Konu:2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:34
Tarih:11/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, mesleki teknik eğitim, yükseköğretim gibi çok büyük kurumları içerisinde barındıran Millî Eğitim Bakanlığı, maalesef on yıldır, uzun bir zamandır, işi bilmez, ehil olmayan kadrolar elinde, emin olun, sıkıntı çekmektedir. Derslikler, okullar, öğrenciler, öğretmenler hepsi sıkıntı içerisindedirler. On yıldır tek başına iktidar olmanın bu anlamda avantajlarını iyi şekilde kullanamayan ancak yeri geldiğinde "Biz dünyanın 17'nci ekonomisine sahibiz, OECD ülkeleri içerisinde 12'nci ekonomiye sahibiz, Avrupa Birliği içerisinde 6'ncı sırada ekonomiye sahibiz." şeklinde ifadelerde bulunan Hükûmetin kıyasladığı bu kurumlarda eğitime yapılan harcamalarla ülkede yapılan harcamaları kıyasladığımızda onlardan çok geride olduğumuzu görmekteyiz. Türkiye'de devlet bütçesinden eğitime ayrılan pay yüzde 10 iken OECD ortalaması yüzde 13,3'tür. OECD ülkelerinde öğrenci başına bizim 6 katımız harcama yapılmaktadır. Merkezi bütçe yatırım ödeneği içerisinde Millî Eğitim yatırım bütçesinin payı 2002 yılından bu yıla kadar tam 4 kat azalmıştır. 2002'de 22,34 iken şimdi 8,11'e düşmüştür. Yatırım bütçesi sürekli erimektedir. Ülkede 45 kişilik sınıflarda ikili öğretim yapılırken, ülke nüfusumuz 75 milyonları aşmakta. Her sene sisteme 400 bin yeni üye katılırken Millî Eğitim Bakanlığı en azından bir konuyu "Biz çözdük." demeliydi bu on sene içerisinde. "Öğretmen ihtiyacını çözdük.", "Derslik ihtiyacını çözdük.", "Eğitim-öğretimde şu başarıyı yakaladık." şeklindeki ifadelerin karşılığını bulmadığını üzülerek söylemekteyim.

Ülkede okullaşma oranını yüzde 50 oranlarında tuttuk ama yüzde 29,9 noktasında kaldık. Her 2 çocuktan 1'ini ana sınıfına göndermeyi planladık, 4 çocuktan 1'ini ancak gönderebildik. Ortaöğretimde her 3 çocuktan 2'si ortaöğretim dışında kaldı.

Ülkenin derslik ihtiyacı OECD raporlarına göre yüz kırk bin. Deprem kuşağında bir ülkeyiz. Yapılan en zayıf yapıların okullar olduğunu üzülerek ifade etmekteyiz. Peki, ne gibi tedbirler alıyoruz? Getirilen bütçeyle bunu nasıl çözeceğiz? Millî eğitimin hedeflenen kaynaklarına nasıl ulaşacağız? Bütçenin yüzde 70'ini personel harcamaları, yüzde 10'unu sosyal güvenlik ödemeleri, giderleri, prim giderleri, yüzde 20'sini -büyük bir bölümü- transfer harcamaları oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türk çocukları 45 kişilik sınıflarda değil, 20'yle, 25'le ifade edilen sınıflarda ders yapmak istemektedirler. Depreme dayanıklı binalarda, derslerine kadrolu öğretmenlerin girdiği, 600 değil en az 7.000 kelimeyle meramlarını anlatabildikleri, millî kültürü özümsemiş, müspet bilimi öğrenebildiği, laboratuvarlara girip deneyler yaptığı, okul içinde ve çevresinde uyuşturucu gibi bağımlılık maddelerinin satılmadığı, korkusuz, terörsüz bir eğitim istemektedirler. Millî Eğitimin ihtiyacı olan, 146 bin olarak ifade edilen öğretmen atamaları yapılmadı.

Değerli milletvekilleri, on yıldır sistem 300 bini aşkın öğretmenin birikmesine sebep oldu. Plansız bir eğitim politikaları neticesinde gelinen noktadır bu. Öğretmen yetiştiren fakültelere sürekli alınan öğrencilerin sisteme alınamaması, başka bir mesleği olmadığı için de herhangi bir işe yerleşememesi büyük sıkıntı yaratmaktadır. Bunun için ülkede gerçekten büyük sıkıntı içerisinde bulunan, intiharlara kadar varan, aile içerisinde, toplum içerisinde çok büyük sıkıntılar yaşayan bu atama bekleyen öğretmenlerin mutlaka atamalarına bir çözüm bulunması gerekmektedir.

Ben Sayın Bakana tavsiyede bulunuyorum. Ülke insanımızın yüzde 8'i okuma yazma bilmemektedir. Halk eğitim merkezleri marifetiyle bu kitleyi hakkı olan eğitim öğretime kavuşturalım, okuma yazmayı bunlara öğretelim. Onun için halk eğitim merkezlerine öğretmen alalım. 4 çocuktan 1'i okul öncesi eğitime katılıyor, 3'ü katılamıyor. İlköğretime, okul öncesi eğitime öğretmen alalım. 77 bin ücretli öğretmen var sistemin içerisinde. Bu öğretmenlerin doğu ve güneydoğuda atamasını KCK'nın yaptığını çarşaf çarşaf gazetelerde, istihbarat raporlarında görmekteyiz. Bunlara acilen son verilmelidir. Öğretmen atamaları yapılarak kadrolu hâle bunların getirilmesi gerekir. Etüt merkezleri kurulabilir. Ama bu sistemin ihtiyacı olan öğretmenlerin mutlaka atanması ve bu biriken potansiyelin eritilmesi, bundan sonrası için de eğitim fakültelerine alınacak öğrencilerin bir planlama içerisine alınması gerekmektedir. Bu sıkıntıların mutlaka sonlandırılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, öğretmenler ekonomik olarak çok zor durumdadırlar. Toplumun yoksulluk sınırının altında yaşayan kesimine inmişlerdir. 9/1'den maaş alan bir öğretmen 1.550 lira almaktadır. 1/4'ten maaş alan bir öğretmen 1.825 lira almaktadır. 1/4'ten emekli olan bir öğretmen 1.210 lira almaktadır. Hem görevdeyken hem emekliyken insan gibi yaşama şartlarını kendilerine sunamadığımız bu insanlardan nasıl hizmet bekleriz? Hepimizin yetişmesinde emeği olan bu insanların çoluk çocuğuna karşı, çevresine karşı itibarını düşürmemek için, yükseltmek için neden bir çaba göstermiyoruz?

