Konu:2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:32
Tarih:09/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bünyesindeki Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun 2012 yılı bütçeleri hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına görüşlerimizi paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, yukarıda ismini saymış olduğum kurumlar anayasal kurumlar olup Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip kurumlardır. 1930'larda kurulmuş olan Kurumun ismi zamanla değişmiş, kuruluş felsefesi ve ilkeleri, millî dayanışma ve bütünleşmede Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılaplarını, kültür, dil ve tarih değerlerini birleştirici bir güç olarak göz önünde tutmak, bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı ve bölücü akımların bilimsel yoldan çürütülmesini esas almak olarak verilmiştir.

Evet, sayın milletvekilleri, Kurum, kuruluş felsefesine uygun olarak işlevini sürdürmektedir ancak bu ilkelerin evrensel bilim kurallarına ve Türkiye'nin toplumsal, tarihsel gerçekliğine uygun olup olmadığı hiç kuşkusuz tartışma konusudur.

Şu an bu kurumların ülke olarak yaşamakta olduğumuz acıların kaynağını oluşturan tekçi zihniyetin yaşayan kurumlarından bazıları olduğunu söylemek abartı olmasa gerek.

Sayın milletvekilleri, bu kurumlar, aslında, bu ülkenin tek bir ırktan oluştuğu, bu ülkede yaşayan başkaca bir etnik gurubun kendi dilini ve kültürünü yaşatmasına gerek olmadığı, buna değer görülmediği anlayışının bir ürünüdürler.

İttihat ve Terakkicilerin, geliştirdikleri milliyetçi anlayışın, cumhuriyet döneminde de geliştirilerek bütün topluma yayma ve benimsetme amaçlı bir projesidir.

Türk'ü ve Türk dilini dünyanın bütün milletleri ve dillerinden üstün gören, dünya üzerindeki bütün uygarlıkların Türklerden etkilendiğinin, "Bir Türk dünyaya bedeldir." sözünün bir abartı olmadığının ısrarcı tezini besleyen kurumlardır.

Bütün kaba ırkçı belirlemeleri ders kitaplarına geçirmiş, Türkiye ve dünya tarihini bu ırkçı ve gerçek tarihle ilgisi olmayan bakış açısıyla yazmış, sorgulamaya kapatarak kafalara kazıtmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ders kitapları resmî olarak düzenlenmiş söylemlerin taşıyıcıları olmuştur. Militarist, cinsiyetçi söylemlere göre bireyi ve toplumu şekillendirmek öncelikli hedef hâline getirilmiştir.

Ayrıca, siyasal ve sosyal düzenin nasıl biçimleneceği bu kitaplarda veriliyor. Bu kitaplara göre bütün ülkeler ve halklar düşman, ülkede yaşayan bütün azınlıklar potansiyel tehlikedirler. Osmanlıdan tutun da Türkiye Cumhuriyeti dâhil tarih boyunca mağdur edilen her halk, her etnik grup ihanetçi, göçe zorlanan da, yerinden edilen de, katliamdan geçirilen de hep suçlu olarak gösterilmiştir. Bu ülkede vatandaşlar, Kürtleri, Ermenileri ve diğer bütün ulusları kendilerine düşman, devleti bölmeye çalışan ötekiler olarak bildiler. Bu ideoloji ve paradigmalar, hâlâ şu an Mecliste bulunan BDP dışındaki partiler tarafından da ısrarla savunulmaktadır.

Kutsanan ve herkesin uymak zorunda bırakıldığı resmî ideoloji devletin her yaptığını doğru ve gerekli bulmuştur. Devleti eleştirilmeyecek kadar ilahileştiren bu anlayış, bugün bu halkın kendi gerçekliğinden habersiz yaşamasının da sorumlusudur. Düşünmeyi, araştırmayı, sorgulamayı yasaklayan bu anlayış, devlet için katliamları, asimilasyonu ve en insani haklardan mahrum bırakılmayı da mubah görmektedir.

