Konu:2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:35
Tarih:12/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığı bütçesi vesilesiyle ekonomiye ilişkin değerlendirmeler yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün gün boyu ekonomiyle ilgili birtakım değerlendirmeler yapıldı fakat birtakım gerçekler gözden kaçtı diye düşünüyorum ben ve bazı gerçeklerin altını çizmek istiyorum, özellikle belirtmek istiyorum.

Birincisi, AKP hükûmetleri boyunca Türkiye ekonomisi çok yüksek büyümemiştir değerli arkadaşlar. Önümüzdeki Orta Vadeli Program'da belirlenen hedeflerin tutturulduğunu kabul edersek eğer, 2012, 2013, 2014 döneminde Türkiye ekonomisinin ortalama büyüme hızı yüzde 5 olacaktır ve bu 5 rakamı Türkiye'nin potansiyel büyüme oranı kadardır yani geçmişteki serilerle karşılaştırdığınız zaman Türkiye ekonomisi yüzde 5 büyümüştür ve AKP hükûmetleri dönemi boyunca da sadece yüzde 5 büyüyecektir. Mesela, bir örnek vereyim: 1990'lı yılları kayıp yıllar olarak niteleriz, ciddi siyasal istikrarsızlığın olduğu yıllar olarak niteleriz ama 1990'lı yıllarda Türkiye'nin büyüme ortalaması yüzde 4'tür. AKP döneminde sadece 1 puan fazla bir büyüme söz konusudur. Bu çok önemli, bunu özellikle belirtmek istiyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Krizi çıkarsana.

MÜSLİM SARI (Devamla) - İkinci gerçek: Türkiye, büyüme performansıyla kriz sonrasında dünyayla ayrışmış da değildir. Bu da bir yalan. Örneğin eğer siz kriz öncesi ilk çeyreği, 2008 yılının birinci çeyreğini 100 kabul eder, bir endeks oluşturursanız, 2011 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye'nin ulaştığı rakamı 110,5 olarak görürsünüz, gelişmekte olan ülkelerde aynı endeksi uyguladığınız zaman 118,3'e çıktığını görürsünüz. Yani kriz öncesi seviye ile kriz sonrası seviyeyi bir arada değerlendirdiğimiz zaman Türkiye ekonomisinin toparlanması gelişmekte olan ülkelerin toparlanma ortalamasının altındadır. Bunlar resmî rakamlar, IMF rakamları ve TÜİK rakamları.

Üçüncü bir gerçek: Tırnak içinde bu yüksek büyüme, döneminizde gerçekleştirilen bu yüksek büyüme işsizliği azaltamamaktadır, azaltamamıştır, azaltamayacaktır, bu istihdam yaratmayan bir büyümedir. Örneğin 1980-90 yılında Türkiye ekonomisinin işsizliği yüzde 8,3'tür, 90'lı yıllarda 8,2'dir, 2001 kriz yılında bile 10,8'dir ancak siz 2011 yılında işsizliğin orta vadeli programda yüzde 10,5 olacağını öngörmüşsünüz. Dolayısıyla bu yüksek büyüme dönemlerinde Türkiye ekonomisinin işsizlik oranı geçmiş dönem performanslarının çok altındadır. Bu büyüme modeli istihdam yaratamamaktadır, önümüzdeki dönem de yaratamayacaktır. Niye biliyor musunuz? 2005-2007 döneminde Türkiye ekonomisinin büyüme ortalaması 7'dir, yaratılan iş, istihdam 1 milyon 106 bindir. Şimdi, siz Orta Vadeli Program'a yüzde 4,7 ortalama büyüme koyuyorsunuz ve 1 milyon 300 bin istihdam yaratacağınızı öngörüyorsunuz, ki bu bir hayaldir, sadece işsizlik oranını psikolojik sınır olarak tek hanede tutmak yani 9,9'da tutmak için bu rakamı programınıza koymuşsunuz.

Üstelik bu işsizlik oranlarının artırılamayışı giderek daralan bir havuz içinde olmaktadır.

Ne demek istiyorum? Şunu demek istiyorum: İstihdam oranları Türkiye'de sürekli olarak azalmaktadır. Bakın, 1980'li yıllarda bizim istihdam oranımız yüzde 55,7'dir, bugün gelmiş olduğumuz noktada yüzde 44,7'dir. Yani giderek daha az insan istihdam piyasasının içindeyken, siz yüksek büyümelerinizle işsizliği azaltamamışsınız.

Yine buna bağlı olarak iş gücüne katılım oranı 1980'lerde yüzde 57'dir, sizin devri döneminizde, 2003-2011 döneminde yüzde 47'dir. Giderek daha az insan iş gücü piyasasına katılmaktadır ve daha az, giderek daha küçük olan bir havuz içerisinde siz işsizliği azaltamıyorsunuz.

Sayın Bakanım, ihracatla ilgili rakamlarla çok övünüyorsunuz, ama ithalattan hiç bahsetmiyorsunuz. Türkiye ekonomisinin rekabet gücü gerilemektedir.

Nereden mi biliyorum? Şuradan biliyorum: Kriz sonrası dönemde Türkiye ihracatının toplam dünya ticareti içindeki payı yüzde 0,92'den 0,83'e düşmüştür. Yani ihracatın dünya ihracatı ve dış ticareti içindeki payı düşüyor, ithalatınki ise artıyor. Aynı dönemde ithalat yüzde 1,35'ten 1,43'e çıkmış. Yani Türkiye artık uluslararası pazarlara, dünyanın diğer ülkelerine nazaran, dünyanın diğer ülkeleriyle karşılaştırdığınız zaman çok daha zor mal satabiliyor. Maalesef bu duruma geldik.

