Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
27. Dönem 4. Yasama Yılı
39. Birleşim 25 Aralık 2020 Cuma

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 130 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

39'uncu Birleşim

25 Aralık 2020 Cuma

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi'nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İÇİNDEKİLER

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in, 20 Aralık-27 Aralık İstiklal Marşı'nın yazarı, Birinci Meclis Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'u Anma Haftası'na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Sivas Milletvekili Semiha Ekinci'nin, Sivas iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İzmir Milletvekili Mahir Polat'ın, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Kemal Peköz'ün, 140 bin tıbbi sekreterlik bölümü mezununun kadro beklediğini Sağlık Bakanı Fahrettin Ko-ca'ya bildirmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya'nın, çıkarılan kanuna göre borç yapılandırmak için başvuru süresinin 31 Aralık 2020 tarihinde sona erdiğine, içinde bulunulan koşullar da düşünülerek borçların yapılandırılması için bu tarihin yaz aylarına kadar uzatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal'ın, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde sürekli işçi olarak kadroya alınan işçilerin yılda sadece on ay çalıştığına, iki ay çalışmadıkları için maaş ve sosyal güvenlik haklarından mahrum kaldıklarına, yaşanan bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu'nun, Gazi Mecliste 2021 yılının İstiklal Marşı Yılı olarak kabul edilmesini kutladığına, İstiklal Marşı'nın İstiklal Harbi'nin manifestosu olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Hatay Milletvekili Serkan Topal'ın, pandemi sürecinde yeni duruma en hazırlıksız kurumun Millî Eğitim Bakanlığı olduğuna, yüz yüze sınavla öğrencilerin ve öğretmenlerin riske atılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker'in, pandemi sürecinde taşın altına elini koyan ve İl Sağlık Müdürlüğüne 10 adet hasta başı monitörü, 5 adet nemlendirme cihazı, 4 adet PCR cihazı alan, filyasyon ekipleri için 80 adet tablet, 40 adet bilgisayar, 20 araç ve 61 personel desteği sağlayan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel'in, Cibuti, Sudan, Nijer gibi ülkelerden tarım için kiralanan arazilerin maliyetinin açıklanması gerektiğine, neden Türk çiftçisini değil de Sudan çiftçisinin, Cibuti çiftçisinin kalkındırılmak istendiğini öğrenmeyi talep ettiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir'in, İstiklal Marşı'nın kabulünün 100'üncü yıl dönümünde 2021 yılının İstiklal Marşı Yılı olarak kabulünün gurur kaynağı olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü'nün, pandemi sürecinde usta öğreticilerin yaşadığı mağduriyetin derhâl giderilmesi için Millî Eğitim Bakanlığını göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

10.- Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer'in, Gaziantep ilinin Fransız işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümünde Ga-ziantep iline "Gazilik" unvanı verilen Gazi Meclisten Millî Mücadele şehitlerini ve tüm Gazianteplileri saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

11.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin'in, SMA ilaçlarının SGK tarafından karşılanması ve tedavide kullanılan medikal malzemelere erişimin ücretsiz sağlanması gerektiğine, SMA'nın yükünü sadece ailelere bırakmanın sosyal devlete yakışmadığına, Sağlık Bakanlığının üzerine düşeni yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın'ın, İstiklal Savaşı'nı en güzel şekilde ifade eden ve milletin ruhunu yansıtan İstiklal Marşı'nın müellifi Mehmet Akif Ersoy'u vefatının 84'üncü yıl dönümünde bir kez daha rahmetle andığına ilişkin açıklaması

13.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın'ın, 2'nci Cumhurbaşkanı ve CHP'nin 2'nci Genel Başkanı İsmet İnönü'yü ölümünün 47'nci yı-lında rahmetle andığına, Bursa ilinde yaklaşık yetmiş beş günlük su kaldığına, yetkililere bu sorunla ilgili bir önlem alıp almadıklarını sorduğuna, suyun tasarruflu kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

1

14.- Adana Milletvekili Orhan Sümer'in, Adana ilinde faturasını ödeyemediği için elektriği kesilen abonelerden alınan açma kapama bedelinin ne vicdana ne de hukuka sığmadığına ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek'in, 27 Aralık 1921 tarihinde Mersin ili Tarsus ilçesinin Fransız ve Ermeni çetelerinin işgalinden kurtarıldığına ilişkin açıklaması

16.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan'ın, Gaziantep ilinin Fransız işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yılını kutladığına, Fransa'nın Türk düşmanlığından vazgeçip kendi ülkesiyle ilgilenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, Burdur Milletvekili, evladıfatihan torunu, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'u ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü vefatının 47'nci yıl dönümünde rahmetle andığına, 1921 yılında Meclis tarafından "Gazi" unvanı verilen Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümünde Gazianteplileri bir kez daha tebrik ettiğine, tüm Hristiyan âleminin Noel Bayramı'nı tebrik ettiğine, 2021 yılının ülke ile dünyaya barış ve huzur getirmesini dilediğine, devletin SMA hastası çocuklar için derhâl harekete geçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümünde Gaziantepli kah-ramanlar ile Kurtuluş Savaşı'nın bütün kahramanlarını minnetle yâd ettiğine, yüz yıl önce Ege'de Büyük Yunanistan'ı, Doğu Anadolu'da Büyük Ermenistan'ı, Kıbrıs'ta Rum devletini kurmak isteyenlerin bugün Doğu Akdeniz'de, Ege'de, Güney Kafkasya'da yeni Sevr planları kurduğuna, Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı, siyaset ve devlet adamı İsmet İnönü'nün vefatının 47'nci seneidevriyesinde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere Kurtuluş Savaşı'nda vatan müdafaasında bulunan bütün kahramanları ve şehitleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

19.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Hristiyan yurttaşların Noel Bayramı'nı ve Süryani halkının Yaldo Bayramı'nı kutladığına, öğretmenlerin maaşını yük olarak gören Millî Eğitim Bakanlığının özel okul teşviklerini hangi gerekçeyle yaptığını merak ettiklerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzaladığı kararla OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun görev süresinin bir yıl daha uzatıldığına, bu komisyonun işlevsizliğini ve yargı yollarını kapamak için oluşturulduğunu defalarca ifade ettiklerine, KHK ihraçlarıyla yaşanan ağır hak ihlallerinin çözüm beklediğine, bu sesi Meclisin duyması gerektiğine, Agit İpek isimli şahsın naaşının annesine kargoyla gönderildiğini daha önce ifade ettiklerine, bu şahsın annesinin, evine yapılan baskınla saatlerce işkenceye maruz kaldığına, bunu kabul edilemez bulduklarına ve peşini bırakmayacaklarına, yüzde 96 engelli Celal Şeker cezaevinde öldükten üç yıl sonra hakkında dava açıldığına dair ailesine tebligat gönderildiğini kamuoyunun bilgisine sunduklarına, ağır hasta mahpusların ölmesinin durdurulması çağrısını yinelemek istediğine ilişkin açıklaması

20.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha rahmetle andığına, ölümünün 47'nci yıl dönümünde Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün huzurunda saygıyla eğildiğine, İsmet İnönü'nün Lozan Anlaşması'nın imzacısı büyük bir diplomat olduğuna, ülkede çok partili hayata geçişin İsmet İnönü eliyle gerçekleştirildiğine ilişkin açıklaması

21.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha minnetle yâd ettiklerine, Meclisin 2021 yılının İstiklal Marşı Yılı olması kararının çok kıymetli ve anlamlı olduğuna, Meclis Başkanı Mustafa Şentop, siyasi parti grupları ve milletvekillerine teşekkür ettiğine, İsmet İnönü'yü minnetle yâd ettiğine, Gaziantep müdafaasının cumhuriyetin kurulması ve ülkenin kurtarılması anlamında en kutlu müdafaalardan birisi olduğuna, bugün Misakımillî hudutlarında oluşturulmak istenen terör koridorunda verilmiş olan kutlu mücadeleyi de yüz yıl öncesinden aldıkları ilhamla gerçekleştirdiklerine, bu mücadeleyi veren kahraman askerleri onurla, gururla ve şerefle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu'nun, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin (1)'inci fıkrasında "Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir." hükmüne istinaden 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin temel kanun olarak görüşülmesine dair önerinin kabul edilmesi üzerine salı akşamki birleşimde söz hakkı talep etmek için kürsüye doğru hareketlendiğine, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can'ın kendisinden on, on beş saniye önce dilekçesini verdiğine, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin bu şekilde yorumlanmasının söz konusu olmadığına, esas olanın istem meselesi olduğuna, bu çerçevede usul tartışması açılmasını talep ettiğine, önerinin kabul edilmesinin akabinde dilekçe sunmak üzere Divana yönelen tüm milletvekillerine aynı sırada söz talep ettikleri kabul edilip söz hakkı verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, İstanbul Milletvekili Abdullah Güler'in 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler'in, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, hem hatiplerin hakaret etmeden konuşmaları hem de iktidarın muhalefet eden milletve-killerine sabırlı davranmaları gerektiğine, Meclisin adabı içerisinde görüşme yapacaklarına, zaman zaman seslerin yükselebileceğine ama bunun Mecliste ayrıştırma noktasına hep birlikte getirilmeyeceğine ilişkin açıklaması

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan'ın 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan'ın 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerinin Meclisin yüceliğine saygı açısından doğru ifadeler olmadığına, görüşmelere biraz daha seviye getirme konusunda bütün Meclisin mutlak iş birliği yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Meclisin vakarına uygun tutum olmasının gerekli olduğuna ama bir milletvekilinin ko-nuşturulmamasını da kabul edilemez bulduklarına, dayatılan bir kanun teklifi olduğuna, bu dayatmayı kabul edemeyeceklerine ilişkin açıklaması

29.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2

31.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin sivil toplum kuruluşlarından büyük tepki aldığına, sivil toplum örgütlerinin susturulacağı ve teklifin örgütlenme özgürlüğünü tehdit ettiği görüşünü ifade ettiklerine, derneklerle ilgili bölümlerin teklif metninden çıkarılmasını bir kez daha ifade ettiğine ilişkin açıklaması

32.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, eski Milletvekili Hamza Yerlikaya'nın sahte lise diplomasıyla Gazi Üniversitesine kayıt yaptırdığını mahkemede beyan ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, bir siyasetçinin konuşurken etik kurallardan bahsetmesi kadar doğal bir şey olmadığına, amaçlarının teklifin görüşmelerinin saygın bir şekilde yürütülmesi olduğuna ilişkin açıklaması

35.- Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü'nün 247 sıra sayılı Kanun Tekli-fi'nin 12'nci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, bütçe görüşmeleri sırasında da Meclis tarihinin görmediği hakaret ve aşağılamalar ya-şandığına, bütün gruplara eşit yaklaşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 19 milletvekili tarafından Türkiye'de tekstil ve konfeksiyon sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 3/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3069) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi'nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 25 Aralık 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tara-fından asgari ücretin neden olduğu yoksulluğun araştırılması amacıyla 24/12/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 25 Aralık 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından virüse maruz kalan sağlık çalışanlarının meslek hastalığı kapsamına alınabilmeleri amacıyla 24/12/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 25 Aralık 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247)

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç'in, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin (1)'inci fıkrasında "Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir." hükmü doğrultusunda kanun tekliflerinin tümü ve maddeleri üzerinde şahıslar adına yapılacak konuşmalar ile 86'ncı maddeye göre oyunun rengini belli etmek üzere yapılacak konuşmalar için söz taleplerinin sıra sayısının dağıtıldığı an Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı görevlileri tarafından Divan adına teslim alındığına, söz taleplerinin teklifin temel kanun olarak görüşülmesine dair Danışma Kurulu veya grup önerisinin kabul edildiği andan itibaren alınabildiğine, aynı anda gelen söz talepleri için Başkanlık Divanındaki Kâtip üyelerin huzurunda ad çekme suretiyle işlem yapıldığına, milletvekillerinin söz haklarının korunması noktasında bağımsız ya da grubu bulunmayan siyasi parti temsilcisi milletvekillerinin söz alabilmelerine ilişkin bir husus varsa bunun için yapılması gerekenin İç Tüzük'te yapılacak bir düzenleme olduğuna, usul tartışmasının İç Tüzük'ün 63'üncü maddesine göre yapıldığına, 63'üncü maddenin (1)'inci fıkrası kapsamına konu edilebilecek bir tutumun bulunması gerektiğine, mezkûr talepte ise Başkanlığın bu fıkra kapsamına giren bir tutumu bulunmadığından bir usul tartışması açılması imkânı olmadığına ilişkin konuşması

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir'in 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında konuşmasında AK PARTİ'ye sataşması nedeniyle konuşması

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından Gümüşhane ili için ayrılan ödenek miktarına,

Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından Isparta ili için ayrılan ödenek miktarına,

Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından Iğdır ili için ayrılan ödenek miktarına,

Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından Hakkâri ili için ayrılan ödenek miktarına,

Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından Kars ili için ayrılan ödenek miktarına,

Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından İstanbul ili için ayrılan ödenek miktarına,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un cevabı (7/37288), (7/37289), (7/37290), (7/37291), (7/37292), (7/37293)

3

2.- Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman'ın, Türkiye ile Katar arasında yapılan ticari anlaşmalara ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın cevabı (7/37410)

3.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, Bakanlığın düşük faizli kredi sağladığı sektörlere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pek-can'ın cevabı (7/37411)

4.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, e-ticarete dâhil olan firma ve kadın sayısı ile e-ticaretin sektörlere göre dağılımına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın cevabı (7/37420)

25 Aralık 2020 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39'uncu Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İstiklal Marşı'mızın yazarı, millî şairimiz, Birinci Meclis Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'un 20 Aralık doğum yıl dönümü ve 27 Aralık ölüm yıl dönümü anma günü münasebetiyle söz isteyen Bayram Özçelik'e aittir.

Buyurun Sayın Özçelik

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in, 20 Aralık-27 Aralık İstiklal Marşı'nın yazarı, Birinci Meclis Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'u Anma Haftası'na ilişkin gündem dışı konuşması

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstiklal Marşı şairimiz, Birinci Dönem Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'umuzun 20 Aralık 1873 doğum ve 27 Aralık 1936 ölüm yıl dönümünü anmak ve anlamak adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Mehmet Akif Ersoy'un doğum günü, vefat günü ve İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü, milletçe Akif'i yakından tanıma ve genç nesle bütün yönleriyle tanıtma günleri olmalıdır. Allah'a şükür ki İstiklal Marşı'nı yazan Mehmet Akif, bu marşla milletin ana damar kodlarını her kelimesinde, satırlarında ve dizelerinde ortaya koyarak devletler ve medeniyetler kurarak gelen milletimizin gücünü de özünü de gün yüzüne çıkarmıştır.

Burdur halkıyla birlikteliği, beraberliği önce gönül ve Millî Mücadele birlikteliğiyle başlamıştır. Millî Mücadele'de, Kurtuluş Savaşı'nın öncesinde Anadolu'nun ve tüm Osmanlı coğrafyalarının uyanışında en etkili, en güçlü, en sözü kabul gören, sözleri gönüllere dokunan ve dirilişe vesile olan konuşma ve yazılarıyla rehber olmuştur. Akif, Anadolu'yu il il dolaşırken Burdur'a uğramış, konuşmalarda bulunmuş, bu kurulan gönül bağı ise Ankara'ya döndükten sonra, Burdurlu dedelerimizin Ankara'da Mehmet Akif'i defaatle ziyaretleri sonrasında Burdur milletvekilliğiyle neticelenmiştir.

5 dönemdir Mecliste bulunan bir kardeşiniz olarak, Mehmet Akif Ersoy gibi bir dehanın Burdur vekilliğinin sorumluluğuyla hareket ettik, Burdur'un her ilçesine, köyüne giderken Mehmet Akif Ersoy'un düşünce dünyasındaki görüşleri de götürdük. Mehmet Akif Ersoy, Anadolu'yu dolaşırken, Burdur meydanlarında konuşurken nasıl bir milletin mensubu olduğunu, manevi dünyasını zenginleştiren nasıl bir inanç mefkûresinin içerisinde olduğunu, dünyada söz sahibi olduğu dönemlerde nasıl adalet ve hakkaniyeti gözettiğini, karamsar olmayan, yeise düşmeyen bir kök zenginliğinin olduğunu, devletimizin ve milletimizin düşmanlarıyla kavga ve mücadele ederken, savaşırken de nasıl bir ufkunun ve inancının olduğunu, genleriyle taşıdığımız, mazlumun, mağdurun yanında, yanı başında, dünyada insanlığa akıttırılan kan ve gözyaşlarına karşı nasıl bir imanla cehennem ateşini söndüren gözyaşı medeniyetini kurduğumuzu taşıdık ve taşımaya devam edeceğiz.

Benim en büyük arzum, ilkokul, ortaokul ve liselerde Mehmet Akif'i özünden anlayan, anlatan programlar yapan öğretmenlerin, eğitimcilerin, araştırıcıların olmasıdır, çocukların bir disiplin içerisinde mayalanarak yoğrulmasının sağlanmasıdır. Sonrası ise insan odaklı hayatın içerisinde Mehmet Akif'in düşünceleri ortaya çıkacak ve üstüne eklene eklene gençlerin ve insanımızın gönlünde makes bulacak, zaferle taçlanacak tarihî sonuçlar alınacaktır.

Mehmet Akif'i yüzyıl önce özünden anlamış olsaydık, fen ve bilimde gelişme, Batı'yla yarışma, yerli ve millî olma hedefinin de olduğunu anlardık. Mehmet Akif'in yüz yıl önce söylediklerini anladığımız an "tek dişi kalmış canavar"ların ambargo, yaptırım kararlarını

4

anlamlandırırız ki bu, bize heyecan verir, azim verir. Mehmet Akif'i anladığımız an milletin adamlarına, liderlerine, öncüleri var oldukça "diktatör" diyenlerin neslinin devam ettiğinin, bunların daha tükenmediğinin, bu zihniyetin yok olmayacağını anlarız. Yüz yıl önce, Mehmet Akif'i anladığımızda Orta Doğu'da, Balkanlarda, Kafkaslarda, Kuzey Afrika'da, mavi vatanda oynanan oyunların Türkiye coğrafyası üzerinden aklını ve stratejisini telkinlerinden, mandacılık zihniyetinden alan değil, oyun üstüne oyun kuran, oyun bozan bir gücün sahibi olduğumuzu anlarız.

Cumhurun seçtiği Cumhurbaşkanı "Safahat, başucu kitabım." diyorsa biz üniversitelerimizde, ismini aldığı Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitemizde yeni bir neslin anlayışıyla, yeni bir bakış açısıyla, çağın gençlerinin kullandığı araç gereçlerle, argümanlarla, modellerle "Asım'ın Nesli"ni oluşturmak için yani "Asım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek/ İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek." şuurunda, bilincinde gençlik yetiştirmek hedefinde eğitim programları yapmamızın gerekliliğini anlarız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özçelik.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) - Bunun için evvelsi gün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Meclis Başkanımız…

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Keşke lisesini kapatmasaydınız, meslek lisesini.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özçelik.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Akif'in mezun olduğu okulu kapatmasaydınız keşke.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Yok. İlave süre vermiyorum.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) - O zaman bir bitireyim?

BAŞKAN - Yok, vermiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Biz genel istek üzerine istiyoruz. Bir dakika ver Başkan ya, ne olacak ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Biz Bayram'ı dinleriz. Böyle de dinleriz.

SERKAN TOPAL (Hatay) - Sayın Özçelik, hangi partiden olduğunu da söyleyin. Yüzyıl önce Sayın Akif Ersoy ne dediyse, hangi partiden olduğunu da söyleyin.

