Konu:KAMU FİNANSMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
Yasama Yılı:3
Birleşim:87
Tarih:03/04/2013


KAMU FİNANSMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

 Değerli milletvekilleri, öncelikle kira sertifikalarıyla ilgili -gerçi, dün geç saatlerde bu soruların bazılarına cevap vermiştim ama belki olmayan değerli milletvekillerimiz için tekrar olacak- konulara değinmek istiyorum.

Kira sertifikaları dünyada gittikçe yaygınlaşan bir finansman enstrümanı yani bir borçlanma enstrümanı. Ancak bu borçlanmanın klasik borçlanmadan farkı, bu borçlanmayla ilgili bir varlık göstermek gerekiyor. Yani bu varlığın satılıp tekrar kiralanmasıyla ilgili bir muamele bu kira sertifikalarının arkasında. Sadece geçen yıl küresel piyasalarda 120 milyar dolarlık bir yeni ihraç söz konusu oldu. Şimdiye kadarki toplam rakam da yine küresel piyasalarda 400 milyar dolara ulaşmış durumda. Her ülkenin kendi iç ulusal piyasasında yapmış olduğu ihraçlar bu rakamların dışında. Bunları da topladığımızda tabii rakam çok daha yüksek boyutlara ulaşıyor.

Bu, aynı zamanda dünyanın pek çok ülkesinde artık tercih ediliyor yani İngiltere, Almanya gibi Batı ülkelerinde de gittikçe yaygınlaşan bir finansman modeli. Bu modelin çalışabilmesi için bir varlık kiralama şirketi gerekiyor. Yani, gayrimenkullerin tapusunun bu kira sertifikasının dönemi boyunca bu varlık kiralama şirketine devredilmesi gerekiyor. Ancak bizim bu varlık kiralama şirketimiz yüzde 100 hazinenin sahip olduğu ve kontrol ettiği bir şirket ve bunun üzerinden üretiliyor bu enstrümanlar. Bizim bu kurduğumuz yapı hem uluslararası hukuk açısından yani yatırımcıların bu enstrümanlara yatırım yapmasıyla alakalı hukuki değerlendirmeler açısından hem de finansman yöntemi açısından son derece uygun bulundu ki bizim, geçen sene 1,5 milyar dolarlık yapmış olduğumuz uluslararası ihraca yaklaşık 8-9 milyar dolar civarında bir talep oluştu. Yine, geçen yıl ve bu yıl iç piyasada da toplam 3,1 milyar TL'lik kira sertifikası ihracı gerçekleştirmiş olduk. Bu kira sertifikası bir borçlanma enstrümanı olduğu için borçlanma limitinin de içinde değerlendiriliyor. Dolayısıyla, bütçenin burada belirlemiş olduğu, bütçe kanunuyla belirlenmiş olan limitlerin içinde değerlendirilen bir borçlanma enstrümanı.

Bir başka konu, bu kredi değerlendirme kuruluşlarıyla ilgili Sayın Kuşoğlu'nun sorusu. Ben dün de söylemiştim, bu konuda arkadaşlarımız dosyalarda gerekli incelemelerde bulunduktan sonra, biz size yazılı olarak bunun cevabını daha sonra vereceğiz.

