Konu:2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:31
Tarih:08/12/2011


2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; 2012 mali yılı bütçesinin Meclis Genel Kurulu görüşmelerinin açılışı vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti 61'inci Hükûmetinin ilk bütçesi olan 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu'nun görüşmelerinin ülkemize, milletimize ve ekonomimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sözlerimin başında, Sayın Genel Başkanımız, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'a tekrar buradan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum, Allah'tan kendisine acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi, bozulan dış dünya konjonktürü dikkate alınarak mali disiplini güçlendirecek ve Orta Vadeli Program'da ortaya koyduğumuz perspektife destek verecek bir yapıda hazırlanmıştır.

Burada, şu hususları özellikle hatırlatmak istiyorum:

2012 yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetleri tarafından hazırlanan 10'uncu bütçedir. Diğer 9 bütçemizde olduğu gibi, 2012 yılı bütçesinde de bir yandan küresel şartlar dikkate alınırken diğer yandan da sosyal politikalar, özellikle istihdam artışı özenle gözetilmiştir.

Diğer 9 bütçemizde olduğu gibi, bu bütçede de halka hizmeti en öncelikli hedef olarak benimsiyor, ekonomik kalkınmaya odaklanıyor, bireysel ve toplumsal refahı gözetiyoruz.

Yine bu bütçe ile gerekli olan kamu yatırımlarını sürdürmeyi, özel sektörün üretim ve yatırımlarını desteklemeyi, ihtiyacı olan toplum kesimlerine el uzatmayı, kamu çalışanlarının, tarım üreticisinin alın terinin karşılığını vermeyi ve vatandaşlarımızın sağlık ve eğitim gibi en önemli kamu hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını hedefliyoruz.

Hiç kuşkusuz, bu bütçe AK PARTİ İktidarında dokuz yıldır devam eden ekonomik ve siyasi istikrara yeni bir halka teşkil edecektir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi bir zamanlar ekonomik krizlerin siyasi krizleri, siyasi krizlerin ekonomik krizleri körüklediği, belirsizlik, ümitsizlik, güvensizlik ortamından bugünlere ulaşmıştır.

Üç haneli rakamlara kadar yükselen enflasyon, yüksek kamu açıkları ve kamu borç yükü gibi unsurlar yıllarca tüm ekonomik birimlerde ciddi bir güven zafiyeti oluşturmuştur. Türkiye o günlerden bugüne büyük yol katetmiştir. Ekonomik istikrar kalıcı olarak sağlanmış, üreticinin ve yatırımcının önünü açan bir anlayışla ekonomik programlar uygulanmaya konulmuş, şeffaflık ve öngörülebilirlik garanti altına alınmış ve Türkiye her alanda tarihinde görülmemiş başarılara imza atarak küresel ölçekte takdirle bahsedilen bir ülke konumuna yükselmiştir.

Türk dış politikası artık uluslararası kamuoyunda dikkatle izlenir hâle gelmiştir. Küresel gelişmelere ve ulusal önceliklerimize paralel olarak Orta Asya, Kafkaslar, Orta Doğu, Balkanlar ve Afrika'da yeni açılımlar gerçekleştirilmiş, dünyanın her noktasını dikkatle izleyen, kucaklayıcı, bütünleştirici bir yaklaşım benimsenmiştir. Dış politika alanındaki bu açılımlara paralel olarak gerçekleştirilen iş birliği projeleri beş kıtaya yaygınlaştırılmıştır.

Burada ekonomideki gelişmelerin detaylarına girmeden önce dış ve iç politikaya dair bazı görüşlerimizi de sizlerle paylaşmak isterim.

AK PARTİ 12 Haziran seçimlerinde Türkiye genelinde hemen hemen her 2 seçmenden 1'inin oyunu alarak, yüzde 49,8 gibi yüksek bir oranla ve 3'üncü kez 1'inci parti olarak, demokrasi tarihimizde örneği az görülür bir başarı elde etmiştir.

12 Haziran seçimlerinde milletimiz AK PARTİ'nin dokuz yıldır yaptığı icraatları onayladığını, aynı zamanda 2023 yılı hedeflerine de gönülden inandığını sandık yoluyla ilan etmiştir.

Milletimiz AK PARTİ hükûmetlerinin politikalarına güvendiğini, bu politikaların sürdürülmesi gerektiğini, istikrar ve güven zemininin muhafazasını 12 Haziranda çok net bir şekilde ifade etmiştir.

12 Haziran seçimleri bütün siyasi partiler kadar AK PARTİ ve AK PARTİ Hükûmeti için âdeta politikaların, plan ve projelerin test edildiği, sınandığı bir seçim olmuştur. İç politikadan dış politikaya, ekonomiden demokratikleşmeye kadar her alanda milletimiz AK PARTİ politikalarına duyduğu güveni ortaya koymuştur.

Bu bütçe görüşmelerinde şu hususları özellikle vurgulamak durumundayız: İç politika dış politikadan ayrı değildir. Ekonomi, demokratikleşmeden bağımsız değildir. İçine kapanmış, dünya ile arasına duvarlar örmüş bir ülkenin, iç politikada istikrarı, ekonomide büyümeyi, demokratikleşmede reformları gerçekleştirmesi beklenemez. Aynı şekilde, ekonomisi zayıf, istikrarsız, güven zemininden uzak bir ülkenin dış politikada elinin güçlü olması da beklenemez. AK PARTİ hükûmetleri dokuz yıl boyunca işte bu hassas dengeyi gözetmiş, tek alanda değil, her alanda koordineli, uyumlu bir çalışmayla topyekûn gelişmeyi Türkiye'ye yaşatmıştır.

AK PARTİ İktidarı dış politikada "sıfır sorun" ilkesinden asla vazgeçmemiştir, asla taviz vermemiştir. Aktif dış politikamızın ve "sıfır sorun" ilkemizin, başta ekonomi olmak üzere, Türkiye'de her alanda ne boyutta yansımalarının olduğu açıktır, nettir.

Bakınız, sıfır sorun susmak değildir, onaylamak değildir, sessiz, tepkisiz kalmak asla değildir. Biz, başta bölgemiz olmak üzere, barışı tesis etmek için her zeminde ve her fırsatta azami gayret gösterdik. Bütün komşularımızla sorunları masaya yatırdık ve aktif şekilde sorunların çözümü için çaba sarf ettik. Ancak bunu yaparken, bölgemizde olsun, dünyada olsun haksızlıklara, zulme, çatışmalara, katliamlara, yoksulluğa ve gelir adaletsizliğine, hukuksuzluğa göz yummadık. Afganistan'daki insanı da, Gazze'deki insanı da bir can olarak gördük. Afrika için, Somali için, Libya, Mısır, Tunus, Filistin için seferber olduk. Haiti için, Şili için, Gürcistan için de seferber olduk. Dinine, mezhebine, derisinin rengine, yaşadığı toprağın altındaki madenlere, petrole, elmasa bakmadan, insana sadece insan olduğu için sahip çıktık, hakkını savunduk. Birileriyle ters düşeriz diye bakmadık, birilerini karşımıza alırız diye tedirgin olmadık. Diyalog, uzlaşma, barış ne kadar ilkelerimiz olduysa, insan hakları ve hukuk da o kadar temel ilkelerimiz oldu.

İşte şu anda da, Ortadoğu'da yaşanan hadiselere aynı ilkelerden bakıyoruz. Libya'ya, Tunus'a, Mısır'a nasıl insaniyet gözlüğüyle, vicdan nazarıyla baktıysak, Suriye'ye de sadece insaniyet gözlüğüyle, vicdan nazarıyla bakıyoruz.

