Konu:Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun İle Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (s.s: 428)
Yasama Yılı:3
Birleşim:73
Tarih:05/03/2013


ORMAN KÖYLÜLERİNİN KALKINMALARININ DESTEKLENMESİ VE HAZİNE ADINA ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ İLE HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİNİN SATIŞI HAKKINDA KANUN İLE ORMAN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S: 428)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kamuoyunda "2/B" diye adlandırılan yasanın 5'inci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasanın muhalefet şerhine baktım, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Akif Hamzaçebi tarafından verilen muhalefet şerhinde, daha önce verilen yasada o tarihte yapılan konuşmada deniliyor ki: "Muhtemelen önümüzdeki günlerde ve önümüzdeki aylarda bu yasanın değişikliğine ilişkin bir önerge gelecektir, bir kanun teklifi gelecektir. İnşallah yanılmak isterim ama?" Ne yazık ki Sayın Grup Başkan Vekilimiz yanılmadı.

Biliyorsunuz "2/B" diye adlandırılan, 31/12/1981 tarihi itibarıyla orman vasfını kaybetmiş olması nedeniyle orman sınırlarının dışına çıkartılmış arazilere ilişkin bir yasayı görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, geçen günlerde bir cezaevini ziyaret ettim, oradaki hükümlülerle, tutuklularla görüştüm. Onlardan bir tanesinin bana söylediği ilginç bir sözü sizlerle paylaşmak istiyorum. Dedi ki: "2/B bizler için de çok önemlidir." Düşündüm 2/B bunlar için niye önemlidir diye. Dedi ki: "Beden ve beyin sağlığımızı `2/B' diye nitelendiriyoruz, cezaevinde yaşamanın en önemli koşullarından bir tanesi budur diye. Bizim için de çok önemlidir." 2/B cezaevindeki insan için ne derecede önemliyse, bugün çıkartmış olduğumuz yasa da orman köylüleri için, özellikle bütün bir ülke için çok önemli bir yasa. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine özellikle Antalya'dan gelen, 50'yi aşkın otobüsle gelen insanların sorunu, Türkiye'nin her tarafındaki insanların sorunu, özellikle Karadeniz'de yaşayan insanların da ciddi sorunu.

Ben uzun yıllar avukatlık yaptım. Yasadan yani 2/B pozisyonuna gelene kadar insanların özellikle Karadeniz'de, benim seçim bölgemde yaşadığı sorunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle 1956 yılında Orman Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu uygulamaları sizlere anlatmak istiyorum.

1956 yılında, orman olmayan bir arazi için, 31/12/1981 itibarıyla, o tarih itibarıyla üzerindeki bitki örtüsü nedeniyle Orman Genel Müdürlüğü şöyle bir uygulama yapıyor: "Siz, şurada yapacağımız tespitte bu yerler orman olsa bile herhangi bir şekilde itiraz etmeyin, itiraz etmezseniz yarın bir gün bu arazileri size 2/B yoluyla devrederiz." şeklinde pratikte böyle bir uygulama var değerli arkadaşlarım.

Biz ormanlara önem veriyoruz ama bir yandan da vatandaşla devleti karşı karşıya getiren uygulamaların özellikle benim seçim bölgemde, Karadeniz'de nasıl olduğunu anlatması açısından ilginç bir olay var.

2/B'nin esas dayanağına ilişkin temel öngörü şu: 2/B olabilmesi için o bölgede önce Orman Genel Müdürlüğüne yani ormanın mülkiyetine ait olan birtakım arazilerin olması gerekir ve daha sonra da -en iddialı açılımlardan bir tanesi- bu arazilerde, ormandan açma yoluyla vatandaşların bunları tarım arazisi hâline getirmesidir. Böyle bir hâl, böyle bir tablo ne yazık ki yoktur, bunu anlatmaya çalışıyoruz. Diyoruz ki: Özellikle bizim bölgemizde, Karadeniz'de, ne yazık ki, tarım arazisi niteliğinde olan bu alanlar 31/12/1981 baz alınarak ormanla ilişkilendirilmiş hâle getirilmeye çalışılıyor. Özellikle kadastro tespitleriyle ilişkili davalara baktığınız zaman, orman kadastrosuyla ilişkili kadastro tespiti, itiraz ve tescil davalarına baktığınız zaman, o davalardaki sonuçların ne şekilde çıktığına ilişkin kararları gördüğünüz zaman bunun ne derece önemli bir kanayan yara olduğunu görürsünüz değerli arkadaşlarım.

