Konu:2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:31
Tarih:08/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi üzerinde aleyhte söz almış bulunmaktayım. Yüce makamınızı ve Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

2002 yılından beri iktidarda bulunan AKP Hükûmeti, yeni bir bütçeyle karşımıza çıkmaktadır. Bütçeye geçmeden önce halkımızın birtakım gerçek verileri bilmesi gerekliliğine yürekten inanıyorum.

Öncelikle, sözlerime başlamadan evvel, biraz önce burada sözlerini ifade eden Sayın Babacan'ı bir konuda uyarmak istiyorum. Sayın Babacan, Cumhuriyet Halk Partisini Baasçı rejimle özdeşleştirmeye çalıştı. Muhtemelen aynaya bakarak konuştu diye düşünüyorum. Neden? Çünkü o "Baasçı rejim" dediğiniz partinin liderini bundan daha geçen sene kırmızı halılarla karşıladınız, Bodrum'da ailece tatil yaptınız, onu bir kere burada anlatmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, o Libya'nın, bugün "diktatör" dediğiniz Libya'nın Başkanından, Devlet Başkanından İnsan Hakları Ödülü'nü Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı almadı, sizin Başbakanınız aldı! (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) [AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar(!)]

AHMET YENİ (Samsun) - Bütçeyle ilgili bilgin var mı, bütçe!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Çok değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; her ne kadar Türkiye ekonomisi dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi gibi gösterilmeye çalışılıyor olsa da işsizlik, yoksulluk ve açlık gibi halkı ilgilendiren konularda dünya sıralamasında sonda bulunmaktayız. Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri işsizliktir. Devletin resmî rakamları işsizlik oranını yüzde 9 seviyelerinde gösterse de çalışmaya hazır olup iş aramayanlar ve mevsimlik işsizler eklendiğinde aslında gizlenen rakamın yüzde 19'lar civarında olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kanayan yaraya bir an önce çare bulunmasını Hükûmetten bekliyoruz.

Ülkemizde uygulanan asgari ücret politikası vatandaşı doyurmaya değil, hayatta tutmaya yani öldürmemeye göre ayarlanmaktadır. On altı yaşından büyük işçiler için aylık 659 TL asgari ücretin yanında DİSK Araştırma Enstitüsünün kasım ayı açlık ve yoksulluk sınırı rakamına göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için gerekli olan yoksulluk sınırı 3.136 TL'ye, açlık sınırı ise 992 TL'ye yükselmiştir.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, AKP İktidarı maalesef ekonomide kendisine bir hayal dünyası kurmuş, orada yaşamaktadır. Spekülatif sermayenin ve sıcak paranın getirdiği suni canlılık AKP İktidarını gereğinden fazla memnun etmiştir.

AHMET YENİ (Samsun) - Yanlış cevap verdin, yanlış!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, gerçekte ise olan şudur: Türkiye'nin dokuz yıl öncesine göre bugün daha az toplumsal mal varlığı bulunmaktadır. Bankaların yüzde 50'si blok satış yoluyla özelleştirilen Telekom gibi kamu yatırımlarının, imalat sanayisinde kârlı işletmelerin  yüzde 61'i yabancılara satılmış ve yabancıların kontrolüne girmiştir. Bunların ve sıcak paranın kârı her yıl 6 milyar dolardan fazla bir kâr olarak yurt dışına çıkmaktadır. Bu, her Türk vatandaşının olduğu gibi bizim de canımızı yakmaktadır.

2002'de AKP iktidara geldiğinde, ülkemizin dış borcu 130 milyar  dolar civarındaydı, şu andaysa toplam dış borcumuz 310 milyar dolardır. Bu borç için de yılda 15-20 milyar dolar faiz ödemekteyiz ve bu borç her gün katlanarak artmaktadır.

