Konu:Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun İle Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi Ve Tarım, Orman Ve Köyişleri Komisyonu Raporu
Yasama Yılı:3
Birleşim:72
Tarih:28/02/2013


ORMAN KÖYLÜLERİNİN KALKINMALARININ DESTEKLENMESİ VE HAZİNE ADINA ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ İLE HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİNİN SATIŞI HAKKINDA KANUN İLE ORMAN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ VE CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUP BAŞKANVEKİLİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ'NİN; ORMAN KÖYLÜLERİNİN KALKINMALARININ DESTEKLENMESİ VE HAZİNE ADINA ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ İLE HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİNİN SATIŞI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ VE TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU RAPORU
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2/B yasasında değişiklik öngören kanun teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım, konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2/B konusu tam kırk iki yıldır Türkiye'nin gündemindedir. 1961 Anayasası'nda 1971 yılında yapılan değişiklikten sonra 2/B konusu anayasal bir sorun olarak, anayasal bir müessese olarak Türk hukukuna girmiş ve o tarihten bu yana yani tam kırk iki yıldır Türkiye'de 2/B sorununu biz konuşuyoruz. 2/B sorunu yani mülkiyeti orman sınırı dışına çıkarılmış olmakla birlikte Hazineye ait olan ama bu araziler, bu taşınmazlar üzerindeki yapıların sahiplerinin Hazine dışında üçüncü kişilerin yani vatandaşların olduğu araziler. Sorun mülkiyet sorunudur, arazinin mülkiyetinin Hazineye ait, üzerindeki yapının veya tarım ve hayvancılığa ilişkin tesislerin sahibinin vatandaşın olduğu araziler. Bu arazi üzerindeki yapıların sahiplerinin yıllardır bu arazinin tapusunu elde etme arzuları, istekleri vardır ama bu istekler bugüne kadar karşılanamamıştır.

Hükûmet, geçen yıl, 19 Nisan 2012 tarihinde bir kanun kabul etti. Bu kanunla ilgili, bu kanuna gelinceye kadar neler yapıldı, çok kısaca bilgi vermek istiyorum size. Şu bir-bir buçuk yılın olaylarını kronolojik olarak sizlere anlatmak istiyorum ki bugün bu teklifle ne yapılmak isteniyor, onu daha iyi değerlendirelim.

Geçen yıl, 2011 Haziran seçimlerinden önce, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 16 Nisan 2011 tarihinde "2/B Barış Projesi" adı altında bir projeyi Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'yla birlikte Sultanbeyli'de açıkladık. Sultanbeyli'yi seçtik, Sultanbeyli bir sembol ilçedir. Sultanbeyli olmayıp Beykoz olabilirdi, Sancaktepe olabilirdi. Yani 2/B sorununun yoğun olarak yaşandığı yerlerden birisini tercih ettik, Sultanbeyli oldu bu.

Projenin ismine "barış" adını koyduk. Vatandaş devletle barışmak istiyor, ancak devlet barışmak için elini uzatmıyordu. Vatandaş, akşamları yastığa başını koyarken rahat uyumak istiyordu, "Evim yıkılır mı?" endişesinden kurtulmak istiyordu, bu nedenle, devletle barışmak istiyordu, ancak devlet elini uzatmıyordu.

Seçimler yapıldı. Biz, 25 Kasım 2011 tarihinde, seçimden önce "barış projesi" ismini verdiğimiz projedeki "barış" kelimesini de alarak 2/B Barışı Kanunu Teklifi'ni Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduk. Bizden iki ay sonra, 1 Şubat 2012 tarihinde, Hükûmetin 2/B Kanun Tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi. Bu tasarı ilgili komisyonda görüşüldü. Daha sonra, 19 Nisan 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edildi. Kabul edilen kanun, 26 Nisan 2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun kabulünden, yürürlüğünden bu yana tam on ay geçti. On aydır, hâlâ bu sorun ortadadır.

