Konu:DANIŞMA KURULUNUN, GÜNDEMİN "KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER" KISMINDA YER ALAN 436 SIRA SAYILI KANUN TASARISI'NIN BU KISMIN 3'ÜNCÜ SIRASINA ALINMASINA VE DİĞER İŞLERİN SIRASININ BUNA GÖRE TESELSÜL ETTİRİLMESİNE; GENEL KURULUN 25 NİSAN 2013 PERŞEMBE GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE 436 SIRA SAYILI KANUN TASARISI'NIN GÖRÜŞMELERİNİN TAMAMLANMASINA KADAR ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRMESİNE İLİŞKİN
Yasama Yılı:3
Birleşim:97
Tarih:25/04/2013


DANIŞMA KURULUNUN, GÜNDEMİN "KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER" KISMINDA YER ALAN 436 SIRA SAYILI KANUN TASARISI'NIN BU KISMIN 3'ÜNCÜ SIRASINA ALINMASINA VE DİĞER İŞLERİN SIRASININ BUNA GÖRE TESELSÜL ETTİRİLMESİNE; GENEL KURULUN 25 NİSAN 2013 PERŞEMBE GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE 436 SIRA SAYILI KANUN TASARISI'NIN GÖRÜŞMELERİNİN TAMAMLANMASINA KADAR ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRMESİNE İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii ki Türkiye Büyük Millet Meclisi egemenliğin tek kaynağıdır ve? Türkiye Büyük Millet Meclisi egemenliğin tabii yasama bölümüdür ama tek kaynağı değil, tabii yargısı da var, yasaması da var. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisinden çok şeyler gizleniyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde şu anda Başkanlık makamında bulunan kişi Türkiye Büyük Millet Meclisinin kişiliğini korumuyor.

Bakın, dün bir cenaze vardı, Genelkurmay Başkanının babası vefat etmişti. Allah rahmet eylesin. Şimdi, bir tarafında Tayyip Erdoğan duruyor, bir tarafında Abdullah Gül duruyor.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Milletin özlediği bir fotoğraf!

KAMER GENÇ (Devamla) - Cemil Çiçek nerede? Kenara atılmış. Burada, bakın, Meclis Başkanı Tayyip Erdoğan değil, Meclis Başkanı Cemil Çiçek'tir. Meclis Başkanı kendi bulunduğu makamını temsil edecek gücünden yoksunsa o makamdan istifa etmesi lazım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Camide, cenazede protokol olmaz!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi değerli milletvekilleri, ayrıca Türkiye çok ciddi olaylarla karşı karşıya; bir yandan birçok olay oluyor... 2 tane bildiri okundu Diyarbakır meydanında. Birisi, bizim öteden beri söylediğimiz, işte, Amerika, Abdullah Öcalan, Abdullah Gül, Tayip Erdoğan'ın da bilgisi dâhilinde hazırlanan Diyarbakır meydanında okunan bildiridir ve bugün diyorlar ki: Artık doksan üç yıldır bu memlekette uygulanan laik Türkiye Cumhuriyeti rejimi yıkılacak, yerine Türkiye'nin öteden beri yani Osmanlı devleti zamanında, daha öncesinde, Türkler ve Kürtler -sanki Türkler ve Kürtler dışında başka bir ırk yokmuş bu memlekette- İslam bayrağı altında yaşayacaklar.

Değerli arkadaşlar, bakın, biz bu cumhuriyeti boşuna kurmadık. Tamam, barış gelsin, barış gelsin ama biz Türkiye Cumhuriyeti Devletini, laik cumhuriyeti yıkacak bir barışa razı değiliz çünkü biz bu cumhuriyeti kanla kurduk. Biz bu cumhuriyeti kurarken yabancı işgal güçlerine karşı savaştık. Şimdi, biz, o kadar, doksan sene önce, doksan üç sene önce kanla, savaşarak bu cumhuriyeti kuran insanlar belli bir süre sonra Tayip Erdoğan, Abdullah Gül ve Abdullah Öcalan'ın keyfini birleştirerek bu cumhuriyeti kendi istekleri doğrultusunda yıkacakları bir projenin destekçisi olamayız. Herkes bazı gerçekleri kavraması lazım, bilmesi lazım. Bu ülkenin, bu memleketin başına ne çoraplar örülüyor, bunları bilmemiz lazım. Meclisin bir şeyden haberi yok, neler konuşulmuş. Biz de arkadaşlar?

