Konu:2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:35
Tarih:12/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Rekabet Kurumu Başkanlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Rekabet Kurumunun görevi, mal ve hizmet piyasalarında rekabeti engelleyici, bozucu, kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamalar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını engellemektir. Özü itibarıyla Rekabet Kurumu, güçlü ve egemenlerin yani büyük sermaye sahiplerinin kendi aralarında anlaşarak zayıfı ezmelerini ve sömürmelerini engellemekle sorumlu kurumdur. Rekabeti koruma kurumları dünyanın her tarafında vardır ve son derece önemli kurumlardır.

Peki, bu ezme ve sömürme nasıl olur? Bu sömürünün basit bir ekonomik mantığı vardır. Bu durum ekonomi literatüründe "azalan maliyetler kuralı" ile açıklanır yani piyasa deyimiyle "sürümden kazanma." Şirketler tekelleştikçe ortalama maliyetler düşer ve piyasaya yeni şirketlerin girmesi engellenir. Piyasada tekel olunduktan sonra fiyatlar çok artırılarak fahiş kârlar elde edilir yani tekel sahibi halkı sömürür.

Normal bir ekonomik düzen içerisinde, ki bu düzen liberal veya sosyal demokrat ekonomik düzen olabilir, azalan maliyetler kuralı faydalı bir şeydir çünkü maliyetlerin azalması fiyatların düşmesine, bu da tüketicilerin aynı parayla daha fazla tüketmesine imkân tanır. Ancak bu fiyat düşüşünün rekabet ortamı içerisinde tüketiciye yansıtılması gerekir.

Bugünün ekonomik anlayışı ne liberal ne de muhafazakâr bir ekonomi anlayışıdır. Bugün Türkiye'deki ekonomik düzenin tam adı "din soslu vahşi kapitalizm"dir yani güçlünün zayıfı, zenginin fakiri, polisin öğrenciyi, savcının gazeteciyi, Deniz Fenerinin dindarı ezdiği ve bu sömürünün inançlarımız kullanılarak gizlendiği vahşi kapitalizm. (CHP sıralarından alkışlar) Bu vahşi kapitalizm öyle bir uyuşturucudur ki katı olan her şeyi buharlaştırır, kutsal olanı her şeyi dünyevileştirir, mücahitleri müteahhit yapar. Ve her gün, geçmişin mücahitleri Irak'ta, İran'da, Mısır'da, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de, zavallı insanların tek varlıkları olan petrol ve doğal gazı sömürmek için emperyalizm ve siyonizmle iş birliği yapar. Bu vahşi kapitalizm öyle acımasızdır ki, en güvendiklerinizi sermayenin kölesi, siyonizmin iş birlikçisi yapar. Ve bu iş birlikçiler lüks evlerinde, pahalı arabalarında, beş yıldızlı otellerin balo salonlarında aksırıncaya kadar, tıksırıncaya kadar yerler ve içerler. (CHP sıralarından alkışlar) Ve Irak'ta bir zavallı kadın, çocuklarının gözü önünde Amerikalı askerlerin tecavüzüne uğrar. Kundaktaki bebelerin yüreği 1.500 kilometre uzaktan atılan füzelerin şarapnelleriyle parçalanır. Ağlayamadan ölür çocuklar. Bunlar bizim çocuklarımız. Ve içim yanarak söylüyorum ki: Sayın Başbakan çıkar ve sonunu hiç hesap etmeden kendisini bu zulüm projesinin eş başkanı ilan eder. Ve bizim atalarımızın Anadolu'da, Rumeli'de kan vererek, can vererek kurduğu bu cumhuriyetin bağrından bu zalimleri geçirmek için birileri tezkere çıkarmaya çalışırlar. Bunların gözünde bizim onurumuzun bedeli 8 milyar dolar kredi veya 1 milyar dolar hibedir. Iraklı kardeşlerimizi katletmeye gelen Haçlı ordularının Anadolu'nun bağrından geçmesinin bedeli 1 milyar dolar.

