Konu:Ak Parti Grubu Önerisi
Yasama Yılı:2
Birleşim:63
Tarih:08/02/2012


AK PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tam dokuz gündür Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nde yapılacak olan değişikliğe ilişkin çeşitli önerileri görüşüyoruz. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi ile milletin gündemi aynı değil ise orada siyasette sorun var demektir, milletin gündemi ile Meclis gündemi birbirinden farklılaşmış ise siyaset iyi işlemiyor demektir. Türkiye'nin gündemine baktığımızda Türkiye'nin bir demokrasi programına ihtiyacı olduğunu görürüz, Türkiye'de demokrasinin demokratikleştirilmesi ihtiyacının olduğunu görürüz. Evet, giderek daha otoriter eğilimler gösteren, bu yönde uygulamalar ortaya koyan bir iktidarın olduğu ülkede, demokrasinin demokratikleştirilmesi gibi bir programın ne kadar zor olacağını biliyorum. Pankart açan öğrencilerin, "Parasız eğitim istiyoruz." diyen öğrencilerin terör örgütü üyesi olarak yargılandığı, yumurta atma eyleminin terör eylemi sayıldığı; yumurta, şemsiye, pankart çubuğu, kartpostal gibi eşyaların suç unsuru sayıldığı bir ülkede demokrasinin demokratikleştirilmesi gibi bir programın ne kadar zor olduğunu, bunun gerçekleştirilmesinin ne kadar zor olduğunu biliyorum.

Otuz kırk yıl önce tarihin karanlığına gömülmüş olan örgütlerin polis fezlekeleriyle diriltilerek öğrencilerin buna üye yapıldığı hayalî bir şekilde ve hayalî bir şekilde yaratılan terör örgütlerine üyelik nedeniyle öğrencilerin yargılandığı bir ülkede bunun ne kadar zor olduğunu biliyorum.

İktidar karşıtı düşünceleri ifade eden aydınların, bilim adamlarının, gazetecilerin, siyasetçilerin, sultanlar, padişahlar, krallar döneminde olan siyasetten katletme eyleminin modern versiyonu olan yargı eliyle nasıl katledilmeye çalışıldığını biliyorum ve böyle bir ülkede demokrasinin demokratikleştirilmesinin ne kadar zor olduğunu biliyorum ama Türkiye'nin gündemi bunlar olmak zorundadır. Türkiye'nin gündeminde öldürülen savcılar var. Türkiye'nin gündeminde, on iki yaşındayken babası tarafından, ailesi tarafından pazarlanan kız çocuklarımız var. Bu bir örnek, bunlar gerçek, toplumumuzun derin yaraları var. Bu problemleri saymakla bitiremeyiz. On dakikalık zaman dilimi içinde bunları ana başlıkları hâlinde ifade etmem bile son derece zor.

Evet, Türkiye'nin demokratikleşmeye ihtiyacı var. Türkiye'nin, demokratikleşme, demokrasinin derinleştirilmesi probleminin bir alt bileşeni olarak yasama reformuna ihtiyacı var. Siyasetin temel kurumları olan Parlamento, siyasi partiler, Anayasa, belirli dönemler itibarıyla yapılan seçimler, sistemi demokratik kılmaya yetmiyor; bunlar demokrasinin asgari unsurları ama bunların varlığı rejimi demokrasi olarak tanımlamak için yeterli değil, bunun yanına başka unsurların da ilave edilmesi gerekiyor. Sivil toplumun tartışmalara katılması gerekiyor veya sivil toplumda ülkenin temel meselelerinin konuşulması gerekiyor. Şimdi İç Tüzük değişikliğiyle yapılan, yapılmak istenen Türkiye'nin karşıt düşüncelerinin daha az ifade edilmesidir; muhalefetin, iktidar karşısındaki düşüncelerinin daha az ifade edilmesi, daha az konuşulmasıdır. Şimdi, sivil toplumu ne kadar baskı altına alırsanız, onun alanını, konuşma alanını ne kadar daraltırsanız, o alanı ne kadar iktidar olarak, devlet olarak işgal ederseniz o demokrasi o kadar demokrasi olmaktan uzaklaşır.

Liberal demokrasi, sonraki aşamasında cumhuriyetçi demokrasi, sonraki aşamasında müzakereci demokrasi olmuştur. Bugün köklü demokrasilerde müzakereci demokrasi vardır yani temel kararların kamusal alanda herkes tarafından tartışıldığı, bu tartışmalara paralel bir tartışmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi veya o ulusal parlamentoda yapıldığı demokrasidir. Şimdi yapılan, vatandaşların ülkenin sorunlarını tartışmak için bir araya geldiği kamusal alanın yeniden feodalleşmesidir. Bu İç Tüzük, Türkiye'de ülkenin sorunlarının tartışıldığı kamusal alanın feodalleştirilmesi, onun devlet tarafından işgal edilmesi, devletin kontrolü altına alınması konusunda atılmış bir adımdır. Buraya çıkan iktidar sözcüleri doğruyu söylemiyorlar, doğru değil.