Cumhuriyet Halk Partisinin teklifiyle Hükûmetin tasarısında yer alan görüşler arasındaki temel farklılığı dikkatinize sunmak istiyorum. Bu temel farklılık, bugün görüşeceğimiz teklife konu olan düzenlemenin de esasıdır, sorunun kaynağıdır. Bizim teklifimiz başlıca şunları içeriyordu:

Bir: "Orman köylüsüne 2/B arazileri bedelsiz olarak verilmelidir." dedik. Orman köylüsü bu arazilerdeki hak sahiplerinin birinci grubunu oluşturur. Bu arazilerin asıl hak sahibi orman köylüleridir çünkü Anayasa'mızın 169 ve 170'inci maddeleri ormanları koruma amacını güderken aynı zamanda orman köylüsünün desteklenmesine yönelik hükümleri getirmiştir. 31/12/1981 tarihi itibarıyla orman özelliğini kaybetmiş olan arazilerin de orman köylüsüne tahsis edilmesini emreder, emredici bir hüküm. Orman köylüsünün diğer, 2/B arazileri üzerinde yapısı bulunan, tesisi bulunan vatandaşlarımızdan farkı, bu arazileri atadan, dededen beri kullanıyor olmalarıdır. Yani, yüzlerce yıldır bu vatandaşlarımız buradadır ve burada tarım ve hayvancılık yapmaktadır. O nedenle, köylünün de teşviki gibi bir gerekçeye dayanarak bu arazilerin orman köylüsü olarak isimlendirdiğimiz vatandaşlarımıza bedelsiz verilmesini önerdik.

Türkiye'de tam 7 milyon orman köylüsü vardır. Orman köylüsü Türkiye'nin en yoksul kesimidir. Türkiye'deki kişi başına gelirin 1/10'u düzeyinde bir gelir düzeyine sahiptir yani aylık 160-170 lira düzeyinde bir gelire sahip olan bir vatandaş grubundan söz ediyorum. Mağdur, devletin yardım ve destek elini uzatması gereken büyük bir kesim.

İkinci olarak dedik ki: "Üzerinde evi olan vatandaşlarımıza bu araziyi emlak vergi değeri üzerinden devredelim." Çünkü, evi olan vatandaşlarımız çok büyük ölçüde ihtiyaç sahibi olan vatandaşlarımızdır. Evi ihtiyacı için yapmıştır, yaşamak için, oturmak için o evi kullanıyor ve doğru dürüst bir geliri de yoktur. O nedenle, o vatandaşlarımızın durumunu dikkate alarak "Emlak vergi değeri üzerinden bu vatandaşlarımıza bu yerleri devredelim." dedik.

Orman köylüsü olmayıp da tarım ve hayvancılık faaliyetinde bulunan vatandaşlarımız vardır. Devletin temel görevlerinden birisi, tarımı, hayvancılığı teşvik etmektir. "Onlara da emlak vergi değeri üzerinden bu arazileri devredelim." dedik.

Son olarak dedik ki: "Bu arazileri yatırım amacıyla elinde bulunduranlar var." Yani araziyi satın almış, el senediyle almış; bekliyor, yasa çıksın bu arazinin tapusunu alayım ya da bu araziye büyük ticari tesisler yapmış, turizm tesisleri yapmış. "Bunlara rayiç bedel neyse, yani bu arazinin piyasadaki alım-satım fiyatı neyse bu fiyattan satalım." dedik. Böylesine adaleti gözeten dörtlü bir bedel sistemini önerdik. Hükûmet "hayır" dedi. "Ben rayiç bedel nedir, piyasa bedeli nedir ona bakarım, onun yüzde 70'i üzerinden herkese devrederim. Ben dinlemem orman köylüsü, ihtiyaç sahibi vatandaş veya burayı yatırım için elinde tutan. Benim için herkes aynıdır, herkes aynı. Cebinde parası olanla cebinde parası olmayan arasında ben fark gözetmem kardeşim." dedi.