Biz, dokuz yıl boyunca, Suriye ile iyi ilişkiler tesis etmenin gayreti içinde olduk. Bir yandan iki ülkenin karşılıklı istifadesine olacak adımları atarken, bir yandan da ülkelerimizin ve bölgelerimizin refahı adına reformların üzerinde dikkatle durduk.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Bu söylediklerine sen inanıyor musun ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Suriye yönetimine, en üst düzeyde gereken reformların yapılması tavsiyesini her fırsatta ifade ettik.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Bu söylediklerine sen inanıyor musun ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Suriye'nin uluslararası sisteme entegre olabilmesi, sorunları çözebilmesi, halkının refahını artıracak reformları gerçekleştirmesi için yönetimi her zaman teşvik ettik.

KAMER GENÇ (Tunceli) - 300 milyon doları nasıl verdin Ali Bey, izah et? Bu 300 milyon doları senin burnundan getireceğiz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Genel Başkanın burada, biraz saygı göster!

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sana ne yahu! Senin aklın varsa kendine sakla!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Tunus, Mısır ve Libya'nın ardından, Suriye'de olaylar başladığında, son derece soğukkanlı biçimde yine Suriye yönetimine tavsiyelerimizi ilettik. Ne var ki Suriye yönetimi, reformları cesaretle, kararlılıkla gerçekleştirmek yerine, hem bize hem tüm dünyaya doğruları söylememiştir, verdiği sözlerde durmamıştır. Suriye yönetimi, muhalefetin taleplerine, halkın isteklerine kulak vermek yerine, şiddeti, öldürmeyi, sindirmeyi, susturmayı tercih etmiştir.

Suriye'de kan akarken, Suriye'de masum insanlar öldürülürken, yanı başımızda açık bir zulüm yaşanırken, hiç kimse bizden susmamızı, tepkisiz kalmamızı bekleyemez. Türkiye'nin Suriye'ye karşı tavrı tamamen insanidir, tamamen hukukidir. Kan ve gözyaşının dinmesinden, Suriye'de ve bölgede huzur ve barışın sağlanmasından başka hiçbir arzumuzun olmadığı bilinmelidir. Tüm bölge ülkeleri de, bizim Suriye konusundaki barışçı, insani tutumumuzu görmekte ve bunu desteklemektedir.

Ana muhalefet lideri, bir sabah kalktığımızda Suriye'yi düşman ilan ettiğimizi ileri sürdü. Biz bir sabah değil, her  sabah yeni bir dünyaya uyanıyoruz. Biz her sabah dünyadaki gelişmeleri, uluslararası alanda  savunduğumuz insan odaklı evrensel değerler ile uluslararası gerçekler perspektifinden yeniden değerlendiriyoruz. Biz her sabah jeopolitiğimizi, beşerî coğrafyamızı yeniden yorumluyoruz. Biz bazılarının temsil ettiği gibi geçmişi yorumlamak için değil geleceğimizi şekillendirmek için gece gündüz çaba gösteriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz dünyadaki ve bölgemizdeki koşullar değişirken önceki hükûmetlerin ve özellikle 1990'lı yıllardaki koalisyon hükûmetlerinin yaptığı gibi statükocu, pasif ve edilgen değil, hemen her konuda Türkiye eksenli, zamanın ruhuna uygun, sorun değil çözüm odaklı, özgün ve vizyoner bir dış politika izliyoruz. Bundan bazıları rahatsız olsa da Türkiye bugün kendi sözünü söyleyen, kendi sözüyle hareket eden, söylediği dinlenen, takip eden değil takip edilen bir ülke konumuna gelmiştir.

Suriye'deki duruma gelince, bu durum, Ana Muhalefet Liderinin bahsettiği gibi, bir sabah ortaya çıkmış değildir. Biz, dokuz aydır her sabah kalktığımızda o gün Suriye'de rejim tarafından kaç insanın daha öldürüldüğünün ıstırabını yaşıyoruz. Biz, her sabah binlerce insanın maruz kaldığı baskı ve zulme şahit oluyoruz ve dokuz ay zarfında kendi halkına silah doğrultan bir rejimi, 4.500 insanın öldürüldüğünü, on binlerce insanın kaybolduğunu ve daha binlercesinin hapishanelerde çürütüldüğünü görüyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) - Irak'taki ölenler ne olacak? 

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bugün Suriye'de halka yönelik şiddetin durması, mezhepsel bölünmeleri körükleyebilecek bir iç savaşın engellenmesi ve ülkenin demokratik bir yönetime kavuşması için verdiğimiz çaba da esasen bu durumun bir sonucudur.

Bundan sonra yapılması gereken, değişim sürecinin önünü açmak ve Suriye halkına bu yönde destek vermektir. Hiç kimse bizden kendi halkına silah doğrultan bir rejimin yanında olmamızı beklememelidir.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Müslüman Kardeşler'e ne kadar para yardım ettiniz, söyle bakalım?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Türkiye, bugüne kadar hiçbir ülkenin rejimini zorla değiştirmeye kalkmamıştır. Türkiye, bugüne kadar hiçbir zaman savaş peşinde koşmamıştır, koşmayacaktır. Bir ülkenin nasıl yönetileceğine ancak o ülkenin insanları karar verir ancak bugünün dünyasında 1990'lı yıllarda Bosna'da, Kosova'da yaşanan zulmün bir benzerinin Suriye'de tekrarlanması mazur görülemez. Bizimki bir savaş çağrısı değil, ilkesel bir tutumdur. Ayrıca biz şunu da bilmekteyiz ki meşruiyetin temel kaynağı halktır, halkın iradesidir. Halkın iradesinin serbest bir şekilde tecelli etmesine karşı silah kullanan bir anlayışa Türkiye'nin destek vermesi söz konusu olamaz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Halka giderken Suriye politikamız böyle olacak deseydiniz, halk size oy vermeyecekti.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bizim belirlediğimiz dış politika ilkeleri her şeyden önce insan odaklıdır. Bugün Suriye konusunda izlediğimiz politikayı "Bir sabah kalktık, her şey değişti, başka güçlerin isteği üzerine bir ülkeyi düşman ilan ettik." diyerek eleştirenler, evrensel insani değerleri, benimsediğimiz ilkeleri ve Suriye'deki koşulları idrakten yoksun olduklarını, dahası dokuz aydır her sabah yaşanan zulme gözlerini, kalplerini ve vicdanlarını kapadıklarını ortaya koymaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bazı Cumhuriyet Halk Partisi mensuplarının Suriye ziyaretlerini ve Sayın Kılıçdaroğlu'nun sözleriyle beraber düşündüğümüzde şöyle bir algı oluşuyor korkarım ki: Cumhuriyet Halk Partisi içinde bazıları Baas rejimiyle bir gönül birliği hissediyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Çok ayıp Sayın Bakan, çok ayıp!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Azınlığın çoğunluğa tahakkümü, tek parti rejimi, bunları özleyenler kendilerini Suriye'deki rejimle özdeşleştiriyorlar herhâlde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Hezeyan görüyorsun, hezeyan!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Bakan, çok ayıp!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Libya konusuna gelince, ahde vefa uluslararası hukukun en önemli bir ilkesidir ancak hiçbir ilke en kutsal hak olan insanın yaşam hakkından üstün değildir. Nitekim, biz, Libya lideri Kaddafi'ye de aynen Esad'a yaptığımız gibi zamanlıca gereken uyarılarda bulunduk ancak dinlememekte ısrar etti. Bizim vefamız Libya halkınadır, rejimine değildir. Kendi halkına silah doğrultan, kitlesel katliama girişerek halkıyla arasındaki her türlü vicdani, ahlaki ve akli meşruiyet ilkesini tarumar eden bir lidere vefa gösterilmesini beklemek vefanın kendisine ihanettir. Kaddafi'nin linç edilmesi karşısındaki tutumumuzu aynı gün Dışişleri Bakanımız net bir şekilde açıkladı, bu tür bir olayı kimsenin tasvip etmesi mümkün değildir ancak dokuz yıldır devam eden AK PARTİ iktidarında bizim için en temel gösterge halkın tercihi ve meydanların sesi olmuştur. Sayın Başbakanımız eylül ayında Libya'yı ziyaret ettiğinde Trablus'ta, Misrata'da, Tacura'da ve Bingazi'de Türk Bayrakları ile meydanlara dökülen on binlerce Libyalının coşkulu teveccühü ve tezahüratı, bu, Libya halkının sesidir, vicdanıdır oysa sizin bahsettiğiniz bazı Avrupa ülkelerinin liderleri Libya'ya gittiğinde nasıl karşılandıklarını hepimiz gördük, izledik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Yüzde 35'i kim aldı, onu söyle!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - 2010 yılında Birleşmiş Milletler  Güvenlik Konseyinde İran'a karşı yaptırımlara ilişkin kararın oylamasında koyduğumuz tavır ise her denilene "evet" dendiği iddiasını peşinen çürütmektedir. O gün bu tavrı aldığımız için bizi herkesten önce bugün her denilene "evet" dediğimizi iddia edenler eleştirmişti hatırlayacak olursanız. Ayrıca, bütün bu yaptıklarımızı "egemenlerin güdümünde" diye takdim etmek, dış politikamızı daha kalıplı, statik bir çıkar algılamasıyla tanımlamak her şeyden önce Türkiye'nin çıkarının nerede yattığını görmemektir, bölgeye ilişkin vizyonumuzu anlamamaktır ve dahası zamanın ruhunu ve tarihinin seyrini okumaktan uzak, basmakalıp ve sığ bir anlayışın tezahürüdür.