BAŞKAN - Sayın Topal, Sayın Topal…

Nerede maske Sayın Topal? Bir de ayakta bağırıyorsunuz.

Sayın Şeker gitti önde, kesin Covid.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) - …Mustafa Şentop'un öncülüğünde 5 siyasi partimizin imzalarıyla -12 Mart 1921- 12 Mart 2021 tarihinde, İstiklal Marşı'nın kabulünün 100'üncü yılı 2021 yılı, İstiklal Marşı Yılı kabul edilmiştir.

Biz Mehmet Akif'i

"Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince

Günler şu heyulayı da er geç silecektir.

Rahmetle anılmalı, ebediyet budur amma

Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir?"

Biz seni rahmetle, minnetle, şükranla anmaya, anlamaya, anlatmaya devam edeceğiz. Ruhun şad olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özçelik, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Sivas'a yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Sivas Milletvekili Semiha Ekinci'ye aittir.

Buyurun Sayın Ekinci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Sivas Milletvekili Semiha Ekinci'nin, Sivas iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) - Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Sivas'a yapılan yatırımlarla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi sultan şehrimiz Sivas adına saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, Sivas'a yapılan yatırımları burada beş dakikada anlatmam mümkün değil ama dört beş Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmaları kısaca anlatmak istiyorum. Ulaştırma ve haberleşme alanında on sekiz yılda Sivas'ımıza yapılan yatırımlar: 11,87 milyar TL yatırım yaptık. Bölünmüş yol 2002 yılında 24 kilometre iken 2020 yılında 809 kilometreye ulaşmıştır. Hızlı tren projemiz devam ediyor, inşallah, 2021 yılında sultan şehrimizin hizmetine girecektir. 2002 yılına kadar 106 köprü varken 2020 yılında 239 adet köprü yapılmıştır. Sivas-Samsun tren hattımız da yenilenmiştir bu arada. Eğitim alanında ise on sekiz yılda 913,85 milyon liralık yatırım yaptık, 2002 yılında derslik sayımız 4.918 iken bu dersliklerimizin tamamını yenileyerek 2020 yılında 6.357 dersliğe sayımızı çıkardık. Okullarımızın tamamında çocuklarımızın güvenli ve modern bir eğitim almalarını sağladık. Sivas Cumhuriyet Üniversitemizde fakülte sayımız 8 iken şimdi 18'e yükseldi. Bölüm sayımız 145 iken şu anda 304 bölümümüzde öğrencilerimiz eğitim almaktadır. Öğrenci sayımız 2002'de 19.102 iken 2020 yılında kayıtlı öğrenci sayımız 49 bine yükseldi. Ayrıca, Sivas'ımızda 2'nci

5

üniversitemiz olan Bilim ve Teknoloji üniversitemizi kurduk ve şu anda da orada yüksek lisans ve doktora öğrencilerimiz eğitim almaya başladılar.

Sağlık alanında Sivas'a kazandırdıklarımıza baktığımız zaman, Sivas merkezimizde Sivas Numune Hastanemiz; ilçelerimizde Sivas Divriği Devlet Hastanemiz, Yıldızeli Devlet Hastanemiz, Zara Devlet Hastanemiz, Şarkışla, Koyulhisar, İmranlı, Altınyayla, Yıldızeli, Kangal Devlet Hastanelerimiz; Sivas Şarkışla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz, Sivas merkez Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz; Akıncılar İlçe Hastanemiz, Sivas Suşehri Devlet Hastanemiz ve Gürün Devlet Hastanemiz bizim dönemimizde yenilenmiştir ve hizmete alınmıştır. Türkiye'de 19 adet bulunan ambulans helikopterlerden 1 tanesi de sultan şehrimiz Sivas'ta hem hemşehrilerimize hem de çevre illerdeki vatandaşlarımıza hizmet sunmaktadır. 2002 yılında 20 olan ambulans sayımız 82'ye çıkmıştır. 2002 yılında acil servis sağlık istasyonu sayımız 17 iken şu anda 40 civarındadır. Ayrıca, Cumhuriyet Üniversitesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanemiz de hizmete girmiştir. Cumhuriyet Üniversitemizin 1.100 yataklı yeni hastanesinin de yapımına başlanmıştır, inşallah 2023 yılında hizmete girecektir. Eski Devlet Hastanemizin de tadilatı tamamlandı, inşallah Ocak 15'ten itibaren onu da tekrar vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız.

Gençlik ve spor alanında: 10 spor tesisi varken şu anda 68 spor tesisimiz var. 2.138 öğrenci kapasiteli yurt sayımızı şu anda 18.362'ye çıkardık. 2002 öncesinde hiç gençlik merkezimiz yokken şu anda 2'si ilçelerimizde olmak üzere 4 gençlik merkezimiz var. Sivas'ımıza olimpik yüzme havuzu kazandırdık. Yine, yiğidoların gururu şanlı Sivassporumuzun maçlarını yaptığı 27.532 kişilik 4 Eylül Stadyumu'muzu da hizmete aldık.

Yıldız Dağı Kayak Merkezimiz şu anda hem Tokat hem Sivas illerimize hizmet vermektedir. Organize sanayi bölgemizde ise 2002 yılında 76 firma faaliyet gösterirken 2020 yılında bu sayı 264'e çıktı. Üretim yapan tesis sayımız 30 iken şu anda 160. 2002 yılında organize sanayimizde 990 kişi istihdam edilir iken şu anda 9.152 vatandaşımız organize sanayi bölgesinde istihdam ediliyor.

Yapılan çok ama ben -sürem de azaldığı için- sözümü Sivaslı Âşık Veysel'in dizeleriyle bitirmek istiyorum:

"Olmak istiyorsan dünyada mesut

Hakk'a, halka yarayacak bir iş tut

Çalıştır oğlunu, kızını okut

İnsan olmak için okumak gerek

Vatan bizim, ülke bizim, el bizim

Emin ol ki her çalışan kol bizim

Ayyıldızlı bayrak bizim mal bizim

Söyle Veysel öğünerek överek"

Biz de övünerek ve överek Sivas'a yaptıklarımızın sadece bir kısmını anlattık.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz, Gaziantep'in düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İzmir Milletvekili Mahir Polat'a aittir.

Buyurun Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İzmir Milletvekili Mahir Polat'ın, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MAHİR POLAT (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyetimizin ilk Başbakanı, ikinci Cumhurbaşkanı, Lozan kahramanı, partimizin efsanevi Genel Başkanı İsmet İnönü'nün aramızdan ayrılışının 47'nci yıl dönümü bugün. O, şöyle seslenmiştir: "Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmazsa o memlekette kurtuluş yoktur." 12 Temmuz Beyannamesi'yle serbest seçimlere gidip bağımsız Cumhurbaşkanı adayı olmuş ve 1950 seçimlerinde kaybettiğinde, herkes ona kaybettiğini söylediğinde o, demokrasi vurgusuyla şöyle seslenmiştir: "Bu, bir yenilgi değil, benim en büyük zaferimdir." Yine, der ki: "Önemli olan, iktidarda değil, itibarda kalmaktır." (CHP sıralarından alkışlar) Ruhu şad olsun, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar,

"Ben Antepliyim, Şahin'im ağam,

Mavzer omzuma yük.

Ben yumruklarımla dövüşeceğim,

Yumruklarım memleket kadar büyük."

Kendimi iki kente ait hissederim; biri doğduğum kent, Gaziantep; biri de ömrümü uğruna feda edebileceğim kent, İzmir. Bu iki kent, birbirine çok derin geçmişle bağlıdır; bu iki kent de Kuvayımilliye'nin aslında başkentidir. Bu iki kentin ilk kurşunu atan Hasan Tahsin'i, Şahin Bey'i ve Şehit Kâmil'i aynı duygularla vatan savunması için gitmişlerdir. Bu iki kentin efeleri vardır, çetecileri vardır, değerli arkadaşlar. Antepliler, oğul uşak devşek hep beraber yurdu savunmuşlardır. Antep savunması, önemli bir kent savunmasıdır, çetin açlıkla boğuşulmuş bir savunmadır, memleketi namus görüp namusu düşürmemek için canını veren

6

6.317 şehidin savunmasıdır. Antepli kadınlar, düşmanı sokmamak için kente, sabahlara kadar şakşağıyla silah taklidi yapmışlardır. Bir yanıyla kadın zaferidir Antep ve Antep'te Karayılan vardır bir de; hikâyesi anlatılması gereken korkak bir çocuktur, ölmekten korkar. Çatışma sırasında, saklandığı mevziden taşın arkasında bir kara yılanın kafasını merminin aldığın görür. "Saklansan da ecele fayda yok." der ve seyirtir düşmanın üstüne; arkasından dehşet, Antepliler birden savrulurlar ve şöyle yakılır türküsü:

"Karayılan der ki harbe oturak,

Kilis yollarından kelle getirek.

Nerde düşman varsa orada bitirek,

Vurun Antepliler namus günüdür."

Antep esir edilmiş, etrafı kuşatılmıştır. Antepliler kıtlıkla uğraşıyordur, dertleri açlıktan ölmek değildir; dertleri, açlıktan savaşamamaktır. Gün be gün ve öleceklerini bilerek zerdali çekirdeğinden ekmek yer ve savaşırken şehit olurlar.

Nâzım der ki: "Ateşi ve ihaneti gördük ve yanan gözlerimizle durduk bu dünyanın üzerinde."

3 Fransız askeri, bir kadını durdururlar, peçesini açmak isterler. 14 yaşındadır oğlu, annesinin namusuna el uzattırmaz ve oracıkta Şehit Kâmil şehit edilir.

Antepliler silahşor olur; uçan turnayı gözünden, kaçan tavşanı art ayağından vururlar ve Arap kısrağının üstünde taze yeşil servi gibi ince uzun dururlar. Antep sıcak, Antep çetin yerdir. Esir olmaktansa ölmeyi tercih eden bu millet, Antep kanını toprağına akıtarak savunur. Tam doksan dokuz yıl önce bugün kurtuluşa ererler. Bir yanıyla da çocuk gazilerin kentidir Antep.

Bu memleketin en büyük gazisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Antep'e seslenirken der ki: "Ben Anteplilerin gözlerinden nasıl öpmem, onlar yalnız Antep'i değil, bütün Türkiye'yi kurtardılar." Tesadüf değildir büyük Gazi'nin Antep'in hemşehrisi olması, Bey Mahallesi (Şahinbey) 01 numaralı hemşehrimiz olması. Gazi Meclisten, Gazi Mustafa Kemal'in hemşehrisi olmaktan gurur duyarak söylüyorum: Gaziantep'in kurtuluşu kutlu olsun.

Gazi şehir, az kaldı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Peköz…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Kemal Peköz'ün, 140 bin tıbbi sekreterlik bölümü mezununun kadro beklediğini Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'ya bildirmek istediğine ilişkin açıklaması

KEMAL PEKÖZ (Adana) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Tıbbi sekterlik bölümünü bitiren 140 bin gencimiz var. YÖK, programları yaparken taleplere göre değil, kendine göre program yaptığı için şu anda ciddi bir yığılma söz konusu. Hastanelerdeki ve sağlık kuruluşlarındaki görevlerini ise ebeler, hemşireler ve diğer personel yapmaktadır. Bu arkadaşlarımız atama ve kadro beklemektedir. Bunun için, Sağlık Bakanlığının bir an önce hastanedeki işlerin rahat yürümesi ve diğer sağlık personelinin kendi asli görevlerine dönmesi ve de YÖK'ün program yaparken talebe göre, gerekli olduğu kadar kadro ayırması gerektiği ifade ediliyor. Bunu bildirmek istedim. Sağlık Bakanından talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Ahmet Kaya…

2.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya'nın, çıkarılan kanuna göre borç yapılandırmak için başvuru süresinin 31 Aralık 2020 tarihinde sona erdiğine, içinde bulunulan koşullar da düşünülerek borçların yapılandırılması için bu tarihin yaz aylarına kadar uzatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Çok zor günlerden geçiyoruz. AKP Hükûmeti bu zor günlerde, vatandaşlarımızın ödeyemedikleri biriken vergi ve kira borçlarını ve trafik cezalarını yapılandırmak için bir kanun çıkardı ve bu kanunla 31 Aralık 2020 tarihine kadar borçlara yapılandırma imkânı tanıdı. İyi de oldu fakat pandemi şartları, kış ve bozulan ekonomik durum nedeniyle birçok insanımız, yapılandırma başvurusunda bulunamadı. Birçok esnafımızın dükkânları kapalı, insanlarımızın çoğu işsiz. Geçim derdine düşmüş insanlarımızın çoğu, kiralarını, elektrik, su, doğalgaz faturalarını ödeyemez durumdalar. Bu şartlarda nasıl olacak da yapılandırma yapacaklar? Nasıl olacak da geçmişten kalan borçlarını ödeyecekler? Buradan Hükûmet yetkililerine çağrıda bulunuyorum: İçinde bulunduğumuz kötü koşullar düşünülerek borçların yapılandırılması için son başvuru tarihi olarak açıklanan 31 Aralık 2020 tarihi, mutlaka yaz aylarına kadar uzatılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Önal…

7

3.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal'ın, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde sürekli işçi olarak kadroya alınan işçilerin yılda sadece on ay çalıştığına, iki ay çalışmadıkları için maaş ve sosyal güvenlik haklarından mahrum kaldıklarına, yaşanan bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) - Teşekkürler Sayın Başkan.

696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde sürekli işçi olarak kadroya alınan işçilerimiz; yalnızca on aylık süreyle çalıştırılmakta, geriye kalan iki aylık sürede çalıştırılmadıkları için maaş ve sosyal güvenlik haklarından mahrum kalmaktadırlar. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızı, gençlerimizi temiz ve sağlıklı bir ortamda yetiştirebilmek için okullarımızda temizlikten inşaata, boya badana yapmaktan tamirata kadar birçok işte çalıştırılan bu işçilerimiz, sadece on ay çalıştırıldıkları için kalan iki aylık sürede herhangi bir gelirleri de olmadığından mağdur olmaktadırlar.

Yaşanan bu mağduriyetin giderilmesini, Millî Eğitim Bakanlığında çalışan bu işçilerimizin çalışma sürelerinin on iki aya çıkartılmasını, asgari ücret düzeyindeki maaşlarında iyileştirme yapılmasını, tayin dâhil özlük haklarının verilmesi gerektiğini bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Durmuşoğlu…

4.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu'nun, Gazi Mecliste 2021 yılının İstiklal Marşı Yılı olarak kabul edilmesini kutladığına, İstiklal Marşı'nın İstiklal Harbi'nin manifestosu olduğuna ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Gazi Meclisimizde yapılan oylamayla 2021 yılının İstiklal Marşı yılı olarak kabul edilmesini kutluyor, başta Meclis Başkanımız Sayın Profesör Doktor Mustafa Şentop olmak üzere emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

Bugün 7'den 70'e herkesin aynı inanç ve heyecanla okuduğu, ezberlediği ve haykırdığı İstiklal Marşı'nın her mısrasında tarih, medeniyetin ortak değerleri, vatan ve bayrak aşkı bulunmaktadır. Yüz yıl önce kaleme alınan ve şairi Mehmet Akif Ersoy'un kahraman ordumuza ithaf ettiği bu marş, milletimizin tüm fertlerinin aynı heyecan ve imanla verdiği İstiklal Harbi'nin manifestosudur. Varlığımıza ve birliğimize yönelik her tehdit karşısında nazlı ve şanlı hilalin altında toplanmaya hazır milletimizin ortak vicdanı, yüreği ve iradesidir.

Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Topal…

5.- Hatay Milletvekili Serkan Topal'ın, pandemi sürecinde yeni duruma en hazırlıksız kurumun Millî Eğitim Bakanlığı olduğuna, yüz yüze sınavla öğrencilerin ve öğretmenlerin riske atılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Pandemi devam ettiği için okullarımız uzaktan eğitime geçti. Bu süreçte gördük ki: "Her türlü hazırlığı yaptık, hazırız." demelerine rağmen en hazırlıksız kurum Millî Eğitim Bakanlığı. "Hazırız" dediler, okulları bir açtılar, bir kapadılar. "Online eğitim" dediler, "Online sınav" dediler şimdi vazgeçerek "Yüz yüze sınav" diyorlar. Şimdi, buradan Sayın Bakana sesleniyorum: Sayın Bakan, sizin uzmanlık alanınız eğitim hatta planlama, bu planlamayı da siz mi yaptınız? Bu kış günü özellikle taşımalı eğitimdeki çocuklar, kent merkezlerindeki okullara nasıl gelecek? Bunun da planlaması yapıldı mı? Sınav aralarında bu çocuklar ne yiyecek ne içecek; bunu nasıl yapacaksınız? Dokuz aydır kapalı olan kantinleri mi açacaksınız? Lütfen, öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi riske atmayın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Şeker…

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker'in, pandemi sürecinde taşın altına elini koyan ve İl Sağlık Müdürlüğüne 10 adet hasta başı monitörü, 5 adet nemlendirme cihazı, 4 adet PCR cihazı alan, filyasyon ekipleri için 80 adet tablet, 40 adet bilgisayar, 20 araç ve 61 personel desteği sağlayan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dünyayı etkisi altına alan coronavirüsle mücadele de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde kararlı ve başarılı bir şekilde yürütülmektedir. Pandemiyle mücadelenin ulusal bir problem olması nedeniyle herkesin ve her kurumun tedbirlere uyması ve gayret göstermesi, taşın altına elini koyması önem arz etmektedir. "Bu, seferberliktir" diyerek bugüne kadar taşın altına elini koyan, sağlık kuruluşlarına her türlü desteği veren, bugün de yaşadığımız ikinci dalga nedeniyle İl Sağlık Müdürlüğüne 10 adet hasta başı monitörü, 5 adet nemlendirme cihazı, 4 adet PCR cihazı alan, ayrıca filyasyon ekibi için 80 adet tablet, 40 adet bilgisayar, 20 araç ve 61 personel desteği sağlayan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanımıza ve ekibine teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Gökçel…

8

7.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel'in, Cibuti, Sudan, Nijer gibi ülkelerden tarım için kiralanan arazilerin maliyetinin açıklanması gerektiğine, neden Türk çiftçisini değil de Sudan çiftçisinin, Cibuti çiftçisinin kalkındırılmak istendiğini öğrenmeyi talep ettiğine ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AK PARTİ iktidarı döneminde ithal saman gördük, ithal yem gördük, ithal gübre gördük, hepsi bir yana, ithal tarım arazisi de gördük. Türkiye, dünyanın en verimli tarım arazilerine sahipken geçen yıllarda yaptığınız gibi yine başka ülkelerden tarım arazisi kiralıyorsunuz. Türk çiftçisi adına soruyorum: Neden? Cibuti'den, Sudan'dan arazi kiraladınız, yetmedi şimdi Nijer'den kiralıyorsunuz. Kiralanan bu arazilerin maliyetini açıklamak zorundasınız. Neden Türk çiftçisini değil de Sudan'ın, Cibuti'nin çiftçisini kalkındırmak istiyorsunuz? Sizin Türk çiftçisine borcunuz varken başka ülkelerden arazi kiralamak neden? Türk çiftçisine ihanet değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Demir…

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir'in, İstiklal Marşı'nın kabulünün 100'üncü yıl dönümünde 2021 yılının İstiklal Marşı Yılı olarak kabulünün gurur kaynağı olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Millî marşlar, ülkelerin sembolleridirler. İstiklal Marşı; bu milletin hürriyet, bağımsızlık mücadelesinin kelimelerle vücut bulmuş hâlidir. Mehmet Akif'in yazdığı her satırda vatan aşkı, millet aşkı, bayrak aşkı vardır; her kelimesinde bir destan, her bir hecesinde verdiğimiz mücadele anlatılmaktadır. İstiklal Marşı'mız, Türk milletinin yedi düvele karşı ayağa kalkıp şahlanışıdır. Milletimiz ne düşmandan ne de canı, cananı vatan için feda etmekten çekinmemiştir. Var gücümüzle çalışıp mücadeleyi bırakmayacağız, ecdadımıza layık bir nesil olacağız.