Sayın milletvekilleri, resmî ideolojinin dayandığı bu tez, Türk'ten başka kimseye de yaşam hakkı tanımaz. Bu anlayışa göre, bu ülkede olan herkes Türk'tür. Bırakın diğer etnik grupları, bugün sayıları 25 milyonu aşkın Kürt halkından bile söz edilmemektedir.

Cumhuriyet tarihi, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar, Kürtlerin ellerinden alınan haklarını geri almak için verdiği her mücadeleye başka bir kılıf uydurmuş, ülkeyi bölme planları olarak göstermiştir. Bu coğrafyanın kadim halkı ve binlerce yıl geçmişi bulunan Kürtlerden resmî tarih kitaplarında sadece bir satırda söz edilmiş, zararlı görülen ve ortadan kaldırılmış bir cemiyetin mensupları olarak. İlk bakışta komik olarak görülen bu bilgiler, aslında Kürtlere yaşatılan trajedilerin temel kaynağıdır. Kürtlerin bugün yüz yüze kaldıkları haksızlık, baskı ve zulmün sorumluları tarihi bu şekilde çarpıtanlardır. Defalarca katliamdan geçirilmiş bu halk, resmî tarihin bu kafatasçı anlayışı nedeniyle bugün bile yok sayılmaktadır. Kürtlerin tarihi, edebiyatı, dili, müziği hakkında hiçbir belge Kürtler adına Türk Dil ve Tarih Kurumunun kaynaklarında mevcut değildir. Bugün hiçbir ders kitabında Dersim, Zilan, Agiri katliamlarından bahsedilmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu kurumlar siyasileşmiş kurumlardır. Türk Tarih Kurumunun bilimsel hiçbir kaygısı yoktur her ne kadar bilimsel çalışma yaptıklarını söyleseler de. Bilimsellikten uzak, gerçekle bir ilgisi olmayan bu kuruma ayrılacak bütçe, artık, yeni bir tarihin yazılması, bu ülkede yaşayan diğer unsurların tarihteki gerçek yerlerinin anlatılması için ayrılmalıdır, ders kitapları yeniden yazılmalıdır.

Türk tarihinin yanında bu ülkede Kürt tarihinin ve diğer tüm etnik grupların da varlığı kabul edilerek, kitaplar baştan sona yenilenmelidir. Ders kitapları öyle masa başında oturularak anlı şanlı tarihin kusursuz geçmişi uydurmacası ile değil objektif ölçülere göre yazılmalıdır diyoruz.