2008 yılında, şöyle bir hatırlayacak olursanız, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi seçimleri oldu. Türkiye 192 ülkenin 151'inin oyunu alarak seçildi. Son on yıldır benzer ortamlarda benzer sayıda ülkenin katıldığı seçimlerde en yüksek oyu Türkiye aldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Kaç tane aday vardı ya? İnsan biraz sıkılır ya! 75 trilyon para harcadınız 75 trilyon!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Ve biz buraya seçildikten sonra onlarca ülkenin temsilcisi geldi bizleri tebrik etti, bazıları boynumuza sarıldı, ağladı. Dedikleri şuydu: "Biz size niye oy verdik, biliyor musunuz? Siz dik duruyorsunuz. Siz kimsenin etkisi altında kalmadan doğru neyse onu yapıyorsunuz." (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 53 Afrika ülkesinden 51'inin oyunu aldık. Dünyada ne kadar ezilmiş, ne kadar sıkıntıda ülke varsa büyük bir çoğunlukla bizi destekledi. "Siz hep `uluslararası hukuk' diyorsunuz, siz hep `insan' diyorsunuz, biz sizi onun için destekliyoruz." dediler.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Peki, Bahreyn'e niye müdahale etmiyorsunuz Bahreyn'e? Bahreyn'de olan katliama niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile Mısır Arasında Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşmasıyla ilgili olarak Mısır nezdinde gerekli her türlü girişimler yapılmıştır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler nezdinde girişimde bulunulmuş, Anlaşma'nın kendisinin ve Kıbrıs Türklerinin Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarını haleldar ettiği itirazımız kayıtlara geçirilmiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Başka kâğıtları okuyor ya! Burada yazmıyor bunun söyledikleri. Başka kâğıdı okuyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Ayrıca, Mısır ile Türkiye arasında da ikili bir görüşme trafiği şu anda başlamış durumdadır. Müteakiben 2007 yılında Lübnan'la benzeri bir anlaşma yapmıştır Güney Kıbrıs Rum Yönetimi. Lübnan Hükûmeti nezdinde o tarihten beri yapılan en üst düzeyde girişimlerle Lübnan'ın şimdiye kadar bu Anlaşma'yı onaylamaması sağlanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Bunu niye bize dağıtmışlar! Burada yok bir şey.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Dolayısıyla, bu Anlaşma onaylanmış bir anlaşma değildir; Hükûmette dahi onaylanmamıştır, Meclise dahi gelmemiştir ve bu konudaki girişimlerimiz de sürmektedir.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan, burada yazmıyor söyledikleriniz. Oradan okuyorsunuz ama burada yazmıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi son olarak 17 Aralık 2010 tarihinde Lefkoşa'da İsrail'le bir Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması imzalamıştır ancak dikkatinizi çekmek istiyorum, bu anlaşma, Sayın Kılıçdaroğlu'nun bahsetmiş olduğu Dışişleri Bakanımızın konuşmasından daha sonra imzalanan bir anlaşmadır. Dolayısıyla burada da bir tutarsızlık yoktur.

Hükûmetimiz, Türkiye'nin karada, havada veya denizde her türlü hakkının korunması konusunda son derece hassastır. Ayrıca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tek taraflı bu girişimleri, ülkemiz açısından bir hüküm ifade etmemektedir. Zira Kıbrıs Adası'nın tek sahibi Rumlar değildir, Kıbrıs Türkleri de adanın sahibidir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Nihayet kabul ettiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs konusunda Türkiye aynı şekilde yapıcı ve aktif bir tutum izlemiştir, izlemeye de devam etmektedir. Kıbrıs'ta tarafların ikna olacağı kalıcı bir barışı desteklemeyi sürdürüyoruz. Kıbrıs'ta müzakerelerin ilanihaye devam etmeyeceğini de muhataplarımıza her fırsatta ifade ediyoruz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne her alanda desteklerimiz de sürüyor. Avrupa Birliği müzakerelerinde Türkiye, tüm olumsuzluklara, liderlerin tüm popülist tavırlarına rağmen, kararlılığını ilk günkü gibi muhafaza ediyor.

Tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik kriz konusunda, G-20 platformunda görüş, öneri ve tavsiyelerimizi güçlü şekilde dile getiriyoruz. G-20'de alınan tüm kararlara etkili bir şekilde katkı veriyoruz.

Türkiye'nin girişimleriyle başlatılan, eş başkanlığını Sayın Başbakanımızın yürüttüğü Medeniyetler İttifakı Projesi de aynı heyecanla yolunda ilerliyor. Şu anda 100'ün üzerinde ülke Medeniyetler İttifakı'nın dostlar grubu içerisindedir ve pek çok uluslararası kuruluş da bu yapının içine girmiştir.

Mısır, Tunus ve Libya'daki gelişmeleri de kuşkusuz yakından takip ediyoruz ve bu ülkelerde de parlamenter ve anayasal sisteme dayalı rejimlerin bir an önce oluşturulması ve sağlıklı şekilde işletilmesi için girişimlerimizi sürdürüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güçlü bir ekonomi, güçlü bir ülke için iç huzurun ve güvenliğin ne kadar önemli ve elzem olduğunu son dokuz yılda bir kez daha teyit ettik.

Zor bir coğrafyada bulunan Türkiye, maalesef istikrar, huzur ve güvenliğine yönelik olarak terör saldırılarına maruz kalan bir ülkedir. Bugün artık terörist faaliyetlerin, tamamıyla Türkiye'nin huzurunu kastettiği daha net olarak ortaya çıkmıştır.