Şimdi, kanun yürürlüğe girdi. Hükûmet, önce Bakanlar Kurulu kararıyla bir altı aylık süre verdi, sonra altı aylık süreyi üç ay daha uzattı, sonra bir ay daha uzattı. Nihayet bu süre 26 Şubat 2013 tarihinde sona erdi. Bilmiyorum bu bir-iki gün içinde bir uzatma yapıldı mı? 26'sı itibarıyla yapılmamıştı. On aydır Hükûmet orta sahada top çeviriyor. Fiyatları açıklamıyor, çünkü fiyatlarda problem var, fiyatlar yüksek, bedeller yüksek.

19 Nisanda kabul edilen 6292 sayılı Kanun'un Genel Kurul görüşmeleri sırasında bu kürsüden Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yaptığım son konuşmada size birkaç şey söyledim. O söylediğim birkaç cümle şuydu, tekrar etmek istiyorum: "İnanıyorum ki siz buraya önümüzdeki dönemde bu yasada değişiklikler getireceksiniz. İnşallah yanılırım. Yanılmayı arzu ederim ama yanılacağımı sanmıyorum." Çünkü biz 2/B Barış Projesi'ni açıklarken, onu kanun teklifine dönüştürürken, Hükûmet gibi onu masa başında hazırlamadık. Cumhuriyet Halk Partisi de bu konuyu iyi biliyor; bu konuyu çok iyi bilen uzmanlara sahip, milletvekillerine sahip ama o milletvekilleri yetinmedi uzmanlığıyla, sahaya gittiler, alana gittiler, Sultanbeyli'ye gittiler, Beykoz'a gittiler, Sancaktepe'ye gittiler, Ümraniye'ye gittiler, Çekmeköy'e gittiler, vatandaşlarla kahvelerde buluştular, muhtarlarla oturdular toplantı yaptılar. Bunların hepsinde ben vardım, Akif Hamzaçebi olarak ben de vardım. "Nasıl bir düzenleme yapmalıyız?"ı vatandaşlarımızla bire bir konuştuk ve ona göre teklif verdik. Evet "İnşallah yanılırım ama yanılacağımı sanmıyorum. Siz buraya değişiklik getireceksiniz." dedim.

Getirdiniz ve -daha bir ay olmadı yani- 30 Ocak 2013 tarihinde burada bir kanun kabul edildi. Dediniz ki: "Ya biz hata yaptık, bu bedelde bir düzeltme yapalım." Düzeltme yapalım. Ne yapacaksınız? "400 metrekareye kadar olan kısım için yüzde 50'ye indirelim." dediniz. Tekrar burada ben söyledim, arkadaşlarım söyledi, hepimiz söyledik: "Yapmayın. Hesabı iyi yapmıyorsunuz. Yine yanlış yapıyorsunuz." dedik size. "Gelin, yapmayın bunu." Şimdi, teklif getirdiniz. Yine yanılmadık, maalesef.

Maalesef yanılmadık diyorum. Yanılmayı arzu ederdim çünkü bizim derdimiz, vatandaşın derdinin, sorununun çözülmesi, tapusunu alması. Pozitif yaklaşıyoruz bu tasarılara, tekliflere, olumlu yaklaşıyoruz. Dediğimiz olmamakla, kabul edilmemiş olmakla birlikte Hükûmete engel de olmak istemiyoruz. Yeter ki vatandaş tapu alsın. Ola ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yanılabiliriz belki. Keşke yanılsaydık. Yanılmıyoruz. Getirdiniz şimdi.

Şimdi, ne diyorsunuz? Bu görüştüğümüz teklifte diyorsunuz ki... Aslında bizim teklifimiz var şimdi. Hem geçen sefer teklif verdik hem şimdi teklif verdik. Diyorsunuz ki: "Biz, aslında yanıldık, bu fiyatlar yüksek geldi ama şimdi rayiç bedelin yüzde 50'si oranındaki oranı aşağı çekersek hem Cumhuriyet Halk Partisine hem de millete rezil olacağız. Öyle yapmayalım, onun yerine ödeme vadesini uzatalım." Belediye sınırları içerisindeki taşınmazlar için "üç yılda 6 eşit taksitte ödenir" hükmünü, beş yılda 10 eşit taksite çıkarıyorsunuz. Yani "Ödemeyi biraz daha uzatalım çünkü fiyat yüksek."