Kitaplarda ötekileştirme, azınlıkları düşman, herkesi Türk, halkların hak talepleri ülkeyi bölme, parçalama arzusu olarak gösterilmekten vazgeçilmelidir. Osmanlı Dönemini, Cumhuriyet Dönemini her yönüyle anlatan güvenilir tarih kitaplarına ihtiyaç vardır. Türk tarihi bugün ders kitaplarında yer aldığı gibi anlatılmaya devam ederse, tarih bilinci bu temelde oluşturulursa ötekinin varlığını kabul etmek ve ettirmek çok zor olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar Türk Dil Kurumu da yukarıda kısaca belirtmiş olduğum resmî ideolojiye hizmet etmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde Kürtçeden alındığı belirtilen bir tek kelime bile bulunmamaktadır. Oysa asırlardır bir arada yaşamış olmanın getirdiği sosyolojik bir gerçeklik olarak, bu halkların dili ve kültürleri birbirlerinden etkilenmişlerdir. Bu durumun bir sonucu olarak Kürtçeden Türkçeye geçen yüzlerce kelime olmasına rağmen, Türk Dil Kurumu sözlüklerinde bu kelimelerin ya Farsça kökenli olduğunu ifade etmiştir veya doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan sözcükler olarak yer vermiştir. Yalnız, eğer Türk Dil Kurumunun bir projesi -ki bu projeyi çok önemli buluyorum- tarafsız ve bilimsel gerçeklere dayandırılarak hayat bulursa, işin sevindirici bir boyutunu da sizlerle paylaşmak isterim: Türk Dil Kurumu, Türkçe dilindeki sözcüklerin etimolojik çalışmaları projesini 2013 yılında tamamlayacaktır. O zaman, Kürtçe ve Türkiye'de asimile edilmiş diğer dil kökenli sözcükler de belirtilirse gerçek bir çalışma olduğu kabul edilecektir. Bugün, bütçeden -her dönem olduğu gibi- bu kurumların tümüne pay ayrılmaktadır. Bilimsel ve tarafsız olduğu sürece bu payın ayrılması son derece normaldir diyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu kurum bu ülkede yaşayan sadece bir halkın dil çalışmalarını yürütmektedir ancak ülkemizde bir de baskısız, insanların "Ötekileştirilirim" korkusu olmaksızın yapılacak objektif bir nüfus sayımı olduğu takdirde, Türk nüfusu kadar Kürt ve başka halkların nüfusunun da var olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır. Peki, bu halklar dillerini nasıl öğrenecekler, sadece konuşarak mı? Biliyoruz ki bilimsel olarak bir dilin yaşayabilmesi için ancak ve ancak eğitim dili olması gerekiyor; aksi takdirde, resmî istatistiklere göre bugün, Türkiye'de konuşulan yirmi sekiz tane dilden birçoğunun da önümüzdeki yirmi-yirmi beş yıl içerisinde yok olması kaçınılmaz olacaktır. Resmî ideoloji uyguladığı politikalarla milyonlarca Kürt'ün ve diğer halkların dillerini kendilerine unutturdu. Türkçe dili geliştirilmeye, diğer diller unutturulmaya çalışıldı. Şimdi soruyorum: Bir dili yüceltmek ötekini değersizleştirmeyi gerektirir mi? Buna sessiz kalınabilir mi? Bu, eşitsizliğin açık bir göstergesi değil midir? Bugün, burada bile içimizde Kürtçeyi bir dil olarak görmeyenler var. Mahkemelerde insanlar kendi ana dilleriyle savunma yapamamakta, mahkemelerde bu dil, bilinmeyen veya anlaşılmayan dil olarak kabul edilmekte. Bu eşitsizliğin bir an önce giderilmesi, bu ayıbın bir an önce ortadan kaldırılması için bütçeden, Kürtçenin eğitim dili olması için yapılacak çalışmalara ödenek ayrılmalıdır. Kürt dilinin eğitim dili olarak kabul edilmesinin yanında, bu kurumlara ayrılacak ödeneklerin bir bölümü de en kalabalık halk olması itibarıyla Kürt dili çalışmaları için ayrılmalı, her zaman övündüğümüz ve dillendirdiğimiz, ülkemizin zenginliği olarak gördüğümüz tüm halkların dillerinin de yok olmaması için bu bütçenin kullanılması sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Hindistan'da 20, İsviçre'de 4, Belçika'da 3, Avusturya'da 4 dil ve daha sayamayacağım onlarca ülkede 2'den, 3'ten fazla resmî dil kullanılmaktadır, Bulgaristan'da da Türkçe ve Romanca bölgesel diller olarak kullanılmaktadır. Görüyoruz ki birden fazla resmî dil şimdiye kadar hiçbir ülkeyi bölmedi. Bizi de bölmez, bundan korkulmamalıdır. Çünkü ne kadar yok sayılır ve değersizleştirilirseniz, çevrenizde de o kadar çok sorun yaratırsınız.

Umuyor ve diliyoruz ki ülkemizde yapılacak yeni anayasada bu yönlü, dillere ve kültürlere özgürlük ve güvence sağlayacak düzenlemeler yapılarak eşit yurttaşlık temelinde bir yaşam sağlanmış olsun.

Bu ülkede yaşayan diğer etnik grupların da bu ülkenin vatandaşı olduğunu ve devlete her türlü vergiyi ödedikleri gerçeğini de göz önünde bulundurduğumuzda, bu bütçeden de pay sahibi olduklarını kabul etmek durumundayız. Bütün bu değerlendirmelerden sonra bu Kurum'un isminin Anadolu ve Mezopotamya Dil, Tarih ve Kültürleri Araştırma Kurumu olarak değiştirilmesini öneriyoruz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Birtane.