Konu:Bdp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:2
Birleşim:85
Tarih:29/03/2012


BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TURGAY DEVELİ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce, benden önce konuşan sayın milletvekilleri, AK PARTİ ve BDP temsilcileri, ikisi de kendi hayat felsefelerinden basın özgürlüğüne bakıyorlar. Aslında basın özgürlüğü, çok daha kapasitesi yüksek bir alandan değerlendirilmesi gereken bir konu. Bugün yaşadıklarımız, Meclisin kapısında 4+4+4 yasasını protesto için bekleyen eğitim emekçileri, Adana'dan bu eyleme destek vermek için yola çıkan EĞİTİM SEN üyesi 74 arkadaşımızın Adana çıkışında polis tarafından alıkonulması olayları, geçtiğimiz günlerde bu kürsüde burada yaşanan İç Tüzük tartışmaları, önümüzdeki günlerde gelmesi muhtemel olan Anayasa tartışmaları, kanun hükmündeki kararnameler; bütün bunlar arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin zorla, şiddetle, ceberutlukla, baskıyla toplumu belli bir yöne sokma girişimleri.

Basın özgürlüğünü, sadece, benden önce konuşan arkadaşımızın Basın Yasası'ndan örnekler vererek anlattığı gibi, içerideki gazetecilerin sarı basın kartlı olup olmadığını, isteyen gazetecilerin istediği haberleri yazıp yazmaması perspektifinden bakarak değerlendirmek son derece yanlıştır ya da AK PARTİ'nin Türkiye'de miladı 2002, kendilerinin iktidara geldiği günden başlattıkları gibi, BDP'li arkadaşımızın da Türkiye'de basın özgürlüğü kavramını ve şiddet olaylarını, gazetecilere uygulanan şiddeti sadece 1990 yılından  başlatması gibi.  Tabii kendileri açısından her 2 arkadaşımız da olaya bu açıdan yaklaşmakta haklılar.

Şimdi, Türkiye'de bütün bu sorunların neden yaşandığının önce temel altını çizmemiz gerekiyor. Burjuva demokratik devrimini tamamlayamamış milletler, uluslar, bütün bu yaşadıklarımızı yaşamaya mecbur kalırlar çünkü kendi iç devinimlerini tamamlamadıkları için, tamamlayamadıkları için kendilerine, kendi uluslarının, kendi halklarının yaşam standartlarını ve özgürlük alanlarını genişletmek yerine kendilerine dayatılan gündemi yaşarlar; buna mecburdurlar.

Asıl konuya geçmeden önce birkaç örnek vereceğim: Mahmut Tanal arkadaşımıza cezaevindeki gazetecilerin 2 tanesinden mektup gelmiş -1 tanesini ben de tanırım sosyalist bir gazetecidir- Mehmet Yeşiltepe ile Erdal Süsem. Ben  şu anda burada başka bir konuşma hazırladığım için bu konuyu, mektupları burada uzun uzun anlatamayacağım ama Mahmut arkadaşımızın bu konuda gerekli çabayı göstereceğine inanıyorum.

Şimdi, bütün bu tartışmalar içerisinde devletin demokratikleşmesi gerçekleşmedikten sonra, devletin bütün kurum ve kuruluşları ile burjuva demokratik devrimini tamamladıktan sonra, devletin demokratikleşmesi tamamlanmadıktan sonra arkadaşlar, biz sadece burada bize dayatılan sonuçlar üzerinden tartışmalar yaparız, gündemimizi kendimiz belirleyemeyiz.

Türkiye'de önemli bir milat  olan 1980 askerî darbesinin yapılış gerekçesini bilmeden, bu darbeden sonra yaşananlara tanıklığımızı -hafızamızı zorlamadan- unutmadan? Unutursak eğer bugün sonuçlarını yaşadığımız sorunlara doğru çözümler bulamayız. 24 Ocak kararları neden uygulandı? 24 Ocak kararlarının uygulanması için bu ülkede neden darbe yapıldı? Şimdi, bu Mecliste İç Tüzük neden değiştirilmeye çalışılıyor? Anayasa neden yeniden yazılmaya çalışılıyor? Neden dışarıda bu 4+4+4 yasası değiştirilmek isteniyor, Millî Eğitim Yasası değiştirilmek isteniyor, toplumun omurgası yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor?

