Konu:TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ DİSİPLİN KANUNU TASARISI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:59
Tarih:30/01/2013


TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ DİSİPLİN KANUNU TASARISI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Ayrıca, Gaziantep'te iş kazasında yaşamını yitiren işçilere Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine de başsağlığı diliyorum.

1111 sayılı Kanun'a uygun 30/11/2011 tarihli 6252 sayılı Kanun'la getirilen bedelli askerlik hizmetine ilişkin uygulamada karşılaşılan yetersizlikleri, aksamaları giderici düzenlemeler yapılmak istenmektedir. Bu çerçevede, madde ile geçici 46'ncı madde ile belirlenen bedelin yarısını ödemek suretiyle başvurusu kabul edilenlerden 2'nci taksit için öngörülen altı aylık süreyi geçirenler veya ilk taksiti geriye alanlar, şartları taşıdığı hâlde 15/6/2012 tarihine kadar başvuruda bulunmamış olanlarla hizmete başvurmuş bulunmakla ilk taksiti ödemiş olanlar için kalan taksiti, diğerleri için ise maddede öngörülen miktarın tamamını 1 aylık süre içerisinde defaten ödemesi gerekir talepleri tartışıyoruz.

Bedelli askerlik 1927'den günümüze dek birkaç kez gündeme getirilmiş ve bu düzenlemeler de yapılmıştır. Bilindiği gibi, Anayasa'nın 72'nci maddesinde belirtildiği gibi, her sağlıklı vatandaş vatan hizmetini yapmakla görevlidir. Askerlik hizmetinin yerine getirileceğine ilişkin hususlar 1076 sayılı Yasa'da açık ve net konulmuştur. Bu yasaya dayanarak 1111 sayılı Askerlik Kanunu'yla, Yedeksubaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu düzenlenmiştir. Bu kanuna göre iki yöntem geçerlidir: Bedel ödeyerek veya döviz ödeyerek askerlik görevini ifa etmektir.

Biliyoruz ki 1927 yılından sonra bedelli askerlik yasası çıkmıştır. Ancak bu son dönemlerde, 1987'de 3358 sayılı Yasa'ya göre 18.433 kişi bundan yararlanmıştır. 1993'te ise 3802 sayılı Yasa'ya göre 35 bin vatandaş yararlanmıştır. 1999 yılında ise 4459 sayılı Kanun'a göre 72 bin kişi bedelli askerlikten yararlanmıştır. Son yapılan düzenleme ise beklentilere cevap olmamıştır. Hedeflenen 460 bin kişinin sadece yüzde 10'u başvurmuştur, bu da yaklaşık 50 bin kişiye tekabül etmektedir.

Aslında geldiğimiz bu nokta, en son düzenlemeyle bedelli uygulamasındaki rakamların çok yüksek olması nedeniyle sorunun hâlâ çözülmemiş olması toplumda bazı kaygılara da neden olmuştur. Mali gücü olmayanlara da bir şans tanımak gerekir çünkü sosyal devlet olma ilkesinin gereği, yaşın 26-27 olması ve ödenmesi gereken bedelin de 20 bine çekilerek askerlik çağına gelen gençlerimizin yararlanması gerektiğini düşünüyoruz.

Geçtiğimiz yılda çıkarılan 6252 sayılı Kanun'da bedel 30 bin, yaş sınırı ise 30 yapılarak sınır yüksek tutulmuştur. Burada amaçlanan hedefe ulaşılmamıştır. Yapılan bütün ikazlarımız ve önerilerimiz hiçbir şekilde dikkate alınmadı. Şimdi, aynı yerde yerimizde sayıyoruz çünkü amacına uygun bir kanun tasarısı hazırlanmamıştı ve bu kanun tasarısındaki yetersizlikleri bugün ne hikmetse tekrar burada tartışmaktayız. Zaten aslında problem de buradadır. Eğer bir yıl önce bu yasa ile ilgili tartışmalar dikkate alınmış olsaydı bugün çok daha fazla yurttaş bu haktan faydalanacaktı. Tahminen 390 bin kişinin bu yasadan faydalanması söz konusu idi. Başvuru sayısının ne kadar düşük olduğu, başvuranların bir kısmının da bu taksitleri ödeyemediği ortadadır.

Yani, kanuna getirilen ek maddenin yeterli olacağını da düşünmüyoruz. Sadece taksitleri ödeyemeyenlere bir kolaylık sağlarken erteleme sonucu oluşan yığılmaları önlemek, parası olmayan, mali gücü olmayan vatandaşların bedel ödemeden, Van depreminde zarar gören gençlerin hiçbir bedel ödemeden, sosyal devlet, eşitlik ilkesi ve adalet anlayışı içinde askerlik hizmetinin bir defaya mahsus yerine getirilmesini ısrarla ifade ediyoruz. Bu anlamda, yaşanan mağduriyeti de bu yasayla ortadan kaldıracaktır.