Terör örgütünün, iddia edildiği gibi bir hak mücadelesi veren örgüt değil, taşeron bir örgüt olduğu daha net olarak görülmüştür.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Günaydın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Hükûmetimizin dokuz yıl boyunca doğu ve güneydoğuya yaptığı yatırımlar, demokratikleşmede attığı cesur adımlar terör örgütünü zeminsiz bırakmış, istismarı önlemiş, örgütün niyetlerini âdeta iyot gibi açığa çıkartmıştır.

Şunu bugün artık çok net görüyoruz: Terör örgütü demokratikleşme adımlarından çok ciddi şekilde rahatsızlık görüyor. Terör örgütü, ülkede artan kardeşlik ikliminden ciddi şekilde rahatsızlık duyuyor. Terör örgütü, bataklığın kurutulmasından, istismar araçlarının ortadan kalkmasından büyük rahatsızlık duyuyor. Son dönemde artan saldırılar, terör örgütünün bu rahatsızlığını açıkça göstermiştir.

Ayrıca, bu saldırılar, terör örgütünün yeni bir ihale alarak taşeronluk yaptığını da tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde netleştirmiştir.

Şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Doğu ve güneydoğuya yapılan devasa yatırımlar, eğitim, sağlık, adalet ve emniyet hizmetleri, terör örgütünün istismar alanlarını yok etmiştir.

Tüm tahriklere, tüm senaryolara rağmen, Hükûmetimiz, demokrasi güvenlik dengesinden asla taviz vermemiştir, vermeyecektir.

KAMER GENÇ (Tunceli) - İsim söyle, isim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Terörle kararlılıkla mücadele ederken, sivil halkın hukukunu gözetiyor?

KAMER GENÇ (Tunceli) - Gittin, oy almak için Barzani'yle anlaşıp oyu aldıktan sonra? Adamla ne anlaştıysanız onun hakkını verin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - ?bölgenin refahını en üst düzeyde geliştirmek için yatırımlarımızı sürdürüyoruz.

Nitekim bugün, bölge halkı da terör örgütünün gerçek yüzünü görmekte ve arasına mesafe koymaktadır.

Terör örgütünün son dönemde masum sivillere, çocuklara, hatta doğmamış bebeklere yönelik saldırıları, en önce bölge halkı tarafından nefretle karşılanmıştır. Terör örgütünün, kendi militanlarına dahi acımasız bir şiddet uyguladığı görülmüş, terörün maskesi düşmüştür.

Hükûmet olarak, terörle mücadeleyi hız kesmeden sürdüreceğiz. Gerek güvenlik tedbirleriyle gerek diplomatik girişimlerle gerekse demokratikleşme adımlarıyla terörü minimize etme çabalarımızı kararlılıkla yürüteceğiz.

Türkiye, bir yandan tarihin karanlık hadiselerini aydınlatmaya bir yandan da aydınlık bir gelecek inşasına aynı ivmeyle devam edecektir.

3'üncü AK PARTİ İktidarı dönemi, demokratikleşme adımlarının hız kazanacağı, Türkiye'nin bölgesinde demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak yükseleceği bir dönem olacaktır.

Hiç şüphesiz, yeni bir anayasa, bu 3'üncü dönemimizin en önemli adımlarından birisi olacaktır. Bölgesinde ve dünyada bir ilham kaynağı olan Türkiye'ye, mevcut Anayasa'nın artık dar geldiği herkes tarafından kabul edilmektedir. Yeni bir anayasanın yapılması için çalışmalar başlatılmıştır. İnşallah bu Meclis, sivil, demokratik, katılımcı bir anayasa yapabileceğimizi milletimize ve tüm dünyaya ispat edecektir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Önce kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye'nin yapısını değiştirdiniz, katılımcılık anlayışınız bu mu sizin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yılki bütçe dönemiyle kıyaslandığında maalesef bu yıl küresel ekonomiyle ilgili iyimserliğin biraz daha azaldığı ve özellikle Avrupa Birliği bölgesindeki borç ve bankacılık sektörü sorunları nedeniyle karamsarlığın arttığı bir dönemden geçmekteyiz. Krize yüksek borçluluk oranlarıyla yakalanan ülkeler genişletici politikalar nedeniyle, kamu açıklarının artması ve büyüme performanslarının azalması nedeniyle sürdürülmesi mümkün olmayan borçluluk oranlarına ulaşmışlardır. Kamu borcuna ilişkin endişelerin bankacılık sistemine ilişkin görünümü kötüleştirmesi sorunu daha da ağırlaştırmıştır. Bunun sonucunda hem piyasalarda hem de reel sektörde güven ortamı ciddi şekilde zarar görmüş, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde büyüme yavaşlamış, özellikle avro bölgesi ekonomisine ilişkin resesyon beklentileri gittikçe kuvvetlenmiştir.

Avrupa Birliği Komisyonunun en son tahminlerine göre önümüzdeki dönemlerde avro bölgesi ekonomisinde neredeyse sıfır büyüme beklenmektedir. Geçtiğimiz hafta yayınlanan son OECD tahminlerine göre ise avro bölgesi ekonomisinde bu yılın son çeyreğinden 2012 yılının ikinci çeyreğine kadar daralma beklenmekte, sonraki dönemlerde ise büyümenin çok zayıf seyretmesi öngörülmektedir.

Avro bölgesine ilişkin düşük büyüme beklentilerine paralel olarak küresel büyüme beklentileri de her geçen ay bozulmaktadır. Eylül ayındaki Uluslararası Para Fonu tahminlerine göre 2011 ve 2012 yılları küresel büyüme tahminleri yüzde 4 seviyesindeyken, Kasım ayındaki OECD tahminlerine göre küresel ekonominin daha da yavaşlayarak 2011 yılında yüzde 3,8; 2012 yılında ise yüzde 3,4 oranında büyümesi öngörülmektedir.

Avro bölgesindeki borç krizi Almanya hariç neredeyse tüm bölge ülkelerine sirayet etmiş durumdadır. Eğer gereken tedbirler en kısa zamanda alınmazsa krizin daha da derinleşerek sistemik bir hâl alması ve bankacılık kanalıyla küresel boyutlara ulaşması sürpriz olmayacaktır.

Avro bölgesinde ortak bir para politikası vardır. Bu nedenle münferit ülkelerin para ve kur politikaları işlerliğini yitirmiştir. Bu ülkelerde, raydan çıkan kamu dengelerini ve dış dengeleri düzeltecek tek mekanizma olarak geriye maliye politikaları kalmaktadır. Bu mekanizma aracılığıyla yapılacak düzeltmenin sancısı ve sosyal maliyeti ise büyük olmaktadır. Pek çok hükûmet zayıflamıştır. İnanılır ve güvenilir planlar ortaya konulamamaktadır. Bu durum, özellikle avro bölgesinde borç sorununu derinleştirici bir rol oynamaktadır. Avro bölgesinde güçlü, ortak bir kamu maliyesi çerçevesinin acilen oluşturulması gerekmektedir. Bu çerçevenin etkili yaptırım mekanizmalarını da içermesi şarttır.

Öte yandan, Avrupa'da borç kriziyle beraber bankacılık sektörünün bilanço yapısının zayıflığı da küresel ekonominin karşı karşıya kaldığı önemli risklerden biridir. Bu nedenle, bölgedeki bankaların sermaye yeterliliklerinin artırılması gerekmektedir.

