Konu:Bdp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:3
Birleşim:67
Tarih:19/02/2013


BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin kadına yönelik fiziksel, ekonomik, siyasal, her türlü şiddetin kadın sağlığı üzerinde yarattığı etkilerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması için verdiği Meclis araştırması önergesi aleyhine söz almış bulunuyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Yanlış bilgi Sayın Vekilim. Yanlış bir hazırlık yapmışsınız, araştırma önergemiz onunla ilgili değil.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Grup önerisi, grup önerisi.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Devam edin, sorun değil.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Sayın Buldan'a teşekkür ediyorum. Geçen hafta araştırma önergesi vermişlerdi, bu hafta grup önerisi. Amaç, kadına karşı uygulanacak her türlü şiddete engel olmaksa, bunun adı grup önerisi olur, bunun adı araştırma önergesi olur. BDP'nin verdiği her türlü, kadına karşı şiddetle ilgili araştırma önergelerinde ya da grup önerilerinde söyleyecek çok sözümüz olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu söylemem gerekir ki iktidarımız son on yıldan bugüne çok önemli yasal düzenlemeler yaptı ve şunu çok net biliyoruz ki kadına karşı uygulanacak şiddet yasalarla maalesef engellenmiyor; çok ciddi manada toplumsal zihinsel değişime ve dönüşüme ihtiyacımız var.

Bununla ilgili olarak öncelikle yasalarda neler yaptığımızı dile getirmeden evvel, dün Sinop'ta yaşanan, BDP milletvekillerinin maruz kaldığı şiddeti, bugün sabah saat 11.00'de Sayın Başbakanımızın grup toplantısında da dile getirdiği gibi bizler de şiddetle kınıyoruz. Şiddetin her türlüsüne karşıyız, kadına da çocuğa da, trafikte, sokakta, hepsine karşıyız. Fakat, esas bugün cümlemizin öznesi "kadın" ve cümlenin öznesi kadın olduğunda gerisinin teferruat olduğunu, siyasetin de teferruat olduğunu hepimizin bilmesi gerekir.

Biz çok önemli yasal düzenlemeler yaptık. Neler yaptık diye dönüp baktığımızda, Anayasa'nın 10'uncu maddesinde, 2004 yılında, kadın ve erkeğin eşitlenmesi, vatandaşlık haklarında eşit haklara sahip olması konusunda düzenlemeler yaptık. 90'ıncı maddede düzenlemeler yaptık ve uluslararası sözleşmelerin ulusal sözleşmelerin üstünde olduğunu ortaya koyduk ve 2010 yılında Anayasa'nın 10'uncu maddesinde düzenleme yaptık ve dedik ki: "Kadın ve erkek fırsatları eşitlenmeli, yapılacak olan çalışmalarda da pozitif ayrımcılık gösterilmeli."

Peki, değerli milletvekilleri, bugün bu grup önerisini veren, geçen hafta araştırma önergesini veren BDP, 2010'daki 10'uncu maddede yaptığımız kadına karşı pozitif ayrımcılıkta BDP Grubu ne yaptı hatırlıyor musunuz? Oylamalara katılmadılar, protesto ettiler. Hani, kadına karşı şiddete karşıydınız? Biz, Anayasa'da yaptığımız değişiklikte de buna, hem Mecliste karşı olduğumuzu gösterdik hem de referanduma götürdüğümüzde, milletimiz karşı olduğumuzu çok net göstermiş oldu.

Biz, Medeni Kanun'da değişiklikler yaptık, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'da değişiklikler yaptık, Ceza Kanunu'nda değişiklikler yaptık; Belediye Kanunu'nda yapmış olduğumuz değişiklikle beraber yapmış olduğumuz kadın konukevi sayısındaki artış hepinizin takdirindedir.

İş Kanunu'nda hem 2003 yılında değişiklik yaptık; doğum izinlerinde, süt izinlerinde ve kadınlarımızın emekli olmalarıyla ilgili haklarında düzenlemeler yaptık ve 2004 yılında bir Başbakanlık genelgesi yayınladık, personel temininde eşitlik sağladık.

Bunlarla beraber, 2009 yılında Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunu kurduk. İşte bu Komisyonda yapmış olduğumuz alt komisyon çalışmalarından biri, kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili bir alt komisyon idi ve biz, geçen sene -bu çalışmayı Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda 2010 yılında tamamladık- 2011 yılında ilk kez İstanbul Sözleşmesi'ni İstanbul'da imzaladık ve tüm dünyada bu işi ilk imzalayan ve yapan, parlamentosundan geçiren de yine Türkiye oldu ve akabinde -yine Meclisimizde, kadına karşı şiddette biz de varız- Meclis Başkanımız, Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız bu imzaları attı.

Bunlar sadece yasal düzenlemeler. Biz ne diyoruz? Biz, çok ciddi manada zihinsel bir değişim olması gerekir diye düşünüyoruz. Şiddet olgusu tarihin her safhasında bir gerçek olarak karşımıza çıkmakta. Kadına karşı şiddet, geçmişten geleceğe evrensel bir sorun. Yapılan araştırmalar sadece tek bölgeye özgü olmadığı gibi, sadece Türkiye'ye de özgü değil. Tüm dünyada kadınlara yönelik şiddet, aşk, kıskançlık, tutku, namus ya da gelenek bahaneleriyle mazur görülebilmekte.