Sonra, bunları yapanlar meydanlarda Allah'ın emrini bilen Müslümanlar olurlar; haşa, biz de cami yıkan Kemalistler.  Ezilen halklar için direnen, namuslu, onurlu Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti köklerinden gelen bizler, Çanakkale'de, Hicaz'da, Yemen'de, Süveyş'te kefensiz yatanların torunları olan bizler, cami yıkan darbeciler oluruz; siz de dindar kardeşler. (CHP sıralarından alkışlar) 

Siz seçim meydanlarında üç beş oy için iftiralar atarak bizi dinimize düşman gösterdiğinizde bizim yüreğimize kaç kere hançer soktuğunuzun farkında mısınız? Siz seçim meydanlarında insanları kafataslarına, soylarına soplarına göre ayırırken bir insanlık suçu işlediğinizin farkında mısınız? (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Aykut, ayrımcılık yapmayın! Ayrımcılık yapmayın! Ayrımcılık yapmayın!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - İşte feryat bu acıdandır ve bu feryat size kendinizi görmeniz için bir ayna tutmaktır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Toplumu böyle "siz, biz" diye bölmeyin!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bu feryat, Suriye'de yaşanan ve yaşanacak olaylardandır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Bu, siyasi sorumluluğa yakışmıyor.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Suriye'de kardeş kavgası kan ırmaklarına dönüşür. Gözlerinizi kapatmayın. Emperyalistlerin yarattığı cehennemde, hemen yanı başımızda, bin yıldır beraber yaşadığımız kardeşlerimiz kan gölünde boğuluyor. Irak'ta Ebu Garip Hapishanesinde emperyalistler Iraklı kardeşlerimizin ırzına geçerken, iktidarın temsilcileri Washington'da "Bizi deliğe süpürmeyin." diye yalvarıyordu. Bütün bunlardan sonra siz seçim meydanlarında dindar kardeşlerimiz oluyorsunuz, bizi de "cami yıkan darbeciler" olarak sunuyorsunuz. Bu nasıl haksızlıktır, bu nasıl vicdandır? İşte bu, dini siyasete bulaştırmanın en haksız yoludur. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, işte Rekabet Kurumu, bütün bu kötülüklerin anası olan vahşi kapitalizmin bu sömürü düzenini engellemekle sorumlu kurumdur. Devri iktidarınızda yabancıların eline geçmiş bankaların dağıttığı kredi kartlarıyla köylüyü, işçiyi, emekçiyi, öğrenciyi ezmesini, sömürmesini engellemekle görevli kurumdur. Siz, dokuz yıldır, bu bankaların enflasyonun çok üzerinde faiz oranlarıyla, yani tefeci faiziyle halkımızı ezmesine sessiz kaldıktan sonra bankalar hakkında kerhen bir inceleme başlattınız. Öyle korkak, öyle ürkek bir inceleme başlattınız ki daha incelemeye başlamadan Rekabet Kurumu Başkanı "Soruşturma, ceza verilecek anlamına gelmemektedir." şeklinde açıklama yaptı. BDDK Başkanı ise kendilerinin bankacılık sektörüne ilişkin böyle bir gözlemi bulunmadığını belirtti daha incelemenin başında. Peki, siz niye bu kadar vahşi sermayeden korkuyorsunuz?  Siz ki Türk ordusunun yarısını hapse attınız, siz ki yargıyı tarumar ettiniz.

Siz ki Allah'tan başka kimseden korkmadığını söyleyenler, tekelci sermayeden neden bu kadar korkuyorsunuz? Bunun iki sebebi var: Birincisi, siz artık yeni sermaye sahiplerisiniz. İkinci olarak, yarattığınız sahte cenneti sıcak parayla, yani emperyalizmin kan emici sermayesiyle finanse ediyorsunuz. Seksen yıllık cumhuriyet tarihinde verilenden daha fazla cari açık verdiniz. Siz iktidara gelene kadar cumhuriyet tarihi boyunca, 1923-2002 yılları arasında toplam cari açığımız 57 milyar dolardı. Siz iktidara geldikten sonra yani 2003-2011 yılları arasında yani sekiz yıl içerisinde, cumhuriyet tarihinde verilen cari açığın yaklaşık 5 katı yani 280 milyar dolar cari açık verdiniz.

