Konu:AK PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:1
Birleşim:10
Tarih:14/07/2011


AK PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisi hakkında, aleyhinde olmak üzere söz aldım, onun için huzurunuzdayım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir genel seçim sonrasında Meclis doğal yasama sürecine henüz başlamış değil. Yemin törenleri tamamlandı ve komisyonların oluşumu ve diğer işler olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi bu işlerle meşgul ancak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun getirmiş olduğu bu öneriyle Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama sürecine başlamış olacak. Bu yeni yasama sürecinin Türkiye Büyük Millet Meclisine, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Umuyorum ki ve öyle arzu ediyoruz ki bu yeni yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi olabildiğince uzlaşmaya önem versin, olabildiğince alınacak olan kararlar, çıkarılacak olan yasalar toplumda tartışılsın, toplumda en geniş mutabakat sağlansın, toplumdaki mutabakatla buradaki yasalar birbirine paralel olsun ve Türkiye'nin sorunları çözülsün, ülkemizin önü açılsın.

Seçimler sorunları çözmek için yapılır ve her seçim ülkenin önüne yeni fırsatlar çıkarır. Seçim fırsat  demektir, yeni bir gelecek demektir, umut  demektir. Ancak ilk defa Türkiye'de bir genel seçim sonrasında Türkiye'nin önüne fırsatlar değil Türkiye'nin önüne sorunlar çıktı ve ilk defa demokrasimiz bir seçim sonrasında kendisinden beklenen sınavı iyi bir şekilde veremedi. Seçim sonucunda herhangi bir sorun yok ama bu seçim sonucunun ortaya çıkardığı tablo toplumda birtakım tartışmalara neden oldu. Özgürlüklerin önünü açması gereken yargı bu seçimde özgürlüklerin önünde engel oluşturdu.

Demokrasilerde siyaset kurumunun en temel kuruluşu yasama organıdır. Yasama organı bütün milletin iradesinin teşekkül ettiği yerdir ve yasama organının arkasındaki halk desteği yasama organının yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyetinin en önemli unsurudur. Halk desteği yani halkın temsil düzeyi ne kadar yüksekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyet açısından seviyesi, düzeyi de o kadar yüksek demektir.

12 Haziran 2011 seçimleriyle oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2002 seçimlerinden bu yana olan dönemin temsil düzeyinin en yüksek olduğu Meclistir. 2002 seçimleriyle oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi iki partiden meydana geliyordu ve iki partinin temsil oranı yüzde 54-55'ler düzeyindeydi. 2007 seçimleriyle bu oran yüzde 85'lerin üzerine çıkmış ve nihayet 12 Haziran 2011 seçimleriyle birlikte bu oran yüzde 95'lere yaklaşmıştır. Bu durum -biraz önce ifade ettiğim gibi- meşruiyet açısından Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne çok önemli bir fırsat koyuyor; meşruiyet açısından Türkiye Büyük Millet Meclisini tartışmalardan uzaklaştırıyor veya tartışmalardan uzaklaştırma yönünde çok önemli bir olanak sunuyor. Aynı zamanda böyle bir Parlamento -umuyorum ki Barış ve Demokrasi Partisi de burada olur tabii ki- Türkiye'nin önündeki sorunları aşmak ve Anayasa'nın "toplum sözleşmesi" tanımına uygun bir şekilde yeniden yazılmasını sağlamak için uygun bir fırsat olacaktır.

Biraz önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyeti açısından birkaç değerlendirme yaptım. Yüzde 95'ler gibi çok yüksek bir temsil düzeyi Türkiye Büyük Millet Meclisini son derece güçlü kılmaktadır ancak meşruiyet sadece halkın temsil düzeyi olarak sınırlandırılırsa eksik kalır. Halkın temsili, temsil oranı, temsil düzeyi şüphesiz çok önemlidir ancak bunun yanında birkaç unsur daha gerekiyor. Meşruiyet, bir siyasal sistemin tanınma değeridir. Arkasındaki halk desteği güçlü olan parlamentolar veya bir siyasal sistem -eğer konu hükûmetse, hükûmet- doğru kararlar alıyorsa, onun almış olduğu kararlar adil ise bu siyasal sistemi gerçek anlamda veya o hükûmeti gerçek anlamda meşru ve halkın temsilcisi olarak saymalıyız.