İstiklal Marşı'nın kabulünün 100'üncü yıl dönümünde 2021'in İstiklal Marşı Yılı olarak kabulü, bizim için gurur kaynağı olmuştur. Allah, birliğimizi daim eylesin.

BAŞKAN - Sayın Ünlü…

9.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü'nün, pandemi sürecinde usta öğreticilerin yaşadığı mağduriyetin derhâl giderilmesi için Millî Eğitim Bakanlığını göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pandemi sürecinden önce halk eğitim merkezleri aracılığıyla mahallelerde vatandaşlarımızı meslek sahibi yapmak amacıyla dikiş, nakış, halı, dokumacılık, kuaförlük ve el işleri gibi meslek kazandırma kursları, usta öğreticiler vasıtasıyla verilmekte ve usta öğreticilere ders karşılığı ücret ödenmekteydi fakat salgına karşı alınan tedbirler kapsamında nisan ayından itibaren kurs süreleri bitmiş olan usta öğreticilerin SGK çıkışları yapılmış, ücret ödemeleri sonlandırılmış, yani geçim kaynakları ellerinden alınmıştır. Bu sebeple iş güvencesiz ve kadrosuz olarak çalışan, ders ücretinden başka geçim kaynağı olmayan usta öğreticilerin mağduriyetlerinin derhâl giderilmesi için Bakanlığı göreve çağırıyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Koçer…

10.- Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer'in, Gaziantep ilinin Fransız işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümünde Gaziantep iline "Gazilik" unvanı verilen Gazi Meclisten Millî Mücadele şehitlerini ve tüm Gazianteplileri saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gaziantep'in Fransız işgalinden kurtuluşunun bugün 99'uncu yıl dönümü. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ben Gazianteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki, onlar sadece Gaziantep'i değil, Türkiye'yi kurtardılar." sözlerine mazhar olan ve 6.317 şehidin verildiği Gaziantep savunması, eşsiz bir kahramanlık örneğidir. Kurtuluş şehitlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Doksan dokuz yıl önce "Vurun Antepliler namus günüdür!" diye başlayan Gaziantep'in Millî Mücadele ruhu ve gücü ilelebet yaşayacaktır. Gaziantep'e gazilik unvanı verilen Gazi Meclisimizden Gaziantep'in Millî Mücadele şehitlerini ve tüm Gazianteplileri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Girgin…

11.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin'in, SMA ilaçlarının SGK tarafından karşılanması ve tedavide kullanılan medikal malzemelere erişimin ücretsiz sağlanması gerektiğine, SMA'nın yükünü sadece ailelere bırakmanın sosyal devlete yakışmadığına, Sağlık Bakanlığının üzerine düşeni yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ayaz bebek, Alya bebek ve daha nice SMA hastası çocuğumuz için Sağlık Bakanlığına bir çağrıda bulunmak istiyorum. SMA tedavisinde kullanılan ilaçlar SGK tarafından karşılanmalı. Tedavide kullanılan medikal malzemelere erişim ücretsiz sağlanmalı. Bedeli 25 bin lirayı geçen öksürtme cihazı SGK kapsamına alınmalı. Evlilik ve doğum öncesi SMA taraması SGK kapsamında zorunlu hâle getirilmeli. Yenidoğan taramasının etkin şekilde

9

yapılması sağlanmalı. İhtiyacı olanlara evde fizik tedavi hizmeti ücretsiz sağlanmalı. Sağlık raporları ve reçete işlemleri kolaylaştırılmalı. İlaç tedavisi alanlara hastanelerde uygun ortam ve bölüm desteği sağlanmalı. Kriterleri karşılayamadığı için tedavisi yarım kalan hastaların tedavisine acilen devam edilmeli. SMA'nın yükünü sadece ailelere bırakmak, sosyal devlete yakışmamaktadır. Sağlık Bakanlığı üzerine düşeni yapmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Taşkın…

12.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın'ın, İstiklal Savaşı'nı en güzel şekilde ifade eden ve milletin ruhunu yansıtan İstiklal Marşı'nın müellifi Mehmet Akif Ersoy'u vefatının 84'üncü yıl dönümünde bir kez daha rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her milletin tarihinde derin izler bırakmış şahsiyetler vardır. Şüphesiz ki bunlar, milleti millet yapan değerlerdir. İstiklal Savaşı'nın manevi cephesini hazırlayan en önemli isimlerin başında gelen Mehmet Akif Ersoy, aynı zamanda, bilgi birikimi, vatan sevgisi, inancı ve çalışkanlığıyla millî bir değerdir. Bin yıldır üzerinde hür bir şekilde yaşadığımız bu cennet vatana kasteden yedi düvele karşı ecdadımızın destanlaşan bir mücadeleyle verdiği İstiklal Savaşı'mızı en güzel şekilde ifade eden ve milletimizin asıl ruhunu yansıtan İstiklal Marşı'mızın müellifi, büyük şair ve mücadele adamıdır Mehmet Akif Ersoy. Vefatının 84'üncü yıl dönümünde Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha rahmetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Aydın…

13.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın'ın, 2'nci Cumhurbaşkanı ve CHP'nin 2'nci Genel Başkanı İsmet İnönü'yü ölümünün 47'nci yılında rahmetle andığına, Bursa ilinde yaklaşık yetmiş beş günlük su kaldığına, yetkililere bu sorunla ilgili bir önlem alıp almadıklarını sorduğuna, suyun tasarruflu kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

"Devlete kin yakışmaz. Biz bu cumhuriyeti kanla kurduk ama insanla büyüteceğiz. Ben bunu Gazi'den öğrendim." diyen 2'nci Cumhurbaşkanımız ve partimizin 2'nci Genel Başkanı İsmet İnönü'yü ölümünün 47'nci yılında saygı, sevgi ve rahmetle anıyorum.

Konumuz, susuzluk. Bursa'da, bugün basında çıkan haberlere göre, yaklaşık yetmiş beş günlük su kaldı; Nilüfer Barajı'nda yüzde 4,5; Doğancı Barajı yüzde 39, Kestel'deki Gölbaşı Barajı yüzde 90 oranında kurudu.

Buradan yetkililere soruyorum: Bununla ilgili herhangi bir önlem alıyor musunuz? Böyle giderse Bursa susuz kalacak ve günlük ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak.

Ve bir uyarıyı da yurttaşlarımıza yapmak istiyorum: Suyun bir damlasını dahi düşünerek kullansınlar, tasarruf etsinler ve israf etmesinler yoksa önümüzdeki günler hayli sıkıntılı diyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Sümer…

14.- Adana Milletvekili Orhan Sümer'in, Adana ilinde faturasını ödeyemediği için elektriği kesilen abonelerden alınan açma kapama bedelinin ne vicdana ne de hukuka sığmadığına ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Enerji Bakanlığına verdiğim yazılı soru önergesinin cevabı, vatandaşlarımızın ne kadar zor hayat şartları içerisinde olduğunu kanıtlamıştır. Adana'da son beş sene içerisinde 368.928 abonenin elektriği faturasını ödeyemediği için kesilmiştir. Zaten faturasını ödeyememiş vatandaşlarımızdan ayrıca açma kapama bedeli olarak tam 12 milyon 381 bin 640 lira tahsil edilmiştir. Vicdanları yaralayan husus ise asgari ücretliye, emekliye, esnafa, kamu görevlisine maaş belirlerken iktidarın hiç kullanmadığı "enflasyon oranında artış" ibaresinin faturaların açma kapama bedellerine uygulanması ve vatandaşın sırtına yük olmasıdır. Milletin cebinde parası olsa zaten faturasını ödeyecek. Babaların çocuklarına harçlık veremediği… Vatandaşın midesindeki kuru ekmeğin lüks sayıldığı anlayış doğru değildir. Faturalardaki açma kapama bedelleri ne vicdana ne hukuka sığıyor. Milletin ödeyemediği faturasının üzerinden para almak haramdır, günahtır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Şimşek.

15.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek'in, 27 Aralık 1921 tarihinde Mersin ili Tarsus ilçesinin Fransız ve Ermeni çetelerinin işgalinden kurtarıldığına ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

19 Mayıs 1919'da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'da yaktığı bağımsızlık ateşi bütün yurdu sarmış ve 27 Aralık 1921 tarihinde doğduğum kent Tarsus iş birlikçi Ermeni ve Fransız çetelerinin işgalinden kurtarılmıştır. Tarsus'un kurtuluşunda emeği geçen başta Gülekli Hatice Ana olmak üzere Molla Kerim ve bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Tarsus'tan sonra 3 Ocak 1922 tarihinde de Mersin düşman işgalinden kurtarılmış ve Çukurova'daki işgal tamamen sona erdirilmiştir. Mersin işgalden kurtarıldıktan sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mersin'i ziyaret etmiş ve istasyon meydanında önündeki bir köşkü göstererek "Bu köşk kimin?" diye sormuştur Mersinlilere. Mersinliler "Kirkor'un." demişlerdir.

10

"Ya şu bina kimin?" demiştir. "O da Yorgo'nun." "Peki, şu konak kimin?" "O da Salomon'un." demişlerdir. Gazi Mustafa Kemal "Peki, bunlar bu binaları yaparken siz ne yapıyordunuz?" deyince arka sıralardan bir köylü, "Paşam biz Yemen'de, Çanakkale'de, Gelibolu'da savaşıyorduk." demiştir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Taşdoğan…

16.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan'ın, Gaziantep ilinin Fransız işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yılını kutladığına, Fransa'nın Türk düşmanlığından vazgeçip kendi ülkesiyle ilgilenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) - Teşekkürler Sayın Başkan.

25 Aralık, Gaziantep'in Fransız işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yılıdır, kutlu olsun. Fransızlar yüz yıl önce sadece Gaziantep'i değil Çanakkale'yi de işgal etmeye, teslim almaya gelmişlerdi. Üç yıl üç ayda inşa edilen Fransız zırhlısı Bouvet, Türk topçularının atışlarıyla mayına çarpıp içeriden infilak ederek üç dakikada boğazın derin sularına gömülmüştü. Fransa, Türk askerinin kahramanlığını, dünya harp tarihinde adı altın harflerle yazılı Çanakkale zaferini, boğazın dibini gören zırhlısı Fransız Bouvert ve Gaulois gemisini unutmamalıdır. Fransa bir an evvel bu Türk düşmanlığından vazgeçmeli, kendi ülkesiyle ilgilenmelidir. Yok, devam etmek isterse, Gaziantep savunmasının ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin şanlı Türk tarihinin sayısız zaferlerinden sadece ikisi olduğunu hatırlamalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Şimdi, sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Türkkan, buyurun.

17.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, Burdur Milletvekili, evladıfatihan torunu, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'u ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü vefatının 47'nci yıl dönümünde rahmetle andığına, 1921 yılında Meclis tarafından "Gazi" unvanı verilen Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümünde Gazianteplileri bir kez daha tebrik ettiğine, tüm Hristiyan âleminin Noel Bayramı'nı tebrik ettiğine, 2021 yılının ülke ile dünyaya barış ve huzur getirmesini dilediğine, devletin SMA hastası çocuklar için derhâl harekete geçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Burdur Milletvekili ama evladıfatihan torunu, Kosovalı, İpekli, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü, vefatının 47'nci yıl dönümünde yine saygı ve rahmetle anıyorum. İsmet İnönü, Millî Mücadele döneminde öncü bir asker, Türk siyasi tarihindeyse Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış; güzide devlet adamlarından birisi olarak tarihe geçmiştir. Merhum İnönü, bizim hafızamızda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yakın silah arkadaşı ve İnönü Savaşlarının komutanı olarak ebediyen saygıyla anılacak bir değerdir, ruhu şad olsun.

Bugün, Gaziantep'in düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü. 99 yıl önce işgalden kurtularak bağımsızlığını kazanan Antep halkına selamlarımı iletiyorum. Fransızlara karşı verilen mücadelede kentin nüfusunun dörtte 1'i olan 6.317 kişiyi şehit veren Antep, 1921 yılında yüce Meclisimizden "gazi" unvanını almıştır. 25 Aralık tarihini Fransızlardan kurtuluş günü olarak kabul eden Gaziantep'in kurtuluşunu kutluyorum. Parlamentoda bulunan Gaziantepli milletvekili arkadaşlarımızı ve onların şahsında tüm Gazianteplileri bir kez daha gururla tebrik ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başta Hristiyan vatandaşlarımız olmak üzere tüm Hristiyan âleminin Noel Bayramı'nı buradan tebrik ediyorum, huzur ve mutluluk diliyorum. Türk yurdu tarih boyunca barışın, huzurun, dil, din, ırk ayrımı yapılmaksınız birlikte yaşamanın ev sahipliğini yapmıştır. Bu vesileyle 2021 yılının ülkemize ve dünyaya sevgi, barış, huzur getirmesini diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Dünyanın hiçbir yerinde zulüm gören olmasın, sıkıntılar, çileler, hastalıklar, belalar tüm insanlığın üzerinden uzak dursun. Hangi inanca mensup olursa olsun ortak duaların bu olduğuna inanıyorum. İnanç ve mezhep farkı gözetmeksizin, hepimizin iyi dilekleriyle el ele vererek daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye için mücadele etmesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal medyaya her girdiğinizde sizin de karşınıza çıkan bir sorundan bahsetmek istiyorum. SMA hastası çocuklarımızın ailelerinin feryatlarına, "Yardım edin." çığlıklarına şahit oluyoruz. SMA hastası çocuklar hızla ölüme yaklaşıyor ama devlet hâlâ bu çocuklarımız için bir şey yapmıyor. Üstüne üstlük seslerini duyurmak için sokağa çıkmaktan başka çaresi kalmayan SMA hastası çocukların anne ve babalarının sesi de kesilmeye çalışılıyor. Devlet bir bebek ölürken seyretmemeli, devlet bu çocuklar için daha fazla vakit kaybetmeden hemen harekete geçmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Sağlık Bakanına buradan

11

seslenmek istiyorum: Bakın, bu bebeğin ismi İsmail Çağan, bunlar evlatları, bizim evlatlarımız. Bu evladın yerinde bizim evladımız olsa çılgına dönmez miyiz bir anne, baba olarak?

Burada Miran bebek var, yine annesi, babası çaresizlik içerisinde feryat ediyor.

Burada Ayaz bebek var, Ayaz bebeğin annesi çığlıklarını hiçbir yere duyuramamış "Bebeğimden önce ölmek istiyorum." diyor. Bu feryatları duymak lazım. Evlatlarımız, evladımız bu durumda olsa bizler de çılgına döneriz. Bu evlatlar hepimizin, biliriz, siz de bilirsiniz çaresizlik anne-baba için ölümdür. Gelin, vicdanınızı ortaya koyun, kurtarın bu çocukları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Bu feryatların yüce Meclis çatısı altında ses bulması için, bu mesajın gerekli yerlere ulaştırılması için sizlerin de desteğini bekliyorum. Bu vesileyle tüm Parlamentoya teşekkür ediyorum. Saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun efendim.

BAŞKAN - Sayın Akçay…

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümünde Gaziantepli kahramanlar ile Kurtuluş Savaşı'nın bütün kahramanlarını minnetle yâd ettiğine, yüz yıl önce Ege'de Büyük Yunanistan'ı, Doğu Anadolu'da Büyük Ermenistan'ı, Kıbrıs'ta Rum devletini kurmak isteyenlerin bugün Doğu Akdeniz'de, Ege'de, Güney Kafkasya'da yeni Sevr planları kurduğuna, Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı, siyaset ve devlet adamı İsmet İnönü'nün vefatının 47'nci seneidevriyesinde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere Kurtuluş Savaşı'nda vatan müdafaasında bulunan bütün kahramanları ve şehitleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Gaziantep'in düşman işgalinden kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümü. Sevr'den sonra Afrin'e karargâh kuran Fransızlar Adana'yı, Mersin'i, Antep'i, Maraş'ı, Urfa'yı işgal etmişti. Fransa ve desteklediği Hınçak, Taşnak çeteleri sadece Antep'te 6.317 insanımızın canına kıymıştır. Mustafa Kemal Atatürk Millî Mücadele'nin gurur nişanelerinden olan Antep savunmasının önemini "Ben nasıl Anteplilerin gözlerinden öpmeyeyim, Antepliler yalnız Antep'i değil, Anadolu'yu da kurtardılar, millî müdafaada öncü oldular." sözleriyle ifade etmiştir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla Özdemir Bey komutasında Kuvayımilliye müfrezeleriyle 1921'de Fransızların karargâhının bulunduğu Afrin'e operasyon yapılmıştır. Fransızlar baktılar ki pabuç pahalı 20 Ekim 1921'de anlaşma imzalamak zorunda kaldılar. Yani Fransız işgali 9 Eylül 1922'den bir yıl evvel defedilmiştir.

Dün Sykes-Picot, Londra, Petrograd gizli anlaşmalarıyla Türkiye'yi bölme hevesi güdenler bugün Doğu Akdeniz'de sözde yetki alanı anlaşmaları yapmaktadır. Yüz yıl önce Ege'de Büyük Yunanistan'ı, Doğu Anadolu'da Büyük Ermenistan'ı, Kıbrıs'ta Rum devletini kurmak isteyenler; bugün Doğu Akdeniz'de, Ege'de, Güney Kafkasya'da yeni Sevr planları kurmaktadır.

"Türkler yalnızca eyleme dönüşen sözlere saygı duyar." diyerek Charles de Gaulle adlı uçak gemisini Doğu Akdeniz'e gönderen Macron yüz beş senedir boğazın derin sularında yatan Bouvet, Charlemagne, Gaulois, Henri IV, Massena, Saint Louis, Suffren zırhlılarını ve Bernoulli, Joule, Mariotte denizaltılarını ve Jaureguiberry, Jeanne d'Arc, Latouche, Treville kruvazörlerini ne çabuk unutmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bugün, Türkiye'ye karşı küstahça açıklamalar yapan Macron, Urfa'nın nasıl "şanlı", Maraş'ın nasıl "kahraman", Antep'in nasıl "gazi" olduğunu öğrenmelidir. Sevr hayalleri kurarak bugün Doğu Akdeniz'de karşımıza çıkmaya çalışanların sonunun da dedeleri gibi olması kaçınılmazdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Düşman cesedimi çiğnemeden Ayıntab'a giremez." sözleriyle bayraklaşan Şahin Bey'i, "Vurun Antepliler namus günüdür." sözlerini hafızalara kazıyan şehit Karayılan'ı, "Antep'te canlı bir insan bulundukça ve memleket baştan başa yıkılmadıkça Fransız askeri buraya kati surette girmeyecektir." diyen Millî Kuvvetler Komutanı Özdemir Bey'i, 12 yaşındaki Şehit Kamil'i ve daha adını sayamayacağımız Antepli kahramanlarımız ile Kurtuluş Savaşı'mızın bütün kahramanlarını rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, bugün, Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı, siyaset ve devlet adamı İsmet İnönü'nün vefatının 47'nci seneidevriyesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün silah arkadaşı İsmet İnönü, Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri'nin kazanılmasında büyük katkı sağlamıştır, komutanlık yapmıştır. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere devlet ve siyaset adamı İsmet İnönü'yü ve Kurtuluş Savaşı'nda vatan müdafaasında bulunan bütün kahramanlarımızı, şehitlerimizi rahmet ve

12

minnetle anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Beştaş…

19.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Hristiyan yurttaşların Noel Bayramı'nı ve Süryani halkının Yaldo Bayramı'nı kutladığına, öğretmenlerin maaşını yük olarak gören Millî Eğitim Bakanlığının özel okul teşviklerini hangi gerekçeyle yaptığını merak ettiklerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzaladığı kararla OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun görev süresinin bir yıl daha uzatıldığına, bu komisyonun işlevsizliğini ve yargı yollarını kapamak için oluşturulduğunu defalarca ifade ettiklerine, KHK ihraçlarıyla yaşanan ağır hak ihlallerinin çözüm beklediğine, bu sesi Meclisin duyması gerektiğine, Agit İpek isimli şahsın naaşının annesine kargoyla gönderildiğini daha önce ifade ettiklerine, bu şahsın annesinin, evine yapılan baskınla saatlerce işkenceye maruz kaldığına, bunu kabul edilemez bulduklarına ve peşini bırakmayacaklarına, yüzde 96 engelli Celal Şeker cezaevinde öldükten üç yıl sonra hakkında dava açıldığına dair ailesine tebligat gönderildiğini kamuoyunun bilgisine sunduklarına, ağır hasta mahpusların ölmesinin durdurulması çağrısını yinelemek istediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, bugün yeniden doğuşun simgesi olan Hristiyan yurttaşlarımızın Noel Bayramı. Onların Noel Bayramı'nı ve Süryani halkının Yaldo Bayramı'nı da kutluyorum. Bayramların halkları birleştiren yanının hatırlanması ve bayramların verdiği neşe ve umudun yayılması dileklerini hep birlikte büyütelim diyorum ve tekrar bayramlarını kutluyorum.

