Konu:MHP GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:61
Tarih:05/02/2013


MHP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarının sorunlarının araştırılması isteğiyle verilmiş önergesinin lehine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; iktisadi ve idari bilimler fakültesi; işletme, iktisat, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, ekonometri, çalışma ekonomisi, maliye gibi bölümlerden oluşmakta ve toplumun sinir sistemini oluşturan yönetim kadroları da bu fakültelerde yetiştirilmektedir. Bu fakülteler, hazırlık hariç dört yıllık fakültelerdir ve son derece zor okullardır, bitirilmesi çaba ve emek isteyen okullardır. Ben de Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunuyum ama aynı zamanda, bu halkın parasıyla hem İngiltere'de hem Amerika'da iktisadi ve idari bilimler alanında eğitim yaptım ve bir karşılaştırma şansı bulabildim. Ben, bu karşılaştırmayı sizlerle paylaşarak eğitim sistemimizi, iktisadi ve idari bilimler fakültesi özelinde beraberce değerlendirmekte fayda görüyorum.

İlk şunu söyleyeyim ki Türkiye'deki öğretmenlerin, hocaların kalitesi, yurt dışındaki birçok okula göre çok daha yüksektir. Bizim, çok daha kaliteli, çok daha iyi eğitimli, çok daha entelektüel hocalarımız vardır.

İkinci tespitim ise, ne yazık ki Türkiye'deki öğrenciler, yurt dışındaki öğrencilere göre çok daha fazla ders çalışmaktadır. Ancak, Batı medeniyetinin okullarının bizim okullarımıza göre bir sistem üstünlüğü söz konusudur. Bu "sistem üstünlüğü" başlığını biraz açacak olursak öncelikle eğitim materyalleri bizlerinkinden çok daha iyi; basılmış kitapların kalitesinden içeriğine kadar veya kullandıkları yazılımların içeriğine kadar, ne yazık ki bizden daha iyiler. İkinci mesele: Bizimki gibi, eğitim sistemimizde değerlendirme sınavlara yığılmamış, bütün eğitim takvimine yayılmış bir değerlendirme sistemi söz konusu ve bu değerlendirme sistemi de ezbere dayalı bir değerlendirme değil, daha çok yaratıcılık odaklı bir değerlendirme söz konusu.

Hocalar öğrencilerle çok yakından ilgileniyor ama hocalara aynı zamanda üniversiteler kaynak aktarıyorlar ve her birinin en az 5-6 "öğretmen yardımcısı" denen kadroları var. Bu öğretmen yardımcıları da üniversitelerin başarılı öğrencilerinden seçiliyor ama tabii, seçilirken bizim ülkemizdeki gibi siyasi, etnik veya mezhepsel ayrımcılık yapılmıyor.

Dünyadaki üniversitelerde çeşitlilik bir zenginlik kabul ediliyor. Bizim üniversitelerimizde olduğu gibi tek tipleştirme dünyadaki üniversitelerde yok. O yüzden, dünyanın çeşitli ülkelerinden öğrencileri kendileri burs vererek ülkelerine getiriyorlar. Bu üniversitelerde özgürlük var, bu üniversitelerde yumurta taşımak suç değil değerli arkadaşlar. Bu üniversitelerde de eylemler oluyor, orada da öğrenciler eylemler yapıyor ama bu eylemlerde polis şiddet göstermiyor, gaz sıkmıyor, kız öğrencileri yerde tekmelemiyor.

Ben, kendi üniversite dönemimde benim de katıldığım birkaç eylemden bahsedeyim. Mesela "300 Spartalı" filmi vardı. Bu "300 Spartalı" filminin, Pers kültürünü, İran kültürünü aşağıladığı dolayısıyla eylem oldu. Bu eyleme, Batılı öğrenciler de destek verdi ama bu eylemden hemen sonra bir panel düzenlendi, öğrenciler o panele hazırlıklı geldiler ve o panelde çok derin tartışmalar oldu medeniyet ayrımcılığı üzerine.

İsrail-Filistin meselesi konusunda eylem yaptık. O zaman da bir polis baskısı olmadı, sadece, yan tarafta İsrail'i destekleyen öğrenciler yürüdü, barış içerisinde bir eylem oldu.

Benim tek gördüğüm şiddet eylemi: Parasız eğitimi isteyen öğrenciler vardı Amerika Birleşik Devletleri'nde, onlar eylem yaptı, ben de eylemlerine destek verdim, hatta, yumurta attılar ama onlara polis şiddet göstermedi, sadece çevrelerine zarar vermelerini engellemek için kordon altında yürüttüler.

Değerli arkadaşlar, üniversiteler, Batı medeniyetinde özgür, öğrenciler karar mekanizması içerinde. Öğrenciler burada ki gibi değersiz, karar mekanizması içerisinde olmayan, varlıkları reddedilmiş durumda değiller değerli arkadaşlar. Üniversiteler ekonomik, siyasal veya toplumsal meseleler üzerinde görüş bildiriyor, araştırmalar yapıyor ve bu bildirdikleri görüşler toplum adına sorunların çözülmesinde çok fayda sağlıyor. Üniversiteler orada hayatın içinde, üniversitelerin laboratuvarları gerçek hayatın ta kendisi. İncelenen olaylar gerçek hayattan ve devlet, üniversitelerin her türlü veriye ulaşması konusunda üniversitelerin önünü açıyor. Mesela, bizim ülkemizde, ben bir milletvekili olarak, yaklaşık üç aydır, daha önce aldığım kamu ihale verilerini, yasaya uygun olmasına rağmen bir türlü alamıyorum. Bakan vermek istiyor, bakan yardımcısı vermek istiyor ama bürokratlar engel oluyor ve alamıyorum ama orada milletvekili değil, öğrenciler bile bu verilere ulaşıyor. Örneğin yapılan bir projeden bahsedeyim ben size. Amerika Birleşik Devletleri'nin Maliye Bakanlığı, bütün verilerini istatistiksel olarak tablolar hâlinde benim üniversitemle paylaştı ve benim üniversitem vergide adaleti ve etkinliği sağlamak amacıyla simülasyon modelini kurduk. Amerika Birleşik Devletleri Maliye Bakanlığı bunu adapte ederek kullanmaya başladı.