Dünya petrol rezervine çok yakın konumda bulunan bir ülke olarak akaryakıtın çok ucuz olması beklenirken, rafineri çıkış fiyatının üzerine konan vergiler sayesinde vatandaşlarımız dünyanın en pahalı benzinini kullanmakta, küçük bir ülke olan ve petrol rezervi bulunmayan Gürcistan'da bile benzin ülkemize kıyasla 1,5 ile 2 TL arası daha ucuz olarak o ülkenin yurttaşlarına satılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi alma ve tabana yayma konusunda oldukça başarısız olan AKP Hükûmeti, dolaylı vergilere yüklenerek elini vatandaşın cebine sokmuş bulunmaktadır. Tütünden alkole, benzinden iletişime kadar her konuda halkın sırtından geçinen İktidar, her ne hikmetse pırlantadan, özel yat benzininden vergi almamaktadır. Örneğin halkın vazgeçilmez ihtiyacı olan elektriğe, tüketim bedeli dışında kaynak kullanım, satış hizmet, sayaç okuma, iletim sistemi, dağıtım, enerji fonu, TRT payı, elektrik tüketim vergisi ve katma değer vergisi altında dokuz ayrı tüketimin dışında vergi ve bedel ödemekteyiz. Bu vergiyi, dolaylı vergi olduğu için, Türkiye'nin en zengin aileleri Koç ve Sabancı ile en fakir vatandaşımız aynı oranda ödemektedir. Bunda adalet var mıdır? Bunu sizlere soruyorum.

2011 yılının enflasyon rakamı yüzde 9,5 olarak çıkmıştır. Biz, bu gidişle çift haneli rakamları göreceğiz. Aslında, bu enflasyon rakamlarının nasıl hesaplandığını biliyoruz. Hiçbir kullanımı olmayan bazı mallar bu sepette kendine yer bulmakta, pazar enflasyonundan kimse bahsetmemektedir.

AKP İktidarında 6 kez mali af çıkmıştır sayın milletvekilleri. Yılda bir mali af çıkartan bir hükûmet bugüne kadar görülmüş müdür? Af çıkması demek ya vatandaşın ödeme gücünün olmadığı anlamını çıkarır ya da "Nasılsa af çıkacak, biz de af çıkınca öderiz." mantığını ortaya koyar.

Çok değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir ülkesinde örneğine rastlanmayan tutuklu milletvekilleri sorunu ve bunun yanında, Silivri'deki esaret devam etmektedir. Sizlerin "rehine" ve "esir" diye gördüğünüz milletvekillerimiz bizler için bir onur timsali ve bir çağdaşlık şövalyeleridir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu hukuk komedisine bir an evvel müdahale etmeli, siyasi davaların verdiği mağduriyetler bütün tutsaklar için kaldırılmalıdır.

Bunun yanında, ekonomik anlamdaki bu baskılar yetmiyormuş gibi muhalif medyaya yönelik yargısal ve polisiye sindirme operasyonları da sürmektedir. En son Aydınlık gazetesi ve Ulusal kanal gibi muhalefeti siyasal anlamda çok sert sürdüren medya, birtakım polis operasyonlarıyla ezdirilmeye çalışılmaktadır.

Yine bunun yanında, CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar vahşice sürdürülmektedir. AKP İktidarının bir tek ölçüsü vardır, demokrasi kisvesi altında iktidarına ve kendi kurmuş olduğu korku imparatorluğuna muhalefet eden herkesi susturmak ve diz çöktürmektir. Bilinmelidir ki Cumhuriyet Halk Partisi gerektiğinde esir düşenlerin ama asla teslim olmayanların, gerektiğinde kırılanların ama asla eğilmeyenlerin partisidir. AKP'nin bu açık baskısına direnmeye, onun yarattığı korku imparatorluğunu tarihe gömmeye kararlıyız. Bütün bu yukarıda belirtmiş olduğumuz karanlık tabloya karşın özgürlüğün ve umudun ülkesi hepimizin Türkiye'si rüyamızı mutlaka gerçekleştireceğiz.