Değerli arkadaşlar, bir fiyatın yüzdesini alıyorsunuz, diyorsunuz ki: "Rayiç bedelin yüzde 70'i." Şimdi, araziler için onu yüzde 50'ye indiriyorsunuz. Peki, arkadaşlar, niye rayiç bedeli almıyorsunuz? "Rayiç bedel yanlış." diyorsunuz. Peki, rayiç bedel yanlış ise onun hangi yüzdesini alırsanız alın, o sizi yeni bir yanlışa götürmeyecek midir? Bu basit bir mantıktır ama siz bunu maalesef? "Siz" derken Hükûmeti kastediyorum, buradaki milletvekillerimizden bunu çok iyi değerlendiren arkadaşlarımız olduğunu biliyorum ama güçleri yetmiyor yani bir tek adam iktidarına karşı kimsenin bir şey söyleme imkânı yok. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur; tablo bu. Kusura bakmayın arkadaşlar, bu işi beceremediniz. Bu işi yüzünüze gözünüze bulaştırdınız. Ben sizin yerinizde olsam, çıkarım milletten özür dilerim "Biz, bu işi yapamadık, beceremedik, özür diliyoruz vatandaşlarımız." derim.

Bu teklif de sorunu çözmeyecek söylüyorum, buraya yazıyorum. Yine yanılmayı ümit ederim, arzu ederim, temenni etmem vatandaş sorun yaşasın ama bu teklif de sorunu çözmeyecek. Milletle inatlaşmayın arkadaşlar. Sorun bedeldedir.

Nasrettin Hoca, kıymetli bir eşyasını kaybetmiş. Sonra onu avluda aramaya başlamış, günlerce avluda aramış, bulamamış. Komşusu sormuş, "Hocam, sen bu eşyanı nerede kaybettin?" demiş, "Ahırda kaybettim." demiş. "E peki, ahırda kaybettiğin şeyi niye avluda arıyorsun?", "E avlu daha aydınlık." demiş.

Değerli arkadaşlar, sorun bedelde, niye başka taraflara gidiyorsunuz? Sorun fiyatta. Süre uzatımında, şurada burada mesele yok. Fiyatı makul tespit ederseniz, vadede sorun yok, üç yılda herhangi bir sorun yok. İşin esasından başka bir yere gidiyorsunuz.

Bu, şimdi üçüncü kanun teklifiniz. Biz, ilk kanun 19 Nisan 2012 tarihinde kabul edildikten sonra yanlışlığı o zaman fark ettiğimiz, gördüğümüz için, hemen, Meclis kapanmadan, 21 Haziran 2012 tarihinde teklifi verdik. Bakın, Meclis kapanmadan, bu kanun yanlış, gelin düzeltelim? Gelmediniz. Tatile gitti Meclis. Süre uzattınız. Uzatılan sürelerle zaman kazandınız ama daha fiyatları açıklayamadınız.

Önerim şudur: Gelin, iki ay daha Bakanlar Kurulunun uzatma yetkisi var, bunu kullanın. 26 Nisana kadar uzatalım. Bu teklifi beklemeye alalım. Bugün görüşmeyelim. İsterseniz tümünü görüşelim, maddeleri görüşmeyelim. Bu bedeli düzeltelim arkadaşlar.

Bize inanmıyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisine inanmıyorsunuz. Beykoz Belediyesi iktidar partisine mensup bir belediyedir. Beykoz Belediyesinin sayfasında, İnternet sayfasında bir çalışması var. Çok güzel bir çalışma yapmış Beykoz Belediyesi. Kutluyorum kendilerini. Çok aydınlatıcı. Arkadaşlarımız -özellikle iktidar partisi milletvekillerine sesleniyorum- Beykoz Belediyesinin sayfasına girerek bunu alabilirler.