Sayın Başkan, dün Millî Eğitim Bakanı bir açıklama yaptı ve hakikaten kamuoyunda çok büyük bir tepkiyle karşılandı. Özel okullara eğitim desteği verilmesine dair 31345 sayılı bir tebliğ yayımlandı ve Resmî Gazete'de de yayımlandı. Nedir içeriği? Desteklerle öğrenci ve velilerin özel okulları tercih etmesi teşvik ediliyor. Destek için gereken kaynak Millî Eğitim Bakanlığının bütçesinden karşılanacak. İlkokula giden bir çocuk için 4.165 lira, ortaöğretim için ise 4.849 lira olarak açıklanan bedel, bu yılın bütçesinden karşılanacakmış. Öğretmenlerin maaşını yük olarak gören Eğitim Bakanlığı özel okul teşviklerini hangi gerekçeyle yapıyor doğrusu merak ediyoruz ve niye yük olarak görmüyor?

Yine, soruyoruz Millî Eğitim Bakanına: Devlet okulları veli desteğiyle ayakta durmaya çalışırken evinde interneti, bilgisayarı olmayan çocuklar eğitim hakkından mahrum iken yurttaşlar çocuklarını özel okula yollasın diye verilen bu teşvikin manası nedir? Özel okullar devlet desteğiyle ayakta duracak ama yoksul çocuklar eğitim alamayacaklar, öyle mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bunun izahı ancak böyle yapılabilir ve pandemi döneminde kangrenleşen sorunlara çözüm bulmayan, aramayan Millî Eğitim Bakanının tek derdi, özel okulları ayakta tutmak. Biz, bunu kabul edilemez buluyoruz ve milyonlarca öğrencinin sorunlarıyla ilgilenen bir millî eğitim programının derhâl açıklanmasını talep ediyoruz.

Diğer bir konu, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu. Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun görev süresi bir yıl daha uzatıldı. Evet, aradan dört yıl geçti, hâlâ karara bağlanmayan 16.050 dosya var. Yani 16.050 hak ihlali, 16.050 tane yaşam var. Aileleriyle birlikte yüz binleri buluyor. Bu Komisyonun işlevsizliğini ve yargı yollarını kapamak için oluşturulduğunu defalarca ifade ettik ve bu ifadelerimiz, beyanlarımız uzatmalarla doğrudan teyit ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bu uzatmalarla bizim düşüncelerimiz de kamuoyunun beyanları da desteklenmiş oluyor. Aslında bir sürüncemede bırakma eğilimi var. Yani iktidar bize ve KHK'lilere diyor ki: KHK'lerle ihraç yaptık, karar verdik, bunun peşine düşseniz de netice alamayacaksınız ve elimizden geleni hukuksuzlukta, devamda yapacağız demek istiyor. Biz de şunu söylüyoruz ve söylemeye, mücadele etmeye devam edeceğiz: KHK ihraçlarıyla ortaya çıkan ağır hak ihlalleri çözüm bekliyor, tazmin bekliyor ve hak kaybına uğrayanlar için gerekli mekanizmaların bir an önce üretilmesi gerekiyor, bu sesi Meclisin duymasını istiyoruz.

Sayın Başkan, çok vahim 2 olay daha var, onları paylaşmak istiyorum: Burada ifade etmiştik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - …Türkiye tarihinde ilk defa çok ağır bir hak ihlali bu iktidar döneminde meydana geldi. Agit İpek isimli şahsın naaşı annesine kargoyla gönderilmişti hatırlarsınız ve burada ifade etmiştik. Dün bu anne, Agit İpek'in annesi, evine yapılan baskınla saatlerce işkenceye maruz kaldı. Gerekçe ne? "Evinizde misafirler var." Misafirliğe gidenler de partimizin MYK üyeleri orada misafirlikteler. Dört saat boyunca yüzükoyun şekilde yere yatırıldılar ve emniyete götürüldüler, emniyetten de sonra serbest bırakıldılar. İşte, sistematik işkence, zulüm dediğimiz tam da budur. Çocuğunun naaşını kargoyla göndermek yetmemiş, bir de işkenceye maruz bıraktılar. Bunu kınıyoruz, bunu kabul edilemez buluyoruz ve peşini bırakmayacağımızı da buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

13

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Son olarak, yine burada ifade ettiğimiz bir isim, Celal Şeker, yüzde 96 ağır engelliyken cezaevinde ölüme terk edildi ve öldü. Birçok hasta mahpus gibi, dışarı bırakılmadı, ailesiyle vedalaşamadı, cezaevinde yaşamını yitirdi ve bir skandal daha: Geçenlerde aileye bir tebligat gidiyor: "Celal Şeker örgüt propagandasından yargılanıyor, hakkında dava var, mahkemeye gelsin." Bu kadar kayıtsız, bu kadar -nasıl ifade edilir bilmiyorum- birbirlerinden haberi olmayan bir devlet ve yargı aygıtını kamuoyunun takdirine sunuyorum. Çocuğu cezaevinde ölmüş, ağır hastayken ölmüş, bu konuda büyük bir ihlal var, büyük bir haksızlık ve zulüm var ama ölümünden üç yıl sonra hakkında dava açılıyor. İşte, bu ülke böyle yönetiliyor. Bu şekilde birbirlerinden habersiz, vahim, hak ihlallerinin tavan yaptığı bir atmosferde bütün bu meseleleri kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bu vesileyle, Celal Şeker şahsında… Şu anda cezaevinde tutulan yüzlerce ağır hasta mahpusun yaşam hakkı tehdit altındadır ve bunların bırakılmaması, aslında, Türk Ceza Kanunu'na göre olası kastla insan öldürmektir. Olası kast dediğim de şudur: O tutuklu ve hükümlülerin öleceği biliniyor, görülüyor ama adım atılmıyor; Adli Tıp rapor vermiyor, rapor verince savcılıklar izin vermiyor, savcılıklar izin vermeyince cinayet suçu gerçekleşmiş oluyor. Ağır hasta mahpusların olası kastla cinayet sebebiyle öldürülmesini durduralım diyorum, bu çağrıyı da yinelemek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Özkoç…

20.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha rahmetle andığına, ölümünün 47'nci yıl dönümünde Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün huzurunda saygıyla eğildiğine, İsmet İnönü'nün Lozan Anlaşması'nın imzacısı büyük bir diplomat olduğuna, ülkede çok partili hayata geçişin İsmet İnönü eliyle gerçekleştirildiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İstiklal Marşı'mızın yazarı, vatan ve millet sevdalısı Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha rahmetle anıyorum.

Bugün İsmet İnönü'nün ölümünün 47'nci yıl dönümüdür. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı, 2'nci Cumhurbaşkanı, partimizin Genel Başkanıdır; manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum. İsmet İnönü, Batı Cephesi Komutanı, Kurtuluş Savaşı'mızın kahramanıdır, Büyük Önder Atatürk'ün silah ve dava arkadaşıdır. Ülkemizin tapu senedi sayılan Lozan Anlaşması'nın imzacısı, büyük bir diplomattır.

Atatürk'ün Nutuk'unda da belirttiği gibi Lozan Anlaşması Türk milletinin aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir vesikadır, emsali görülmemiş bir siyasi zaferdir; İsmet İnönü bu siyasi zaferin mimarıdır.

Türkiye'de çok partili hayata geçiş İsmet İnönü döneminde, İsmet İnönü eliyle gerçekleştirilmiştir. Kaybettiği seçimde iktidar koltuğunu "Benim en büyük yenilgim, en büyük zaferimdir." diyerek teslim eden büyük devlet adamı ve siyaset insanıdır.

Türk Hava Kurumu kasasındaki kayıp 40 paranın yani 1 kuruşun peşine düşen; devletteki yolsuzluk 40 parayla başlar, 40 lira olur, 40 bin lira olur kaygısıyla tek bir kuruşu bulununcaya, hesap ortaya konuluncaya kadar yöneticilerin yakasını bırakmamıştır.

Vatanını, milletini yürekten seven, askerî ve diplomatik bir deha, namuslu bir siyasetçi, devlet adamıydı. Evlatlarını memleketin tüm çocuklarıyla eşit koşullarda devlet okullarına gönderecek kadar eşitlikçi, mütevazı bir cumhuriyet insanıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Büyük değerdi, büyük değer kattı. Şükranla, özlemle, sonsuz saygıyla anıyoruz; ruhu şad olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özkan…

21.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha minnetle yâd ettiklerine, Meclisin 2021 yılının İstiklal Marşı Yılı olması kararının çok kıymetli ve anlamlı olduğuna, Meclis Başkanı Mustafa Şentop, siyasi parti grupları ve milletvekillerine teşekkür ettiğine, İsmet İnönü'yü minnetle yâd ettiğine, Gaziantep müdafaasının cumhuriyetin kurulması ve ülkenin kurtarılması anlamında en kutlu müdafaalardan birisi olduğuna, bugün Misakımillî hudutlarında oluşturulmak istenen terör koridorunda verilmiş olan kutlu mücadeleyi de yüz yıl öncesinden aldıkları ilhamla gerçekleştirdiklerine, bu mücadeleyi veren kahraman askerleri onurla, gururla ve şerefle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, tabii, bugün İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz. Şanlı tarihimizin bütün dünyada göstermiş olduğu kahramanlık destanlarını, bu milletin bütün güzelliklerini, coğrafyamızda inşa ettiğimiz

14

adalet ve barışı, kahramanlıkları İstiklal Marşı olarak en güzel şekilde ifade etmiştir ve tabii, bugün İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif'i anarken 2021 yılında, onu anlamak, mirasına sahip çıkmak ve gelecek nesillere onu en güzel şekilde anlatmak için Meclisimizin almış olduğu karar çok kıymetli ve anlamlı. Bir kez daha, başta Meclis Başkanımız, siyasi parti gruplarımız ve tüm milletvekillerimize yürekten teşekkür ediyorum.

Tabii, ülkemizde taş üstüne taş koyan, millî emanete sahip çıkan her kim varsa biz hayırla yâd ederiz. Yanlışları, hataları olur ancak milletin vermiş olduğu yetkiyle hizmet ediyorsa biz de gereken saygıyı göstermeliyiz. İsmet İnönü'yü bu vesileyle rahmet ve minnetle, şükranla yâd ediyorum.

Tabii, Gaziantep, şanlı tarihimizde Çanakkale neyse, Kocatepe, Sakarya neyse, vatanımızın müdafaası, cumhuriyetimizin kurulması ve ülkemizin kurtarılması anlamında, en kutlu mücadelelerin yerine getirildiği müdafaalardan birisi. Biz, sadece Gaziantep'in müdafaasını ve şanlı mücadeleyi anarak geçemeyiz. Bakınız, tarihi çok iyi anlamamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığı zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk 7'nci Ordu Komutanı olarak Hatay-İdlib-Afrin hattında müdafaayı gerçekleştiriyor ve Birinci Dünya Savaşı'nda Afrin işgal edilmiyor. 1921 tarihine kadar anavatana bağlı vatan toprağı ve Gaziantep'in müdafaasının önce Antep'ten başladığı buradan da gözüküyor. Zira Antep, Afrin'den önce Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. İşte yüz yıl sonra 7'nci Ordu Komutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın orada verdiği kutlu mücadele... Bugün, Misakımillî hudutlarımızda oluşturulmak istenen terör koridorunda bir kez daha orada vermiş olduğumuz mücadeleyle kendimizi gösteriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu noktada, Gaziantep'in müdafaasını burada anarken o kahramanca mücadeleye emek verenleri hayırla, minnetle, şükranla yâd ederken; yüz yıl sonra şanlı ecdadımızın torunları olarak bu coğrafyada Türkleri, Kürtleri, Arapları, bir arada yaşayan ortak hukukumuzu, birlikte yaşama inancımızı yeniden ayaklar altına almaya çalışan terör örgütü ve terör örgütüne destek veren bütün dâhili, haricî bedhahları milletimize şikâyet ediyor; bu kutlu mücadeleyi de yüz yıl öncesinden aldığımız ilhamla gerçekleştiriyoruz. Bu vesileyle, bir taraftan Antep'in şanlı mücadelesinde kahramanca çalışan, kahramanca göğsünü siper eden ecdadımızı rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyor; diğer taraftan Afrin'de, Cerablus'ta, İdlib'de, Fırat'ın doğusunda ve batısında bugün...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın sözlerinizi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - ...Misakımillî hudutlarımızda istiklal ve istikbal mücadelesi veren kahraman askerlerimizi onurla, gururla, şerefle yâd ediyor; başarılar diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 19 milletvekili tarafından Türkiye'de tekstil ve konfeksiyon sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 3/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3069) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi'nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 25 Aralık 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

25/12/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/12/2020 cuma günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Lütfü Türkkan

Kocaeli

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 19 milletvekili tarafından, "Türkiye'de tekstil ve konfeksiyon sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi" amacıyla 3/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 25/12/2020 cuma günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Bedri Yaşar.

15

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce İstiklal Marşı yazarımız, şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle, minnetle anıyorum. Yine, 2'nci Cumhurbaşkanımız Sayın İsmet İnönü'yü rahmetle anıyorum. Gaziantep ilimizin bugün 99'uncu kurtuluş yıl dönümü, onları da tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, tekstil sektöründe ihracatta dünyada 7'nci sırada yer alıyor; bugün, Avrupa'nın da 3'üncü büyük konfeksiyon tedarikçisiyiz. Tekstil ve hazır giyim sektörü, ülkemizde yaklaşık 1 milyonun üzerinde istihdam sağlamaktadır. Bugün, pandemi dolayısıyla ülkemizde tekstil ve konfeksiyon sektöründe, çok sayıda sektörde olduğu gibi, ciddi bir daralma vardır. Bu sektörde hem yurt içinde hem de yurt dışında satışlar gittikçe düşüyor. Ülkemizde yaşanan son bir yıllık gelişmeler de bu sektörde ortaya çıkan küçülmeye işaret ediyor. Tekstil sektöründe kapasite kullanım oranının, verilere göre, 2020 yılı içinde, mayıs ayında yüzde 38 seviyesine kadar düştüğü görülmektedir. Güncel kapasite kullanımı ise ancak yüzde 60'lara kadar yükselebildi.

Bugün, sektörde Türkiye'nin lokomotifi, hem üretimde hem de yurt içi ve yurt dışı satışlarda yaşanan gerilemelere rağmen taşıyıcı sektör olarak varlığını sürdürmektedir. Aynı zamanda en fazla döviz kazandıran sektörler arasında da ilk sırada yer almaktadır ancak, ne yazık ki, dış ticaret verileri sektörün son yıllarda büyümekte zorlandığını göstermektedir. TÜİK verileri, corona salgını sonrasında hem tekstil hem de konfeksiyon sektöründe üretim daralması yaşandığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu verilere göre daralma mart ayı itibarıyla tekstil sektöründe yüzde 7, konfeksiyon sektöründe ise yüzde 16'dır. Her iki sektörde nisan ayı üretim daralması yüzde 60,3 seviyesinde, tekstil ve konfeksiyon sektörü bu konuda özellikle Uzak Doğu rekabetiyle karşı karşıya kalıyor. Çin, Hindistan, Bangladeş, Pakistan gibi ülkeler hem tekstil hem de konfeksiyon konusunda Türkiye'nin rakibi olarak orta yere çıkıyor; bu, sektörümüzün büyümesini doğal olarak yavaşlatıyor.

2014 rakamlarına göre 18 milyar dolar ihracat yapmışız. 2019 yılı verilerine göre maalesef biz 2014'ün çok gerisindeyiz, yaklaşık rakam 15 milyar dolar civarında. 2020 yılında ise kasım ayına kadar toplam ihracat maalesef yine aynı şekilde 15 milyar dolar. Her yıl ileriye gitmesi, gelişmesi gerekirken maalesef sektör gerilemektedir.

Türkiye, tekstil ve konfeksiyon ihracatının yüzde 70 bölümünü Avrupa Birliği ve İngiltere'ye yapmaktadır. Dünyanın salgın yüzünden ekonomik bir buhran içerisinde olduğu hepinizin malumu. Bir de bu salgın yüzünden Avrupa piyasaları ve bununla birlikte iç piyasalar da maalesef kapandı. Avrupa Birliği, siparişlerini yüzde 90 seviyesinde iptal etti; böylece, sektörde milyonlarca dolarlık siparişler iptal edilince, beklemeye alınarak rafa kaldırıldı. İlk dalgadan sonra sektörde bir miktar kıpırdanma görülse bile maalesef ikinci dalga nedeniyle de iptal ve ertelemeler başladı.

Söz konusu gelişmelerin etkisiyle, kasım ayı hazır giyim sektörü ihracatı bir önceki aya göre yüzde 20'ye yakın geriledi, 1 milyar 523 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu sektördeki daralma sürecinin daha kolay atlatılabilmesi için desteklerin artırılması, gümrük vergilerinin azaltılması gerekmektedir. Sektörde, kirasını bile ödemeyecek durumda olan işletmelerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Sizler de biliyorsunuz, bugün özellikle alışveriş merkezleri kapandı. Alışveriş merkezlerinde ticaretle meşgul olanların önemli bir miktarını tekstilciler oluşturuyor. Bunlar aynı zamanda istihdama da çok ciddi katkı sağlıyorlar ama maalesef bu geçtiğimiz iki dönemde, pandemi süresinde en fazla etkilenen sektörlerin başında geliyor. Özellikle Çin, Bangladeş, Hindistan'la rekabetleri bu şartlar altında oldukça zor.

Tabii, bizim sağladığımız destekler, zaman zaman 25 bin liraya varan destekler vardı, esnafa yaptığımız yardımlar vardı ama bu rakamlar geçtiğimiz altı ay içerisinde kira ve elektrik ödemelerini ya karşıladı ya da karşılayamadı ancak verdiğiniz kredilerin 1'inci taksitini bile zor ödedi. Bundan sonra da özellikle bu küçük işletmelerin bu kredileri ödemesi; yapılandırdığı vergi, SSK borçlarını ödemesi mümkün görünmüyor. E, devlet de bugün için var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN - Süre uzatımı vermiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Yani yirmi yıldır vergi ödeyen, otuz yıldır vergi ödeyen esnafımıza hiç olmazsa bizim de otuz gün bakmamız lazım; beklentileri bu yönde.