En son bedelli askerlik ile ilgili getirilen düzenlemede hem yaş sınırının yüksek olması hem de ödenecek miktarın yüksek olması, bedelli askerlik yapmak isteyen insanları zor durumda bırakmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bedelli askerlik yasasının gündeme alındığı tarihlerde biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu yasanın içerisinde askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılmasını ve vicdani reddin anayasal güvenceye kavuşturulmasını talep etmemize rağmen, bu konuda hiçbir çalışma yapılmamış, halkın talebi ve isteği olan vicdani ret göz ardı edilmiştir.

Bugün Türkiye'nin önemli sorunlarından biri de zorunlu askerliktir. On beş aylık zorunlu askerlik süresi bu ülke vatandaşı için bir eziyet durumuna getirilmiştir.  Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla bundan önceki yıllarda halkın tabiriyle askerlik "Peygamber ocağı" olarak tabir ediliyordu ama günümüzde bu güven zedelenmiştir.

Birçok kimse çocuğunu askere göndermek istememekte, hatta tereddüt etmektedir. Türkiye'de insanlar askerlik zorunlu olmazsa gitmek istemediklerini her hâlükârda ifade ediyorlar. Hiç kimseye iradesi dışında askerlik hizmeti yaptırılmamalıdır. Askerlik zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Kuşkusuz, asker alımında yaşanan eşitsizlikler, otuz yıldır yaşanan çatışmalı süreç, kışlalardaki şüpheli asker ölümleri, toplumda giderek artan bu endişelerden dolayı askere gitmeme ve askerliği reddetme noktasına getirmiştir.

Vicdani ret hakkı günümüzde de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Parlamentosu tarafından temel insani hak olarak kabul edilmiştir. Fakat vicdani reddi iç hukukunda tanımayan Avrupa Konseyine üye tek ülke de yine Türkiye'dir. Toplumda bazı kişilerin askerliği reddetmesi demokratik ve insani bir haktır. Vicdani reddin kabul edilmemesi toplumda rahatsızlıklara neden olmaktadır. Türkiye'de vicdani reddini açıklayanlar sürekli olarak askere alınıp bırakılmakta, askerî cezaevlerinde işkenceye maruz kalmaktadırlar, sosyal hayatta ikinci sınıf vatandaş muamelesi görerek yaşamaya zorlanmaktadırlar.

Bir insan kan dökmek istemiyor, öldürmek istemiyor, düşüncelerinden dolayı veya dinsel bakışından dolayı emirle askerlik yapmak istemiyor ise Parlamento öncelikle bu sese kulak vermelidir. Toplumun bu yönlü demokratik talepleri ve istekleri dikkate alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yirmi yılda, kışlalarda yaşanan asker ölümleri başlı başına bir sorun hâline gelmiş durumdadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde hemen her gün bir şüpheli asker ölümü haberi gelmektedir. Ölümlerin nedenine ise intihar ya da kaza süsü adı verilmektedir. Son bir hafta içinde 6 kişinin naaşı ailelerine teslim edildi.

Son olay da Isparta'da yaşandı. Bir uzman çavuş, tartıştığı jandarma eri Birkay Çetinkaya'yı beylik tabancasıyla vurdu. Vurulan erin hayati tehlikesi devam etmektedir. 19 Ocakta Kandıra F Tipi Cezaevinde Er Emre Ersöz; 21 Ocak, Gaziantep Lojistik Destek Komutanlığında Er İbrahim Acar; 22 Ocak, İzmir Yenifoça, Yasin Şimşek, tüfekle intihar; 23 Ocak, Manisa Turgutlu'da Er Selim Kara, G-3 piyade tüfeğiyle intihar; 23 Ocak Manisa Sarıgöl ilçesi, Adem Sarıkaya;       26 Ocak, Hakkâri'de paralı askerlik yapan Uzman Çavuş Ragıp Selin Ankara'da kaldığı misafirhanede intihar etmiştir. Şüpheli ölümler için Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Hükûmetten bugüne kadar ciddi bir açıklama yapılmamıştır.

Geriye dönüp de baktığımızda, yalnız son beş yılda 491 askerin intihar ettiği ve aynı süre içerisinde 129 askerin silah kazalarında hayatını kaybettiği söylenmektedir. Son beş yıl içerisinde yaşanan çatışmalı sürecin dışında 1.108 askerin görevi başında hayatını kaybettiği, bunlardan 263'ünün subay, astsubay, 845'inin ise er ve erbaş olduğu belirtilmektedir. Yalnız, şüpheli bir şekilde hayatını kaybedenlerin çoğunun Kürt olması ise daha da dikkat çekicidir.