Pek çok Avrupa ülkesinde yapısal reformlar kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bununla beraber Avrupa Merkez Bankası, avro bölgesinde olan hiçbir ülkede finansal bir çöküşe izin vermemelidir.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, ülkelerin birlikte, kararlı ve eş güdümlü hareket etmelerini zorunlu hâle getirmiştir. Türkiye'nin, gelişmekte olan ülkelerin de dâhil olduğu G-20 gibi yapıların önemi artmıştır. Küreselleşmenin getirdiği ticari ve finansal ilişkilerin boyutu, küresel iş birliğinin yanında bölgesel iş birliğinin de önemini gün yüzüne çıkarmıştır.

Genel olarak Avrupa'nın, özel olarak ise avro bölgesinin ekonomimiz için taşıdığı önem bizim bölgeyi yakından takip ederek, gerektiği noktalarda hızlı bir şekilde tepki vermemiz ihtiyacını doğurmaktadır. Katıldığımız uluslararası platformlarda, iyi düşünülmüş plan ve programlar hazırlanması, yapısal zafiyetleri giderecek politikalar geliştirilmesi ve bunların dirayetle uygulanması ihtiyacını üzerine basarak dile getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz ortamında, Türkiye ekonomisinin diğer pek çok gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeye göre çok daha sağlam bir zemin üzerinde durduğunu görüyoruz. Türkiye'nin 2010 yılında kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 42,2 olarak gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri için bu oran, sırasıyla yüzde 80,1 ve 94,4 seviyesindedir. Biz, önümüzdeki dönemde de sürdürülecek mali disiplinin sonucu olarak bu oranın daha da gerileyerek 2014 itibarıyla yüzde 32 olarak gerçekleşmesini hedeflemekteyiz.

Sayın Kılıçdaroğlu, doğan her çocuğun borç miktarından bahsetti. Bu borç miktarından bahsedince, o zaman birilerinin de herhâlde doğan her çocuğun gelirinden de bahsetmesi gerekir ve doğan her çocuğun da gelirinin 10 bin dolar olduğunu herhâlde birilerinin de söylemesi gerekir.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Biz milletin çocuklarından bahsediyoruz, sizin çocuklardan değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Borç gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak ölçülür. Bu bütün dünyada böyledir. Dokuz yıldır maalesef biz bunu burada anlatmakta ve sizler de anlamakta güçlük çekiyorsunuz.

Rakamlarla oynayarak borcu daha farklı göstermek mümkün değildir. Bakın, bugün itibarıyla Türkiye'nin risk dilimi Avrupa Birliğine üye olan 15 ülkeden daha düşüktür. Türkiye'nin borçlanma faizi Avrupa Birliğine üye pek çok ülkeden daha düşüktür. Bu durum bize Türkiye'de kamu borcunun artık bir sorun olmaktan çıktığını göstermektedir. Hatta Haziran 2011 itibarıyla kamunun net dış borcu artık sıfır mertebelerinde seyretmektedir. Yani tüm kamu sektörünün, merkezî hükûmet, belediyeler, KİT'ler, bunların tümünün dış borcuyla, döviz borcuyla Türkiye Cumhuriyeti'nin toplam döviz varlıkları artık başa baş noktaya gelmiştir. Borç noktasında bu kadar iyi noktaya gelmemize rağmen hâlâ bu konunun çok basit rakamlarla farklı bir şekilde gösterilmeye çalışılmasına da zaten pek kimse inanmamakta, değer vermemektedir.

Türkiye'nin sağlam kamu mali dengeleri, bu kriz döneminde bizi diğer ülkelerden ayrıştıran en önemli unsurlardan biri olmuştur. Bu konuda orta vadeli program çerçevesinde koyduğumuz irade de çok açıktır, nettir. Kazanımlarımızı riske atacak her türlü eğilimden uzak duracağımızın altını bir kez daha burada ben vurgulamak istiyorum.

Bugün Türkiye ekonomisinin ayaklarını yere sağlam basmasını sağlayan bir başka önemli alan ise örnek bir bankacılık sektörü ile güçlü bir düzenleme ve denetleme çerçevesidir. Günümüzde pek çok gelişmiş ülkenin bankacılık sektörünün karşı karşıya kalmış olduğu zafiyetler, vakitlice alınan tedbir ve düzenlemeler sayesinde Türk bankacılık sektörü için söz konusu bile değildir. Yüksek sermaye yeterliliği, kredilerdeki düşük takibe düşme oranı, piyasa risklerine karşı dayanıklı bilanço yapısı ve kârlılık performansı ile Türk bankacılık sektörü tüm dünya tarafından takdirle izlenmektedir.

Özellikle dikkatinizi çekmek isterim ki Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avrupa Birliğinde yaşanan ekonomik sorunların iki önemli ayağı olan kamu maliyesi ve bankacılık Türkiye'nin en güçlü olduğu alanlardır.

Değerli milletvekilleri, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkenin yüksek işsizlik, düşük büyüme, kırılgan bankacılık sistemi, yüksek bütçe açıkları ve artan kamu borç stokları gibi sorunlarla mücadele ettiği bu dönemde, Türkiye krizden en hızlı çıkan ülkelerden biri olarak takdir toplamaktadır. Temel ekonomik göstergelerin uluslararası karşılaştırmaları bu durumu açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Özellikle büyüme performansı açısından Türkiye, dünyada önde gelen ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye, 2010 yılında yüzde 9 büyüme oranıyla tüm Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer almıştır. 2011 yılının ilk yarısında da yüzde 10,2'lik büyüme oranıyla hem G-20 ülkeleri arasında hem de Avrupa ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomi olmuştur.

2011 yılı için orta vadeli program'daki büyüme tahminimiz yüzde 7,5 idi. Son açıklanan bazı öncü göstergeler ışığında bu yılın büyüme oranının yüzde 7,5'un da üzerinde gerçekleşmesini beklemekteyiz. 2012 yılında ise küresel ekonomideki yavaşlamaya bağlı olarak büyümenin yüzde 4 olacağını tahmin ediyoruz.

Uygulamaya koyduğumuz zamanlı politikalar ve güçlü büyüme sayesinde, son dönemde yüksek oranda istihdam artışı yaşanmıştır. 2010 yılında, istihdamda, bir önceki yıla göre 1 milyon 317 bin kişilik artış sağlanmıştır. Bu sayede, 2009 yılında yıl ortalaması olarak yüzde 14 düzeyinde bulunan işsizlik oranı, 2010 yılında yüzde 11,9'a gerilemiştir. Söz konusu düşüş, OECD verilerine göre 2010 yılındaki en hızlı düşüştür.

2011 yılında, güçlü büyüme sürecinin sürmesi iş gücü piyasasına olumlu yansımalara devam etmiştir. Yılın ilk üç çeyreği itibarıyla 1 milyon 689 bin kişilik istihdam artışı sağlanırken, işsizlik oranı da yüzde 9,2 olarak gerçekleşmiştir. Şöyle bir mukayese edecek olursak, Avrupa Birliğinde Ağustos 2011 itibarıyla ortalama işsizlik 9,7, yani bizden yarım puan yüksek; avro bölgesinde de ortalama yine 9,7'dir, yani bizden yarım puan yüksektir.

Gençlerdeki işsizlik oranına geldiğimizde, yine ağustos itibarıyla -Eurostat verilerinden söylüyorum- avro bölgesinde yüzde 21, Avrupa Birliğinin tümünde yüzde 21,5, Türkiye'de ise yüzde 18,6'dır, yani gençlerdeki işsizlik sadece Türkiye'de değil, pek çok ülkede problemdir ama Türkiye bu oranda da Avrupa ortalamalarının şu anda altındadır. İspanya gibi ülkelerde şu anda gençlerin yüzde 40'ı işsizdir.