Bu önemli bir sektör, araştırılması gerekiyor.

Katkı ve desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Serpil Kemalbay.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

16

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Sayın Başkan, sayın vekiller; tekstil sektöründe yaşanan daralma bir gerçeklik; aslında, bakarsak pandemi süreciyle birlikte en çok darbe alan sektörlerden bir tanesi. Fakat genel olarak tekstil sektörünün sorunları daha önce de vardı; ekonomik krizle birlikte, 2008 krizinden bu yana gelişmeler tekstil sektöründeki sorunları ağırlaştırdı. Fakat baktığımız zaman, tekstil işletmelerine bütünlüklü bakmak gerektiğini de düşünüyoruz çünkü esas olarak büyük markaların ve büyük işletmelerin bu krizlerden ve pandemi sürecinden ekonomik olarak çok etkilenmediğini, asıl ağır bedel ödeyenlerin daha çok merdiven altı atölyeler, konfeksiyon atölyeleri şeklinde olan küçük işletmeler olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla sektöre yönelik olarak alınan tedbirlerin daha bütünsel olarak ele alınması gerekiyor ve sektördeki işletmelerin, atölyelerin yanı sıra çalışanları da bu tablonun içerisine koymamız gerekiyor. Biliyoruz ki günümüzün en önemli sorunlarının başında işsizlik sorunu geliyor ve işsizlik sorununun temellerine de indiğimiz zaman aslında sektördeki temel sorunlara da dokunmuş olacağız. Çalışma yaşamındaki otomasyonun artmasıyla birlikte tekstilde artan oranda işsizlik ve aynı zamanda bir Çin'e öykünmecilik, ki Türkiye'yi Avrupa'nın Çin'i yapma heveslerinden de uzaklaşarak hem çalışma sürelerinin düşürülmesini gündeme almamız gerekiyor hem de pandemi sürecinde çalışanların yaşam koşullarını gözetmemiz gerekiyor.

Şöyle: Fabrikalar salgınların üssü hâline gelmiş durumda ve biliyorsunuz; tekstilde bant usulü çalışma var, tekstil makineleri yan yana duruyor, yan yana çalışma var, yollarda servisler veya toplu taşımanın kullanılması var. Pek çok sebeple tekstilde çalışan işçiler, çalışanlar pandeminin, salgının kötü koşullarına maruz kalıyorlar ve tuvaletlerde kâğıt; banyolarda, lavabolarda sabun dahi olmadan çalışıyorlar. Aslına bakarsak, tekstil sektörüne bütünlüklü olarak baktığımız zaman sorunlar oldukça ağır ve sadece işletmeleri gözeten bir yerden değil; çalışanları, emekçileri gözeten yerden bakarak ve özellikle, güvencesiz çalışmaya yönelik tedbirlerin de alınmasını ve çalışanların ve sektörün korunması için gerekli önlemlerin alınmasını destekliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Kamil Okyay Sındır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, "Millî Şef"imiz, 2'nci Cumhurbaşkanımız ve partimizin 2'nci Genel Başkanı İsmet İnönü'yü saygı, rahmet ve özlemle anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Tabii ki Gaziantep'in de kurtuluşunun yıl dönümünde bütün Gaziantep halkımıza buradan kutlama dileklerimi iletiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir sektörden bahsediyoruz bugün, tekstil sektörü; bakın, 2020 yılının kasım ayı sonu itibarıyla ilk on bir aydaki ihracatta otomotiv sektörünün de önüne geçmiş olan bir sektörden bahsediyoruz yani ihracatta 1'inci sırada yer alan bir sektör. Şöyle ki: Tabii, tekstili tekstil ve ham maddeleri, deri ve deri mamulleri, halı ürünlerini de dâhil ederek hazır giyim ve konfeksiyonla birlikte değerlendiğimizde, 25,5 milyar liralık bir ihracat, yüzde 18,25 oranında bir ihracat Türkiye'nin bu yılın ilk on bir ayındaki ihracattaki oranı; otomotiv sektörü yüzde 16,26'da kalmış durumda.

Aslında -diliyorum- bütün partilerin ortak bir tavrıyla araştırma önergesine olumlu yaklaşılıp böyle bir sektörün ele alınması, topyekûn ele alınması gerekir.

Sektör, aslında pamukla başlayan -daha tarımda topraktan gelen- pamuk üretimiyle, iplikle, tekstil ve hazır giyim, konfeksiyonla devam eden… Ve bunun ticaret alanını da lojistiğini de dikkate aldığınızda gerçekten, sadece tekstil ve hazır giyim sektörü 1 milyonun üzerinde istihdam sağlarken, perakende sektörü de dâhil 2 milyonu aşan bir istihdamdan, pamuk üretimini de dâhil ederseniz 6 milyonu aşan bir istihdamdan bahsediyoruz. 180'e yakın ülkeye ihracat yapıyor olmamız, özellikle 2020 başında coronavirüs pandemisinin etkileriyle yıl ortalarına doğru ihracatımızın yüzde 50 düzeyine düşmüş olması da dikkate değer konulardır. Bu yılı geçen yıla göre yüzde 15-20 düzeyinde, daha düşük düzeyde geçireceğimiz de aşikâr.

Sektörün finansman sorunları var, maliyeti artıran, rekabeti zorlaştıran sorunları var, girdi fiyatlarıyla ilgili, elektrik faturaları… Salt pamuk üretimi; yani düşünsenize değerli arkadaşlar, ham maddesi pamuk olan bir sektörde, pamuk üretiminde tüketimi karşılama oranımız ancak yüzde 59,9, neredeyse yarısını ithal ediyoruz.

Sektörün yapısal sorunları ortada. Sektörün salgından önceki bu üç sorun yumağına olumsuz yansımaları da ortadayken -ki bunlara girersek daha çok şeyi sayabiliriz, üç dakikada ancak bunları söyleyebiliyorum- böyle bir sektörü, bir yerli ve millî mesele olarak görerek hepimizin ortak bir tavırla araştırıp bu sektörü daha iyi bir noktaya taşımamız gerektiğini düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Erdoğan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Gaziantep'imizin kurtuluşunun 99'uncu yıl dönümü. Tabii, doksan dokuz

17

yıl önce, yine, bahsettiğiniz gibi, önce İngilizlerin, sonra da Fransızların işgalinden kurtulduk. Ben burada, Antep'i "Gaziantep" yapan şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle anıyorum, rahmetle anıyorum.

Tekstil ve konfeksiyon sektörü rekabetçi pazardaki en köklü sektörlerimizden biri ve ülkemizde, özellikle, sanayide ve istihdamda ilk sırada bulunan bir sektörümüz. Tabii ki bu konuda çalışmalar yapan, önergeler veren arkadaşlara da teşekkür ediyorum çünkü hakikaten çok önemli bir sektörümüz. Gaziantep'te, baktığımızda, 5'inci Organize Sanayi Bölgesinde, 148 bin sigortalı işçinin çalıştığı bir bölgede çalışan oranına baktığımız zaman, en büyüğü yine tekstil sektöründe. Tekstil sektörü, üzerinde Hükûmet olarak sürekli titizlikle durduğumuz bir sektör, konfeksiyon sektörü keza öyle ve bu üzerinde durmalarımız neticesinde zaten, biraz önceki konuşmacının da önerge sahibinin de bahsettiği gibi, dünyada tekstilde 10'uncu sıradayız ve Avrupa Birliğinde de 2'nci sıraya geldik en son verilerde, konfeksiyonda yine dünyada 4'üncü sıradayız; Avrupa Birliğinde de 3'teydik, 2'ye geldik, son verilerde 2'nci sıradayız. Onun için, bizim zaten bu sektörü ihmal etmemiz mümkün değil ve her zaman yanındayız, her türlü desteği Hükûmet olarak veriyoruz. Tekstilcilerimizin, konfeksiyoncularımızın, çalışanlarımızın her zaman yanlarından olduk, olmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tabii, burada bahsedilen destekler içerisinde şu ana kadar gümrük vergisinden tutun KDV istisnasına kadar birçok dalda da veriliyor.

Biraz önce Gaziantep'ten bahsettim. Tekstilde o kadar büyüdük ki çevre illere yayıldık; şu anda Adana bölgesinde, Ceyhan'da ithal ikamesi olan ve çok büyük rakamlara ulaşan yeni tekstil yatırımlarını Gaziantepli firmalarımız tarafından gerçekleştiriyoruz. Yakında; şu anda çalışmalar başladı.

İnşallah, bundan sonra da tekstilcilerimizle beraber sektörümüzü, sanayimizi geliştirerek yürümeye devam edeceğiz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından asgari ücretin neden olduğu yoksulluğun araştırılması amacıyla 24/12/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 25 Aralık 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

25.12.2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/12/2020 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Meral Danış Beştaş

Siirt

Grup Başkan Vekili

Öneri:

24 Aralık 2020 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen (10313) grup numaralı "Asgari ücretin neden olduğu yoksulluğun araştırılması" amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 25/12/2020 Cuma günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına önerinin gerekçesini açıklamak üzere Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de hep mevzulara göre gündem belirleniyor, konuşuluyor. Son bir haftadır milyonlarca insan birkaç konuyu konuşuyor; bir tanesi, Demirtaş davası ve Demirtaş'la beraber Demirtaş arkadaşlarının davası, bir diğeri; bu haksızlıklar, yoksulluklar ve beraberinde birçok kişi asgari ücret ne olacak merak ediyor. Sadece asgari ücret alanlar mı merak ediyor? Hayır, asgari ücret dışında, asgari ücretin altında kalanlar merak ediyor; ona bağlı İşsizlik Fonu'ndan ayrılan paralar merak ediliyor, kısa çalışma ödeneği merak ediliyor, asgari geçim indirimi merak ediliyor, birçok oran merak ediliyor.

Niçin Demirtaş davasından başladım? Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerek Demirtaş gerekse de arkadaşlarının bir siyasi rehine olarak tutulduğunu belirtti. Demirtaş, bu karara ne dedi? Dedi ki: "Ben üzgünüm, kendim ve arkadaşlarım üzgünüz. Niçin üzgünüz? Keşke bu karar yerine, ülkede barış gelişmiş olsaydı, demokrasi gelişmiş olsaydı. 83 milyon adına üzgünüm. 1 milyon kişi şatafat içinde, zevk içinde, toplumdan kopuk." Ne dedi? "İşsizlik, açlık, yoksulluk nedeniyle canına kıyanlar var. Çöpten, pazardan eşya toplayanlar var. Esnaf, çiftçi perişan, iflas etmiş durumda, on milyonlarca insan işsizlikle baş başa,

18

herkes yoksullaşıyor ve barıştan, demokrasiden uzaklaşıyoruz." İşte bu çerçevede asgari ücretliler, asgari ücretin altında olanlar ve büyük çoğunluk konuşuyor, bunu merak ediyor.

Niçin milyonlarca insan? Gerçekten, Avrupa'ya baktığınızda her zaman dile getirilen "Avrupa'yla şu derecede yarışıyoruz, Avrupa'da en öndeyiz..." Avrupa'da gerçekten en öndesiniz! Avrupa'da asgari ücretle çalışan insan sayısına baktığınızda yüzde 9 oranında. Türkiye'de ne? Yüzde 57 hatta yüzde 60. Peki, Türkiye'de asgari ücret çok küçük bir oran mı? Dünyada normalde bu, çok küçük "olmazsa olmaz" diye belirlenmiş sembolik bir rakama dönüşmüş. Türkiye'de siz bunu norma dönüştürmüşsünüz, standarda dönüştürmüşsünüz. Milyonlarca insan bunu merak ederken siz öyle bir hâle getirmişsiniz ki insanlar ne yaptığını bilmiyor. Nasıl mı bilmiyor? Bakın, vardiyada çıkan yemekte portakalı poşete koyup çantasıyla evine götüren asgari ücretli anne, buradan, Hükûmetten, iktidardan nasıl bir oran çıkacağını merak ediyor ama kimse bunu konuşmuyor, milyonlarca insan… Arkadaşlar, kaç yıldır soruyoruz, bu Mecliste kürsüde ben bile en azından 3-4 kez sordum, grubumuzdan birçok arkadaşımız sordu, muhalefetten birçok kişi sordu; Türkiye'deki asgari ücretli sayısını TÜİK açıklamıyor, söylemiyor sormamıza rağmen ama TÜİK, asgari ücrette insanların ne kadar maaş alacağını belirliyor, dalga geçer gibi belirliyor. Zaten demokratik olmayan bir tarzda, pazarlık usulü yöntemiyle gidiyor; bu, geleceği tümüyle baskı altına…

Şimdi, bu dönemde sabahtan akşama kadar diyoruz ki: "Fiziksel mesafeye uyun." Diyoruz ki: "Maske takın." Diyoruz ki: "İyi beslenin, iyi barının, ısının; aman hasta olmayın aşı gelene kadar, sağlığınız yerinde olsun." Ama siz, milyonlarca insanı açlık sınırının altındaki asgari ücrete mahkûm ediyorsunuz; açlık sınırının altında, yoksulluktan söz etmiyorum. Aile ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı diyor ki: "Yoksulluk bitti." Aynı Bakanlık diyor ki: "Biz her yıl verdiğimiz yardımları artırıyoruz." Bir ülkede yardım artıyorsa, sadakaya dönüşüyorsa, yoksulluk konuşuluyorsa asgari ücret perişan düzeydedir, asgari ücretli insanlar mağdurdur. Asgari ücretli sayısına baktığınızda -zaten bu mültecilerle beraber- onun altında çalışan, merdiven altında çalışan insanlara baktığınız zaman milyonlarca insanla karşı karşıyayız ve bu pandemide insanlarla beraber… Siz İşsizlik Fonu'nu zaten sermayeye aktarmışsınız, orada 39 lira olarak belirlenen para şimdi belki 40 lira, 41 lira olacak. Bu şekilde mi olur? Ama dünya ne yapıyor? Gelin bu Parlamentoda milletvekillerinin maaşlarına göre, Cumhurbaşkanı maaşına göre bir standart belirleyelim asgari ücret konusunda, gelin asgari ücretli sayısını Türkiye'de azaltalım, gelin rakamı azaltalım. Bunu yaparsak demokraside, barışta, özgürlükte, her konuda başarılı oluruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubu adına Sayın İbrahim Halil Oral.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin asgari ücret hakkındaki grup önerisi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

En başta, İstiklal Marşı şairimiz rahmetli Mehmet Akif Ersoy'u ve 2'nci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'yü rahmet ve minnetle anıyorum. Ayrıca, Gaziantep'in Fransız işgalinden ve mezaliminden kurtuluşunu kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de asgari ücretle çalışan sayısı her geçen gün artmaktadır; bunun üstüne, kayıt dışı çalışan sayısı da hızla artmaktadır. Küresel salgın döneminde işçi çıkarmayı yasaklayıp işçileri günlük 39 TL'ye mahkûm eden bir çalışma hayatı mevcuttur. İşveren ise asgari ücretin artışıyla aynı oranda vergiler ve SGK ödemeleriyle sıkıntıya girmektedir. Bütün bunlar domino taşı etkisiyle peş peşe gelmekte ve bütün domino taşlarının yükü en sonunda vatandaşın sırtına binmektedir.

Instagram'dan istifayı basıp kayıplara karışan damat Bakanınız başta olmak üzere iktidarınızın yarattığı ekonomik bir facia vardır. Ülkedeki alım gücünü, şirketlerin maaş ödeme gücünü artıracak ekonomik tedbirleri almak yerine Cengiz'in, Kolin'in, Limak'ın vergi borçlarını affetmeyi seçmektesiniz. Bu tuzu kuru kodaman şirketler de utanmadan ve sıkılmadan Grup Başkan Vekilimiz Lütfü Türkkan'a dava açmışlardır. Bu davalar, unutmayın ki Lütfü Bey'e değil, İYİ PARTİ Grubundaki her bir milletvekiline, İYİ PARTİ'ye üye olmuş her bir vatandaşımıza ve Lütfü Bey'in haklarını savunduğu bütün vatan evlatlarına açılmıştır. Millet vicdanında, ekonomik yıkım makinesi iktidar da vatandaşın iliğini kemiren, sömüren onun yandaşı 5 müteahhit de yargılanmış ve ömür boyu suçlu bulunmuştur. Böyle davalarla İYİ PARTİ'yi yıldırabileceğini düşünen varsa daha çok bekler.

Saygıdeğer milletvekilleri, asgari ücret meselesinde Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi çok net bir teklifte bulundu. "Asgari ücretin brüt miktarını işçiye verelim, artan vergi yükünü de devlet üstlensin. Böylece hem işçi daha fazla kazansın hem de işveren artışlardan daha az etkilensin." dedi.

Esnafa 500 lira kira yardımı yapmak işmiş gibi anlatmak önemli değildir; başarı, tam da Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi kalıcı ve köklü çözümler sunabilmektir. Diyanetin fitre miktarının dahi altında verilen asgari ücret yoksulluğa mahkûmiyettir. Türkiye, ekonomik bir

19

uçurumun kenarındadır. Milleti düşünün, israftan kaçının ve tasarruf edin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) - Ekonomik gücü güçlü olursa zaten işçi asgari ücrette bulunmaz.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Kani Beko. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA KANİ BEKO (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yılın son günlerindeyiz ve her zaman olduğu gibi hepimizin gözü kulağı Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yürüttüğü görüşmelerde. 10 milyona yakın asgari ücretli işçi, ailesiyle birlikte açlık sınırının altında yaşarken Komisyondan insan olmaktan kaynaklanan temel ihtiyaçlarını giderebilecek bir maaş beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, yapılan bu görüşmelerde, asgari ücretle çalışan 10 milyona yakın işçinin hepsi sanki bekârmış gibi 1 işçi için hesap yapılmaktadır. Asgari ücret belirlenirken işçinin ailesi de dikkate alınmalı, en azından 4 işçi için hesap yapılmalıdır. OECD verilerine göre, asgari ücretin satın alma gücü açısından Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde 18'nci sırada yer almaktadır. Ayrıca, Türkiye, Avrupa ülkeleri içerisinde asgari ücreti en düşük ülkeler arasındadır.

Bir yılda doğal gaza yapılan yüzde 40 oranındaki zam sonrası, asgari ücretle çalışanlar, kışın birinci derecede yakınlarıyla aynı evi paylaşmaktadırlar. Asgari ücretle çalışan işçiden milyarlarca lira vergi alınırken başta beşli çete olmak üzere fason işverenlerin vergilerini siliyorsunuz. Asgari ücretle çalışan işçilere de Şeker ve Kurban Bayramı'nda en az 1 maaş tutarında 2 ikramiye verilmesi için Meclis gerekli adımları atmalı, vermiş olduğum kanun teklifini derhâl gündeme getirmelidir. Adalet, halkın ekmeğidir, işçilerin de geleceğidir. Asgari ücret kararını verenlerin adil ve vicdanlı olmasını bekliyoruz çünkü asgari ücret sadece çalışan işçilerin meselesi değil, bir memleket meselesidir.

Tayyip Erdoğan'ın "Battı." dediği İskandinav ülkelerinin kişi başına düşen yıllık gelirleri şöyle: Danimarka 60 bin dolar, Norveç 78 bin dolar, İzlanda 67 bin dolar, Finlandiya 49 bin dolar, Türkiye ise 9 bin dolar. Erdoğan'ın "Battı." dediği ülkelerde insanlar bizim vatandaşlarımızın 5 ila 9 kat fazlasını kazanıyorlar. Bugün maalesef asgari ücret 2.324 lira, açlık sınırı 2.516 lira, yoksulluk sınırı 8.150 lira.

