Konu:ENERJİ ALANINDA BAZI ŞİRKETLERE İMTİYAZLA ÇIKAR SAĞLAMAK AMACIYLA DEVLET OLANAKLARINI KULLANDIĞI, MİLLÎ GÜVENLİĞİ TEHDİT EDECEK, IRAK’IN VE ÜLKEMİZİN BÖLÜNMESİNE NEDEN OLACAK AÇIK VE GİZLİ ANTLAŞMALAR İMZALADIĞI İDDİASIYLA DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN
Yasama Yılı:3
Birleşim:85
Tarih:29/03/2013


ENERJİ ALANINDA BAZI ŞİRKETLERE İMTİYAZLA ÇIKAR SAĞLAMAK AMACIYLA DEVLET OLANAKLARINI KULLANDIĞI, MİLLÎ GÜVENLİĞİ TEHDİT EDECEK, IRAK’IN VE ÜLKEMİZİN BÖLÜNMESİNE NEDEN OLACAK AÇIK VE GİZLİ ANTLAŞMALAR İMZALADIĞI İDDİASIYLA DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; önce bir konuya açıklık getirmek istiyorum: Sayın Başbakan, partisinin geçtiğimiz salı günkü grup toplantısında, Cumhuriyet Halk Partisinin bu gensoru önergesini aslında yanlış bir muhataba verdiği, bu bir enerji anlaşması olduğu için bunun Enerji Bakanı hakkında verilmiş olması gerektiğini alaycı bir dille ifade ettiler. Bu, alay edilebilecek bir konu değil; bu, devletin işleyişinin, geçerli yasaların, hangi bakanlığın neyin arkasında durduğunun ve hangi konunun neyin arkasına geçeceğinin bilinmesiyle ilgili bir konu. Ülkeyi on bir yıldır yöneten bir Hükûmetin başındaki Başbakanın bunu bilmediğini üzüntüyle gördük.

Uluslararası anlaşmalar daima Dışişleri Bakanlığının kontrolü altından geçmek mecburiyetindedir. Bununla ilgili birçok yasa vardır ve yasa maddeleri de vardır ama bunların en başında 1173 sayılı Yasa gelmektedir. Bizim de bu gensoruyu Sayın Enerji Bakanına değil, Dışişleri Bakanına vermemizin sebebi, bunun esas itibarıyla Türkiye'nin Irak politikasını baştan aşağı yanlış bir şekilde yönetiyor olmasıdır. Sayın Enerji Bakanı tedarikçi bir bakandır, Sayın Enerji Bakanı uygulayıcı bakandır. Petrolü bulduğu yerde, Dışişleri Bakanlığı mahzur görmezse, "Yapabilirsin." derse onu yapar ve biz kendisini bundan dolayı muaheze etmeyiz. Biz bu yetkiyi ve bu izni kendisine veren Dışişleri Bakanını sorumlu tutarız.

Şimdi, arkadaşlar, 2003 yılı 1 Mart tezkeresi reddedildikten sonra Türkiye, Irak'la ilişkilerini bir düzen içerisinde götürebilmek için "Irak Özel Temsilciliği" adında bir makam ihdas etti. O sırada ben Berlin Büyükelçisiydim. Berlin'den dönüşümde hasbelkader bu makama ben geldim ve Irak'a yönelik bütün çalışmaların içerisinde ve en üstünde ben bulundum. Bakanlar Kurulu kararıyla atanan bir görevdi. Daha sonra, benden sonra iki arkadaş daha devam etti. Şimdi, nedense, Hükûmet bunu kaldırmış.

Ama o tarihlerden itibaren Türkiye'nin Irak politikası çok açıktı. Türkiye'nin Irak politikasındaki birinci önceliği, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, Irak'ın siyasi birliğinin ve millî egemenliğinin korunmasıydı. Irak yeni oluşma içinde bir ülkeydi ve burada kendileri "Federasyon mu yapalım, yoksa üniter bir devlet şeklinde mi oluşalım?" diye bir çekişme içindeydiler. Biz bu çekişmeye üçüncü bir ülke olarak, bugün Suriye'ye yaptığımız gibi, karışmadık fakat "Biz kendimiz bu bölgede üniter devletin daha iyi işlediğini görüyoruz, eğer bizim deneyimlerimizden yararlanmayı düşünürseniz üniter devleti tercih edin." dedik, etmediler.