2012 yılında silah kazaları nedeniyle ölen asker sayısının 2007 yılına oranla yaklaşık 2 kat, 2011 yılına oranla ise yaklaşık 4 kat artmış olduğu söylenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı'nın Avrupa silahlı kuvvetlerinin standartlarının altında olduğu bilinmektedir. Aslında yapılan kanun değişikliğinde hiçbir şey değişmemiştir, değişen tek şey maddelerin yerini değiştirmek veya cümleleri daha da kurnazca değişik maddelere monte etmedir. Amaç yine aynı kalmıştır.

Bu getirilen yasada her ne kadar "oda cezası kaldırılacak" tanımlaması getirilmiş ise de disiplin zafiyeti yaşanmaması için daha ağır uygulamalar getirilmiştir. Askerî ceza ve disiplin hukuku o kadar katı kurallar ihtiva ediyor ki dayanma noktası tartışma konusudur. Otorite adı altında ve emir komuta anlayışı o kadar sakat ki insanların kişiliğini zedelemekte, onurunu kırmakta, hatta hakarete dayanamayan birçok asker ve personel psikolojik rahatsızlıklar yaşayarak bunalıma girmektedir. Askerlikte uygulanan disiplinin hukukla, insanlıkla ilgisi yoktur çünkü askerlikte o kadar katı kanunlar vardır ki bunlar saymakla bitmez.

Evlatlarını davul zurnayla Türk subaylarına teslim eden aileler dönüşte çocuklarını tanımadıklarını ifade etmektedirler. Hatta bazıları askerden döndükten sonra uzun süre hiçlik duygusundan kurtulamadıklarını, kendisine ricayla söylenenler karşısında bile neredeyse hazır ola geçip selam çakan, her cümlesinin sonunda "komutanım" diye hitap etmemek için büyük bir uğraş veren binlerce gencin psikolojisinin sağlam olduğunu kim iddia edebilir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan asker ve sivil personele verilen disiplin cezaları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulunarak, "Kişinin güvenliği ve özgürlük hakkı ihlal edilmiş." denilerek Türkiye'yi tazminata mahkûm etmiştir. Askerî ceza ve disiplin hukuku o kadar katı kurallar ihtiva ediyor ki dayanma noktası tartışmanın ötesinde artık şüpheyle karşılanmaktadır. Hâlbuki hiçbir araştırma, inceleme yapılmadan "emir demiri keser" anlayışı ile yaklaşılmaktadır. Tasarının 35'inci maddesinde yer alan disiplin kurullarında 1 disiplin subayı değil, en az 3 disiplin subayını öneriyoruz.

Her seçilen disiplin subayı mutlaka hâkim sınıfından seçilmelidir. Hâkim sınıfından olmayanlar disiplin subayı olarak atanmamalıdır. Örneğin er ve erbaşlara verilecek hizmetten men cezasının askerlik hizmet süresinden sayılmayacağı esası benimsenmiştir. Askerî idare mahkemesinde iptal davası açma hakkı her ne kadar tanınıyorsa da o da görecelidir.

Askerlik yapan vatandaşlar bilinçli olarak suç işlemezler, disiplinsizlik ve benzeri yetersizliklerin içine girmezler. Kişiyi suça veya disiplinsizliğe iten nedenler vardır. Disiplin suçu işlendi, kurallara uymadı, oda hapsini ya da başka bir cezayı uygun görmek caydırıcı bir çözüm değildir. Aslında, kurallara uymadı diye ona pişmanlık dayatarak sorunu çözmekten çok daha karışık bir hâle getirirsiniz. O nedenle, oda hapsi gibi cezalandırma şekilleri tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Bu, savaş döneminde olabilir, barış döneminde de olabilir. Bu tam bir yüz kızartıcı bir eylem biçimidir, bir disiplin suçudur.

Birinin disiplinsizlik yapacak bir fiil işlemesi, o fiilin işleniş biçimini, neden kaynaklandığını, neden ve sonuçları ile ortaya koymalıdır. Askerlikte ast üst ilişkileri elbette olacaktır fakat bu ilişkiler katı kurallar ve katı temelde olmaması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; askerliğin temel sorunlarından biri olan vicdani reddi kabul etmeden, asker ölümlerinin nedenlerini araştırıp önlem almadan, halkın askerlikle ilgili istek ve taleplerine cevap vermeden, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu değiştirilmeden, sorun ne olursa olsun bu konuda vatandaşlar çocuklarını askere göndermekte tereddüt edecekleri belirtileri ve özellikleridir ve ilkeleridir daha doğrusu. Bu nedenle?

Herkesin mutlaka askerlik yapması gerektiğini biliyoruz ama bu zorla, dayatmayla değildir. Bugün yapılan da biraz ona benzemektedir. Çünkü 30 bin lira ödeyebilecek bir vatandaş veya bir öğrenci veya diğer kesimin de bu konuda hâlen kaygıları olduğu bilinen bir gerçektir.

Ben de bu kanunların değişebileceği inancımı ifade ederken, tekrar sayın yüce Meclise saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Zenderlioğlu.