Sevgili mücadele arkadaşlarım, Avrupa ve Türkiye'de asgari ücretle çalışanların oranları şöyle: Türkiye yüzde 43, Slovenya yüzde 19, Romanya yüzde 15, Polonya yüzde 11, Bulgaristan yüzde 8, Fransa yüzde 8, Yunanistan yüzde 7, İngiltere yüzde 5, Hollanda yüzde 3, İspanya yüzde 1, Belçika yüzde 0,4.

Ülkemizde asgari ücretle çalışan işçilerin açlık sınırı altında yaşam mücadelesi verdiklerini Asgari Ücret Tespit Komisyonu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi dikkate almalıdır diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Orhan Yegin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) - Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Çok kıymetli milletvekilleri, hayata ilişkin birçok konuda olduğu gibi, her meseleye ilişkin rakamları, verileri yorumlarken işe ne tarafından baktığımız, o veriyi nasıl yorumladığımız, nasıl yorumlamak istediğimizle ilgili aslında varacağımız sonuç da önceden kestirilmiş oluyor. Ekonomik rakamlar da eğer, şayet doğru verilirse elbette gerçeği yansıtan verilerdir ancak bu rakamları kullanarak kötü bir tablo çizmek de iyi bir tablo çizmek de mümkün olabilmektedir. Örneğin, bir ülkenin borçlarını değerlendirdiğinizde; geçen yıla oranla bu yıl rakamsal olarak borcun arttığını gördüğünüzde "Bu ülkenin borçları arttı, battık, bittik, mahvolduk." diye bir yorum yapabilirsiniz ama eğer ülke borcunun artmasını millî gelir artışına oranla bir değerlendirme yaparsanız, o zaman bu borcun oransal olarak payının düştüğünü görür başka bir gerçeği yakalamış olursunuz.

Açıkçası grup önerisini okuyunca biraz bardağın boş tarafından bakıldığını, bu çerçevede bir değerlendirmeyle bir öneri metni hazırlandığını da görmüş oldum ancak ben şunu söylemek isterim: Evet, brüt asgari ücret Fransa'da, İngiltere'de, İspanya'da bin euronun üzerinde ama bizde 400 euro civarındadır. Doğrudur, Avrupa'yla kıyasladığımız zaman, Avrupa İstatistik Ofisi verilerine göre Türkiye -rakamsal olarak böyle baktığımızda- 26 ülke içerisinde 20'nci sıradadır; arzu ettiğimiz, hoşumuza giden bir tablo değildir gerçekten. Ancak yine Avrupa İstatistik Ofisinin verilerine göre baktığımızda asgari ücretin satın alma gücüne göre bir kıyaslama yapıldığında Türkiye, bu 26 Avrupa ülkesi içerisinde 8'inci sıradadır.

Şimdi, burada niyetimiz rakamları vuruşturmak "Ya, oradan baktığında şöyle" "Bak, buradan baktığında böyle." "Olur mu kardeşim! Bunu böyle yorumla." demek değildir. Biz bu

20

ülkede çalışan herkesin, emek veren herkesin hak ettiği değeri, emeğinin karşılığını almasını önemseyen bir iktidarız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz, on sekiz yıllık uygulamalarında bunu hayata geçirmeye çalışan, çevreyi merkeze taşıma iddiasını ortaya koyan, çevrenin yıllarca merkez tarafından itilmesine kakılmasına, haklarının yenmesine, hiçbir hakkın ona hak olarak görülmemesine itiraz etmiş ve bu itirazla iktidara gelmiş ve on sekiz yıldır asgari ücret artış oranlarından tutun da sağlık hizmetlerine erişime, sağlık altyapısına, eğitim hizmetlerine, eğitim altyapısına kadar her alanda, ulaştırmadan tutun da hepsinin standartlarını yükselterek; insanımıza hak ettiğini sunamıyoruz ama hiç olmazsa gayret edelim, daha fazlasını sunalım diye mücadele ortaya koymuş ve bunu başarmış bir iktidarız, bütün engellemelere rağmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Cenab-ı Allah'a sonsuz şükürler olsun. Biz istiyoruz ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) - Araştıralım, beraber araştıralım.

ORHAN YEGİN (Devamla) - Başkanım, süre vermiyorsunuz herhâlde.

BAŞKAN - Vermiyorum Sayın Yegin.

ORHAN YEGİN (Devamla) - Özür dilerim. Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, tutanaklara geçsin.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın hatibin konuşması bağlamında sanırım iktidar grubu bu önergeyi destekleyecek, öyle anlıyoruz. Araştıralım, daha iyi koşullarda emekçilerin asgari ücretini nasıl düzeltiriz diye bir karar verelim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim, kayıtlara geçti.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Biz önermiyoruz; direkt yapıyoruz, icra ediyoruz, hayata geçiriyoruz. Yapıp geçiyoruz biz zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Özkan, kabul etmeniz lazım.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından virüse maruz kalan sağlık çalışanlarının meslek hastalığı kapsamına alınabilmeleri amacıyla 24/12/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 25 Aralık 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

25/12/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/12/2020 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Engin Özkoç

Sakarya

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, virüse maruz kalan sağlık çalışanlarının meslek hastalığı kapsamına alınabilmeleri amacıyla 24/12/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan 2163 sıra no.lu Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 25/12/2020 Cuma günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Tekin Bingöl.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) - Bu konuşmayı dün yapsaydım, Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının sayısını 276 diye açıklayacaktım. Gün bitmeden, dün akşam 2 sağlık çalışanı kardeşimiz daha maalesef hayatını kaybetti. Bu bir savaş, dünya topla, tüfekle değil; bilimle, akılla ve doğru yönlendirmeyle bu savaşı kazanmaya çalışıyor ama dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de bu savaşın öncü güçleri sağlık emekçileri. Sağlık emekçileri, hepinizin bildiği gibi, en kritik ortamda büyük bir risk alarak çalışıyor. 11 Martta ilk Covid vakasının tespit edilmesinden hemen sonra Profesör Doktor Cemil Taşçıoğlu Covid-19'a yakalandı. Yoğun bakıma giderken öğrencilerine samimi duygularıyla şu cümleyi sarf etti: "Bütün deneysel ilaçları benim üzerimde deneyebilirsiniz." Çünkü Cemil Hoca ettiği yeminin arkasında durdu. Onurlu, kişilikli bir mücadele vermeyi kendisine ilke edinmişti. İlk kaybımızdı ama maalesef son olmadı. Dediğim gibi, o günden sonra bugüne geldiğimizde ve korkarız ki bundan sonra da sıklıkla sağlık emekçileri hayatını kaybedecek. Binlerce sağlık emekçimiz o savaşta öncü güçtü, fedakârlık yaparak hastalığa yakalandılar ama daha dinlenmeden, daha vücutları toparlanmadan yeniden âdeta cepheye

21

sürüldüler ve mücadele ettiler. Bu halkın sağlık çalışanlarına karşı bir minnet duygusu var, bu Parlamento bu minnet duygusunu somutlaştırmak zorunda. (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle de Parlamentoda 10'un üzerinde kanun teklifi var. Nedir bu kanun teklifi? Covid-19'un sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılması. Bir süre sonra, Sağlık Komisyonu Başkanı mutabakatın olduğunu ve olumlu görüşünü beyan etti. Aynı şekilde, kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı da bu konuda düşüncesini açıkladı ama gelin görün ki birkaç gün geçti, bir genelge yayınlandı Sağlık Bakanlığı tarafından, akıllara zarar bir genelge. Genelgenin içeriğinde hastalıkla illiyet bağı aranıyor; vazife malulü sayılmak isteniyor. Bu iktidarın bir tavrı var, bu tür olaylarda iki yaklaşım gösteriyor: Bir, ya zamana yayıp çürütüyor ya da ipe un serip sulandırıyor. Şimdi işte meslek hastalığıyla ilgili yapılmak istenen de bu; sulandırılıyor. Bu yapılmamalı. Az önce bahsettiğim, bu Parlamentonun sağlık emekçilerine karşı böyle bir ulvi görevi yerine getirmesi gerekiyor. Peki, ne oldu? Şimdi illiyet bağı aranıyor da ya, böyle bir anlayış olabilir mi? Şu deniliyor değerli arkadaşlar: "Hasta olan sağlık emekçisi, hastalığını yani o virüsü çalıştığı ortamda kaptığını ispat edecek." Ya, Allah aşkına, Sağlık Bakanlığı böyle bir şeyi tespit edecek bir yöntem mi buldu, bizim haberimiz yok. Nasıl böyle bir şey olabilir? O sağlık emekçileri sadece ev ile hastane arasında mekik dokuyor. Sinemaya, tiyatroya mı gidiyorlar; seyahate mi çıkıyorlar? Nedir bu anlayış? Nedir bu aymazlık?

Burada yapılması gereken, eğip bükmeden, sağa sola yönlendirmeden, bu, meslek hastalığıyla ilgili kanunun acilen yerine getirilmesi gerekiyor ve hatta geriye dönük işletilerek. Bakın, mayıs ayında bir vaka SGK'ye başvuruyor İzmir'de, altı ay bekletiliyor ve reddediliyor. Niye? İlliyet bağı kurulmamış. Ya, böyle bir şey olabilir mi ya? Kahraman ilan ettiğiniz, balkonlarda alkışladığınız sağlık emekçileri bunu hak etmiyor. Sağlık emekçilerine yapabileceğimiz, mütevazı bir anlamda, sadece ve sadece, bunu meslek hastalığı saymak. Bunun yok sayılmasının ya da illiyet bağıyla açıklanmasının hiçbir şekilde izahı yoktur. Yapmamız gereken bir tek şey var, bir tek şey: Süratle komisyonda görüşüp Genel Kurula indirip bunu sonlandırmak.

Bakın "Devlet büyüktür." diyoruz, "Devlet öder." diyoruz ama eğer devlet bunun ilacını, aşısını, testini ödeyemiyorsa o zaman bir şey var; bu iktidar bu ülkenin kasasını patlatmış ve ülkenin bütün hazinesini yok etmiş, ödeyecek parası yok, ülkeyi iflas ettirmiş, onun için böyle kaçak oynuyor diyorum.

Sizlere saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Zeki Hakan Sıdalı, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz neyi konuşuyoruz Allah aşkına? Dünyada pandemi olmuş, milyonlarca insan hayatını kaybetmiş ve maalesef, hastalık hâlen kontrol altına alınamamış, tüm yıkıcı etkisiyle devam ediyor. Hepimiz maskelerimizin arkasında sokaklarda yürürken; marketlerde yerlerdeki işaretlere, sosyal mesafe işaretlerine basa basa beklerken; kendimizi, bulduğumuz her yerde dezenfekte ederken; evlerimizde kendimizi en yakınlarımızdan izole ederken; aile büyüklerimizle camdan, pencereden veya telefonlarla görüşürken bir grup var ki onlara "Gidin bu pandemiyle göğüs göğüse mücadele edin, yedi gün yirmi dört saat çalışın, ailenizi unutun, kendi sağlığınızı unutun ama yeminizi unutmayın." diyoruz.

Coronayla mücadelede 40 bin çalışanımız enfekte olmuşken, 276 sağlık çalışanımız hayatını vermişken, biz bir sene sonra bile hâlen onların bu erdemli ve kahramanca duruşuna karşılık veremiyoruz. Bu fedakârlıklardan dolayı hayatını kaybedenlere kuru bir teşekkür etmekten başka, sosyal medyadan duygu yüklü bir mesaj yayınlamaktan başka hiçbir şey yapamıyoruz; bu, onların değil bizim ayıbımızdır. "Sağlık şehitlerimize minnettarız, gönlümüzden geçen onların şehit sayılması." demekle olmuyor. Devlet işleri temenniyle değil, kanunla yürüyor.

Sağlıkçılarımız mesleklerine başladıkları ilk gün bir yemin ettiler ve bu yemine sadık olmak, insanı yaşatmak için canla başla çalışıyorlar. Biz de buraya geldiğimiz gün bir yemin ettik ve bu yemine yakışır işler yapmak zorundayız. Tüm sağlık çalışanlarının geride bıraktıklarına bu yüce Meclisin borcu var. Burada hâlen "Meslek hastalığı olmalıdır." diye tartışmamız, şehit olarak kabul edilmeleri konusunda adım atmamamız, bu mücadeleyi verenlerin azmine vurulmuş en büyük darbedir. Yakın zamanda bir genelge çıkardınız, onda da memur-işçi ayrımı yapıyorsunuz, "Hastanede mi kapmış, dışarıda mı kapmış?" soruşturmasına gidiyorsunuz. İnsan orada canıyla uğraşırken bir de size hastalığı hastanede kaptığını ispat etmeye mi çalışacak? Dokuz ay tüm çağrı ve taleplere kulaklarınızı tıkadınız, şimdiyse hakkı şarta bağlamaya çalışıyorsunuz. İçinde muğlak ifadeler barındıran genelgelere, Meclis araştırmasına değil, hemen bu akşam çıkarılacak bir kanuna ihtiyacımız var, hemen bugün, hemen bu akşam.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Murat Çepni konuşacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

22

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) - Teşekkürler Başkan, Genel Kurul ve değerli halkımız.

Evet, pandemiye karşı tüm dünyada bir mücadele yürütülüyor. Bu mücadele yürütülürken özel olarak anılması gereken, özel olarak takdir edilmesi gereken insanlarsa sağlık emekçileridir. Daha doğrusu, bir mücadele varsa bu mücadeleyi verenler sağlık emekçileridir. Bunun dışında, hem Türkiye'de hem de dünyada iktidarların esas olarak yapmaya çalıştığı şey, yarattıkları ucube sağlık sistemini tamir etmek ve ortaya çıkan sonuçları bir biçimde tolere etmeye çalışmaktır. Dolayısıyla, ben buradan, bu mücadeleyi yürüten tüm sağlık emekçilerini saygıyla selamlıyorum ve yaşamını yitirenlerin de önünde saygıyla eğiliyorum.

Şimdi, meslek hastalığı talebi var, yani düşünün ki şu koşullarda, her gün binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve Türkiye'de de yüzlerce sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiği koşullarda bir talep ifade ediliyor, deniliyor ki: "Bundan kaynaklı yaşamını yitiren sağlık emekçileri meslek hastalığı niteliğinde ele alınsın." Bu, şu anlama geliyor: "Sigortalının, çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hâlidir." Şimdi, tanım buyken nasıl olur da iktidar bu talebe yanıt vermez ve buna illiyet bağı arar? İlliyet bağı aramak şu demek: İnsanları hastane koridorlarında, adliye koridorlarında uğraştırmak demek. Aradaki fark ne arkadaşlar? Aradaki fark şu: Eğer meslek hastalığı olarak görülürse geçici iş görmezlik ödeneği alacak, sürekli iş göremezlik geliri alacak, ölüm geliri alacak, cenaze ödeneği alacak, evlenme ödeneği alacak. Peki, iktidarın önerdiği vazife malulü hakları neler? Faizsiz konut kredisi, eğitim öğretim yardımı. Şimdi, tabii ki arada uçurum var yani iktidar burada da son derece -nasıl diyelim- bir ayak oyunuyla tabloyu tersine çevirmeye çalışıyor. Şimdi, iktidar bu süreçte, bu talebe yanıt vermeyerek ne yaptı? Yanıt vermeyerek şunu yaptı: Mesela, şirketlere para vermekten çekinmedi bu süreçte, yani "bütçe, bütçe" diyor ya, şirketlere para vermekten çekinmedi, ihalelere çıkmaktan çekinmedi, kendi yandaşlarına paketler çıkarmakta çekinmedi fakat pandemi sürecinin neredeyse tek mücadele yürüten kesimi olan sağlık emekçilerine ise çok sıradan basit bir talebi vermekte direniyor. Şimdi, iktidar bu anlamda bir tercih yapmalıdır; ya sermayeden yana ya halktan yana ya sağlık emekçilerinden yana ya şirketlerden yana tutum alacak. Biz burada sağlık emekçilerinin bu talebini sahipleniyoruz ve bu konuda yürütülen mücadelenin yanında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mustafa Esgin'e ait.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ESGİN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Gazi meclisimizi, aziz milletimizi ve kahraman sağlık ordumuzu saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

İktidara geldiğimiz ilk günden itibaren uygulamaya koyduğumuz Sağlıkta Dönüşüm Programı'yla önemli adımlar attık. Yapılan devrim niteliğindeki uygulamaların en önemli başlıklarından biri, sağlığın hizmet sunumu ile finansmanını birbirinden ayırarak sosyal güvenlik reformunun gerçekleştirilmesi olmuştur; bu sayede, tüm toplum kesimleri sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmıştır.

Değerli arkadaşlar, dünyanın yüz yılda bir karşılaştığı küresel bir salgınla devlet-millet el ele mücadele ediyoruz. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde salgınla mücadelede, pek çok gelişmiş Avrupa ülkesinin aksine, başarılı karneye sahip ülkeler arasındadır. Türkiye, salgınla mücadelesinde yapmış olduğu çalışmaların yanı sıra aşı çalışmalarıyla da dikkat çekmektedir. Üç ay içerisinde vatandaşlarımıza uygulanabilir yerli aşı sürecinde her çabayı göstermekteyiz. Yurt dışından da 50 milyon aşı bağlantısını gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki birkaç gün içinde ülkemizde olacak aşıların öncelikle sağlık çalışanlarımız ve risk gruplarına uygulanması başlayacaktır. Aşı uygulaması Sağlık Bakanlığımız tarafından ücretsiz olarak yapılacaktır.

Her zaman söylediğimiz gibi, kahraman sağlık çalışanlarımız hiç kimse için ve hiçbir şey adına siyasi bir polemik malzemesi yapılamaz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla, salgın döneminde rahatsızlanan sağlık çalışanlarımızın kadrolarına göre, vazife malullüğü veya meslek hastalığı statülerinin sağlanmasına yönelik genelge Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. Buna göre, Covid-19 tanısı alıp rahatsızlanan veya hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının meslek hastalığı ile vazife malullüğü hükümleri kapsamına alınması ve ilgili mevzuatla sağlanan haklardan yararlandırılması açıkça söz konusudur. Bütün vazife malullüklerinde, istisnasız, görevin neden ve etkisi çerçevesinde karar verildiği göz önünde bulundurulmalıdır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 14'üncü maddesinde ve 47'nci maddesinde meslek hastalığı ve vazife malullüğü hakkında açık tanımlamalar yapılmaktadır ve Covid-19 tanısı alan sağlık çalışanları da bu kapsamın

23

içindedir.

Bu vesileyle, aziz milletimizin ihtiyaç duyduğu her yerde hizmete hazır olan sağlık ordumuzun şefkat kahramanları fedakâr hekimlerimizi, hemşirelerimizi, sağlık memurlarımızı, teknisyenlerimizi ve bütün sağlık çalışanlarımızı gönülden kutluyor, milletimiz adına şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.47

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39'uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 247 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Lütfü Türkkan'ın.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Başkanım, usulle ilgili söz istiyorum.

BAŞKAN - Efendim?

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Usulle ilgili söz istiyorum efendim.

BAŞKAN - Neyle ilgili?

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Sonuçta bu kanunun görüşülmesiyle ilgili -dün de görüşmüştük- sizin İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin birinci fıkrasını yorumlamanızla ilgili söz istiyorum.

BAŞKAN - Size yerinizden bir dakika söz vereyim.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Başkanım, bu, usulle ilgili bir mesele. Yani usulle ilgili meselede…

BAŞKAN - Hayır, usulle ilgili meselede size kürsüden söz vereceğim ya da usul tartışması açtım demiyorum ki.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Elbette sizin takdir… Ama sonuçta ben usul tartışmasını açmak için meseleyi izah etmek istiyorum.