Şiddet ya da töre cinayetlerinin sadece Doğu medeniyetlerine özgü olmadığı, Batı'da "tutku cinayetleri" olarak isimlendirilen olayların varlığı da maalesef bir gerçektir. Öyle ki bütün dünyada, eşi ve yakınları tarafından öldürülen kadınların sayısı, maalesef, savaşta ve açlıktan ölen kadın sayılarından daha fazla. Ancak, başka ülkelerde yaşanan şiddet olayları, bizim kendi içimizde, kendi ülkemizde yaşanan şiddetle ilgili sorumluluğumuzu tabii ki ortadan kaldırmıyor. Şiddetin dünyanın her yerinde farklı boyutlarda var olduğu gerçeği, kendi ülkemizde yaşanan şiddeti tabii ki haklı kılmıyor. Zira bizim bağlı olduğumuz değerler, kendi ülkemizde şiddete hiçbir şekilde tolerans gösterilmemesini gerektiriyor.

"Aile" ve "şiddet" yan yana dahi gelmemesi gereken iki kelime. Tekraren söylüyorum: "Aile" ve "şiddet" yan yana gelmemesi gereken iki kelime. Buna rağmen, Türkiye'deki araştırmalar -şiddete uğrama oranı maalesef yüzde 40- yaklaşık her 2 kadından 1'inin şiddete maruz kaldığını, hatta, daha acısı, her 10 hamile kadından 1'inin de şiddete maruz kaldığını göstermekte.

Sonuçta, aile içi şiddet, toplumdaki şiddetten tabii ki bağımsız düşünülemez. Toplumdaki şiddet olgusunun artması, insanların sorunlarını şiddetle çözmeleri aile içi şiddet vakalarını artırmakta.

Kadınların en çok güvende oldukları yer, kendi evleri, kendi haneleri ve kendi eşlerinin yanı; en çok sevgi ve saygı bekledikleri, eşleri, arkadaşları. Bizim unutmamamız gereken, maalesef, onların eliyle şiddete uğramalarının verdiği zararın çok daha fazla olduğudur. Araştırmalar kadınların yüzde 24'ünün aile içi şiddet sonucu yaralandığını gösteriyor ve bu çok ciddi manada fiziksel, psikolojik rahatsızlıklara vesile oluyor. Unutmayalım ki kadına karşı şiddet tek bir eylem olmayıp bir davranış biçimidir ve yapılan araştırmalar, tek bir kereyle kalmadığını ve bu şiddetin belli aralıklarla da devam ettiğini maalesef göstermekte.

Bizler en son yasa değişikliği yaparak, 8 Mart 2012 tarihinde, ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin kanunu yürürlüğe soktuk. Bu yasa ile her kadın ve aile bireyi şiddete karşı devlet koruması altına alındı. Sadece cezai yaptırımlar değil, önleyici ve koruyucu önlemler de alındı ve Hükûmetimiz bu konuda yaptığı çalışmalarla çok net kararlılığını gösterdi. Şiddetin kompleks yapısı, uzun soluklu bir mücadeleyi ve kararlı bir AK PARTİ'nin oluşturduğu devlet politikasını beraberinde getiriyor.

Sonuçta, cinsiyete dayalı şiddet, maalesef -çok üzülerek söylüyorum- bir avuç psikopat erkeğin kadına karşı uygulamış olduğu şiddettir ve maalesef öğrenilmiş bir koddur. Bize düşen, bu kodu değiştirmektir, şiddetin çözüm olmadığını tüm topluma anlatmaktır ve bizler, bize düşen, özellikle ev içindeki şiddetin hukuksal olduğu kadar toplumsal bir yaptırımının olduğunu da hep birlikte ortaya koymalıyız, kadınıyla, erkeğiyle birlikte bunun karşısında durmalıyız.

Sonuçta Rabb'im bizi yani insanları yeryüzünün halifesi olarak kılmış ve bunu ayetlerinde açıkça ifade ederken cinsiyet ayrımı da yapmamış. Biz, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, kadınların hiçbir değerinin olmadığı bir dönemde yetişip tek bir defa eşine ya da çocuğuna el kaldırmamış bir peygamberin ümmetiyiz. Peygamberimiz, kolu kırılan bir kadın yanına geldiğinde onu ailesinin yanına göndermiş "Kim bilir ne yaptı da bunu hak etti." dememiştir, kocasına neden eşini dövdüğünü bile sormamıştır. Bunların hepsi bizim için önemli örneklerdir.

Peygamberimizin şiddet konusundaki, şiddeti hiçbir şekilde mazur görmeyen tavrı bütün herkes tarafından bilinmelidir ve şunu söyler ki: "Allah'ın senin üzerindeki gücü, senin kölen üzerindeki gücünden çok fazladır." Kölesini döven bir sahabeye söylediği sözlerdir.

Güçlünün güçsüze asla ve asla şiddet uygulamaması gerektiği aşikârdır. Buna rağmen, insanlar en sevdiği arkadaşına şiddet uygulamazken evinde karısına, eşine, canparesine maalesef şiddet uygulayabilmektedir. Bu, sadece ve sadece, kadına uygulanmaması gereken şiddeti ortadan kaldırmak için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - ?hep beraber mücadele etmemizin en önemli göstergesidir.

Ben bu vesileyle bir kez daha yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.