Konu:Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri
Yasama Yılı:3
Birleşim:58
Tarih:29/01/2013


ORMAN KÖYLÜLERİNİN KALKINMALARININ DESTEKLENMESİ VE HAZİNE ADINA ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ İLE HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİNİN SATIŞI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sizi saygıyla selamlıyorum. Tam 10 milyon vatandaşımızı ilgilendiren bir kanun teklifini görüşüyoruz. Bu cümleyi yani "10 milyon vatandaşımızı ilgilendiren bir kanun teklifini görüşüyoruz." cümlesini yine Nisan 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 6292 sayılı 2/B Kanunu görüşmeleri sırasında da ifade etmiştim.

Değerli milletvekilleri, bizim Anayasa'mız, devletin kuruluşu, bireyin temel hak ve özgürlükleri gibi unsurları düzenleyen bir Anayasa olmanın ötesinde, başka konuları da düzenleyen, belki başka ülke anayasalarında olmayan birtakım düzenlemelere de sahiptir. Ormanlara verilen önem nedeniyle, ormanların korunması, mevcut orman alanlarının daraltılmasının önlenmesi ve orman köylüsünün desteklenmesi amacıyla gerek 1961 Anayasası gerekse bugün yürürlükte olan 1982 Anayasası özel düzenlemeler yapmıştır. 82 Anayasası'nın 169 ve 170'inci maddeleri doğrudan doğruya orman köylüsünün desteklenmesi ve ormanların korunmasıyla ilgili düzenlemeleri içermektedir.

Temel bir kural koymuştur Anayasa'mız: "31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman özelliğini kaybetmiş olan yerler orman sınırı dışına çıkarılabilir." Ana kuralı böyle koymuştur. Yine bunun dışında bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş olan yerlerden, orman köylüsünün iskânı amacıyla kullanılabilecek olanlar ile yine tarım ve hayvancılık amacıyla kullanılabilecek ve fundalık, makilik gibi özelliklere, bitki örtüsüne sahip olan alanlar da herhangi bir tarih sınırlaması öngörülmeksizin orman sınırı dışına çıkarılabilir. Bir orman alanının orman sınırı dışına çıkarılması işlemleri ise  6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/A ve 2/B maddelerinde düzenlenmiştir. Bunları Nisan 2012'de 6292 sayılı Kanun görüşmeleri sırasında etraflıca konuştuk, bunlara tekrar girmeyeceğim. Nisan 2012'de kabul edilen kanun, saymış olduğum orman sınırı dışına çıkarılan arazi grubundan şehir ve kasaba yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler ile orman köylülerinin kullandığı yerlerin mülkiyet sorununu çözmek amacıyla çıkarılmıştır. Ancak kanun 19 Nisan 2012 tarihinde kabul edilmesine ve 26 Nisan 2012 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, bugün itibarıyla aradan dokuz ayı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen kanun uygulamaya intikal etmemiştir. Yüz binlerce vatandaşımızın başvuruları alınmıştır ama bu başvurular uyarınca, idare, yapılacak işlemleri vatandaşa bildirmemiştir. Vatandaş başvurusunu yapmıştır, "Burayı satın almak istiyorum." demiştir ama hangi bedelden alacağını vatandaş bilmemektedir. Bugün gelen teklifin arkasındaki neden, vatandaşın bilmediği bu hususu bir parça daha düzenlemektir.

Kanun 26 Nisan 2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi, altı aylık bir başvuru süresi öngörüldü. Altı aylık süre 26 Ekim 2012 tarihinde sona erdi, bayram tatili nedeniyle ekim ayı sonunu buldu. Daha sonra üç aylık bir süre uzatımına gidildi. Üç aylık süre uzatımı bitmeden Bakanlar Kurulu, yetkisini kullanarak süreyi şubat ayı sonuna kadar uzattı. Şimdi, bunun nedenini herhâlde teklifin sahipleri veya Hükûmet açıklayacaktır ama gerçek nedeninin ne olduğunu ben burada ifade etmek istiyorum. Yasanın, nisan ayında kabul edilmiş olan 6292 sayılı 2/B Yasası'nın getirdiği bedele ilişkin hüküm fiiliyata, gerçeklere uymamıştır, uymadı. Halkın cebinde, 2/B arazisini kullanan vatandaşlarımızın cebinde çok büyük para var zannettiniz, sonra seçim bölgelerine gittiniz, baktınız ki vatandaşın cebinde böyle bir para yok, bu kanunu değiştirmek lazım.