Kadınların istihdamı konusuna gelince, aslında bu konu Sayın Kılıçdaroğlu'nun bahsettiğinin tam tersine son yıllarda çok ciddi mesafe aldığımız bir konudur. Bakın, küresel krize rağmen 2008 yılında Türkiye'de çalışan kadınların sayısı 239 bin kişi artmıştır. 2009'da bunun üzerine bir 276 bin kişi daha eklenmiştir, 2010'da 554 bin kişi daha eklenmiştir, 2011 Ağustos ayı itibarıyla 611 bin kişi daha eklenmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Çalışmayan kadın kalmamış evde yahu!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Küresel krize rağmen Türkiye'deki toplam istihdam edilen kadınların sayısı her yıl artış göstermektedir, son yıllarda da bu artış hızlanmıştır.

Ülkelerin küresel krizin iş gücü piyasası üzerindeki etkilerinin en yoğun düzeyde hissedildiği 2009 yılının ilk çeyreğinden bugüne kadarki performansı incelendiğinde Türkiye'nin iş gücü piyasasında diğer ülkelere kıyasla elde ettiği başarı daha da ön plana çıkmaktadır. OECD verilerine göre Türkiye, 2009 yılı ilk çeyreği ile 2011 yılının ilk çeyreğini kapsayan dönemde -yani tam iki yıllık dönemde- en fazla istihdam artışı sağlayan ülkedir yani tüm OECD ülkeleri içerisinde istihdamın en hızlı arttığı ülkedir. İşsizlik oranını da en hızlı düşüren ülkeler arasındadır.

Hükûmetlerimiz döneminde Türkiye tekrar tek haneli enflasyon rakamlarıyla tanışmıştır. Enflasyon 2010 yılında son kırk yılın en düşük seviyesine inmiş ve yüzde 6,4 olarak gerçekleşmiştir.

Kriz sonrasında iç talepteki güçlü seyir, küresel emtia fiyatlarındaki artış, döviz kurundaki yükselme ve bazı ürünlerdeki vergi-fiyat ayarlamaları enflasyonun artmasına sebep olmuştur. Önümüzdeki dönemde bu faktörlerin etkisinin giderek azalacağını ve 2012 yılı sonu itibarıyla enflasyonun yüzde 5 olan hedef ile uyumlu bir patikada seyredeceğini bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ihracat pazarlarımızdaki durgunluğa rağmen ihracatımız bu yılın ilk on ayında yüzde 20,2 oranında artmıştır. İhracatımızın 2011 yılı sonu itibarıyla bugüne kadarki en yüksek düzeye çıkarak 134,8 milyar dolar olmasını bekliyoruz. Diğer yandan yurt içi tüketim ve yatırım talebindeki canlanmaya bağlı olarak ithalatta da hızlı bir artış gözlenmiştir. Bu faktörlere ilave olarak, emtia ve enerji fiyatlarındaki artışlar ve dış talebin zayıf seyretmesi 2010 ve 2011 yıllarında cari açığın artmasına yol açmıştır.

Cari işlemler açığı ve enflasyondaki gelişmelerin makroekonomik ve finansal istikrar üzerindeki etkilerini sınırlandırmaya yönelik olarak para politikası, makro ihtiyati tedbirler ve maliye politikası alanında gerekli adımlar atılmaktadır. Bu çerçevede 2010 yılının sonundan itibaren para politikası araçları ile kredi büyümesinin kontrol altına alınması, mevduatın vadesinin uzatılması ve cari işlemler açığının finansmanında uzun vadeli kaynakların payının artırılması hedeflenmiştir. Öte yandan, konut kredilerinde teminat oranı, kredi kartlarındaki asgari ödeme oranı ve ihtiyaç kredilerinde genel karşılık oranları artırılmıştır. Sermaye yeterlilik oranı hesaplamalarında ihtiyaç kredilerinin risk ağırlığı vadeye göre farklılaştırılmış ve kâr dağıtımının izne tabi tutulması uygulaması sürdürülmüştür. Bu düzenlemelerle bankacılık sisteminin güçlü yapısı korunmuştur.

Diğer taraftan, cari açığın kalıcı olarak makul seviyelere düşürülmesi amacıyla yapısal önlemlerin hayata geçirilmesine devam edeceğiz. Bu kapsamda, sanayi ve hizmetlerde ileri teknoloji içeren ve yüksek yurt içi katma değerli üretim yapısına geçişin sağlanmasına yönelik politikalar üzerinde çalışmaktayız. Ayrıca, orta ve uzun vadede yurt içi tasarrufların artırılmasına ve girdi tedarikinde yerli ürün payının yükseltilmesine yönelik çalışmaları da sürdürmekteyiz. Büyük oranda dışa bağımlı olduğumuz enerji sektöründe ise yerli, yenilenebilir ve nükleer enerji öncelik verdiğimiz diğer politika alanları olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılından itibaren uygulamaya konulan yapısal reformlar Türkiye'de mali disiplinin güçlenmesini ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin orta ve uzun vadede bir sorun olmaktan çıkmasını sağlamıştır. Kriz sonrası dönemde gelişmiş ülkelerden zaten daha iyi durumda olan kamu finansman dengelerimiz daha da güçlenmektedir. 2010 yılında yüzde 3,6 olan merkezî yönetim bütçe açığımızın, 2011 yılında mali disiplinden taviz verilmemesi ve güçlü büyümenin etkisiyle, öngörümüz olan yüzde 2,8'in de altında, yüzde 1,7 oranında gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu oranı 2012 yılında daha da düşürerek yüzde 1,5'e getirmeyi hedefliyoruz. Orta Vadeli Program dönemi sonunda da açığın millî gelire oranının yüzde 1'e düşeceğini öngörüyoruz.

2002 yılında yüzde 14,8 olan faiz giderlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, küresel kriz yılı olan 2009 hariç, her sene düşürülmüştür. 2010 yılında yüzde 4,4'e inmiştir, bu yıl ise bu rakamın 3,3 olacağını bekliyoruz. Yani faiz ödemeleri millî gelirimizin yüzde 14,8'i iken 2002'de, bu yıl yüzde 3,3'üne düşecek.

Bütün bu olumlu gelişmeler Türkiye'deki siyasi istikrar zemini üzerine inşa edilmiştir. Ekonomik istikrar için ne gerekiyorsa, bunu cesaretle yapabilen güçlü bir siyasi irade bu başarıların en önemli faktörüdür.

Muhalefet partilerimizin değindiği bazı konularla ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşabilmek için ve aynı zamanda vakit de sınırlı olduğu için konuşma metnindeki bazı bölümlere değinmeyeceğim ama dağıttığımız kitapçıkta bu bölümleri de bulacaksınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sektöründe 2002 yılında kişi başına gelir bin dolar civarındayken 2010 yılında 3.500 doları geçmiştir. Türkiye 2002 yılında 23,7 milyar dolarlık tarım hasılasına sahip ve 190 ülke içerisinde tarımsal ekonomik büyüklük açısından 11'inci sırada yer alırken bugün 61,8 milyar dolarlık tarım hasılası ile dünyanın 7'nci büyük tarımsal gücü hâline gelmiştir. Dikkatinizi çekiyorum, 11'inci sıradan 7'nci sıraya yükselmiş durumdayız tarımsal üretimde ve bu dönemde Fransa, İspanya, İtalya gibi Avrupa ülkelerini geride bırakmış durumdayız.