Bakın, ben Tunceli Milletvekiliyim, en büyük vahşet benim ilimde yaşandı. 1990'larda, 1980'lerde bütün okullarımız yakıldı, birçok insan yani nüfusumuzun yüzde 80'ine yakını kendi bölgemizden göç ettirildi. Elbette ki istiyoruz, böyle bir olayın durması, silahların bitmesi insanların kardeşçe yaşaması...

Arkadaşlar, hepimiz insanız, hepimiz bu memleketin vatandaşlarıyız. Bizim konuşarak, tartışarak kardeş duygularını dile getirerek o ölçüde halledemeyeceğimiz meseleler yok. Ama bizim içimize birtakım şeytanlar karışıyor, birtakım emperyalist güçler geliyor ve bunlar diyorlar ki: Bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu sınırları içinde yaşayan bu halk barış içinde kaldığı zaman bu halkın zekâsı, kişiliği, niteliği? Gerçekten, yüce Atatürk'ün bu devleti kurarken hedef seçtiği, akla ve bilme dayalı bir eğitim sistemiyle, böyle bir dinamizmle bu ülkeyi yönettikleri zaman bu Türkiye'yle başa çıkamayız. Ne yapmamız lazım? Bu insanları birbirine vurdurmamız lazım, bunların içine kardeş kavgasını sokmamız lazım ve bu insanları, bu devleti böyle parçalamamız lazım.

Şimdi, arkadaşlar, biz hepimiz kardeşiz yahu, hepimiz bu toprakların içinde yaşıyoruz; dinimiz bir, duygularımız bir, inançlarımız bir, hepimizin bir millî ülküsü var. Bunu niye bir tarafa itiyoruz? Burada birbirimize karşı düşmanca duyguları bir tarafa bırakarak, kardeşçe yan yana gelerek meseleleri halletmeye gücümüz yetmiyor mu? Yeter. Peşin hükümlü hareket etmenin anlamı yok ama bugün siyasi iktidarı elinde tutan güç maalesef bu memleketi bölmeye çalışıyor.

Bakın, Tayyip Erdoğan'a soruyorlar, diyorlar ki: "T.C.'yi kaldırmaları konusunda sizin bilginiz var mı?" "Benim bilgim yok ama mademki bu T.C.'yi kaldırdılar, arkasında da dursalardı." diyor. Bu ne kadar vahşetçe bir düşünce tarzı. Yani T.C.'nin kaldırılmasını -aslında onu da itiraf ediyor-  istiyor. Ben kaldırmadım ama niye arkasında? Yani "Siz kaldırdınız ey valiler, ey kişiler, siz bunun arkasında devam edin." diyor; bu, bu anlama geliyor.

Arkadaşlar, T.C.'yi kaldırınca yerine ne koyacaksınız? Cemaatleri mi koyacaksınız, tarikatları mı kuracaksınız? Şimdi valiliğin üstündeki "Türkiye Cumhuriyeti"ni kaldırıyorsunuz, "valilik" kelimesi orada kalıyor. Hangi devletin valiliği? Yunanistan valisi mi; efendim, Rus valisi mi, Amerikan valisi mi? Bunların hepsinin arkadaşlar, bunların geldiği anlamı bilmemiz lazım.

Bakın, Türkiye'de çok ciddi olaylar var. AKP iktidara geldiği günden beri maalesef belli bir inanç grubuna karşı çok açık bir cephe alıyor. Ben inanmanızı istiyorum; benim için insanların ırkı, dini, dili, mezhebi önemli değil. Ben bir insanım, kendimi insan kabul ettiğim gibi, karşıdaki herkesi de insan kabul ederim. Onun inancı, milliyeti, ırkı önemli değil ama bir siyasi iktidar bu kadar mezhebe dayalı bir uygulama yaparsa gerçekten de artık bizim de burada parlamenter olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin milletvekili olarak burada yemini yaparken aldığımız sorumlulukların gereğini de yapmamız lazım.

Bugün, arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde, kabinede görev yapan 9 tane milletvekili arkadaşımız Kürt. Soruyorum bunlara... Bakın, her gün birçok yerlerden insanlar geliyor bana. Diyorlar ki: "Biz..."

SIRRI SAKIK (Muş) - Sen nesin Kamer Bey, sen nesin?

KAMER GENÇ (Devamla) - Ya, şimdi, Sırrı, ben biliyorum, birbirimizi tanıyoruz.