Ve bir başka rekor, devri Hükûmetiniz döneminde cari işlemler açığının millî gelire oranı neredeyse çift haneli rakamlara ulaşmıştır. En son Ekim rakamı, yıllık kümülatif baktığımız zaman 78 milyar dolarlık bir cari işlemler açığından söz ediyoruz ve cari işlemler açığının finansmanının kalitesi de bozulmaktadır. Cari işlemler açığını her geçen gün borç yaratıcı kalemlerden ya da kısa vadeli kaynak girişlerinden ya da net hata, noksan kalemlerinden finanse edebilen bir ekonomik durumla karşı karşıyayız ve bu Türkiye ekonomisinin kırılganlığını çok ciddi olarak artırmaktadır. Türkiye ekonomisi her zamankinden daha kırılgan bir noktadadır ve çok daha önemlisi, dünyada büyümek için cari işlemler açığı vermek zorunda olan belki de tek ülkedir Türkiye. Büyüyebilmek için dış ticaret açığı veriyorsunuz, çünkü üretiminizin üçte 2'si, ithalatınızın üçte 2'si ara malı ithalatı. Bu, aslında AKP dönemlerinde oluşturulmuş bir büyüme modeli değil, fakat 2001 krizi sonrasında giderek derinleşen bir büyüme durumu bu. Şunu söylemek istiyorum: Bir birim büyüme başına vermek zorunda olduğunuz cari işlemler açığı giderek büyümektedir yani Türkiye ekonomisi giderek daha derinleşen bir yapısal problemle karşı karşıyadır. Siz, cari işlemler açığınızı enerji faturasına bağlıyorsunuz ama enerjiyi dışarıda tuttuğunuz zaman bile cari işlemler açığının millî gelire oranı artmaktadır. Son rakam yüzde 4,2'dir, enerjiyi dâhil ettiğinizde bu 9,8'e çıkar.

Giderek finansman kalitesi bozulmuş cari işlemler açığını borç yaratıcı kalemlerle finanse ettiğiniz için ve mali disiplin sayesinde kamu sektörü borçlanmadığı için fakat ekonominin borç yaratma dinamiği devam ettiği için bunu özel sektör üstlenmiştir ve özel sektörün dış borcu, döneminizde 2 kattan fazla artmıştır. 2011 yılı Haziran ayı itibarıyla özel sektörün dış borcu 202 milyar dolara ulaşmıştır. Buna paralel bir biçimde özel sektörün döviz pozisyon açığı artmıştır. Bu rakam 120 milyar dolardır. Yani reel sektör firmalarının döviz yükümlülükleri döviz varlıklarından 120 milyar dolar fazladır. Bu ciddi bir kırılganlık yaratmaktadır. Ulusal para yabancı paralar karşısında değer yitirdiğinde reel sektör firmalarında iflaslar yaşanması mümkündür. Buradan, bu kürsüden herkesi ve ekonomi yetkililerini uyarıyorum.

Bir başka önemli nokta, enflasyondaki kazanımlar son bir yılda heba edilmiştir. Bakın, 2002 yılından bu yana enflasyon oranlarında ciddi düşüşler var. Bunları takdirle karşılıyorum. Ancak gelmiş olduğumuz noktada, Türkiye'nin enflasyon oranları gelişmekte olan ülkelerin enflasyon oranlarının çok üzerine çıkmıştır. Yüzde 5,5'lik enflasyon hedefi, öyle anlaşılıyor ki, 2'ye katlanacaktır. Gelişmekte olan ülkelerin 2011 yılı sonu ortalama enflasyon oranı yüzde 7'dir, bizde ise yüzde 10'dur yani Türkiye yeniden çift haneli enflasyon rakamlarıyla karşılaşmaktadır. Öyle görünüyor ki, Merkez Bankası enflasyon hedeflerini yenilemek zorundadır. Orta Vadeli Program'ınız, daha yeni yıla başlamadan hedefleri revize edilmesi gereken bir programa dönüşmüştür.

Sonuç itibarıyla, önümüzdeki dönemde büyüme oranlarının daha da düşeceği, işsizlik oranlarının artacağı, cari işlemler açığının millî gelire oranında beklenen iyileşmenin sağlanamayacağı ve fiyatlar genel seviyesinin, yani enflasyonun yükseleceği bir ekonomik patikayla karşı karşıyayız. Bunları göz önünde bulunduran bir bütçenin, dolayısıyla Türkiye ekonomisinin büyüme dinamiklerini göz önünde bulundurarak büyüme dinamiklerini kolaylaştıran, ona katkılar sağlayan bir bütçenin yapılmış olmasını dilerdik. Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde de bu bütçenin bu özelliklere sahip olmadığını, zira yatırım harcamalarının geçmiş yıl bütçelerine göre, geçmiş yıl gerçekleşmelerine göre düştüğünü, sabit, cari harcamaların ciddi şekilde düştüğünü gören bir bütçeyle karşı karşıya kaldık.

Dolayısıyla mevcut bütçenin Türkiye'nin ekonomik gerçeklerine göre hazırlanmadığını ve mevcut bütçenin Türkiye'nin ekonomik gerçeklerini ele alarak büyüme dinamiklerini kolaylaştıran, dünyanın içinden geçtiği konjonktüre uygun bir bütçeyle karşı karşıya kalmadığımızı görüyorum ama bütün bunlara rağmen bu bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarı.