulamadık. Bu 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye baktığınızda sanırsınız ki, bu Kanun Hükmünde Kararname Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının teşkilatıyla iştigal ediyor. Oysa, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının teşkilatı içine iki şey saklandı: Bir tanesi TÜBİTAK, bir tanesi de TÜBA, Türkiye Bilimler Akademisi. Bu Kanun Hükmünde Kararnameyle TÜBİTAK ve TÜBA'nın özerklikleri kaldırıldı ve iki kurum da Hükûmete bağlandılar.

TÜBİTAK bakımından üye sayısı 13'ten 17'ye çıkarıldı ve bu üyelerin çoğunluğunun, başkan ve başkan yardımcısı dâhil olmak üzere, Başbakan ve YÖK tarafından atanması öngörüldü. TÜBA bakımından, Türkiye Bilimler Akademisi bakımından 150'den 300'e çıkarıldı üye sayısı ve bu 300 üyeden üçte 1'inin Bakanlar Kurulu, üçte 1'inin YÖK, üçte 1'inin de kendileri tarafından seçilmesi öngörüldü. Gelen tepkilerin yoğunluğu karşısında bu sonradan değiştirildi. Üçte 1'inin Bakanlar Kurulu tarafından değil, TÜBİTAK tarafından atanması öngörüldü ama TÜBİTAK zaten Hükûmete bağlandığından ikisi de aynı kapıya çıktı.

Değerli milletvekilleri, bu yapılan işlemlerle, 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yaptığı işlemlerle her iki kurumun da bilimsel özerkliğine son verildi -sadece bu değil tabii- bilimsel özerklik yanında Türkiye'de özgür bilimsel düşünceye, özgür bilimsel araştırmaya da son verildi; zaten bu ikisi birbirini tamamlayan unsurlardır. Eğer özerk kurumlar olmazsa özgür bilimsel araştırma, özgür bilimsel düşünce de olmaz. Bu ikisi, birbirini tamamlayan unsurlar ortadan kaldırılınca Türkiye, Avrupa'da ilk defa özgür bilimsel düşünceye yer vermeyen ülke hâline geldi. Bilimsel özerkliğin temeli kurumların kendi üyelerini kendilerinin seçmesidir, bu aynı zamanda liyakat esasının da bir gereğidir. Kendileri seçerlerse o zaman o alanda uzman bilim adamları eserleri okurlar, değerlendirirler, bilime ne katkı yapmış, buna karar verirler. Böyle bir liyakat esasına göre seçim yapılması imkânı da ortadan kalkmıştır, bundan sonra yapılacak seçimler       birçok başka kurumda da gördüğümüz gibi yandaşlık esasına göre olacaktır. Bu alınan önlemlerle her iki kurum bilimsel kimliklerini kaybetmişlerdir, Türkiye Bilimler Akademisi bir bilim akademisi olmaktan çıkmıştır. Zaten bütün dünyadan, bütün Avrupa'dan alınan çok yoğun tepkiler de bunun böyle olduğunu göstermektedir ve bundan sonra Türkiye Bilimler Akademisinin uluslararası bilim dünyasından dışlanacağını göstermektedir. Çok önemli bir bilim dergisi olan Nature dergisi bununla ilgili olarak şunu söylemektedir: TÜBA'nın özgürlüğüne son verilmesini "Türkiye'de yaşanan genel antidemokratik dönüşümün bir simgesidir." şeklinde nitelemektedir.