Şimdi, on sekiz maddelik İç Tüzük Değişiklik Teklifi'nin sadece bir maddesi Hükûmetin konuşma süresini sembolik olarak azaltmaktadır, diğer bütün maddeler muhalefetin konuşma sürelerini kısmaya yöneliktir; gerçek budur.

Söylenen şudur, uzlaşma yönünde iktidar partisinin gösterdiği çaba: "Ya, galiba çok fazla kıstık muhalefetin sesini, biraz daha gevşetelim." Şu anda bir siyasi parti grubunun Genel Kurula sunmuş olduğu bir öneri üzerinde muhalefet partilerinin konuşma süresi yirmi dakikadır, İç Tüzük değişiklik teklifi bunu beş dakikaya indirmiştir. Şimdi diyorlar ki: "Bu beş dakikayı bir-iki dakika daha artırabiliriz, bak, gelin, uzlaşalım." Uzlaşma bu değildir, uzlaşma antidemokratik hükümlerin kaldırılmasıdır, vazgeçilmesidir.

Şimdi böyle bir İç Tüzük değişiklik teklifini görüşeceğiz eğer birazdan gerçekten görüşmeler başlayabilirse. Umarım görüşürüz. Ama biz bu teklifi benimsemiyoruz, bu teklifi doğru bulmuyoruz. Bu teklif doğrudan muhalefetin söz hakkını kısmaya yöneliktir. Şimdi, bu teklif, baktığımızda, biraz önce tanımını yapmaya çalıştığım müzakereci demokrasi anlayışının çok ötesinde, bir şark kurnazlığına dayanan, otoriter eğilimler gösteren bir iktidarın, böyle bir iktidarı kuran, oluşturan siyasi partinin teklifidir, tamamen demokrasi karşıtı bir tekliftir.

Biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde uzlaşmanın güzel örneklerini verdik. Şimdi Sayın Elitaş diyor ki: "Dün beş maddeyi beş saatte görüştük." Peki, biz geçen yılın, 2011 yılının Ocak ayında dört günde 2.700 maddeyi geçirdik buradan. Bundan kimse söz etmiyor. Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, dört günde 2.700 maddeyi geçirdik beş kanun hâlinde. İktidar çalışmıyor. Diyor ki: "Efendim, gelen grup önerileri gündeme geçmemizi engelliyor." Ben soruyorum Adalet ve Kalkınma Partisine: Gündemde neyiniz var da neye geçemedik? Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisine getirdiğiniz bir öneri yok. Dün getirdiniz, dediniz ki: "6111 sayılı Kanun'u çıkaralım." "Evet, derhâl çıkaralım." dedik. Bakın, öneri yapıyorum: Bekleyen yetmiş sekiz tane uluslararası sözleşme var. Getirin bir haftada çıkaralım. Karşı çıktıklarımız var, onları ayıklarız. Çıkarabiliriz. Başka hangi kanun varsa getirin ülkenin gündeminde olan, sorunları çözecek olan, destek vereceklerimiz olabilir, vermeyeceklerimiz olabilir. Vereceklerimizde çıkar görüşümüzü ifade ederiz, vermeyeceklerimizde çıkar medeni bir şekilde farklılıklarımızı ifade ederiz. Uzlaşırız veya uzlaşamayız, çıkarabiliriz. Bir tembellik var, bir gayriciddilik var. 22'nci Dönemde 900 küsur kanun çıkarmış bu Parlamento. 24'üncü Döneme gelmişiz, 500 küsura inmiş bu, yarı yarıya düşmüş. Şimdi "İktidar çalışmıyor, iktidar tembel, çıkaracak kanun yok, e muhalefetin de çok fazla sesi çıkıyor, sesini kısalım." anlayışıdır bu. Bu yanlış değerli milletvekilleri, bu yanlış, bu yanlışa ortak olmayın.

Uzlaşma yönünde çaba gösteren biziz. "Bu maddeyi çıkarın, diğer maddeleri yasalaştıralım." dedik, bu öneri kabul görmedi. Madem bu maddede ısrar ediyorsunuz, gelin, geçen yasama döneminde dört siyasi partinin mutabık kaldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük değişiklik teklifi var, onu referans alalım, yeni bir çalışma yapalım, e ona da "Hayır." E onun içinden birkaç maddesi seçilmiş, ayıklanmış, yeniden kurgulanmış, buraya getirilmiş. E peki, bunu getiriyorsanız 19'uncu maddedeki ısrarımızdan da vazgeçelim, on dakika konuşsun sadece bir siyasi parti ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi, Sayın Salih Kapusuz'un da imzası olduğu teklifte olduğu gibi beşte 2 veya beşte 1 oranda muhalefetin önerilerinden oluşsun, e buna da "Hayır." Sizin niyetiniz samimi değil, samimi değil niyetiniz. Sizin niyetiniz muhalefetin konuşmamasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Ama rüzgâr eken fırtına biçer.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.