Peki, ne demek bu cari açık? Neden ülke ekonomisi için çok tehlikeli? Cari açık, en basit anlamıyla bir ülkenin gelirinin üzerinde harcaması ve başka ülkelerin tasarruflarını tüketmesidir, kendisi üreteceğine ithal etmesidir, kendi üreticisine kazandıracağına başka ülkelerin üreticisine kazandırmasıdır, kendi ülkesinde iş yaratacağına başka ülkelerde iş yaratmasıdır, kendi fabrikalarına kilit vurup başka ülkelerin fabrikalarını çalıştırmasıdır ve hovardaca yapılan bu harcamaların sıcak parayla veya kamu varlıklarının satılmasıyla finanse edilmesidir.

Siz bu cari açığı kapatmak ve sahte bir cennet yaratmak için seksen yıllık cumhuriyet tarihinde yapılmış kamu varlıklarını sekiz yılda sattınız. Bu yetmedi, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan 10 milyar lira aldınız. Deprem vergilerini buharlaştırdınız. Bunların toplamı yaklaşık 100 milyar dolar eder. Bir 100 milyar dolar da ek borç yaptınız, 200 milyar dolar.

Bunun karşılığında ne yaptınız? Cumhuriyetin yokluk yıllarında kazma kürekle yapılan yolların yanına bir şerit daha koydunuz, oldu duble yol. Hızlı tren diye yutturduğunuz projede yüzlerce yurttaşımız can verdi. "Toplu konut projeleri" adı altında büyükşehirlerin en değerli yerlerindeki arsaları "hasılat paylaşımı" adı altında yandaşlarınıza peşkeş çektiniz. Türk çiftçilerini Cargill'e, Hijazi'ye ezdirdiniz. Tekel, Telekom, Eti Maden, SEKA yok fiyatına satıldı. Fakir ailelere kömür dağıtılırken yapılan yolsuzlukları yasa çıkararak akladınız.

Peki, sonucunda ne oldu? Çalık zengin oldu, Çelikler zengin oldu, Kiler zengin oldu, Albayrak zengin oldu. İşte bu şirketlerin sahiplerine sorarsanız "Mülk Allah'ındır." derler ama tapularda kendi adlarını yazarlar. 

Peki, Rekabet Kurumu, enerji devi hâline gelen Çalık'a, gıda devi hâline gelen Ülker'e bir kör kuruş ceza kesti mi? Benim bildiğim kesmedi. (CHP sıralarından alkışlar)

Rekabet Kurumunun üyeleriyle ilgili Sayın Aydın Ayaydın'ın özellikle danışmanlık ve hukuk firmaları üzerinden çok ciddi iddiaları oldu, buna herhangi bir cevap verilmedi. Ben Sayın Bakandan bu iddialara da cevap vermesini istiyorum ama süre az kaldığı için girmeyeceğim.

Değerli milletvekilleri, işte bütün bu şirketlere karşı olan Rekabet Kurumu bütün bu şirketlere karga gibi davrandı ama kendi personeline şahin gibi davrandı. Piyasada rekabeti koruyamayan, telekomünikasyonda, enerjide, bankacılıkta kartelleşmeye göz yuman, halkımızın sömürülmesine sesini çıkarmayan bu Kurum kendi personelini perişan etti. Uzmanları arasında rekabet yaratarak ehliyet sahiplerine görev ve yetki vereceğine kendi yandaşları lehine haksız rekabet yaptı.

İşte bu tespit ve düşüncelerle, AKP'nin hazırladığı bu bütçeyle birlikte cari açığı patlatan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile kartelleşmeye ve tröstleşmeye yol açan Rekabet Kurumuna aktarılan her kuruşa karşı çıkacağımızı bildirir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erdoğdu.