Şüphesiz, çoğunluk oylarını alarak iktidar olmak önemli bir şeydir. Bu, demokrasilerin en doğal, en temel sonucudur ancak sadece çoğunluğa dayanılarak meşruiyet tanımlanmaya kalkılırsa eksik olur. Çoğunluk, eğer azınlığın haklarını gözetmiyorsa o zaman sistem tıkanır, çoğunluğun tahakkümüne doğru gider.

Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında geçtiğimiz pazartesi günü varılan bir mutabakat oldu, güzel bir mutabakat. O mutabakatta yer alan bir cümleyi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun dikkatine sunmak istiyorum. Biraz önce sözünü ettiğim Parlamentodaki halkın temsil seviyesinin yüksekliği nedeniyle bu yüksek temsil düzeyi Türkiye Büyük Millet Meclisine "toplum sözleşmesi" tanımına uygun bir şekilde yeni bir anayasa yapma imkânı sunmaktadır. Bu anayasa bireyin hak ve özgürlüklerini genişleten ve bu hak ve özgürlükler karşısında devletin gücünü sınırlayan yani hak ve özgürlüklere devletin müdahalesini önleyen bir anayasa olacaktır. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisinin mutabık kaldığı bir konudur. Bunda mutabık kalmayacak herhangi bir siyasi parti olmadığını düşünüyorum. İşte bu tanım önemli.

Toplum sözleşmesi tanımına uygun yeni bir anayasa veya alınacak önemli kararlarda milletin, vatandaşın uzlaşmasını sağlamak. Bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi ne kadar gözetirse, ne kadar dikkate alırsa veya hükûmetler veya Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti bunu ne kadar içselleştirirse bu Parlamentodan çıkacak kararlar o kadar az tartışılacaktır ve o kadar doğru olacaktır, o kadar adil olacaktır. Aksi takdirde sadece çoğunluk kavramına, çoğunluğa güvenilerek, yaslanılarak alınan kararlar demokratik olmayacaktır.

Kararların çoğunluk kavramı üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılması son derece yanlıştır. Geçmişte, İslam tarihinde Emeviler döneminde, Emeviler haksızlıkları kader kavramı üzerinden meşrulaştırırdı yani "Ne yapalım, o sultanların birtakım kanunsuzlukları, birtakım haksız tasarrufları insanın kaderinde vardır. Kaderde varsa insanlar buna katlanmak zorundadır." şeklindeki bir anlayışla o Emevi sultanlarının haksızlıkları meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Bunu bir örnek olarak veriyorum.

Bu Parlamento belki birtakım problemlerle işe başladı ancak bu Parlamentodaki yüksek temsil düzeyinin Türkiye'nin önüne önemli fırsatlar getirdiğini ben bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum. Varılan mutabakat, Cumhuriyet Halk Partisiyle Adalet ve Kalkınma Partisi arasında varılan mutabakat insanımızın ihtiyaç duyduğu hak ve özgürlüklere vurgu yapan yeni bir Anayasa'nın ihtiyacını ortaya koymuştur. Bu ihtiyaç toplumun önünde durmaktadır ama bu mutabakatı hemen daha mürekkebi kurumadan bir kenara atma yönündeki değerlendirmeleri, ben o güne mahsus olmak üzere o günde bırakmak istiyorum. O, o günde kaldı. Yarına ve geleceğe, mutlaka o toplum sözleşmesi kavramına uygun şekilde, uzlaşmayı arayan bir siyasal anlayışla bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Ben, bu düşüncelerimi, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi vesilesiyle, onun hakkındaki görüşlerim vesilesiyle ifade etme ihtiyacını duydum.

Sözlerimi burada bitiriyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)