5084 sayılı Yasa'ya gelecek olursak, biliyorsunuz bu yasa daha çok istihdamı teşvik eden bir yasa, daha doğrusu 5084 no.lu Yasa ağırlıklı olarak yatırımı teşvik eden bir yasa. Fakat 5084'ün 49 ilde uygulanma şekline baktığımızda, yeni yatırım olmasa dahi bir istihdam teşviki hâline gelmiş durumda şu anda. Dolayısıyla, yeni yatırım olmasa da zaten devam eden bir istihdama verilen teşvikin yatırım teşviki kapsamında olmasının çok da uygun olmayacağı kanaatine vardık ve zaten son uygulama tarihi olan 2012 sonunda 5084 uygulaması bitti. Ancak bunu ikame edecek ve bunun mahzurlarını da giderecek yeni bir istihdam teşvik düzenlemesini de önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine biz Hükûmet olarak sunacağız ve bu düzenleme de sosyoekonomik gelişmişlik endeksine göre farklı sürelerde ve/veya farklı oranlarda sosyal güvenlik primini hazinenin sübvanse etmesiyle ilgili bir düzenleme olacak bu. Bu konudaki yetkiyi de biz Bakanlar Kuruluna almak istiyoruz. Belki her yıl bölgeden bölgeye ya da durumdan duruma farklı uygulamalar gerekebilir diye Bakanlar Kurulunun yetkisinde, bir bakıma, adına artık "5084" demeyeceğiz çünkü bir yatırım teşviği değil ama yeni bir istihdam teşvik uygulaması olarak bunu çok yakında Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getireceğiz.

Özlük haklarıyla ilgili sorular vardı. O konularda şu anda bizim elimizde bilgi yok, o konularla ilgili birimlerimiz de maalesef şu anda arkamızda oturan arkadaşlarımız arasında değil. Dolayısıyla, biz onları çalışıp daha sonra, dediğim gibi yazılı olarak sizlere bildirelim.

Şimdi, bir başka konu, bu Vakıfbankla ilgili konu. Dün de aslında ben kapsamlı bir şekilde cevap vermiştim ama yine, dün burada olmayan değerli milletvekillerimiz için tekrar etmiş olacağım. 2008 yılında yapılan düzenleme Vakıfbank halka açıldıktan sonra yapılan bir düzenleme. Ancak tam bu düzenlemenin Mecliste yapıldığı günlerde, hatta Genel Kurul tarafından bu düzenleme kabul edilmeden önce Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, Vakıfbank halka açık olduğu için Kamuyu Aydınlatma Platformuna bir bildirimde bulunuyor ve diyor ki: "Bizim, Vakıfbanktaki kontrol hissemiz yüzde 42'dir, yani yarıdan azdır." Zaten bu yasada ne diyor?

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Üç gün önce Sayın Bakanım, görüşülürken.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - "Vakıflar Genel Müdürlüğünün hissesinin yarısından fazlasını kontrol ettiği ya da sahibi olduğu kuruluşların gelirinin yüzde 10'u." diyor. Tabii, o günkü o şartlarda bunun detayları nasıl gelişti, bunun arka planında neler var, onu bilemiyorum doğrusu ama "Bu yüzde 10 niye bugüne kadar ödenmedi?"nin cevabı Vakıflar Genel Müdürlüğünün zaten kamuoyuna duyurduğu, "Ben yüzde 42'sini kontrol ediyorum." diye yaptığı açıklama. Dolayısıyla, Vakıfbanktan böyle bir talepte de aslında Vakıflar Genel Müdürlüğü bulunmamış.

Kaldı ki işin özüne bakacak olursak: Bir banka, hele hele halka açıldıktan sonra, halk o bankaya ortak edildikten sonra sadece o bankaya özel, ilave bir vergi getirir gibi yüzde 10'luk bir yük prensipte de çok doğru değil diye düşünüyoruz. Aslında biz bunu bütün detaylarıyla Komisyon aşamasında da Plan ve Bütçe Komisyonunun üyesi olan değerli arkadaşlarımızla da görüştük. Bunun doğrusu, eğer böyle bir gelir ihtiyacı varsa bütçeye bu konulur, bütçeden de Vakıflar Genel Müdürlüğü ayrıca desteklenebilir ama tek bir bankaya, hele hele halk ortak edildikten sonra o bankaya ilave bir yükle yüzde 10'luk bir yük getirip onu da "Vakıflar Genel Müdürlüğüne ödeyeceksin" demek zaten bu işin ruhuna da çok uygun değil. Dolayısıyla, biz ileriye doğru ne yapmak istiyoruz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ama öyle çıkmış Sayın Bakanım, kanun öyle çıkmış yani. Siz de Bakandınız, biz de buradaydık.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Öyle çıktı ama bakın, son on yılda Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul etmiş olduğu yasaların yüzde yüzünün, tamamının isabetli olduğu iddiasında ben değilim yani olabiliyor.