Bakın diyor ki belediyemiz: "Beykoz'daki vatandaşlarımızın ekonomik durumu iyi değildir. 2/B arazilerinde yaşayan vatandaşlarımızın durumunu inceledik. 2/B arazisinde toplam, Beykoz'da 18.506 parsel var, 2/B parseli var. Bu parsellerin sahiplerine ilişkin olarak bir ekonomik durum araştırması yaptık. Bu parsel sahiplerinin yüzde 46'sının geliri aylık 1.000 liranın altında." 1.000 liranın altında. Aylık 1.000 liranın altında geliri olan bir kişi, bu fiyatlarla o araziyi satın alamaz arkadaşlar; gerçekçi olun. Yani otellerin kırmızı halılarında dolaşmaktan vatandaşın durumunu unutmuş durumdasınız. Beykoz'a gidin, dolaşın, kahvelere gidin, Tokatköy'e gidin, Yenimahalle'ye gidin, Karlıtepe'ye gidin. O Karlıtepe'yi siz herhâlde "Kârlıtepe" diye görüyorsunuz. Beykoz sit alanıdır. Yani zannetmeyin ki vatandaş araziyi alacak, müteahhit bekliyor, hemen gökdeleni dikecek. Yok böyle bir şey. Gerçeklerden uzaklaşıyorsunuz.

Tekrar Beykoz Belediyesinin araştırmasına dönüyorum: Beykozluların, 2/B arazisi üzerinde yaşayan nüfusun yüzde 46'sının geliri aylık 1.000 liranın altında. Bu rakamı 1.500 lira yaptığımız zaman, aylık geliri 1.500 liranın altında olan 2/B nüfusunun toplam 2/B nüfusuna oranı yüzde 76'dır. Durum iyi değil. Siz bu vatandaşa diyorsunuz ki: "Kardeşim, ben dinlemem, sen işgalcisin burada. Sen hak sahibi falan değilsin, işgalcisin. Paran varsa alacaksın. Paran yoksa git para sahibi bir müteahhitle anlaş, o senin yerine girsin, alsın." Vatandaşı para sahibine, müteahhide yönlendiriyorsunuz. "Git, ona teslim ol." diyorsunuz. Sizin hakkınız var mı, Hükûmetin hakkı var mı şuna? Orada 10 dönüm, 20 dönüm, 50 dönüm, 100 dönüm araziyi kapatmış, bekleyen kişiler var. Ona da aynı fiyattan satacaksınız, Beykozluya, Sultanbeyli'deki vatandaşa da aynı fiyattan satacaksınız. Bana "400 metrekareye kadar düşürdük, yüzde 50 yaptık." demeyin, bunun kıymetiharbiyesi yok.

Teklif doğru değildir, gerçekci değildir. İhtiyacı çözmeyecektir. Tekrar sorun yaratacaktır. Gelin, ısrar etmeyin. Bir kez daha bu kürsüden "Dememiş miydik?" cümlesini etmek zorunda kalmayalım arkadaşlar. Vatandaş bekliyor, sorun çözülsün istiyor, tapumu alayım istiyor. "Geleceğime güvenle bakayım." diyor ama buna yaklaşmıyorsunuz.

Hazineye ait tarım arazileri var 2/B olmayan. Bedeli düşürüyorsunuz orada, yüzde 70'ten 50'ye düşürüyorsunuz. Peki, orman köylüsüyle hazine arazisindeki vatandaşı nasıl aynı kefeye koyarsınız? İkisi aynı şey midir? Siz, aslında, büyük çiftçinin fiyatını düşürürken "Bari orman köylüsünü de -büyük çiftçiye hangi fiyatı uyguluyorsak- o seviyeye getirelim." düşüncesiyle yapıyorsunuz. Yoksa, aklınızda orman köylüsü de yok; Beykoz'daki, Sultanbeyli'deki, Çekmeköy'deki, Ümraniye'deki vatandaş da yok.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)