Konu:TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN KURULUŞUNUN 93’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜNÜN VE ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI’NIN KUTLANMASI, GÜNÜN ÖNEM VE ANLAMININ BELİRTİLMESİ GÖRÜŞMELERİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:95
Tarih:23/04/2013


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN KURULUŞUNUN 93’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜNÜN VE ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI’NIN KUTLANMASI, GÜNÜN ÖNEM VE ANLAMININ BELİRTİLMESİ GÖRÜŞMELERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen aziz yurttaşlarım; 24 Nisan 1920 günü Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisinde kürsüye çıkar ve bir konuşma yapar. O konuşmada kullandığı bir cümle, 23 Nisanda kurulan yüce Meclisin asli görevinin ne olduğunu bize hatırlatıyor. Şöyle diyor Mustafa Kemal Paşa: "Mecliste yoğunlaşan millî iradenin doğrudan doğruya vatanın mukadderatına el koymuş olduğunu kabul etmek temel ilkedir." Türkiye Büyük Millet Meclisinin omuzlarında taşımaktan kaçınmadığı ağır yük, kutsal sorumluluk işte bu cümlede yatıyor: "Vatanın mukadderatına el koymak."

Yeryüzündeki millet meclisleri arasında milletin kaderine en küçük ayrıntısına kadar bu kadar hâkimiyetle el koymuş başka bir meclis yoktur. Çünkü bu Meclisin kullandığı yetki, yazılı hükümlerle sınırlı olmayan bir ruhtan, istiklal ateşinden doğuyordu. Meclis, bu ruhla, tüm siyasi kurumlara hükmetmiş, var olan sistemi baştan sona değiştirmiş, her alanda çalışarak ve fedakârlıktan kaçınmayarak tam anlamıyla başarılı olmuş bir kurumdur çünkü o kurumun ruhu Kuvayımilliye'ydi.

Herkes şunu çok iyi bilsin ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 1920'de kendisine görev olarak tayin ettiği vatanın mukadderatına el koymak misyonu 23 Nisan 2013 tarihinde de hâlâ bu yüce Meclisin omuzlarında bütün ağırlığıyla durmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, var olma-yok olma mücadelesini bağımsızlıkla taçlandırmış bu yüce Meclisin kişilik ve kimlik sahibi bir Meclis olduğunu unutmamalıyız. Bu Meclis gazi meclistir çünkü Kurtuluş Savaşı'nı vermiştir bu Meclis. Bu Meclis kurucu meclistir çünkü bu Meclis Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmuştur. Bu Meclis özgürlükçüdür, bu Meclis milliyetçidir ve hiç şüphesiz, bu Meclis devrimci bir meclistir. Bu Meclisin şanı büyüktür, şerefi büyüktür, elbette ki unvanları çoktur fakat öyle bir kavram vardır ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin diğer bütün niteliklerini kendi kuruluş kimyasında var olan o özelliğe borçluyuz. Olmazsa olmaz o kavramın adı "hukuk"tur. Bu Meclis kendi var oluşunu millete ve hukuka borçludur. Bu bağlamda, daha kurtuluşun başlarında kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini çok iyi bilmek ve anlamak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, bu yüce Meclisin kendi hukukunu çiğnetmeye hakkı yoktur, kendi sorumluluğunu devretmeye hakkı yoktur, kendi hukuk sınırını aşmaya, kendini tartıştırmaya hakkı yoktur çünkü gasbedilen hak, çiğnenen hukuk, milletin hakkı ve hukukudur. Herkesi bir kez daha, elini vicdanına koyarak, gözünün önüne o kurucu Meclisin asil kahramanlarını getirerek bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. 8 üyesi gayrimeşru olarak ve hukuk dışına çıkılarak hapse atılmış bir Meclisin itibarı doğal olarak kaybolmaz mı? Bu arkadaşlarımızın hapiste geçirdikleri kaçıncı 23 Nisan bu ve daha ne kadar bunların hakları gasb edilmeye devam edilecek?

Değerli milletvekilleri, bütçe denetim yetkisi fiilen elinden alınmış bir Meclisin saygınlığı zedelenmez mi? Ortada olağanüstü bir durum yokken, kanun hükmünde kararnamelerle fiilen yetkisi alınmış bir Meclisin milletin kolektif vicdanına tercüman olması mümkün olabilir mi?

23 Nisan 1920'yi çok iyi anlamalıyız. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kendi kişiliğimize yabancılaşmaya hakkımız yoktur. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi en geniş meşruiyeti hukukun içinde kalarak sağladı. 23 Nisan 2013'te de ağırlaşan sorunlarımızla baş etmenin temel yolu hukukun içinde kalarak sorunları çözmektir.

Bir 23 Nisan gününü, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı birlikte kutluyoruz. Bu bayram, dünya barışının, dünya çocuklarının bayramıdır. Bu bayram, barışın geleceğine ve geleceğin bayramına olan uzun bir yolculuktur. Bu bayram, Anadolu'nun çocuklarının, özellikle de yoksul çocuklarının, öksüz ve yetimlerinin hayata tutunmaları için yakılan bir umudun, ışığın adıdır. Bu bayram, özbeöz milletin bayramıdır. Onun içindir ki 23 Nisan 1920 hem zihinlerde hem dillerde hem de yüreklerdedir. Silmeye kimsenin ne gücü ne de cesareti yeter, tıpkı "Türkiye Cumhuriyeti", tıpkı "T.C." gibi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)