Değerli milletvekilleri, bunun örneği, böyle bir bilimsel kurumun, bilimsel akademinin özerkliğinin ortadan kaldırılması dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bunun tek istisnası Mussolini'nin faşist İtalyası'dır. Mussolini'nin faşist İtalyası, oradaki meşhur Accademia Dei Lincei kurumu, bilimsel akademik kurumu ki bu çok eski, Galilei'nin de üyesi olduğu, mensubu olduğu bir kurumdur. Faşist Mussolini İtalyası döneminde, 1934'te bir kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır, aynen bizde olduğu gibi. Tek farkı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının teşkilatı yoktur İtalya'da çıkarılan kanun hükmünde kararnamenin içinde ve bu kanun hükmünde kararnameyle hükûmete yeni üyeleri atama yetkisi verilmiştir Mussolini İtalyası'nda. 1934'te gene hükûmet başkanı bu Accademia Dei Lincei'in Başkan ve Başkan Yardımcısını atama yetkisini eline almıştır ve 1939'da da  Accademia Dei Lincei ortadan kaldırılmıştır. Ne zamanki 1943'te hükûmet değişmiştir, Mussolini Hükûmeti düşmüştür, o zaman Accademia Dei Lincei'in özerkliği yeniden ihdas edilmiştir. Yani bizde de Türkiye Bilimler Akademisinin özerkliğinin yeniden ihdas edilmesi için herhâlde bir hükûmet değişikliğinin beklenmesi gerekecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii ki bu bilimsel özerkliğin kaldırılması büyük tepkiler doğurmuştur hem Türkiye'de hem yurt dışında, 67 üye istifa etmiştir Türkiye Bilimler Akademisinden. Yani şu akla geliyor: Demokratik, demokrasiyi benimsemiş bir hükûmet niye şöyle diyemiyor? Türkiye Bilimler Akademisi Başkanını çağırıp "Bakın, biz sizin bilimsel özerkliğinize saygı gösteriyoruz fakat daha iyi çalışmasını istiyoruz sizin kurumunuzun, daha doğru dürüst çalışmasını istiyoruz. O nedenle, birtakım önerilerimiz var. Gelin, bunu birlikte konuşalım, birlikte danışalım, tartışalım ve sizi daha iyi bir çalışma sistemine kavuşturalım." bunu niye diyemiyor? Bunu diyemez Hükûmet, sayın milletvekilleri çünkü bu bir yönetim felsefesi meselesidir, Hükûmetin yönetim felsefesi, çoğulculuktan çok çoğunlukçuluğa dayanan, her türlü gücü kendinde temerküz ettiren, özerk kurumlara meydan vermeyen bir yönetim felsefesidir. Oysa demokrasi, kurumsal çoğulculuğa dayanır. Kurumsal çoğulculuğun olmadığı, özerk, bağımsız kurumların olmadığı yerde demokrasiden söz etmek çok güçtür ama Hükûmetin yönetim felsefesinin böyle bir özerkliği zedelemeden Türkiye Bilimler Akademisini daha iyi çalıştırmak gibi bir düşünceyi kabul etmesine imkân yoktur.

Bu böyle giderse değerli milletvekilleri, korkarım ki Türkiye'de üyeleri Hükûmet tarafından atanmayan tek kurum Türk Futbol Millî Takımıyla, Türk Basketbol Millî Takımı olacaktır. Onun dışında, bütün Türkiye'de kurumlar Hükûmete bağlanmış, üyeleri Hükûmet tarafından atanmış kurumlar olmaktadır. Bu, demokrasi bakımından çok tehlikeli bir gidiştir.

Değerli milletvekilleri, korkarım ki demokrasi ve özgürlük bakımından Türkiye karanlık bir dönemden geçiyor. Bu karanlık dönemin daha da ileri gitmesine, daha karanlıklaşmasına, kara bulutların daha yoğunlaşmasına imkân vermeden geri dönebilmeliyiz. Onun için, Türkiye Bilimler Akademisi ve TÜBİTAK'ın yeniden özerkliklerine kavuşturulması, Türkiye'de özgür düşüncenin, bilimsel düşüncenin yeniden kurulması, Türkiye'de bilimsel özerkliğin yeniden sağlanması Türk demokrasisi bakımından vazgeçilmez, çok önemli bir koşuldur, bunun önemini sizin de idrak edeceğinizi ve hep birlikte bu yanlışın düzeltileceğini ümit ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Türmen.