Bir diğer sorun değerli arkadaşlar: Orada üniversiteler gerçekten endüstrileri destekleyecek çalışmalar içerisinde. İki projeden bahsetmek istiyorum size. Birincisi, hatasız ses tanıma projesi. Bu hatasız ses tanıma projesinde, insanlar konuşurken makinenin hatasız olarak bu sesi tanıması ve komutları yerine getirmesi? Bu gerçekleşse ne olur, sadece size ondan bahsedeyim: Bankacılıkta bütün memurluk işlemleri veya telefonla yapılan işlemlerde insan faktörü ortadan kalkar -bu sosyal açıdan kötüdür ama teknolojik açıdan söylüyorum- bütün bu işleri makineler eksiksiz yapmaya başlar.

Mesela, diğer bir proje hemen hatırladığım: 360 derede dönebilen, bir elin yaptığı her hareketi yapabilen robot kol projesi. Bu yapılsa ne olur? Eskiden iki ay, üç ay yatakta beklenirken üç saat, beş saat, üç-beş gün içerisinde hastaneden taburcu edilecek şekilde ortopedi ameliyatları yapılabilir.

Bu şeylerin ortak özelliği ne? İşte, yurt dışında bu projeleri geliştiren ekiplerin başında Türk hocalar ve Türk öğrenciler var. İşte, bizim eğitim sistemimiz kalitesiz olduğu için dünyanın en büyük emperyalist sömürülerinden biriyle karşılaşıyoruz. Bu emperyalist sömürü nedir? Türkiye'nin en iyi öğrencilerinin, en iyi eğitimli öğrencilerinin, en akıllı öğrencilerinin Batı medeniyeti tarafından kendi toplumlarından alınması ve çok düşük ücretlerle, çok düşük hayat koşullarıyla kendi medeniyetlerine koşulması demektir. İşte buna "beyin göçü" deniliyor. Tersine beyin göçü de burada tartışılması gereken bir şeydir.

Bilim ve sanat olmadan bir toplumun kalkınamayacağını görüyorsunuz. Sadece bilim değil değerli arkadaşlar, sanat da bir toplumun kalkınması için son derece önemli bir koşuldur. Leonardo Da Vinci'nin resimleri olmadan bugünkü mimarileri görmeniz mümkün değil ve diğer ülkelerde sanatın içine tükürülmüyor, heykeller yıkılmıyor ve bu sayede bir medeniyet gelişiyor değerli arkadaşlar.

Bütün bu kapsam içerisinde iktisadi ve idari bilimler fakültesinin Türkiye'deki meselesine bakıyoruz. İki tane istihdam alanı var: Biri özel sektör, diğeri kamu. Özel sektör için çok şey söylemek mümkün değil. Kamu için iki tane büyük istihdam kurumu, bakanlıklar ve kamu iktisadi teşebbüsleri var. Eskiden, bizim girdiğimiz zamanlarda, biz üniversite 2'nci sınıftan itibaren bu sınavlara hazırlanırdık. Bilirdik ki adil bir sınav olacak. Testte kesinlikle bir şaibe söz konusu değildi. Yazılı sınava kimse müdahale edemezdi, sözlü sınavda daha önce referanslar olabiliyordu değerli arkadaşlar. Ama şimdi hangi günlere geldik? Bugün, ta başında, testlerde yani bu YÖK'ün yaptığı, ÖSYM'nin yaptığı testlerde sorular çalınır hâle geldi değerli arkadaşlar. Yazılılar ve sözlüleri konuşmuyorum bile artık. Bazen sınava girmiş çocuklarla konuşuyorum, o kadar seçici ideolojik sorular soruluyor ki ve bir partizan kadro kurmaya çalışılıyor ki; bu, bu ülkeye ne zarar veriyor?

Varsayalım çok iyi yetişmiş bir arkadaşımız var, bu ülkeye çok değer katabilecek ve hasbelkader iktidar partisiyle aynı vizyonu paylaşmıyor. Siz bu arkadaşımızı devlet istihdamına bu sorularla sokmayarak bu memlekete kötülük yapıyorsunuz. Bir örnek vereyim burada: Bir çocuk sözlü sınavına giriyor. O zaman Bergama'da siyanürle altın aranmasına karşı eylemler yapılıyor ve bu çocuk Bergamalı. Bergamalı çocuğa bu ekonomi bürokrasisinin bir sınavında şunu soruyorlar: "Bergama'daki eylemler için ne düşünüyorsun?" Çocuk bu soruya iktidarın hoşlanmadığı bir cevap verdiği için bu sınavdan eleniyor, diğer çocuk ise hoşlandığı bir cevap verdiği için   -referans bu- kabul edilerek sokuluyor. Bunu ben bürokratlarla konuştum, isim vermek doğru değil. Bu örneği genel bir örnek olarak alın. Ama bu ayrımcılığın bir sonu yoktur, bu ayrımcılığın sonu toplumda kutuplaşmadır. Bunu, bu iktidar döneminden başlayarak hep birlikte çözebilirsek daha zengin, daha mutlu bir ülkede yaşarız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erdoğdu.