12 Eylül 2010 tarihinde daha özgür ve mutlu bir ülkede yaşayacağımız vaadi ile Sayın Başbakanın bir hap olarak topluma yutturmaya çalıştığı Anayasa değişikliğinde 12 Eylül darbecilerini yargılayacağı iddiası bazı ikinci cumhuriyetçileri ve "Yetmez ama `Evet.'"çileri kandırmıştır. Bilinmelidir ki tarihin hiçbir döneminde çocuğun babayı yargıladığı bir sürece uygarlık şahit olmamıştır. 12 Eylülün çocukları 12 Eylülün babasını, darbenin liderini asla yargılayamazlar. Nitekim, Kenan Evren'i sorgulayan savcı büyük bir mahcubiyet içerisinde "Sayın Cumhurbaşkanım, neden darbeyi yaptınız?" şeklinde, kahve eşliğinde soru sormuş, bugün itibari ile bir iddianame bile tanzim edilmemiştir. Önemli olan, 12 Eylülün yasalarını değiştirmek değil, 12 Eylülün kafalarını değiştirmektir.

Yine bu 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan yargıyı sindirme operasyonunda HSYK yeniden dizayn edilmiş, özel yetkili mahkemeler iktidarın bir yaptırım aracı hâline sokulmuştur. Özel yetkili  Adalet Bakanının bütün bürokratları bağımsız bir kurul olması gereken HSYK'ya taşınmıştır. İktidarın yargıyı ele geçirme ayağı başarı ile tamamlanmıştır. Öyle ki Habur'da mobil mahkemeleri kuranların, terör örgütü ile ve onun temsilcileri ile pazarlık edenlerin, Sayın Başbakan adına terör örgütü ile görüşen MİT Müsteşarının terör örgütü liderine görüşmede "Sayın" diye hitap etmesindeki alçalmayı Türk milletinin büyük vicdanına bırakıyorum.

Ne yazıktır ki kara yollarını, bölünmüş yolları, hava alanlarını, barajları, adalet saraylarını Tayyip Bey yapmış, PKK ile görüşen ise devlet olmuştur. Bu iktidar tarafından Hükûmet terörle mücadelede gel git politikasını sürdürmekte, mücadele ile müzakere arasında gidip gelmektedir. Şu anda yapılacak olan Anayasa ile alakalı değişiklik çalışmasında devletin üniter yapısını, ulus devlet kavramını, cumhuriyetin kazanımlarını asla tartıştırmayacağımızı, bazılarının rüyalarında derin bir hülya olarak gördükleri Sevr Anlaşması'nın 62'nci maddesinde öngörülen yeni bir federatif çözüm talebini asla kabul etmeyeceğimizi, bunu yırtıp atacağımızın bilinmesini isterim.

3 Kasım 2002 tarihinde sıfır terör ile anılan Türkiye'yi bugün her evine ateş düşen, şehit kanlarımızla sulanan bir Türkiye hâline getirdiniz.

Son günlerde yaşamış olduğumuz Van depreminde canlarını kaybeden tüm yurttaşlarıma rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar temenni ediyorum. Hükûmet ekonomideki ve terörle ilgili mücadeledeki başarısızlık ve basiretsizliğini depremde de göstermiştir. Başbakan Yardımcısı Sayın Atalay "Kendi potansiyelimizi görmek amacı ile dışarıdan yapılan arama kurtarma yardım teklifini beklettik, gönderilen yardıma vize vermedik." demiştir. Sayın Bakan insan hayatıyla oynamıştır. Kendisini kınıyorum burada.

Değerli milletvekilleri, her şeyden önce, AKP İktidarı Van depreminde hayatını kaybeden ve yaralanan öğretmenleri de bir madde olarak görmüştür, büyük bir ayıp yaşatmıştır.

Sözlerimi fazla uzatmıyorum; burada bitirirken diyorum ki bugün Sabiha Gökçen'e, İsmet İnönü'ye laf atma, dil uzatma cüretinde olanlara, Atatürk'e hakaret özlemi içerisinde olanlara söyleyeceğimiz bir söz vardır: Bizim yol göstericimiz bazen gelmiştir İsmet İnönü olmuştur, bazen gelmiştir Bülent Ecevit olmuştur, bazen Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - ?ama her zaman yol göstericimiz, cumhuriyetin banisi, ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın önderi, varlık nedenimiz Mustafa Kemal Atatürk olmuştur ama bilinmelidir ki asla cumhuriyet düşmanları olmamıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.