Özellikle bu davalarda, avukat arkadaşlarımız Karadeniz'deki bu tip davaları almamaya çalışıyorlar çünkü davanın bir tarafı orman olduğu zaman, değerli milletvekilleri, davalar genellikle olumsuz sonuçlanıyor. O nedenle avukat arkadaşlarımız bu davaları almıyorlar. Bu davalarda bilirkişilik yapan kişiler de çaresiz kalıyorlar. Neden? Genellikle mahkemeler bu tip davalarda bilirkişileri? Esas, pratikte görev alan orman mühendislerinin yanında onları seçmiyorlar; üniversitelerde, uygulamadan gelmeyen, daha çok teorik eğitim almış olan kişileri seçiyorlar. Öyle olunca da genelde bu tip bilirkişi raporlarında, ne yazık ki, hep orman yönünde, lehte kararlar çıkıyor. Hâkimler de yargıya bu tip davalar intikal ettiği zaman kendilerine göre de, "muhik sebep" diyeceğimiz, "haklı sebep" diyeceğimiz birtakım sebepler buluyorlar. AKP Grubu içindeki hukukçu arkadaşlarım da benim ne demek istediğimi iyi anlıyorlardır dikkatli dinlerlerse. Genelde hâkimler şunu diyorlar: "Bu tip kararlarda eğer biz `orman' demezsek yani açılmış olan, kadastro tespitine itiraz ve tescil davalarında ret kararı verirsek veya kabul verirsek, orman olduğunu iddia edersek, ne yazık ki Yargıtay 20. Hukuk Dairesi orada heyula gibi duruyor. Bütün vermiş olduğumuz kararlar buradan dönüyor." Yani bilirkişiler bu konuda çaresiz, avukatlar bu konuda çaresiz. Avukatlar da olayın bir tarafı ama hâkimler de kendilerine göre haklı nedenler oluşturuyorlar çünkü alt mahkemede verilen kararlar, eğer "Orman değildir, tarım arazisidir." şeklinde kararlar verilse bile ne yazık ki -yanlış hesap Bağdat'tan döner hesabı- Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden dönüyor değerli arkadaşlarım.

Benim anlatmak istediğim olay şu: Pratikte insanların karşılaştığı sorunları özellikle benim seçim bölgemde -sadece Artvin için demiyorum. Karadeniz, biliyorsunuz, ormanlarıyla önemli olan bir bölge- bu bölgede özellikle yargı açısından karşılaştığımız sorunları sizlere anlatmaya çalışıyorum. Bu tip durumlarda Orman Genel Müdürlüğü özel bir format dilekçeyle davaları açıyor. O format dilekçelere baktığımız zaman bütün dilekçeler "kes, kopyala, yapıştır" yöntemiyle açılmış davalar yani bir yerin özelliğine ilişkin açılmış davalar değil, o formatlar belli, o formatların altına atılan imzalar da belli. Onlardaki "deliller" kısmına baktığınız zaman, özellikle "hava fotoğrafları, memleket haritaları, orman tahdit sınırları ve bilirkişi raporları" diye bazı deliller konuluyor bunlara ilişkin. Bu hava fotoğraflarına baktığınız zaman, orada uygulanması gereken hava fotoğrafları en azından 1945 tarihli olması gerekirken yani baz olarak alınması gereken hava fotoğrafları 1945 tarihli olması gerekirken, 1959 tarihli ve daha sonraki hava fotoğraflarıyla alınıyor.

"Memleket haritaları" diye bir delil konuyor orman idareleri tarafından, bu memleket haritaları da ne yazık ki o bölgenin arazi yapısını inceleyen topoğrafik haritalar değil. Bunlar askerî haritalar, stratejik önemi olan haritalar. Bu nedenle, bu haritaların da maddi anlamda delil teşkil etmesi açısından mahkemeleri ne yazık ki yanlış yönlendiriyorlar, orman tahdit sınırları yanlış yönlendiriliyor, bunlar içerisinde, biraz önce bahsettiğim gibi, bilirkişi raporları yanlış yönlendiriliyor, bilirkişi raporları yanlış olarak konuluyor, biraz önce de ifade ettiğim gibi, özellikle, botanik raporları olmadığı için hem memleket haritaları hem amenajman planları hem diğer deliller yanlış yorumlanıyor.

