Konu:Mhp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:2
Birleşim:64
Tarih:09/02/2012


MHP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına lehte konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Aslında aile içi şiddeti konuşacağız bugün ama "Aile içi şiddet konusu şu anda İç Tüzük tartışmaları varken ne kadar öncelikli?" diye düşündüm önce, az önce bu konuda konuşmam istenildiğinde, sonra da aslında tam da bugün, yani dün akşam yaşananların üzerine tam da bugün bu konuda konuşmanın çok daha anlamlı olduğunu düşündüm çünkü şöyle düşünüyorum: Aslında bizler, hepimiz bir aileyiz, aynı topraklar üzerinde yaşayan bir aileyiz. Dolayısıyla da dün akşam burada yaşananlar, bana göre, bir aileye yakışmayan şeylerdi. Bizler burada bir ailenin temsilcileri olarak bulunuyoruz, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların temsilcileri, vekilleri olarak bulunuyoruz. Onun için, bize düşen, öncelikli olarak bu temsilî görevimizi doğru bir tarzla bence yerine getirmemizdir. Onun için tekrar ben de hem kullanılan üsluplar hem de birbirimize karşı olan davranışlarımızla ilgili olarak bir uyarıda bulunmak istiyorum ve aynı zamanda bu İç Tüzük'le ilgili olarak da son derece antidemokratik olan bu talebinizi bir an önce geri çekmenizi öneriyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - İşgale son verdiniz mi?

AHMET YENİ (Samsun) - İşgali bitirdiniz mi?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Elbette buna itirazlar olacaktır. Onun için, aile içi şiddeti, dediğim gibi, burada da bir şiddet yaşanmayacağı şekilde inşallah kendi hayatlarımıza da adapte ederiz, sizler kendi hayatlarınıza da adapte edersiniz diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, gelelim kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet konusuna. "Aile içi şiddet" denilince, tabii, aklımıza hemen kadına yönelik şiddet geliyor. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi, maalesef, son yıllarda kadına yönelik şiddette inanılmaz bir artış söz konusudur. Kadınlarımız sadece ve sadece kadın oldukları için öldürülmektedirler, şiddete maruz kalmaktadırlar. Töre için, namus için kadınlarımızı öldürmekte, şiddete maruz bırakmaktayız ve devlet olarak da kadınlarımızı koruyamamaktayız maalesef ve bu şekilde aslında Anayasa da ihlal edilmektedir.

Koruma isteyen kadınlara koruma verilmemekte ya da çok geç temin edilmektedir. Şiddet nedeniyle karakola başvuran kadın orada psikolojik şiddete maruz kalmaktadır. Gene, can güvenliğimiz için sığınabileceğimiz karakollar da kadınlar için ayrıca şiddete maruz kaldıkları bir yer hâline gelmiştir ki, İzmir'de yaşanan olaylar da bunun bir izdüşümüdür.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun 2011 yılında kadına yönelik şiddet ve şiddetin rakamlarına yönelik bir açıklaması olmuştur. Ben bu rakamları da sizlerin bilgisine sunmak istiyorum:

Değerli arkadaşlar, 2011 yılında 160 kadın, eşleri, sevgilileri, babaları ve en yakınları olan, en yakınındaki erkekler tarafından öldürüldü. Gene kadınların yüzde 66'sı aile içinde katlediliyor. Devlet, kendine başvurarak koruma isteyen kadınların yüzde 73'ünü koruyamamıştır. Gene verilere göre öldürülen her iki kadından biri kendi hayatına dair bir karar vermek istediği için öldürülmüştür. Kadınların yüzde 41'i ayrılmak veya boşanmak istedikleri için, yüzde 32'si kıskançlık sebebiyle, yüzde 16'sı karşılarındaki erkeği reddettikleri için öldürülmüştür. Kadınların yüzde 88'i en yakınları ya da tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyor. Kocası veya eski kocası tarafından öldürülen kadınların oranı yüzde 47 olarak tespit edilmiş bu rapora göre. Kocası ya da eski kocası tarafından öldürülen kadınların oranı 2009 yılında 2010 yılına göre yüzde 93 oranında artmış. "Kadınların yüzde 71'i kocaları tarafından katlediliyor." dedim. Kadınların öldürülme sebeplerinden biri de erkeğin bir isteğini yerine getirememek. İşte bu sebeple öldürülen her beş kadından birinin ölüm sebebi de bu oluyor.

2011'de, kadın hakları mücadelesinde rol oynayan 54 kadın tutuklanıyor. Tabii, tutukluluklarla ilgili konu ayrıca da konuşulabilinir.

Şimdi, kadına yönelik şiddeti sadece ve sadece yasalar kanalıyla önlemek tabii ki mümkün değil. Bunun için her şeyden önce çocuklarımızın zihin haritasını değiştirmemiz çok önemli çünkü bildiğiniz gibi daha eğitim öğretim çağında çocuklarımız toplumsal cinsiyetçilik konusunda da bir bellek oluşturuyorlar.

İşte bu nedenle gene iktidarınız döneminde 9'uncu sınıflarda okutulan vatandaşlık ve demokrasi dersinden CEDAW yani Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'nin çıkartılmasını da çok anlamlı buluyorum ve tekrar bunu hatırlatmak istiyorum. Bu sözleşmeye Türkiye 1986 yılında imza atmıştır yani taraftır. Türkiye açısından bu sözleşmenin bir bağlayıcılığı da vardır. Dolayısıyla çocuklarımızın kadın erkek eşitliği konusunda bir zihin haritasına sahip olmasına yönelik olan bu sözleşmenin, okullardan, ders kitaplarından çıkarılmış olması oldukça anlamlıdır diye düşünüyorum.

Evet, kadına şiddet uygulamak âdeta Türk toplumunun maalesef geleneksel dokusundan biri hâline gelmiştir.

Gene sizlere bir olayı hatırlatmak istiyorum: Bir Alman vatandaşımız sevgilisi tarafından dayak yemiş, şiddete maruz kalmış, arkasından da -hatırlayacağınız gibi- "İşte şimdi Türk oldum." demiştir. Yani âdeta Türk kadını için şiddet görmek artık aile yapısı içerisinde doğal kabul edilebilecek unsurlardan birisi hâline gelmiştir.

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin sonuca ulaşabilmesi için kadının birey olarak kabul edilmesi ve şiddete alkol, ekonomik kriz, işsizlik gibi gerekçelerle bahaneler bulunmaması gerekmekte.

Bakanlar Kurulunda sadece 1 kadın Bakanın yer alıyor olması ve elbette Bakanlığın isminin değiştirilerek Bakanlığın isminden "Kadın" kelimesinin çıkartılmış olması da gene AKP İktidarının kadına bakış açısını algılamak açısından oldukça anlamlıdır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Nazlıaka.