Ben, 6292 sayılı 2/B Kanunu'nun görüşmelerinin yapıldığı nisan ayında, son oturumun gerçekleştiği 18 Nisan 2012 tarihinde bu kürsüde son maddeye ilişkin önerge üzerinde konuşurken son cümlelerimi şöyle bağlamışım: "İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde siz bu yasada değişiklikler getireceksiniz buraya. İnşallah yanılırım, yanılmayı arzu ederim ama yanılacağımı sanmıyorum. İnşallah bizim dediğimiz noktaya geç de olsa gelmiş olursunuz." Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.

Değerli milletvekilleri, düzenlediğiniz kanunun, yani Hükûmetin düzenlediği kanunun daha doğrusu gerçeklere uymadığı apaçık ortadadır. Bunu, birazcık vatandaşın arasında olan kişiler, milletvekilleri bilirler; milletvekillerinin de bunu bildiğine eminim. Çünkü, Hükûmet tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğinde hiçbir ayrım yapmaksızın 2/B arazilerinin satış bedelinin rayiç bedelin yüzde 70'i olmasını öngörüyordu. Oysa, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, daha farklı bir şey önerdik. Gerçeklere uygun, ülkenin, vatandaşın ihtiyaçlarına uygun, adalet duygusuna hitap eden, adalet duygusunu zedelemeyen bir model önerdik, dedik ki: "Kural, rayiç bedel yani piyasadaki alım satım bedeli değil, o taşınmazın belediyece belirlenen emlak vergi değeri satış bedeli olsun." Kuralı böyle koyduk.

İki, Anayasa'mız mademki orman köylülerini desteklemeyi önceliyor, ana kural budur, orman köylüsünü destekleyelim. Dolayısıyla, yüzlerce yıldır bu araziyi kullanan tam 7 milyon orman köylüsünün bu haklarını kendilerine verelim. Bu köylü vatandaşımızın 2 milyon 100 bini orman içi köylerde yaşıyor, 4 milyon 900 bini de orman bitişiği köylerde yaşıyor. O nedenle, onlara bunun mülkiyetini bedelsiz devredelim. Bunlar tarım arazileri, hayvancılık yapılan araziler. Yüzlerce yıldır, bu vatandaşlarımız, orman köylüleri bunları kullanıyor, kendi mülkiyetlerinde gibi sayıyor. Bunlara "Gelin, rayiç bedelin yüzde 70'i üzerinden burayı satın alın." demek "Burayı almayın." demektir veya "Sizin adınıza birileri getirsin para yatırsın, bu araziyi alsın." demektir, bu araziyi başkalarına satmak demektir. Hükûmetin tasarısında bu da yoktu.

Yine, orman köylüsü değil ama bu arazilerde tarım, hayvancılık faaliyetinde bulunan vatandaşlarımız var. Gelin, bunlara da emlak vergi değeri üzerinden satalım, tarımı ve hayvancılığı teşvik etme iddiasında olan bir Hükûmet var, gelin, emlak vergi değeri üzerinden satalım.

Yine, devam ediyorum: Bir de Beykoz'da, Sultanbeyli'de, Ümraniye'de, Sultangazi'de, Sancaktepe'de milyonlarla ifade edebileceğimiz vatandaşımız bir bina yapmış, otuz yıldır, kırk yıldır, elli yıldır bu binayı kullanıyor, ihtiyaç nedeniyle orada, bir başka mülkü de yok. Ama öte taraftan, 3 dönüm, 5 dönüm, 10 dönüm, 100 dönüm 2/B arazisi olanlar var veya bu araziler üzerinde beş yıldızlı oteli olanlar var, alışveriş merkezi olanlar var, fabrikası olanlar var. Bunlara neden rayiç bedelin yüzde 70'i veya 50'sinden satış yapalım? Bunlara da rayiç bedel diyelim. Piyasa fiyatı neyse o. Hükûmet dinlemedi, yüzde 70'i üzerinden herkesi eşitledi. Komisyona geldi, komisyon üyeleri Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki eleştirilerine kulak verdiler; dışarıya, vatandaşa kulak verdiler, "Hiç değilse, bu rayiç bedelin yüzde 70'i oranındaki bedeli rayiç bedelin yüzde 50'sine indirelim." dediler. Komisyon doğru bir adım attı, ehvenişer. Genel Kurula geldi, birden görünmeyen bir el buraya müdahale etti, o yüzde 50'lik oran yüzde 70'e çıktı.