Ülkemizde içerisinde 50'den fazla büyükbaş hayvan bulunan işletme sayısı 2002'de 4.300 iken yaklaşık 6 kat artmıştır, 24 bine ulaşmıştır. Türkiye'nin 2002 yılında toplam tarım ürünü ihracatı 4 milyar dolar iken 2010'da tarımsal ihracatın 12,7 milyar dolara ulaştığını görmekteyiz.

İktidara geldiğimizden bu yana çiftçimize sürekli destek olmayı temel bir öncelik olarak belirledik, her yıl bütçeden daha fazla kaynağı çiftçilerimize tahsis ettik, yaşanan kuraklık ve doğal afetler karşısında hep çiftçimizin yanında olduk. Oluşan zararları telafi edecek şekilde kaynak aktardık ve kredi borçlarının ertelemesini sağladık. Bundan doğan faiz yükünü de üstlendik.

Tarım sigortalarının kapsamını genişlettik ve kırsal alanda gelir düzeyinin yükseltilmesi ve tarımsal altyapının güçlendirilmesi amacıyla uyguladığımız kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi için ayrılan ödenekleri yüzde 40 civarında artırdık.

Tarımsal kredilerin toplam boyutunu 19,8 milyar TL'ye ulaştırdık ve 2012 bütçemizde sadece bu kredilerin sübvansiyonu için 1,2 milyar TL bütçe ayırdık.

Yine, Sayın Ana Muhalefet Liderinin bir iddiası, "Türkiye buğday bile ithal ediyor." diyor. Şöyle bir baktığımızda, 2010 yılında Türkiye'nin buğday ithalatı 2 milyon 565 bin ton. Doğru, buğday ithal ediyoruz ama ne kadar ihraç ediyoruz diye baktığımızda 4,700 bin ton da ihracatımız var. İthalata ödediğimiz 688 milyon, ihracattan gelirimiz 1,570 milyon. Herhâlde buğdayın dış ticaretini konuşacaksak bunun dengesine bakmamızda da büyük fayda var. Üstelik ithal ettiğimiz buğdayın da yüzde 80'ini işliyoruz, dâhilde işleme rejimi çerçevesinde ithal ediyoruz, işleyip ürünlerini ihraç ediyoruz.

Yine "Tarım ithalatına 100 milyar ödendi." dedi Sayın Kılıçdaroğlu.

Rakamları söyleyelim: 2003 ile 2010 arası tarımsal ürünlerin ithalatı toplam 70,4 milyar, ihracat 73,8 milyar. Bir de işlenmiş gıda ürünlerine de tabii burada bakmak gerekiyor: 2003-2010 yılları arasında evet ithalat yapmışız, 39,8 milyar ancak ihracatımız 68,4 milyar.

Yani tarımdan ve tarımdaki dış ticaretten bahsederken sadece ithalat kalemlerine değil, hemen sayfanın karşısındaki ihracat kalemlerine de bakıp beraber ele almakta büyük fayda var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Toplamda açık veriyoruz ama.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Biz zaten tarım ihracatçısıyız Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Yine bir başka rakam. Maalesef rakamlar söz konusu olduğunda daha dikkatli, daha kontrol ederek, böyle, verdiğimiz rakam gerçekten sağlam bir veri mi değil diye keşke bunlara bakarak konuşsak çok daha isabetli olacak.

Bakın, yine bir iddia: "Çiftçimizin tükettiği mazottan 8 milyar TL alıyorsunuz."

Çiftçimizin geçen yıl kullandığı mazot miktarı 1,4 milyon ton. Fiyatı da bugünün fiyatıyla çarpalım haydi, geçen sene belki biraz daha düşük, 3,87. 1,4 milyon tonla 3,87'yi çarptığımda ben 5,4 milyar buluyorum. Ama bu tüm ödenen para yani vergisiyle, ürünüyle, her şeyiyle 5,4 milyar. Şimdi, toplam alınan 5,4 milyar lira vergi dâhil fiyatın nasıl 8 milyarı vergi, ben bunu da yine hesap etmekte güçlük çekiyorum ve rakamların bir kontrol edilmesinde de büyük fayda görüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji de gerçekten çok önemli bir konumuz, hem dış politika açısından hem jeopolitik dengeler açısından hem de ödemeler dengesi ve bütçemiz açısından son derece önemli bir konu. Enerjide mutlaka çeşitlendirmemiz gerekiyor. Enerjide mutlaka ülkelere ve enerji çeşitlerine olan bağımlılığımızı dağıtmamız ve yumurtanın bir sepete koymamamız gerekiyor. İşte, aslında bizim nükleer enerjiye geçişimiz de ana hedef olarak doğal gaz ihtiyacımızı azaltmaktır. Yani biz nükleer santralleri devreye soktuğumuzda satın almakta olduğumuz doğal gazı bu ikame edecektir. Dolayısıyla, risk hesabını yaparken kuşkusuz bunun da dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Ulaştırma konusunda gerçekten Türkiye artık bir destan yazıyor. Türkiye'nin tamamlamış olduğu çift yol, duble yol miktarına bakacak olursak, biliyorsunuz 15 bin kilometreyi geçtik ki, bu 15 bin kilometre eskiye ilavedir, toplam 21 bin kilometreyi geçtik. Hızlı tren projelerimiz devam ediyor ve Marmaray, Boğaz'ın altındaki tüp geçit, üçüncü köprü projemiz, İstanbul-İzmir Otoyol Projesi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Yalnız o durduruldu, haberiniz var değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bütün bunlar gerçekten Türkiye'nin çehresini değiştirecek projeler ve denizcilikle ilgili çok güzel adımlarımız atıldı. Hâlihazırda 182 tane limanımız oldu, 220 tane balıkçı barınağımız, 45 tane marina, 71 tersane, 518 tane kıyı tesisimiz tamamlanmış durumda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu yatırımları hem temel altyapı hem de insan kaynaklarını geliştirme yoluyla gerçekten ülkemiz için son derece önemli ve cari fiyatlarla 2012 bütçemizi 2011'in başlangıç ödeneğine göre yüzde 17 oranında artırdık ve gayrisafi yurt içi hasılaya oranı da yüzde 4,3 oldu ve 2012-2014 döneminde özellikle GAP, DAP, KOP, DOKAP projeleri son derece önemli olacak. KÖYDES, BELDES, SUKAP, SODES cazibe merkezleri destekleme programları da kesintisiz bir şekilde devam edecek. Bunlarla ilgili detaylar yine dağıttığımız metinlerde var, ben vaktimiz sınırlı olduğu için onlara girmiyorum ama farklı rakamlarla bunları görebilirsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda Türkiye, inanın bütün dünyada parmakla gösteriliyor. Bir yandan ekonomisinde elde etmiş olduğu başarı? Bütün bu küresel krize rağmen, Avrupa'da yaşanan sorunlara rağmen, Türkiye, çok şükür bu krizin etkilerini en az hasarla 2009 yılında geçirdi ve 2010 yılında, 2011 yılında da güçlü büyüme performansıyla dünyadan ayrıştı ve bu bütün dünya tarafından taktir ediliyor. Sayın Başbakanımız, gittiği bütün uluslararası toplantılarda çok farklı bir şekilde karşılanıyor ve âdeta diğer ülkelere bizim yaptıklarımızı anlatarak, bizim başarılarımızı anlatarak, nasıl bu noktaya geldiğimizi anlatarak onlara güzel dersler veriyor, güzel örnekler teşkil ediyor.

