Konu:İnsan Hakları Ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:90
Tarih:10/04/2013


İNSAN HAKLARI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAMINDA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 445 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 8'inci maddesi üzerinde verilen önerge üzerine konuşma yapmak için huzurunuzda bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, sözlerime başlamadan evvel ceza yargılamasının temel kurallarından birini hatırlatmak istiyorum. Bize hukuk fakültelerinde şunu öğrettiler: Bunlardan en önemlisi "Şüpheden sanık yararlanır." deniliyordu. Ceza yargılamasının en temel kurallarından bir tanesi budur.

Bir başka kural "Adalet mülkün temelidir." Bundan hareket ederek yıllarca hukukçuluk yaptık, yargılamalarda bulunduk.

Bir başka temel kural da yasa dışı yoldan elde edilen delillerin zincirleme fonksiyonudur.

Bunları neden hatırlatma yaptım? Şimdi gelinen tabloda, mevcut yargılamalardaki mahkemeleri gördüğümüz zaman bu üç ana kuralın da ne yazık ki ihlal edildiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bugün Türkiye'de, Sayın Bakan, bir gerçek var. Bunlardan bir tanesi, artık adliyelerdeki "Adalet mülkün temelidir." yazan yazıları indirip "Adalet zulmün temelidir." yazısını koyarsak daha yakışır diye düşünüyorum.

Diğer yargılama tekniklerinden bir tanesi de "Şüpheden sanık yararlanır." ilkesinin ne yazık ki gerçeği yansıtmadığını artık Türkiye'de yapılan bütün yargılamalarda, birçok yargılamalarda? Tabii, bunu genelleme yapmak doğru değildir ama şüpheden ne yazık ki ülkemizde sanık yararlanmamaktadır, şüpheden hâkimler yararlanmaktadır, böyle bir yargılama teknikleri vardır.

Bir diğer husus da yasa dışı yoldan elde edilen delillerin zincirleme fonksiyonudur. Bütün adil yargılamalarda elde edilmesi gereken husus şudur: Yasa dışı yoldan elde edilen hiçbir delili adil yargılamada hiçbir şekilde delil olarak nitelendiremezsiniz. Ama ne yazık ki şimdi, burada, özel yetkili mahkemelerdeki yargılama süreçlerinde? Geçmişlerine baktığımız zaman sıkıyönetim mahkemelerinden bu tarafa doğru gelen, arkasından devlet güvenlik mahkemeleriyle devam eden, arkasından da özel yetkili mahkemeler süreciyle giden ve bugün kadük olduğu iddia edilen terörle mücadele mahkemeleriyle devam eden bir yargılama süreciyle ne yazık ki karşı karşıyayız.

Daha önceden şöyle bir şehir efsanesi vardı değerli arkadaşlarım: Özellikle askerî mahkemelere ilişkin bize hukuk fakültelerinde şöyle bir şey söylemişlerdi: "Askerî bandonun yapmış olduğu müzik ne kadar müzikse askerî mahkemenin dağıttığı adalet de o kadar adalettir." Şimdi, bu yargılamaları gördükten sonra, Sayın Başkan, askerî mahkemelere haksızlık ettiğimizi düşünüyoruz. Neden? Emrin olduğu yerde bile adaletin ne kadar ölçüde arandığını, adil yargılamanın olduğunu, bugün özel yetkili mahkemelerdeki yargılama tekniklerini gördüğümüz zaman, bu yapılmış olan sözü kim söylemişse o mahkemelere haksızlık ettiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Neden bunu söylüyoruz? Bakın, biz bu yasayı getirdik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartları ve normlarına ilişkin ülkemizin karşılaşmış olduğu sorunları ortadan kaldıralım diye. Ama, şimdi, buradaki yargılama tekniklerini gördüğünüz zaman, ne yazık ki AİHM'i bu konuda önümüzdeki süreçte ikna edemeyeceğimizi, yeni beşinci, altıncı yargı paketlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi huzuruna geleceğini görüyoruz. Neden görüyoruz? Uzun tutuklamayla ilişkin sorunları ne yazık ki halledemiyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bugün hiçbir yargılama tekniği içerisinde on yıla yaklaşan tutukluluk süreleri normal bir adil yargılamanın olduğu bir ülke yargılamasında göz önüne alınamaz. Bugün Silivri'deki yargılamalarda, diğer yargılamalarda beş yıldır, altı yıldır süren yargılamalar var. Beş yıl, altı yıl değerli arkadaşlarım, düşünebiliyor musunuz? Altı senedir o cezaevlerinde yatan insanlar var, biz hâlen o mahkemelerde adalet arıyoruz. Buraya çıkan bütün arkadaşlarım, CHP'deki, MHP'deki, diğer gruplardaki arkadaşlar şu tutuklu milletvekillerinin sorunlarını burada anlatmaktan dillerinde tüy bitti, bunu ne yazık ki sizlere anlatamıyoruz gelinen noktada.

Bakın, oradaki yargılanan insanlar kitap yazmaya başladılar Sayın Bakan. Bu, Haberal'ın yazmış olduğu kitap. Bunu cumhuriyet savcılarına anlatamadı. Bu kitabın içerisindeki bir pasajı dün dağıttılar bize. Şunu okumak istiyorum, buradaki iddialardan bir tanesini, çok değerli cumhuriyet savcımızın iddialarından bir tanesini. Diyor ki: "Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün bir telefon görüşmesinde müvekkilimiz Profesör Doktor Mehmet Haberal'a duyduğu saygıya istinaden `Ben başbakan olacağım ama benim başbakanım da sizler olacaksınız.' şeklindeki nezaket içeren beyanını dahi mütalaada müvekkilimizin örgütün amaçları doğrultusunda siyasileri yönlendirdiğinin delil olarak gösterilmesi son derece gülünç bir iddiadır." Düşünebiliyor musunuz, iddialardan bir tanesi bu Sayın Bakan.

Şimdi ne yapıyor? Burada tutuklu olan kişiler bunları yargılama makamlarına, iddia makamlarına bunları anlatamıyorlar. Bu mütalaalarla karşı karşıyayız. Yani hukuk, adalet her gün birilerine lazım olabilir. Bu gerçekleri dile getirmeye çalışıyoruz ama ne yazık ki bu gerçeklere ilişkin ileri sürülen bütün hususlar yargılama makamları tarafından göz ardı ediliyor. Biz Silivri'deki yargılamalar konusunda mahkemelerin objektif ölçülerden uzak olduğu kanısındayız. Yargılamaların adil olmadığını biliyoruz. Sizler de biliyorsunuz bunu. Ben size sadece "Adalet Bakanı" demiyorum, siz aslında "özel yetkili Adalet Bakanı"sınız. Bu ülkede özel yetkili mahkemeler var, özel yetkili adalet bakanları da var.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'un cumhuriyet savcılarına söylediği bir söz var. Diyor ki: "Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz." Mustafa Kemal'in Adalet Bakanı cumhuriyet savcılarına diyor. Sizi merak ediyorum, siz cumhuriyet savcılarına ne diyorsunuz Sayın Bakan.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)