Bir tane...

SIRRI SAKIK (Muş) - Sen nesin?

KAMER GENÇ (Devamla) - Sen bir sor bakalım, bu Kürt bakanların başında bulundukları bakanlıklardan bir tanesi bir Alevi vatandaşı işe almışlar mı. Ya, bu kadar ayrımcılık yapıyorsun, onu da çık söyle. Bak, Maliye Bakanlığının başında Kürt var, efendim, İçişleri Bakanlığının başında Kürt var; Tarım Bakanlığının başında Kürt var. Yani sayayım hepsini. Devlet Bakanlığı şeyi var ama insanlarımız, fakülteleri bitiriyorlar, maalesef, yazılılarda en üst puanları alıyorlar fakat sözlüye gelince almıyorlar. Peki, bu insanlar ne yapacak arkadaşlar?

Bakın, ihaleleri hep kendi yandaşlarınıza veriyorsunuz. İhalelerde hukuk uygulanmıyor. İhale kanunları, kamu ihale kanunları uygulanmıyor. İşe alınmada bu mezhebe mensup insanlar dışlanıyor ve yatırım konusunda da işte görüyoruz Tunceli'de. Arkadaşlar, bakın bakalım, işsizlik konusunda verilen kadroları bir inceleyin, verilen yatırımları bir inceleyin, yolları bir inceleyin, yok bura. Özellikle ayrım yapılıyor. Bu ayrımı yapmayın.

Bakın, bu memlekette siz iktidarsınız. Türkiye'yi çok ciddi bir kardeş kavgasına sürüklüyorsunuz. Bu memlekette Alevi vatandaş diyor ki: "Kardeşim, benim ibadet yerim cemevi." Ya, şimdi, Diyanet İşleri Başkanı diye bir zat var, diyor ki: "Efendim, ibadet yalnız camide ve mescitte yapılabilir." Ya, sana ne kardeşim! Ben dağın başında ibadet yaparım, sana ne! Sana var mı? Yani bunu böyle... Sen bu yetkiyi kimden almışsın? Dolayısıyla bu insanlara karşı bu kadar kinle, nefretle, ayrımla yaklaşmamak lazım. Bakın, biraz önce sevgili milletvekili arkadaşım Hüseyin Aygün burada birtakım gerçekleri dile getirdi. Bu gerçeklerin doğru olup olmadığını araştırmak yerine o arkadaşımızı suçlamak da kimsenin haddine değil.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Onun söylemlerinin ardında duruyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, ayrım yapıyor? Sen şimdi ben neyin arkasında? Burada konuşmamda Alevi inançlı vatandaşlara karşı açıkça ayrım içindesiniz diyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Hiç de ayrım içinde değiliz. Sen ayrım içindesin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Var mı yüreğin? Söylediklerinin ardında durabiliyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) - Yahu yapma? Yahu, işte size binlerce misal veriyorum. Bugün ben vergi veriyorum; tamam, cami yapalım ama öte taraftan cemevi niye yapılmıyor?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Senin yüreğin var mı, onun ardında durabiliyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) - Öte taraftan, benim verdiğim vergiyle sen caminin, kilisenin, havranın elektrik ve su parasını ödüyorsun da?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Önergenizin ardında durun.

KAMER GENÇ (Devamla) - ?Alevi vatandaşın verdiği vergiyi niye cemevinin yakıt, aydınlatma parası, su parası yapıyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hüseyin Aygün'ün söylemlerinin ardında durabiliyor musun? Yüreğin var mı yüreğin?

KAMER GENÇ (Devamla) - Dolayısıyla, şimdi, bakın, boşu boşuna bağırmayın, gelin burada konuşun. Biz her zaman için? Siz eğer insansanız, söylenenleri anlıyorsanız biz bu memlekette birlik yanında konuşuyoruz. Ben diyorum ki bakın, bu insanların hakkını koruyun. Bir zamanlar siz burada bağırıyordunuz "İmam-hatipliler bir yere alınmıyor..." ama şimdi imam-hatipliler dışında kimse kamu görevine alınmıyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - İmam-hatip kadar, kafana taş düşsün! Başka bir şey yok mu senin bildiğin? Başka bir şey yok mu?

KAMER GENÇ (Devamla) - İşte, siz de zamanında söylediğiniz şeyleri bari şimdi yapın.

Teşekkür ederim.