Değerli milletvekilleri, Hükûmete sormak isterim: Niye yüzde 70'i, niye yüzde 50'si? Niye yüzde 60'ı demiyorsunuz, yüzde 40'ı demiyorsunuz, yüzde 30'u demiyorsunuz? Niye rayiç bedelin kendisini almıyorsunuz? "Rayiç bedel alırsak yüksek olur, rayiç bedel yanlıştır." diyorsunuz. Peki, bir şeyin kendisi yanlış ise onun hangi yüzdesini alırsanız alın, varacağınız nokta yanlış değil midir? Aynı yanlışlığı yaşıyoruz şimdi. Hükûmet, dokuz ay sonra geldi, kendisi bir tasarı getirmedi, milletvekilleri teklif verdiler, diyorlar ki şimdi bu teklifte: "400 metrekareye kadar olan kısım için rayiç bedelin yüzde 50'si." Bakın, bu da uymayacak. Bir kere, orman köylüsünü dışladınız. Orman köylüsü yok burada. Orman köylüsü için 400 metrekare vesaire, bunlar bir ölçü değil, orman köylüsüne sınır getiremezsiniz. Orman köylüsüne diyorsunuz ki: 400 metrekarelik kısmı için rayiç bedelin yüzde 50'si, kalanı için yüzde 70'i. Bu hakkaniyete uygun mu değerli milletvekilleri?

Gelelim, yüzde 50'lik orana, 400 metrekareye kadar yüzde 50 olarak şimdi teklif bunu belirliyor. İstanbul'da Beykoz'dan örnek vereceğim size. Beykoz, çok iyi bir laboratuvardır, 2/B konusunda yapılacak bütün düzenlemelerin test edileceği yerlerin başında Beykoz gelir. Sultanbeyli de vardır, Ümraniye de vardır, hepsi olabilir ama Beykoz'da bunların hepsini bir arada görebiliriz.

Şimdi, Beykoz'daki arazi ve gelir durumuna ilişkin size bazı bilgileri vermek istiyorum. Beykoz Muhtarlar Derneğinin yapmış olduğu bir çalışma elimde, Beykoz Belediyesinin web sayfasına da baktım, Beykoz Belediyesi de Beykoz Muhtarlar Derneğinin yaptığı çalışmayı kullanıyor veya her iki çalışma da aynı verileri kullanmış, hangisi hangisini kullanmıştır konusunda bir yanlış bilgi vermeyeyim.

Beykoz Belediyesinin sayfasına göre, Beykoz'da 2/B parseli sayısı 18.506'dır, bunun bin metrekareye kadar olan kısmı 12.241'dir. Yani Beykoz'daki 2/B parsellerinin üçte 2'si, yaklaşık yüzde 66'sı bin metrekarenin altındadır. Bunu 2 bin metrekareye çıkarırsak, 2 bin metrekareye kadar olan parsel sayısı kaçtır dersek, toplam 15.806'dır. Yani toplam parselin yüzde 85'i 2 bin metrekarenin altındadır, 3 bin metrekare ve üzerindeki parsel sayısı ise 1.543'tür, 2 bin ila 3 bin metrekare arasındaki parsel sayısı ise 1.169'dur. Bu işin bir yönü, gelelim diğer yönüne.

Beykoz'daki vatandaşımızın gelir durumu nedir? Yani bu kanunla bu arazileri vatandaşımız satın alabilecek mi, alamayacak mı? Beykoz Belediyesinin rakamlarından benim anladığım, Beykozlu, 2/B arazisinde yeri olan vatandaşımızın bu araziyi alma imkânı yok, önemli bir kısmının alma imkânı yok. Rakamlar şöyle: Beykoz'da bin liraya kadar geliri olan vatandaşımızın sayısı -2/B arazilerinde toplam vatandaşımızı söylüyorum- yüzde 46,2'dir. Beykozluların yüzde 46,2'sinin geliri bin liranın altındadır. 1.500 liraya kadar geliri olanlar dersek -0 ila 1.500 lira arasındaki gelir- toplam yüzde 76 oluyor yani Beykozluların toplam yüzde 76'sının geliri aylık 1.500 liranın altındadır.