Eğitimdeki kaliteye bakıyoruz, kalite düşük. TÜBİTAK bir anket yapıyor, ankette öğrencilere soruyor, "Mehmet Akif Ersoy'u içinizde tanıyan kaç kişi, kimler var?" diyor. Oranda erkeklerin yüzde 49'u tanıyor, kızların yüzde 41'i tanıyor Mehmet Akif Ersoy'u. Yunus Emre'yi tanıyanları soruyorlar, erkeklerin yüzde 77'si, kızların yüzde 65'i tanıyor. Mevlânâ'yı soruyorlar, erkeklerin yüzde 77'si, kızların yüzde 72'si tanıyor değerli milletvekilleri. Bunlar bizim özümüz, millî kültürümüzün sembolleri. Neredeyse hiç kimsenin bilmemesi mümkün olmayan bu önemli şahsiyetleri şu an eğitim sistemi içerisindeki öğrencilerin bilme seviyelerini sizlere arz ediyorum. Ama bu öğrencilere soruyorlar "Mona Lisa'yı tanıyan var mı?" diye? Erkeklerin yüzde 97'si, kızların yüzde 91'i tanıyor. Angelina Jolie'yi soruyorlar, erkeklerin yüzde 78'i, kızların yüzde 91'i biliyor. Brad Pitt'i soruyorlar, erkeklerin yüzde 81'i, kızların yüzde 88'i tanıyor.

Millî Eğitim Bakanlığına soruyorum "Bu yıl liseyi birincilikle bitirip ancak hiçbir yeri kazanamayan öğrenci sayısı nedir?" diye, Millî Eğitim Bakanlığından cevap alamıyorum. Bu yıla ait istatistiki bilgiler daha hazır değil. Böylesine bir keşmekeş içerisinde eğitim-öğretimin gerçekten CV'sinin düştüğü, okullarda güvenliğin dahi kalmadığı, öğretmen-öğrenci olaylarının had safhaya vardığı bir ortamda, Sayın Bakanımız, şimdi, bir proje başlatıyor, "Okullar Hayattır." ya da "Okulda Hayat Var." projesi. Bu çerçevede, eğer doğru ise, basından öğrendiğim kadarıyla, okullar, derslikler, bilgisayar laboratuvarları, kütüphane ve spor sahaları halkın kullanımına açılacak.

Sayın Bakan, Bakanlığa yakın 5 tane okuldan okul müdürünü lütfen çağırın, bu dedikleriniz nasıl olur diye bir sorun. Kendiniz eğitimci değilsiniz, eğitimcilerden danışman almıyorsunuz, Bakanlığın dışından personel getirip onlarla çalışıyorsunuz, tecrübeli, bu Bakanlığın içerisinde yetişmiş insanlara güvenmiyorsunuz, hiç olmazsa eğitimin içerisindeki insanlara sorunuz. Eğer siz bir yıl kadar, bir ay kadar okul müdürlüğü yapmış olsaydınız, uyuşturucunun okul kapıları önünde satıldığını, uyuşturucu kullanan çocukların cezaevine girdiğini, hem de Ankara'da, Meclise çok yakın bir okulda öğretmenin okul müdür yardımcısının odasında alkol aldığını, öğrencileri geziye götürdüğünde öğrencilerin yanında içtiğini, bundan dolayı açılan soruşturmanın savsaklanıp, sübut bulduğu hâlde zaman aşımına uğratılıp bu müdür yardımcısının, öğrencilerin karşısında İstiklal Marşı töreninde Zeki Müren'den şarkı söyleyen okul müdürünün ceza değil, taltif alarak daha üst okullara yönetici olarak atandığını? Bakanlığın, Sayın Bakanın, yeni, kendisinin güvendiği bir teftişe, bir kadroya, en yakınına "Anıttepe dosyasını getirin bana." demesini istiyorum, bunları bir incelemesini istiyorum. Böylesine gözü kapanmış, hayalî projelerle proje bataklığına dönmüş Bakanlıkta, Bakanlığın teşkilat yapısını değiştirerek, kadroları değiştirerek, sürekli, eğitimdeki bu kargaşaya meydan verilmemesi gerekmektedir.

Sayın Bakan, bu Bakanlık, belirsizlik, kargaşalık, karmaşalığı kaldırmayacak bir Bakanlık; Türkiye'nin en önemli, en büyük Bakanlığı. Bu konuda mutlak surette özen gösterilmeli, dikkat edilmeli. Bu bütçeyle bunların yapılmasını mümkün görmüyoruz, yetersiz görüyoruz.

Öğretmen atamalarının gerçekleşmesini, bu sorunların giderilmesini diliyor, bütçenin hayırlı olması dileklerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bulut.