Bütün bunların içerisinde basın özgürlüğünü bunların dışında tutmamız, düşünmemiz mümkün değil. Basın özgürlüğü sadece bir muhabirin bir haberi bir gazeteye koyması, o gazetenin o haberi yayınlayıp yayınlamaması meselesi değil ya da bir gazetecinin yazdığı bir yazıdan dolayı köşesinin kapatılması, işsiz kalması da değil. Bir gazetenin kapatılması, birden çok defa kapatılıp yeniden açılması, bu da değil basın özgürlüğü. Basın özgürlüğü bir kavram, bu ülkede anayasa gibi, yürütme organı gibi, yasama organı gibi bir kavram. Eğer sizin, bu ülkede yaşayan insanların özgür düşünebilmeleri için, bu ülkenin geleceğini doğru tartışabilmeleri için beyinlerine herkesin sağlıklı oksijen gitmiyorsa, zihin arkasında sağlıklı bir mayalanma olmuyorsa işte burada bir sorun var demektir. Basın özgürlüğü de aslında tam da bu demektir.

Yıllardır bu ülkede, az önce söylediğim tanımlar içerisinde, devletin resmî ideolojisi üzerinden siyaset yapan, Kemalizm'in, kurucu iradenin resmî ideoloji kapsamından çıkarılmasını söyleyen bu ülkedeki muhalifler, şimdi aslında kendi resmî ideolojilerini dayatırken elbette özgürlük alanlarını her aşamada tıkamaya, kapatmaya özen gösteriyorlar. Aslında yaşadıklarımızın tamamı, basının susturulması, gazetelerin kapatılması, gazetecilerin cezaevine sokulması, İç Tüzük'ün değiştirilmesi, Anayasa'nın değiştirilmeye çalışılması, kanun hükmünde kararnamelerle Parlamentonun devre dışı bırakılmaya çalışılmasının özünde tam da bu yatıyor. AK PARTİ kendi resmî ideolojisini dayatmaya çalışıyor.

Şimdi, yıllar önce Ömer Çelik, AK PARTİ milletvekili, daha 2003 yılında bir gazeteci olarak "resmî ideoloji  ve demokrasi arasındaki doğru orantı" yazısında şunu söylemişti. Şimdi hiçbir AK PARTİ'li bu düşünceyi savunmuyor, savunamıyor. "Resmî ideoloji bizde uygulama yüzünden demokrasi konusundaki aksaklıkların sebebi gibi gösterilir. Resmî ideoloji olmazsa siyasi pratiklerin daha iyi gerçekleşeceği ileri sürülür. Kuşkusuz, resmî ideolojiden esinlenen kimi uygulamalar sebebiyle ciddi sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Bundan yola çıkarak resmî ideoloji kavramının gereksiz olduğu sonucuna ulaşılabilir mi? Hayır. Dar kapsamlı ve katı bir resmî ideoloji tanımına yaslanarak demokrasiyi kısırlaştırmak ne kadar yanlışsa, resmî ideolojinin bu tür kullanımından yola çıkarak resmî ideolojiden boşalmış bir siyasi tablo üretmek de yanlıştır. Aslında resmî ideoloji kavramı demokrasinin teminatıdır. Bu kavram, toplumsal olarak yaşamın kodlarını belirginleştirir, kamusal alanın mimari çizgilerini ortaya çıkarır, resmî ideolojiden yoksun bir ortamda siyasal gücün yanlış şekilde kullanılmasını engelleyecek ideolojik baraj ortadan kalkmış olur." Çok hazindir, o dönemde Ömer Çelik'le aynı çizgide düşünen, şimdi düşündüklerini yazdığından dolayı işsiz kalan Nuray Mert de şöyle demiş: "Bir ülkede siyasete yön veren kurucu bir ideolojiden hiçbir şekilde bahsedilemeyeceği görüşünün kendisi ideolojiktir ve adı neoliberalizmdir. Demokrasiler, her seçimle toplumun bütün temel kabullerini yeniden ortaya sunulmasının mümkün olduğu rejimler değildir. Hiçbir toplumsal, siyasal sistem bu kadar sürekli ve kökten yenilenmeyi taşıyamaz. Dolayısıyla her toplumda, ülkede, sistemde kurucu ideolojiler vardır." Neymiş? Her sistemde kurucu ideolojiler varmış. Şimdi 24 Ocak kararlarıyla başlayan süreçten sonra yeni Anayasa tartışmalarıyla beraber, daraltılan özgürlük alanlarıyla beraber AK PARTİ kendi resmî ideolojisini dayatmaya çalışıyor; basın özgürlüğünü de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor. Sadece basın özgürlüğü kapsamından olaylara bakarsak sorunların bütününü algılayamayız.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Develi.