 MEHMET GÜNAL (Antalya) - Biz de iddiasında değiliz zaten, aynı kanaatteyiz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şimdi, hatalar fark edildiğinde bu hataların düzeltilmesi kadar da doğal bir şey yok. Dolayısıyla, biz burada ileriye doğru doğrusunu yapıyoruz yani bu yüzde 10 yükümlülüğünü bir bakıma kaldırmış oluyoruz. Zaten pratikte de uygulanmamış, bu yüzde 10 da dediğim sebeplerle ödenmemiş. Dolayısıyla, bunun da artık halka arz edilmiş bir bankada ileriye doğru belirsizlikleri de ortadan kaldırmak açısından önemli bir düzenleme olduğunu düşünüyoruz. Diyoruz ki madem ileriye doğru doğrusu bu demek ki, bu doğruyu geçmişe doğru da düzeltelim. Herhangi bir hukuki boşluk kalmasın arzu ediyoruz. Dediğim gibi, bu işin özü de bu.

Dün özellikle -bugün de belki bir miktar- değinilen bir konu vardı; bu, belediyelerin tahvil ihracı ve hazinenin gerektiğinde bu tahvil ihracına garanti verebilmesiyle ilgili madde. Şimdi öncelikle şunu ifade edeyim: Yürürlükteki Belediye Kanunu'nun 68'inci maddesinin (c) fıkrası, belediyeler tarafından yapılabilecek tahvil ihracının yalnızca proje finansmanı amacıyla gerçekleştirilebileceğini zaten düzenliyor. Dolayısıyla, burada bir tahvil ihracıyla borçlanma söz konusu olursa zaten bunun karşılığında mutlaka bir proje olacak. 1990'larda bu şart yoktu. Dolayısıyla, o dönemde pek çok belediye tahvil ihracı suretiyle borçlandı ve tahvillerin de önemli bir kısmı maalesef ödenemedi o dönemde. Ki, biz prensip olarak belediyelerimizin borçlanırken mutlaka bir proje karşılığında borçlanması gerektiğine inanıyoruz. Zaten Belediyeler Kanunu'nu çıkarırken de bunu oraya derçetmiş durumdayız. Dolayısıyla, hani, mali disiplin açısından herhangi bir problem yok.

Yine şu andaki mevcut, yürürlükteki mevzuatımızda belediyeler tahvil ihraç edebildiği gibi hazine bu tahvillere garanti de zaten verebiliyor yani burada daha önce olmayan, hazinenin bir garanti fonksiyonunu getirmiyoruz. Yaptığımız tek şey, diyoruz ki: Belediyeler özel bir hesap açsın ve bu tahville ilgili -hazine eğer garanti veriyorsa- para giriş çıkışı o özel hesapta yürütülsün istiyoruz. Bu da aslında mali disiplin açısından tam tersine, daha kısıtlayıcı, daha fazla kontrol getirici bir unsur. Bu maddeyi tabii, düz okuduğumuzda şöyle bir algı oluşuyor: "Ha, bundan sonra belediyeler artık daha fazla tahvil ihraç edecek, hazine de ona garanti verecek, bunun alt yapısı hazırlanıyor." Böyle değil, bu zaten şu anda bizim hem belediyelerimizin hem de hazinenin sahip olduğu bir yetki. Yaptığımız şey tam tersine, bu yetki çerçevesinde bir uygulama olursa bu uygulama belli bir disiplin içerisinde olsun ve bu banka hesabı üzerinden her şey izlenebilsin, disipline edici bir bakıma yeni bir uygulama.

Ben tekrar teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.