2/B arazileriyle ilgili bir bilgi veriyor yine Beykoz Belediyesi, 2/B arazisindeki durum şöyledir diyor, aşağı yukarı benim verdiğim rakam evet, aynı şeyi söylüyor: "2/B'yi satın alacakların gelir düzeyinin yüzde 76'sının geliri 1.500 liranın altındadır. "

Değerli milletvekilleri, aylık geliri 1.500 liranın altında olan bir kişi "rayiç bedelin yüzde 50'si" bile deseniz bu araziyi satın alabilir mi? Alamaz. Vatandaşın arasında dolaşmıyorsunuz. Biz, "2/B barış teklifi" olarak bunu açıkladığımız zaman -"2/B barış teklifi" dedik çünkü vatandaşla devlet barışsın, bu kavga sona ersin, vatandaş tapusunu alsın, önüne baksın- dedik ki: "Emlak vergi değeri üzerinden veriyoruz, orman köylüsüne bedelsiz veriyoruz." Sayın Başbakan, Beykoz'da, oralarda dolaştı, dedi ki: "Kimin malını kime veriyorsunuz?"

Değerli milletvekilleri, biz, milletin malını millete vermeyi öneriyoruz. Devlete düşen görev bunun objektif kurallarını koymaktır. Sizler çok iyi bilirsiniz, İslam'da bir temel kural vardır: "Lehül mülk", "Mülk Allah'ındır" yani "Güç ve mülkiyet Allah'ındır." Yeryüzünde, bunu bugünkü siyasete, siyasi terminolojiye uyarlarsak "Mülk milletindir." Devlete düşen görev bunun kurallarını koymaktır. "Mülk devletindir, sen işgalcisin, onun için ver rayiç bedelin yüzde 50'sini." demek insafsızlık etmektir, bu insafsızlık etmektir. Ama halktan o kadar koptunuz ki halkın durumunu bilmiyorsunuz. 2011 seçimleri öncesinde biz Beykoz'da, Sultanbeyli'de, Ümraniye'de, Sultangazi'de, buralarda dolaşırken sizin 2/B afişleriniz Bağdat Caddesi'nde, Suadiye'de billboard'larda dönüyordu; Etiler'de, Levent'te billboard'larda dönüyordu. Unutmuştunuz artık 2/B arazisinde kimlerin yaşadığını. Sizler 2/B arazisinde parası olanların kapattığı arazilerle ilgili düzenleme yapıyorsunuz herhâlde; bu, budur.

Değerli milletvekilleri, teklif eksiktir, yanlıştır. Öncekine göre bir miktar bir iyileşme getirmektedir ancak bu iyileşme derde deva değildir. Birinci önerimiz şudur: Gelin, bizim teklifimizdeki o ilkelere göre bir düzenleme yapalım. Kural: Emlak vergi değeri. Yatırım amaçlı almışsa, yazın ikinci ev olarak kullanıyorsa, hafta sonu evi olarak kullanıyor ise, ticari yatırım amaçlı kullanmışsa piyasa fiyatı neyse, rayiç bedel neyse vatandaş ondan alsın. Yok, bunu kabul etmiyor iseniz -her şartta bu teklife bir katkı vermek istiyoruz, her şartta katkı vermek, iyileştirmek istiyoruz.- gelin, o 400 metrekareyi bin metrekareyi çıkaralım, biraz daha kapsamı genişletin. Rayiç bedelin yüzde 50'si olarak belirlediğiniz satış bedeline de bir kural koyalım bin metrekareyi geçmeyen araziler için, "Bu bedel emlak vergi değerinden fazla olamaz." diyelim, o vatandaşı, o vatandaşın önemli bir kısmını rahatlatalım. Gelin, bunu yapalım. İlkini eğer kabul etmeyecekseniz, ikinci olarak önerdiğimiz budur.

6292 sayılı Yasa nisan ayında yasalaştığında burada bana sordunuz: "Anayasa Mahkemesine götürecek misiniz?" dediniz. "Hayır. Bizim dediğimiz gibi olmasa bile biz Hükûmete bir fırsat vermek istiyoruz. Yeter ki bu sorun çözülsün." dedik ve götürmedik, Anayasa Mahkemesine götürmedik, böyle bir düşüncemiz yok. Bu teklifte de asla böyle bir şey düşünmüyoruz. Amacımız sorun çözmektir; sadece seçmene selam olsun diye burada konuşmak değildir, muhalefet etmek değildir amaç derde deva olmaktır. Ama bu tasarı, bu teklif derde deva değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.