BAŞKAN - Bakın Sayın Yeneroğlu, sizin talebinizin ne olduğunu ben biliyorum ama siz bunu farklı şekilde yorumluyorsunuz.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Hayır, müsaade buyurursanız ben yorumlayayım. Benim nasıl yorumlayacağımı bilmiyorsunuz ki.

BAŞKAN - Ben sizi dinledim Sayın Yeneroğlu, teşekkür ediyorum.

İşlemi başlattım.

Sayın Türkkan, buyurun lütfen.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Başkanım, olacak iş mi yani? Ben usulle ilgili söz istiyorum. O zaman burada bulunmamızın ne anlamı var ki?

BAŞKAN - İstiyorsanız yerinizden vereceğim bir dakika söz.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Başkan, 63'e göre usuli itirazlar konusunda tartışma açmakla yükümlüsünüz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Genel Kurul dinlemek zorunda Sayın Başkanım.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Eğer bir usuli itiraz varsa bu konuda karar…

BAŞKAN - Usuli itiraz değil efendim, bir dakika.

24

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Tabii ki usulle ilgili itiraz.

BAŞKAN - Yürüyüşe ilişkin bir usul…

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Başkan, karar verme mercisi sizsiniz ama usuli itirazı açacaksınız.

BAŞKAN - Sayın Tiryaki, müsaade edin.

Yani işin yürüyüşüne ilişkin bir usuli itiraz söz konusu değil, şahıslar adına söz talebiyle ilgili olarak İç Tüzük'ün 61'inci maddesine ilişkin bir itirazları vardır, yerinde bir itiraz değildir, ben onu söylüyorum.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sonuçta reddedersiniz Sayın Başkan, usule ilişkin itiraz ya.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkanım, bakın, bu siyasi bir mülahaza değil, gerçekten siyasi bir konu değil.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - 63'e göre usul tartışması açın Sayın Başkan.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Sadece İç Tüzük'ün bir maddesinin yorumlanmasıyla ilgili bir mesele, siyasi bir mülahaza yok burada.

BAŞKAN - İç Tüzük'ün bir maddesinin yorumlanması meselesi değil yani sizin itirazınızı…

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Hayır, efendim, müsaade buyurun da ben kendi itirazımın ne olduğunu kendim dile getireyim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Meramını anlatsın.

BAŞKAN - Buyurun.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Başkanım, işlem tesis ettiniz. Bu da bir işlem.

BAŞKAN - Müsaade edin Sayın Bak.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Osman ağabey, demokrasi sana da bir gün lazım olur.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Tamam, her zaman lazım bize, merak etme.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Eyvallah.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Bu da bir işlem, ben sadece işlem tesis ettiğini söyledim.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Osman ağabey, müsaade eder misin?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Tamam, buyur canım.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu'nun, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin (1)'inci fıkrasında "Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir." hükmüne istinaden 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin temel kanun olarak görüşülmesine dair önerinin kabul edilmesi üzerine salı akşamki birleşimde söz hakkı talep etmek için kürsüye doğru hareketlendiğine, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can'ın kendisinden on, on beş saniye önce dilekçesini verdiğine, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin bu şekilde yorumlanmasının söz konusu olmadığına, esas olanın istem meselesi olduğuna, bu çerçevede usul tartışması açılmasını talep ettiğine, önerinin kabul edilmesinin akabinde dilekçe sunmak üzere Divana yönelen tüm milletvekillerine aynı sırada söz talep ettikleri kabul edilip söz hakkı verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin birinci fıkrası "Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir." demektedir. Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin temel kanun olarak görüşülmesine dair önerinin kabul edilmesi üzerine salı akşamki birleşimde arka sıralardan Divana doğru dilekçemi vermek üzere hareket ettim ve yürüdüm. Kamera kayıtlarını maalesef bana vermiyorlar -bu da ayrı bir garabet, gerçekten sonuç itibarıyla bir milletvekili olarak ben utanıyorum bu durumdan- kamera kayıtlarında da bu durum net olarak ortaya çıkacaktır.

Şimdi, ben yerimden kalktım ve Divana doğru yürüdüm. Divana doğru yürüdüğümde de Ramazan ağabey -Ramazan Bey, Kırıkkale Milletvekilimiz- buradan koştu -yine kayıtlarda bu bulunacaktır- ve benden belki on-on beş saniye önce oraya yönelmiş oldu ve yönelmiş olduğu için de benden önce dilekçesini verdi. Tabii ki birçok milletvekilini toplamış, o da ayrı bir tartışma konusu, o onu verdi ve oradaki arkadaşımız da dedi ki: "Mustafa Bey, bir dakika geç kaldınız." Ya "Allah'tan korkmak lazım, hadi de ki on saniye, on beş saniye, bir dakika nereden çıkıyor?" dedim. "Efendim, biz böyle hesap ediyoruz, böyle not aldık." dedi. Ben de diyorum ki Meclisin…

Bakın, bu maddenin bu şekilde yorumlanması söz konusu olmaz. Eğer bir milletvekili Başkanın karar vermesinden sonra söz talebiyle ilgili iradeyi ortaya koyuyor ve derhâl ayağa kalkıyor ve buraya doğru yürüyorsa ve böyle bir irade beyanında bulunmuşsa -ki Başkan da bunu kabul ediyor- o zaman bunun kabul edilmesi gerekir çünkü burada esas olan istem meselesidir, ben de istem sırasını bozan bir durumda olmadım.

Hani ne istiyorlar? Yani birbirimizle yarış mı yapalım? Meclisin itibarına yakışır mı bu durum? Dolayısıyla bu mesele siyasi bir tartışma değil, bu yapılan uygulama gerçekten milletvekilliği için onur kırıcıdır, Meclisin itibarını zedelemektedir ve koşu yarışına girmemizi eğer kimse istemiyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

25

MUSTAFA YENEROĞLU (Devamla) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA YENEROĞLU (Devamla) - …İç Tüzük'ün bu maddesinin doğru yorumlanması ve bu doğrultuda da, önerinin kabul edilmesinin akabinde, dilekçe sunmak üzere yerinden kalkan ve Divana yönelen milletvekillerinin aynı anda talepte bulunduğu kabul edilmelidir, birkaç saniyelik fark sonuç doğurmamalıdır. Ben dışarıdan gelmedim, buradaydım ve burada, yerimden kalkarak geldim. Dolayısıyla Mecliste de bir yarış içerisine giremeyeceğimize göre bunun kabul edilmesi gerekiyor, Meclisin saygınlığının gereğinin bu olduğunu düşünüyorum.

Bu çerçevede usul tartışması açılmasını talep ediyorum Sayın Başkanım. Bu hususla ilgili de önerinin kabul edilmesinin hemen akabinde dilekçe sunmak üzere yerinden kalkan ve Divana yönelen tüm milletvekillerinin aynı sırada söz talep ettiği kabul edilmeli ve hepsine söz hakkı verilmelidir. Bu mesele, siyasi bir tartışma değildir. Bu durumun tartışılmasını ve karar verilmesini yüce Meclise ve milletvekillerimize arz ediyorum.

Sağ olun, teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç'in, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin (1)'inci fıkrasında "Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir." hükmü doğrultusunda kanun tekliflerinin tümü ve maddeleri üzerinde şahıslar adına yapılacak konuşmalar ile 86'ncı maddeye göre oyunun rengini belli etmek üzere yapılacak konuşmalar için söz taleplerinin sıra sayısının dağıtıldığı an Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı görevlileri tarafından Divan adına teslim alındığına, söz taleplerinin teklifin temel kanun olarak görüşülmesine dair Danışma Kurulu veya grup önerisinin kabul edildiği andan itibaren alınabildiğine, aynı anda gelen söz talepleri için Başkanlık Divanındaki Kâtip üyelerin huzurunda ad çekme suretiyle işlem yapıldığına, milletvekillerinin söz haklarının korunması noktasında bağımsız ya da grubu bulunmayan siyasi parti temsilcisi milletvekillerinin söz alabilmelerine ilişkin bir husus varsa bunun için yapılması gerekenin İç Tüzük'te yapılacak bir düzenleme olduğuna, usul tartışmasının İç Tüzük'ün 63'üncü maddesine göre yapıldığına, 63'üncü maddenin (1)'inci fıkrası kapsamına konu edilebilecek bir tutumun bulunması gerektiğine, mezkûr talepte ise Başkanlığın bu fıkra kapsamına giren bir tutumu bulunmadığından bir usul tartışması açılması imkânı olmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Bu hususa ilişkin bir açıklama yapmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük'ün 61'inci maddesinin birinci fıkrasında "Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir." denilmektedir. Bu hüküm doğrultusunda, kanun tekliflerinin tümü ve maddeleri üzerinde şahıslar adına yapılacak konuşmalar ile 86'ncı maddeye göre oyunun rengini belli etmek üzere yapılacak konuşmalar için söz talepleri, sıra sayısının dağıtıldığı an Kanunlar ve Kararlar Başkanlığında görevli arkadaşlarca Başkanlık Divanı adına teslim alınmaktadır.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Nerede yazıyor? İç Tüzük'te bu da yazmıyor Başkanım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Temel yasa bu, temel yasa.

BAŞKAN - Danışma Kurulu veya grup önerisinin kabul edilmesi üzerine temel kanun olarak görüşülmesine karar verilen kanun tekliflerinde ise artık madde üzerinde görüşme yapılamayacağından madde üzerinde verilen söz talepleri düşmekte ancak bölümler üzerinde söz talepleri alınabilmektedir. Bu durumda söz talepleri ise teklifin temel kanun olarak görüşülmesine dair Danışma Kurulu veya grup önerisinin kabul edildiği andan itibaren alınabilmekte ve İç Tüzük hükmüyle yerleşik uygulama çerçevesinde, söz talebinin verilme sırasına göre işleme alınmaktadır. Aynı anda gelen söz talepleri ise Başkanlık Divanındaki Kâtip Üyelerimizin huzurunda ad çekme suretiyle yapılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, şunu ifade etmek istiyorum: Bu yerleşik teamül ve İç Tüzük'ün 61'inci maddesi hükmüne göre, burada çalışan Kanunlar Kararlar Başkanlığına bağlı bürokrat arkadaşlarımız bu doğrultuda işlem tesis etmektedirler. Şimdi, arkadaşlar "bir dakika" demişler ve hata mı yapmışlar? Şunu mu söylemeleri lazım, "Efendim, 7 saniye 6 salise geç kaldınız." mı demeleri lazım? Neticede bunu söylemişler. Burada, arkadaşlarımızın, hani burada daha sonra gelindiğini ifade etmek adına ortaya koydukları bir açıklamanın 1 dakikadır, 30 saniyedir, 20 saniyedir, 15 saniyedir diye tartışmasının yapılmasını ben doğru bulmuyorum veyahut da bu tartışmanın bürokrat arkadaşlar üzerinden yapılmasını ise hiç doğru bulmuyorum.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Yapmadım.

BAŞKAN - Müsaade edin.

Eğer, milletvekillerinin söz haklarının korunması noktasında bağımsız ya da grubu bulunmayan siyasi parti temsilcisi milletvekili arkadaşlarımızın burada söz alabilmelerine ilişkin bir husus varsa bunu da yapması gereken yine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve milletvekilinin kendi iradesi olmalıdır. Bu iradenin tesis yolu da İç Tüzük'te yapılacak bir düzenlemeyle geçer. Onun için, sizin dün Meclis Başkanlığına da iletmiş olduğunuz yazınızda olduğu gibi buradaki bürokrat arkadaşlarımızı itham edecek bir husus kesinlikle söz konusu değildir. Burada yapılması gereken şey İç Tüzük'te yapılan düzenlemeyle beraber, bu konuda da eğer Genel Kurul bir ihtiyaç görüyorsa ve milletvekillerinin söz haklarının her şekilde korunması noktasında bir irade ortaya koyuyorsa ona uygun yapılması gereken İç Tüzük değişikliğidir.

26

Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Hayır, siz İç Tüzük'ü yanlış yorumluyorsunuz Sayın Başkan. İç Tüzük'te böyle bir amir hüküm yok…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Yani, o sizin kendi düşünceniz ama ben İç Tüzük'ü yanlış yorumladığımı düşünmüyorum. Yerleşik teamül de budur, bugüne kadar yapılmış olan uygulama da budur.

Evet, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Efendim, görüş… Usul tartışmasını açın, milletvekili arkadaşlarımız, gruplar görüşlerini beyan etsinler.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Efendim, devam edelim.

BAŞKAN - Efendim, şöyle: Usul tartışması -onu da konuşuruz- İç Tüzük'ün "Usul hakkında konuşma" başlıklı 63'üncü maddesine göre yapılmaktadır. Onun birinci fıkrasına baktığınızda bu doğrultuda yapılan usul tartışması taleplerinde ilgili maddenin yani 63'üncü maddenin birinci fıkrası kapsamına konu edilebilecek bir tutumun bulunması gerekmektedir.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Aynen öyle.

BAŞKAN - Mezkûr talepte ise Başkanlığımızın bu fıkra kapsamına giren bir tutumu bulunmadığından bir usul tartışması açılması imkânı da yoktur.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Hayır, olur mu? Ne demek? Siz usule aykırı bir davranışta bulunuyorsunuz Sayın Başkanım. Bu klasik bir usul meselesi.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Sayın Türkkan, buyurunuz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) - Demokrasi anlayışınız adına tebrik ediyorum, takdir ediyorum.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Konuşma ya!

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günlerdir kamuoyunu da meşgul eden, milletvekillerini de meşgul eden Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin genelini değerlendirmek üzere İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İYİ PARTİ Grubu olarak her torba kanun teklifinde dile getirdiğimiz üzere, bu kanun teklifi, daha kapsamlı, detaylı ve müzakereye açık bir süreç içerisinde, siyasi parti gruplarının istişaresi ve riyaseti altında yürütülmeliydi. Bu konuda yaptığımız toplantılarda belirttiğimiz kanaatlerimize herhangi bir cevap şu ana kadar alamadık. Eğer çalışıyorlarsa, kanun maddelerine geçtiğinde bu çalışmalar geliyorsa onu bilemiyorum ama şu ana kadar bu istişare sonucu taleplerimizi içeren hiçbir konuda herhangi bir cevap alamadık. Çok daha geniş sivil toplum kesimlerinin katılımıyla tartışılmalı ve analiz edilmeliydi bu.

İktidar partisi torba kanun tekniğinde ısrarcı olduğu sürece biz de tekrar ve tekrar hatırlatmaya devam edeceğiz: Yasama faaliyetlerinin en önemli unsuru müzakeredir. Toplumun tümünün temsili ve devletimizin etkin ve etkili işleyişi düşünüldüğünde istişare ve müzakere etmenin önemi, Parlamento geleneklerinin sürekliliği açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir husustur. Kanun tekliflerinin komisyon görüşmelerinde ilgili alanlarda uzmanlaşmış kişilerden ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden yeterince bilgi alınmaması, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin en önemli iddialarından biri olan kuvvetler ayrılığının tam tesisi söyleminin çöktüğünün en açık göstergesidir. Yasama geleneğinin göz ardı edilmesiyle benimsenen bu teknik sistemdeki yapısal tıkanmanın çok açık bir tezahürüdür.

Asker ve polisimiz terörle mücadelede kahramanlık destanları yazarken devleti idare edenlerin de terörün finanse edilmesine müsaade etmemesi gerekmektedir. Görüşülmekte olan kanun teklifinde terörün finansmanının önüne geçilmesi amacıyla ihdas edilen kısımları destekliyoruz ancak Anayasa'nın özüne ve hukuk devletine bağlılığımızın gereği olarak bazı önemli noktalara da şerh düşüyoruz. Bu teklif yasalaştığında İçişleri Bakanı ve Valilikler, sivil toplum kuruluşlarının yönetiminde bulunan ve hakkında terör örgütü mensubu olduğu iddiasıyla soruşturma açılan isimleri görevden alabilecek, derneğin faaliyetini geçici olarak durdurabilecek ve gerekli görürse yönetimlerine kayyum atayacaktır. Anayasa'mızın 2'nci maddesi der ki: "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." Şüpheye binaen işlem yapılması Anayasa'nın hukuk devleti ilkesine alenen aykırıdır. Yargının bağımsızlığını ortadan kaldıran bu maddenin teklif edilmesi tek adam yönetiminin en açık göstergesidir.

Günümüz Türkiyesinde, ihbar üzerine, herkes hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan soruşturma açılabilmektedir. Bu sebeple, sivil toplum kuruluşlarına kayyum atama kriterinin soruşturmaya bağlanması, yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerden alınarak

27

yürütmeye devredilmesi anlamına gelir. Bu düzenleme, kuvvetler ayrılığı ilkesine indirilmiş çok ağır bir darbedir.

Söz konusu kanun teklifiyle birlikte, tüm sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin görevden alınması ve kayyum atanması yetkisi siyasi iktidara tevdi edilmek istenmektedir. İlgili maddenin iktidarın elinde son derece tehlikeli bir baskı aracına dönüşeceği de açıktır. Örneğin, futbol kulüpleri bir dernek, TEMA bir dernek, AKUT bir dernek. Yarın öbür gün boyun eğmeyen, biat etmeyen bu derneklere, spor kulüplerine kayyum atanması hiçten bile değildir. Yani, bütün -futbol kulüpleri başkanları, yöneticileri dâhil olmak üzere- sivil toplum kuruluşları başkanlarının ve yöneticilerinin iktidarın önünde temenna ederek eğilmesi istenmektedir, bu kanun başka da bir hüküm içermemektedir. "Gelin, sıraya dizilin, temenna edin." Başka hiçbir anlamı yok bunun.

Teklifte yer alan birçok madde suçun şahsiliği ilkesine ayrılık teşkil etmektedir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği, suç ve cezada belirlilik anayasal bir güvencedir aslında. Kanunun ilgili maddelerinin, Anayasa'nın 38'inci maddesinde güvence altına alınan "Ceza sorumluluğu şahsidir." ilkesine de aykırı olduğu açıktır.

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi, uzun yıllardır terörle mücadele eden ülkemiz için büyük önem arz etmektedir. Ülkemiz PKK, IŞİD ve FETÖ terör örgütlerinin alçak saldırıları sonucunda birçok vatan evladını şehit vermiştir; sayısız kahramanımız da gazi olmuştur. Gazi Meclisimizin kürsüsünden minnetimizi ve şükranlarımızı bir kez daha gururla dile getiriyor, şehit ve gazilerimizi saygıyla anıyoruz.