Şimdi, bu bir federal devlet, federe devletler var ama petrol, Merkezî Hükûmetin konusu. Eğer Kuzey Irak petrollerini, Kerkük petrollerini, Mısır petrollerini Merkezî Hükûmetin haberi olmadan veyahut da Merkezî Hükûmetin onayı olmadan kalkıp da bölgesel Kürt yönetimiyle yaparsanız Irak'ın toprak bütünlüğünün ileride ayrışmasına yol açabilecek bir noktaya gelmiş olursunuz.

Biz, eleştirmek için konuşmuyoruz, rahatsız etmek için konuşmuyoruz. Biz, bu memleketin çocuklarıyız, deneyimlerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Bakın, size kısa bir hikâye anlatayım: Ben askerliğimi yapıyordum, askerliğimi yaparken bir tarihte -çok gençtim- İstanbul'dan Ankara'ya uçakla geliyordum, o tarihte pervaneli uçaklar vardı "F-28" diye, onlardan biriyle geceleyin Ankara Havaalanı'na doğru inerken müthiş bir fırtınaya yakalandık, uçak  türbülansa düştü, sağa sola savruluyor, yanımda şişmanca kısa boylu biri oturuyordu, adam büyük bir telaşa kapıldı "Allah" diye bağırıyor, kendini oradan oraya vuruyor, etrafa yapışıyor, benim koluma sarılıyor. Adama döndüm, dedim ki: "Merak etmeyin bir şey olmaz." Adam bana döndü dedi ki: "Nereden biliyorsunuz, pilot musunuz?" Dedim ki: "Hayır, pilot değilim ama çok sık uçuyorum." Adam "Yalnız, ben pilotum. Siz, şu anda bizim içinde bulunduğumuz korkunç tehlikenin farkında mısınız? Ankara Havaalanı çanak gibi bir havaalanıdır, bu ters rüzgârda şu manevrayla girdiğiniz zaman 1957'de kuyruk vurup da düşen uçak gibi pert dö vitese gireriz yani hız eksilimine gireriz, düşeriz. Şimdi bizim kurtulma ümidimiz yüzde 30." deyince, bende de şafak attı.

Şimdi, bu dış politika konusunun pilotları da bizleriz. Pilotluk bilgisini sizlerle paylaşmak istiyoruz, "Tehlikedesiniz" demek istiyoruz, "Kötü gidiyorsunuz." demek istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama bizi  dinlemiyorsunuz, "Bir şey olmaz." diyorsunuz. Niye bir şey olmaz? "Ben sıkça uçuyorum." Sıkça uçmakla olmuyor, kullanmak lazım. Biz kırk seneye yakın bu görevi yaptık, bu işi yaptık, istiyoruz ki bildiğimizi, gördüğümüzü paylaşalım. Sizin de içinizde bunları bilen arkadaşlar var, seslerini çıkartmıyorlar ama onlar da tehlikenin, pert dö vitesin, kuyruk vurabileceğimizin farkındalar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Irak'ın toprak bütünlüğü Türkiye için son derece önemli. Irak kendi başına bir ülke. Irak'ta bir Kürt yönetimi var, bir Şii yönetimi var, bir Sünni yönetimi var. Bu yönetimler, Irak'ın bütünlüğü içerisinde kaldığı müddetçe Irak bu bölgede İran'a karşı bir denge unsuru olarak kalabiliyor. Eğer Irak bölünürse o zaman, dengeyi yapabilecek, İran'a karşı dengeyi yapabilecek bizden başka kimse kalmıyor. Türkiye'nin, hiçbir zaman isteği, hiçbir zaman arzusu İran'a karşı veya başka bir ülkeye karşı denge unsuru olmak değil. Biz denge veya karşı ağırlık olmak durumunda değiliz biz istikrar yaratan bir ülke olmalıyız.

Sayın Dışişleri Bakanı eğer burada olsaydı, eminim, çıkacak, diyecekti ki: "Bizim dış politika vizyonumuzu sizin anlamanız, görmeniz, tahayyül dahi etmeniz söz konusu değil. Son on senedir Türk dış politikası çok değişti." Aslında doğru değil, Türk dış politikası son on senedir hiç değişmedi, son dört senedir, son üç buçuk senedir değişti.

Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisinin ilk Dışişleri Bakanı Sayın Yaşar Yakış, ikinci Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül, üçüncü Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan; bunların hepsinin zamanında Türkiye, bu bölgede ağırbaşlı, ağırlıklı, sözüne güvenilir, eskiden beri gelen güçlü ve birleştirici, istikrar yaratıcı politikasını uyguluyordu. Sayın Davutoğlu Bakan olduktan sonra, belki, bir altı ay kadar yerine ısındı, yerine ısındıktan sonra, amiyane tabirle, çömlek patladı, her tarafa girer, her taraftan çıkar olduk. "Sıfır sorun"dan başladık, bu noktaya geldik.

Şimdi, bu yapılmış olan anlaşma, gene, Dışişleri Bakanlığının nasıl onay verdiğini anlamadığım bir şekilde yapıldı Irak Merkezî Hükûmeti bundan şikâyetçi, Amerika Birleşik Devletleri dahi bundan şikâyetçi. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Bir memleketin merkezî hükûmetinin, onun onayı olmadan, federal birimleriyle anlaşma yapmak diye bir şey Irak Anayasası'na göre uygun değil.

Bakın, "Sayın Enerji Bakanına verseydiniz keşke bu gensoru önergesini." diyor Sayın Başbakan. Enerji Bakanına niye verelim? Enerji Bakanı bu uygulamalardan dolayı yeteri kadar mağdur olmamış mı? Sayın Enerji Bakanımız uçakla Irak'a giderken "Irak'ta inemezsin." demeleri üzerine geri çevrildi. Kim bunun sorumlusu? Bence Dışişleri Bakanı. Gerekli hazırlık yapılmadan, gerekli uygulamalar alınmadan, Merkezî Hükûmetin tasvibi, onayı alınmadan oraya koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti Bakanı gönderilir mi? Onun için, biz, bu önergeyi doğru verdik. Bizim bu kaçıncı önergemiz? Çok hoşumuza gitmiyor, açık söyleyeyim, bir sene içerisinde üç önerge olabilir mi, üç gensoru olabilir mi ama gerekiyor, belki dört olacak, belki beş olacak.

Sizden ricam şu: Bakın, 1954 seçimlerinde en yüksek oyla gelen parti, Demokrat Partiydi, yüzde 53 oyla geldi ama 1955 senesinde Demokrat Partinin kendi milletvekilleri, Demokrat Parti grup toplantısında Demokrat Parti Genel Başkanını bakanlardan başlayarak teker teker sıygaya çektiler ve istifa ettirdiler. Siz, belki istifa ettirmezsiniz, belki sıygaya çekmezsiniz ama sorun arkadaşlar, ne yapıyorsunuz, nereye gidiyoruz? "Sıfır sorun" diye geldik, bakın nerelere geldik.

Suriye için birçok lakırtı çıkıyor şimdiden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuranlar var, Uluslararası Ceza Mahkemesine başvuranlar var. Kim aleyhine? Türkiye aleyhine. Türkiye buna layık bir ülke mi?

Şimdi, kalkıyorsunuz, bir petrol varlığını, o petrol varlığının sahibi olmayan bir birimden anlaşma suretiyle satın alıyorsunuz. Sağa sola, mahkemelere başvurdukları zaman, uluslararası divanlara gittikleri zaman bunların karşısında Türkiye niçin boynunu eğsin?

İsrail'in sadece "Olabilecek operasyonel hatalar varsa ve o hatalar ölüme sebebiyet verdiyse özür dileriz." diyen özrünü  "Bu gururu bize yaşattığınız için size minnettarız." diye afişlerle ilan ediyorsunuz. O zaman siz kimden özür dileyeceksiniz bu petrol dolayısıyla sağda solda sataşmalar başlayınca, hukuk davaları başlayınca?

Bu konuları bir kere daha dikkatinize getiriyorum, bu konulara canıgönülden kulak vermenizi rica ediyorum. Sizler, hepimiz, bu memleket için çalışan insanlarız. İnsan,siyaseti hizmet için yapıyor arkadaşlar, sizler de öyle yapıyorsunuz, ben eminim. O hizmetin içerisinde lütfen "Ne oluyor ne bitiyor?" diye sorun.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)