Bakın, mülkiyet hakkı en kutsal haktır. Davacı tarafın veya davalı tarafın, yani ormanla karşı karşıya gelen Karadenizli vatandaşlarımızın veya ülkenin her yanındaki vatandaşlarımızın en önemli delillerinden bir tanesi tapu senedidir değerli arkadaşlarım. Tapu senedi ne yazık ki dikkate alınmıyor. Bu ülkedeki en önemli haklardan bir tanesi mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı bir anlamda göz ardı ediliyor. Tanık ifadeleri, mahallî bilirkişi ifadeleri, özel idare tahrir kayıtları, tapu senetleri, zilyetlik senetlerinin hiçbir önemi yok. Orman elinde bir tane belgeyle geliyor davaya geldiği zaman. Bu bütün bir toplum için kanayan yaradır. Bir orman kadastro teknisyeninin altında imzası olan o haritanın altında eğer o tarihte bir yeşil alan olarak gösterilen bir belge varsa -ki o belge tek taraflı bir belgedir, sadece altında bir orman kadastro memurunun veya orman teknisyeninin imzası vardır- o belge maddi anlamda delil teşkil ediyor. Siz de o belgeye karşılık hangi tanığı dinletirseniz dinletin, hangi mahallî bilirkişi beyanıyla bunun karşısına çıkarsanız çıkın veya "Daha yıllardan beri bu yeri kullanıyoruz." deseniz, elinizde tapu senedi de olsa, mülkiyetinizi ispat edeceğiniz belge de olsa bunun geçerli olması mümkün değil. Böyle bir sorunla karşı karşıyayız.

Yani bir anlamda Karadenizli kendi arazisini koruyorken, arazisinin içerisinde tarım yaptığı hâlde, orada orman ağacı varsa, o orman ağacını koruyorken cezalı duruma düşüyor. Yarın, bir gün bilirkişi oraya geldiği zaman, bu arazinin içerisinde rapor düzenliyorken "Burada bir peruka çalısı vardır." diye bir cümleyi oraya düştüğü zaman, temyize gittiği zaman Yargıtaydan geri geliyor.

Ben buradaki konuşmamı yanlış anlamanızı istemem yani bir kanayan yarayı sizlere anlatmaya çalışıyorum. Orman tabii ki Türkiye'nin zenginliğidir, hepimizin onurudur ama olayın bir başka boyutunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bir kimsenin tarım arazisi niteliğinde olan, aynı dosyada tarımcının, ziraatçı bilirkişinin "tarım arazisi" demiş olduğu, ormancı bilirkişinin ise "ormandır" dediği alanda Yargıtay 20. Hukuk Dairesi iki raporu gördüğü zaman, çelişkide, hiçbir şekilde, asla tarımdan yana bir değerlendirme yapmıyor değerli arkadaşlar.

O nedenle, tarım arazisi kapsamında olan, insanların kadimden beri kullanmış olduğu, atasından, dedesinden kalan, bugüne kadar kullanmış olduğu arazilerin bir bölümü yargı organı aracılığı ile, ihtilaflar aracılığı ile ne yazık ki orman mülkiyetine geçiyor. Bu, tabii, büyük bir genelleme böyle. Ben orman niteliğinde olan, orman vasfı taşıyan arazileri bir kenara koyuyorum ama gerçekten vatandaşın kullanmış olduğu, tarım arazisi kapsamında olan bu arazilerde ne yazık ki Orman Genel Müdürlüğü tarafından 31/12/1981 tarihi baz alınarak, "Önümüzdeki günlerde bir kadastro tespiti yapıldığı zaman 2/B'de bunlar 2/B kapsamına alınır ve sizlere bunları tekrar satarız." diye böyle bir programla, böyle bir siyasetle vatandaşın karşısına çıkılıyor. Böyle bir durumda da vatandaşla devleti karşı karşıya getiriyoruz.

Ben Sayın Bakana daha önceden de sordum, özellikle kadastro mahkemelerindeki kadastro tespitine itiraz ve tescil davalarının sonuçlanma şekilleri -ret ve kabul şeklinde- Yargıtaydan geçme oranları dikkate alındığı zaman, özellikle Karadeniz Bölgesi'nde bu olayın kanayan bir yara olduğunu, devletle vatandaşı karşı karşıya getirecek kadar vahim bir durum arz ettiğini, tarım arazisiyle orman arasındaki o ince çizginin bazen başka taraflara kaydığını ve vatandaşı mağdur ettiği gerçeğini göz önüne almak zorundayız.

2/B tabii ki önemlidir, bu sorunu aşmak zorundayız. Bakın, birtakım uyarılar yapıyoruz, bu uyarılar sonuçsuz kalıyor. Bugün işte Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar gelen bu haykırış bundan dolayıdır. 2/B anlamında birçok şey tartışıldı ama ben bu sorunun da kanayan bir yara olduğunu, Karadeniz'de özellikle tarım arazisi ve orman vasfı arasındaki bu ince çizgiyi de yüce heyetinize arz etmek istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)