Ben ümit ederdim ki Sayın Kılıçdaroğlu'nun altmış sekiz dakikalık konuşmasında bir yeni teklif gelsin fakat yeni teklif olmadığı için maalesef onların üzerinde de görüşlerimizi şu anda söylememiz mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, inanın şu anda Avrupa'da pek çok parlamentoda bütçe görüşmeleri var, bugünlerde yaşanıyor ve neler görüşülüyor bu bütçe görüşmelerinde diye şöyle bakacak olursanız: Ödenemez boyutlara ulaşmış borçların ana parasını artık bir kenara bırakın da faizini nasıl biz bütçemize yerleştiririz, bunun derdindeler. Sıfıra düşmüş, eksiye düşmüş büyüme oranlarını acaba yüzde yarıma, yüzde 1'e çıkarabilir miyiz, bunun derdindeler. Emekli maaşlarının dondurulmasını, düşürülmesini konuşuyorlar, memur maaşlarının dondurulmasını, düşürülmesini konuşuyorlar, kaç tane memuru işten çıkaracaklarının tartışmasını yapıyorlar; biz ise çok şükür bu bütçe tartışmalarında yüzde 9'luk büyümeyi konuşuyoruz, gelecek yıl Avrupa'nın yerinde sayacağı bir yıl, yüzde 4'lük bir büyümeyi konuşuyoruz, yatırımları konuşuyoruz, refah artışını konuşuyoruz, eğitime, sağlığa, adalete, güvenliğe, ulaştırmaya geçen yıla göre ne kadar fazla kaynak ayıracağımızı konuşuyoruz. Çok şükür gelmiş olduğumuz bu nokta diğer parlamentoların Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna, Büyük Millet Meclisine gıptayla bakmasını gerektirecek bir nokta.

Yine şöyle kısa kısa gündeme getirilen konulara değinmek istiyorum. Bir konu neydi? Orta Vadeli Program yüz beş gün sonra açıklandı diye? Bakın, ben öncelikle şunu söyleyeyim ki biz bununla ilgili yasal düzenlemeyi yaptık ve Resmî Gazete'de yayımlandı. Orta vadeli programlar, artık, bundan sonra eylül ayının ilk haftasında açıklanacak; Orta Vadeli Mali Plan 15 Eylülde açıklanacak ve özellikle dünyadaki belirsizliklerin çok olduğu ve ileriye doğru projeksiyonları yapmanın zor olduğu bir  dönemde Orta Vadeli Program'la bütçe arasındaki zamanın kısa tutulması gerektiğini düşünüyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Kanun hükmünde kararnameyle yaparsınız!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Çünkü aradaki altı ayda dünyada neler neler olabiliyor ve hazırlanan Orta Vadeli Program'la bütçenin tutarsızlıkları söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla biz bu kriz döneminde 2009, 2010, 2011'de de böyle yaptık ve bundan sonra da böyle olacağının artık yasal düzenlemesini gerekli şekilde oluşturmuş olduk.

"Açıklamalarda çelişkiler var." deniyor. Aslında, açıklamalara şöyle topluca bakacak olursanız, bunların hepsi doğru ve bir bütüne yönelik açıklamalar. Evet, doğru, küresel bir kriz var. Bu küresel kriz Avrupa'da hissediliyor. Bundan Türkiye belki sınırlı miktarlarda 2009'da da etkilendi, önümüzdeki dönemde de sınırlı miktarlarda etkilenebilir ama Türkiye'nin ekonomisinin zeminini sağlamlaştırdığımız için ve Türkiye'nin kamu maliyesini, bankacılık sistemini güçlendirdiğimiz için, Sayın Başbakanımızın tabiriyle "Bu kriz inşallah bizi teğet bile geçmeyecektir." (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü biz, önlemlerimizi önden aldık. Önlemlerimizi testi kırılmadan aldık. Testi kırıldıktan sonra çare yok. İşlerin en iyi gittiği 2004, 2005, 2006 yılında bankacılıkla ilgili yasalarımızı çıkarttık. Bankalarımızı çok farklı, sağlam bir çerçeveye oturttuk. 2009 yılında, İspanya, İtalya, Yunanistan, İrlanda, Portekiz, bunların hepsi ekonomik tedbir adına bütçe açıklarını artırırken biz, 2009 yılında Orta Vadeli Program'la bütçe açıklarımızı nasıl daha da azaltacağımızı açıkladık. Herkes önümüzdeki yıl ne yapacağını daha ortaya koyamamışken biz üç yıllık Orta Vadeli Program ortaya koyduk ve çok şükür, zamanında aldığımız bu tedbirler bizi koruyacaktır. Kuşkusuz, deprem olduğunda, hele hele yanı başınızda, yakın bir yerde deprem olduğunda bu hissedilir, "Ben bunu hiç hissetmeyeceğim." diyemezsiniz ancak önemli olan, binanızı sağlamlaştırıp depremler karşısında sapasağlam ayakta durabilmektir. Dolayısıyla bizim bakışımız budur ve bu yolda da gidiyoruz.

Şimdi, dendi ki "Harcama olsun, olmasın." Bunları çok konuştuk. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve ekonomimiz bir israf ekonomisi olmamalıdır, bir verim ekonomisi olmalıdır, herkes ayağını yorganına göre uzatmalıdır ama bu hiçbir zaman "Harcamaları kes, durdur." demek değildir ama "Alabildiğine harca" demek de değildir. Bu ikisi arasındaki dengeyi de en doğru şekilde bulacağız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Onun için dört özel uçak aldınız değil mi? Özel helikopter pisti kurdunuz siz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Dolayısıyla, farklı zamanlarda farklı arkadaşlarımızın yaptığı açıklamaları bir araya getirip de "tutarsızlıklar" demeyi de ben doğru görmüyorum. Bunlar bir bütünün sadece parçasıdır.

Bakın, gelir dağılımı: OECD yeni bir rapor açıkladı, 2011 raporu ve karşılaştırıyor, bütün OECD ülkelerini karşılaştırıyor "OECD ülkelerinde gelir dağılımı ne oldu?" diye bakıyor. Bu raporun adı da "2011 Divided We Stand?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Babacan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Üç dakikada tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, bir dakikalık süre veriyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bu araştırmada çıkan şu: Tüm OECD ülkeleri içerisinde, bu ülkelerin çoğunda gelir dağılımı bozuluyor. Gelir dağılımı düzelen sadece iki ülke var, bunlardan birisi de Türkiye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) OECD'nin raporu ve grafikleriyle, her şeyiyle web sitesinde görebilirsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) - İhaleleri kime veriyorsunuz bir söylesene?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bakın, Sayın Bahçeli, tabii, bizim ekonomimizden, bazı şeylerin kötü gittiğinden bahsetti ama sadece üç rakam vereceğim ve bu rakam DSP-MHP-ANAP koalisyon dönemi, kırk iki aylık bir dönem. Kırk iki aylık dönemin başında Türkiye Cumhuriyeti'nin borcu 28 milyar, sonunda 235 milyar, 8 kat artmış.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Onların içindeki milletvekilleri şu anda sizin aranızda var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Dolar 395 binden 1 milyon 646 bine çıkmış, yani dolar kuru 4'e katlamış, Türk lirasının değeri dörtte 1'ine düşmüş, toplam millî gelirimiz de 262 milyar dolardan 215 milyar dolara düşmüş. Yani kırk iki ayda yüzde 17 Türkiye küçülmüş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) -  Dolayısıyla, ekonomiden bahsederken önceki dönemlere de bakmak gerektiğini ifade ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Babacan.