Bu kanun teklifi ülkemiz için ihtiyaç duyulan bazı düzenlemeleri de bünyesinde bulundurmaktadır. Terör örgütleri yıkıcı ve bölücü faaliyetlerine ulaşmak için iktisadi yöntemleri araç olarak kullanmaktadır. Terörle mücadeleden başarılı sonuçların elde edilmesinde önemli bir unsur olan terörün finansmanının önlenmesi hususu tüm devletler için önem arz etmektedir. Terörle mücadelenin merkezinde hukuka uygunluk olmalıdır ancak bu mücadele de, devleti idare edenlerin kalbinde ve zihninde taşıdığı sağlam iradeyle şekillenip ve sonuçlanması gerekmektedir. Maalesef bu hususta Adalet ve Kalkınma Partisinin yakın tarihi ve sicili son derece lekelidir. Kamunun bütün kaynaklarının bir terör örgütünün hizmetine verilmesinin, bakanlıkların bile bu terör örgütleri arasında pay edilmesinin, "Ne istediniz de vermedik?" anlayışıyla bütün bir devlet bürokrasisinin bir terör örgütüne teslim edilmesinin ve bu terör örgütüyle iş birliği yapılarak Türk Silahlı Kuvvetlerindeki milliyetçi, Atatürkçü subayların tasfiye edilmesinin sonucu olan 15 Temmuz gecesini hep beraber yaşadık. Onun için, Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün milletvekillerinin, terörün finanse edilmesi hususunu ihtiva eden bu kanun teklifini dikkatle okumasının da faydasının büyük olduğunu düşünüyorum. Nitekim iktidarınızın terörün finansmanı noktasında çıkaracağı büyük dersler vardır. Siyasi iktidarınız vesilesiyle Türk milleti de bu acıyı maalesef yaşayarak görmüştür. "Terörün finansmanı" deyince "AK PARTİ ve FETÖ ittifakı sebep, 15 Temmuz da sonuç olmuştur." cümlesini ilave etmek lazım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - 15 Temmuzda başbakan olacaklar mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Terörün yalnızca finanse edilmesi değil aynı zamanda teröre ve teröriste hoşgörü gösterilmesi de yakın zamanda Türk milletine yaşatılan acı bir tecrübedir. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde PKK yöneticileriyle Oslo'da kapalı kapılar ardında yürüttüğünüz kirli pazarlıklar hâlâ hatıralarımızda taptazedir. 35 PKK'lı teröristin davulla, zurnayla Habur Sınır Kapısı'ndan girişini ve teröristlerin çadır mahkemelerinde yargılanıp serbest bırakılmalarını Türk milleti unutmadı. Sayın Erdoğan Meclis kürsüsünde "Habur görüntüleri karşısında umutlanmamak mümkün mü?" diyordu, bunu da unutmamız mümkün değil.

Türkiye Cumhuriyeti devletine "terörist" diyen Şivan Perwer'le "megri megri" diye el ele tutuşup başından konfeti attıklarınız da Türk milletinin hatıralarında, Barzani'nin kafasından da temizlediğiniz konfetiler hatırlarımızda. PYD lideri Salih Müslim'in önüne serdiğiniz kırmızı halıları, adi bir teröriste uyguladığınız devlet protokolünü de hiç unutmadık. 2015 yılında, PKK'ya açılım rezaletinde meydanlarda teröristbaşı Öcalan'ın mektubunu nasıl okuduğunuzu da unutmadık ki aynı rezaleti bu memlekette, 2019 mahallî seçimlerini kazanabilmek için de yaşattınız. Sayın Erdoğan, PKK açılımıyla ilgili, valilere "Üzerine gitmeyin, silah yığdılar." demişti. İşte, o yığılan silahlar, hendek operasyonlarında 793 asker ve polisimizin şehit olmasına sebep olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıtlara geçsin: Bunun vebali, PKK açılım sürecini yürüten siyasi iktidarın boynunda ilanihaye asılı kalacaktır. Sayın Erdoğan, Türkiye'nin yerli ve millî bir muhalefete ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener geçtiğimiz günlerde çok önemli bir tespitte bulundu: "Anlaşılıyor ki Sayın Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir sonraki seçimde iktidar olamayacağını idrak etti ve partisini muhalefete hazırlıyor."

Kimin yerli ve millî olduğuna, ne siyasi iktidarınız ne de kara propagandalarınızı yürüten havuz medyanız karar veremez. Kimin yerli ve millî olduğuna mazisi kendisine kefil olmayan siyasi iktidarlar değil, tarih ve millet karar verir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

28

Yerli ve millî iktidar, Türkiye Cumhuriyeti devletine ve onun Cumhurbaşkanına aleni hakaret eden Amerika Başkanına sessiz kalmaz. Yerli ve millî iktidar, Suriye'deki askerlerimizi şehit eden Rusya'nın kapısında bekletilme utancını Türk milletine yaşatmaz. Yerli ve millî iktidar, kapalı kapılar ardında teröristbaşı Öcalan'ın kardeşiyle kirli pazarlıklar da yapmaz. İlk seçimde iktidar oluncaya kadar Türkiye'nin yerli ve millî bir muhalefeti vardır, onun adı da İYİ PARTİ'dir. Sonrasında milletin iradesiyle yerli ve millî muhalefet görevini devralmanızda bizim açımızdan herhangi bir beis de yoktur. Ancak yerli ve millî olmak da yetmez, aynı zamanda ahlaklı olmak ve kul hakkı yememek de lazımdır; bunlar da önemli.

Yerli ve millî olduğunu iddia eden siyasi iktidarlar toplumu refah içinde yaşatmakla mükelleftir. Son iki yılda bütçe açığının 32 milyar liradan 240 milyar liraya çıktığı, kişi başına düşen millî gelirin 12.500 dolardan 7.500 dolara düştüğü, Türk lirasının yüzde 65 değer kaybettiği bir memlekette "yerli ve millî" söylemlerinin altı boş ve mesnetsizdir. 2017 yılında faiz giderlerine 57 milyar lira harcıyorduk, önümüzdeki yıl 179 milyar lira harcayacağız. Türk milletinin alın teri, faiz lobilerine peşkeş çekiliyor. Yerli ve millî olmak burada lazım. "Ahdim olsun ki faizi düşüreceğim." diye vatandaştan oy isterken yüzde 13,5 olan faiz, dün yüzde 17'ye geldi, üstelik faiz konusundaki çalışmalarıyla Nobel İktisat Ödülü peşinde koşan Sayın Erdoğan'ın tezinin çürümesi milletimize tam 120 milyar dolara mal oldu. AK PARTİ iktidarı artık kriz yönetiminde kırmızı alarm vermektedir.

Bakın, en son bir kararname yayınlandı, dövize karşı Türk lirasını güçlendirmek amacıyla faiz gelirlerinden alınan yüzde 10'luk vergi sıfırlandı. Peki, kim faizden gelir elde ediyor? Asgari ücret alan işçi mi, emekli mi, ev hanımı mı, engelli mi? Sayın Erdoğan'ın ifadesiyle bundan bir tek kişi sebeplenir, faydalanır, o da faiz lobisi. Faiz lobisi için özel kanun çıkarıyorsunuz, kavga ettiğinizi söylerken onlar için özel kanun çıkarıyorsunuz. Belli ki yine aynı şey olmuş, lafı evirip çevirip istediğiniz yere getirmişsiniz ve faiz lobilerinin işine gelecek bir çözüm üretmişsiniz. Peki, faiz lobileri zenginleşirken, yandaş ihya olurken pandemi sürecinde vatandaşa ödediğiniz ücret ne kadar? Günde 39 lira yani 4,5 dolar. Bu 39 lira zaten onların kendi parasıydı. Yani onlara herhangi bir iyilik yapmadınız; kendi paralarını keserek verdiniz, azaltarak verdiniz.

Özetle, sarayın ekonomiden sorumlu bakanları, danışmanları ya da banka müdürleri Türk lirasına olan güvensizliğin bu yeni sistemden kaynaklandığını söyleyememişler, faiz lobilerine de diz çökmüşlerdir. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, köprülerin, otoyolların, şehir hastanelerinin müteahhitlerine önümüzdeki yıl en az 31 milyar Türk lirası vermeyi planlarken vatandaşlarına da 39 milyar lirayı müstahak görüyor. Yani kendi yandaşlarına, o müteahhitlere 31 milyar lira, 83 milyon vatandaşa da 39 milyar lira.

Sırtına yüklediğiniz ağır vergi yüküyle inim inim inleyen fukara vatandaş Türkiye'nin kanını emen bu sermaye oligarşisine daha ne kadar tahammül edecek, belli değil. Nefesini kestiğiniz esnafa, KOBİ'ye niçin 5 müteahhide gösterdiğiniz hoşgörüyü göstermiyorsunuz? "Vatandaş fukaralaştı, dayanacak gücü kalmadı." diyoruz, siz gidip yandaş müteahhitlerin vergi borcunu siliyorsunuz. Bizi yanlış mı anlıyorsunuz, yoksa böyle mi davranmak işinize geliyor? "Asgari ücretten aldığınız vergiden vazgeçin, millet nefes alsın." diyoruz, siz gidip faiz lobisinin vergilerini sıfırlıyorsunuz. Asgari ücretlinin insanca yaşaması için Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener'in çağrısını yineliyorum: "Brüt asgari ücretin 3 bin liraya çıkarılması ve brüt kazancın tamamının çalışana ödenmesi gerekmektedir. İşverenimiz çalıştırdığı asgari ücretli vatandaşımızın gelir vergisini ve SGK primini devlete değil, çalışanına versin; devletimiz de çalışanımızın gelir vergisini ve SGK primini üstlensin." İnsanlar biraz nefes alsın yahu! Türkiye'nin kaynakları yandaş müteahhitlere değil, işçisi ile Türk halkına teslim edilsin. İYİ PARTİ olarak beklentimiz ve hedefimiz bu. Bu rantçı, yandaş ve hatta talancı zihniyetin temsilcileri şunu bilmeliler ki: Vatandaşın emekle, alın teriyle biriktirdiği vergileri yandaş aile şirketlerine pay eden bu haramzade ekonomik düzen İYİ PARTİ iktidarıyla mutlaka ve mutlaka son bulacaktır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını, devletin varlığı ve istikbali için vazgeçilmez görmesi sanrısından bir an önce vazgeçmeye davet ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarı Adalet ve Kalkınma Partisinin itibarından ve bütün siyasi partilerin itibarından fersah fersah öndedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir şahıs devleti olamayacak kadar kadim ve büyük bir devlettir. Türk devlet geleneğini idrak edemeyenler, Türkiye Cumhuriyeti devletini geçici hükûmetlerden ibaret zannedenler… Nitekim Sayın Erdoğan bu yanılgıyı şöyle ifade etmişti: "Tayyip Erdoğan gitsin demek devlet yıkılsın demektir." İYİ PARTİ olarak vazifemiz sizi bu yanılgıdan ivedilikle kurtarmaktır. Biz diyoruz ki: "Siz fânisiniz, siz bir gün mutlaka gideceksiniz, adınız bile anılmayacak, unutulacaksınız ama Türkiye Cumhuriyeti devleti ilelebet payidar olacaktır." (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) On sekiz yıllık iktidarınızla beş bin yıllık Türk devlet geleneğini mukayese etmeye kalkışmayın.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ederim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Beyanları kabul etmiyoruz, reddediyoruz.

29

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Halil Öztürk.

Buyurun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuza gelmiş bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyenleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye özellikle bu yılın ikinci çeyreğinden itibaren Covid-19'la ciddi bir mücadele içindedir. Aynı zamanda terörle mücadelede; Suriye, Irak, Doğu Akdeniz ve mavi vatanda meydana gelen gelişmelerde ve de Avrupa Birliğiyle ilişkilerde büyük enerji harcamıştır. Bunun dışında Türkiye'nin "Eurasia" ile Orta Doğu hattında aktif bir enerji koridorunda yer alması, son dönemde yoğun bir göç dalgasıyla yüz yüze kalması gibi sebepler de bizi terörün hedefi hâline getirmiştir. Türkiye, jeostratejik konumu sebebiyle de son yıllarda sayısız terör saldırısına maruz kalmıştır. Merkezi Avustralya'da bulunan "Vision of Humanity" adlı kuruluş geçtiğimiz ay Küresel Terörizm Endeksi 2019'u yayınlamıştır. Rapora göre 2019'da Avrupa'daki 36 devlet arasında Türkiye, terörden etkilenen ülkeler arasında ne yazık ki en üst sırada yer almıştır. Endekse bakıldığında, Avrupa'da terör nedeniyle 2019'da 58 ölüm kaydedilirken bu ölümlerin 40'ı Türkiye'de meydana gelmiştir.

Ülkemiz her şeye rağmen, hain FETÖ darbe teşebbüsü sonrasında olağanüstü hâl şartlarında dahi DAİŞ, FETÖ/PDY, PKK/YPG-PYD ve DHKP-C gibi terör örgütleriyle mücadelesini gerek sınırlarımız içinde gerekse dışında kararlılıkla devam ettirmiş ve de devam ettirmektedir. Bugün uluslararası bir aktör olarak yerini sağlamlaştıran Türkiye, özellikle tüm Avrupa ve Orta Doğu için terör konusunda âdeta bir emniyet sibobu durumundadır. Batı dünyası bu durumun farkında olmakla birlikte, terör unsurlarına destek olarak uluslararası hukukta "devlet destekli terörizm" şeklinde tarif edilen terörizmin somut örneklerini sergilemektedir. Oysa Türkiye gerek küresel terörizm tehdidine gerekse Batı'yı tehdit eden bölgesel terörizm faaliyetlerine karşı uluslararası toplum açısından önemli bir şanstır. Kadim devlet geleneği ve terörizmle mücadele tecrübesi, Türkiye'yi bu alanda benzersiz bir örnek olarak ortaya çıkarmaktadır. Türkiye, her zaman ve zeminde belirtildiği üzere, küresel, bölgesel, ulusal ölçekteki her çeşit terörizme karşı iş birliğine hazırdır ve bu yaklaşımını da defalarca somut olarak kanıtlamıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi küresel terör ve kitle imha silahlarının yayılması ile finansmanının önlenmesine Türkiye ayağında oldukça ciddi katkılar sunacaktır. "Türkiye ayağında" dememin sebebi küresel çapta finansmanının önlenmesi uluslararası tam iş birliğini gerektirmekte ve başarı için hukuki uyumluluğun sağlanması ön plana çıkmaktadır. Yapılan araştırmalarda, bugün küresel ölçekteki terörizmle beraber kitle imha silahlarının yayılması, organize suç örgütleri, uyuşturucu ticareti gibi uluslararası topluma yönelik tehditlerin ortak özelliklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda terörün tek bir ülkeyle sınırlı olmaması, faillerinin ve mağdurlarının birden fazla devletin vatandaşı olması, eylemlerinin sınır aşan bir nitelik taşıması ön plana çıkmaktadır. Diğer taraftan, yeryüzünün her köşesinin bu ciddi tehdide açık olması nedeniyle klasik caydırma yöntemleri de yetersiz kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, günümüzde kitle imha silahlarının kullanımı uluslararası hukuk kurallarıyla yasaklanmış ve pek çok devlet bu alanda yürüttükleri silahlanma programlarını sonlandırarak stoklarının büyük bir bölümünü tasfiye etmiştir. Türkiye, uluslararası alanda silahların kontrolü ve yayılmasının önlenmesi adına gösterilen çaba ve düzenlemelere yıllardır büyük önem vermektedir. Bu kapsamda Türkiye, kitle imha silahlarının yayılması ve teröristler tarafından ele geçirilmesini sadece bölgesel değil küresel barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit olarak görmektedir. Uluslararası toplum düzenini bozmayı hedefleyen terörizm, yalnızca eylemlere maruz kalan kişileri ve devletleri değil hemen hemen her devleti ve insanı hedef gözetmektedir. Başka bir ifadeyle, terörizmden zarar gören ile görmeyen arasında büyük bir fark kalmamıştır. Bu bakımdan, Batılı ülkeler "senin teröristin, benim teröristim" anlayışından vazgeçmeli, siyasal çıkarları için "taşeron" tabir edilen terör odaklarını desteklemeyi bırakmalıdır. Ortak önlem geliştirme konusunda samimi olunmazsa terörü önlemenin maliyeti herkes için çok daha fazla olacaktır. Zira, günümüzde devletler ellerindeki kitle imha silahlarını uluslararası hukuk çerçevesinde kullanamasa da en küçük bir destek sonucu terör grupları bu silahları ellerine geçirebilecek ve çok acı sonuçlar doğabilecektir.

Terörün dini, imanı, milliyeti, ırkı yoktur; biz bunu bilir ve bunu söyleriz. Yıllardır terörizmle mücadele eden Türkiye, bu yüzden konuyla ilgili uluslararası sözleşme ve anlaşmaların tümünün uygulanmasını istemektedir. Türkiye'nin bu samimi duruş ve tutumu, bugüne kadar imza atarak taraf olduğu uluslararası anlaşma ve düzenlemelerde de görülebilmektedir. Bugün Türkiye, Biyolojik Silahlar Sözleşmesi'ne 1974'te, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'na 1979'da, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ne 1997'de, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması'na 2000'de, Ottawa Sözleşmesi'ne 2004'te taraf olmuştur. Türkiye, dile getirdiğimiz anlaşma ve sözleşmelerin hükümlerini hâlen

30

de eksiksiz yerine getirmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye, aynı zamanda 1996'dan bu yana Silahsızlanma Konferansı'nın da aktif bir üyesi olup konferansın 6'ncı ve son dönem Başkanlığını 2018'de ifa etmiştir. Bu çerçevede dönem Başkanlığı son raporu da Türkiye tarafından hazırlanmıştır.

Diğer taraftan, Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesine İlişkin 1540 sayılı Kararı'nı da bu çerçevede olumlu karşılamış ve destek olmuştur. Bilindiği üzere, 1540 sayılı Karar, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılmasının önlenmesine ilişkin, üye ülkelere zorunlu yaptırımlar içermektedir. Yine, bu kapsamda 1989'da G7 devletleri tarafından OECD bünyesinde, kara para aklamanın tüm dünyada önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü de kurulmuştu. 1991'de üye olduğumuz bu önemli kuruluş, tüm dünyada mali sistemin, başta organize suç örgütleri olmak üzere suçlular tarafından kullanılmasını önlemek amacıyla kurulmuştur. Bu amaçla da meşhur 40+9 tavsiyelerini yayınlamıştır. Önümüzdeki kanun teklifi, hem Birleşmiş Milletlerin bu yöndeki kararlarını hem de Mali Eylem Görev Gücünün bu alanda tespit ettiği uluslararası tedbirleri kapsamaktadır.

Tam bu noktada, teklif bakımından özellikle sivil toplum örgütlerinin keyfîlikle kapatılacağı eleştirilerine yönelik kısa ama önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum. Uluslararası Mali Eylem Görev Gücü, kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşlarını; dinî, kültürel yardımlaşma, eğitim, sosyal veya dostluğa dayanan amaçlarla faydalı iş yapan, fon toplayan ve dağıtan tüzel kişilik ve organizasyonlar olarak tanımlamaktadır. Mali Eylem Görev Gücü, aynı zamanda devlet dışı unsurların ve teröristlerin bu tür organizasyonları kurarak, kullanarak yardım görünümü altında bağış yaptıklarını da tespit etmiştir. Yine, terörist grupların, kendi üyelerini gizli olarak yasal yardım kuruluşlarına yerleştirdiklerini ve STK'lerin bilgisi dışında kanunsuz fon topladığını da açıklamıştır. Unutulmasın ki 11 Eylül terör saldırısı için kullanılan El Kaide'nin parasının çoğu, örgüt tarafından yönetilen sivil toplum örgütleri tarafından sağlanmıştır.

Ayrıca, Türkiye'nin, bölgesinde orta vadede finans merkezi olma gibi göz ardı edemeyeceği önemli bir hedefi vardır. Ülkemizin böylesi yüksek bir hedefe ulaşması için uluslararası düzenlemelere gerçek anlamda uyum sağlaması gereği de daha net ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, özellikle devlete, millete doğrultulan silahların, terörün finansmanını engellemeye yönelik her türlü tedbirin uygulanmaya koyulmasının altında, sırf muhalefet edebilmek anlayışıyla başka nedenler aranmamalıdır. Zira, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, sınır güvenliğimiz kadar önemli tedbirleri de içermektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye, daha güvenli ve istikrarlı bir dünya yaratılmasına yönelik katkı sunma hedefi doğrultusunda bugün, stratejik ticaret kontrollerini yerine getirmekte ve buna yönelik tüm uluslararası çabaları da -belirttiğimiz üzere- desteklemektedir. Bu çerçevede dış ticaretimizde; eşyanın gideceği ülke, son kullanım amacı ve son kullanıcısı gibi kriterler, çok dikkat edilmesi gereken önemli hususlardır. Birleşmiş Milletler yaptırımlarına tabi ülkelerin yanı sıra ulusal ve uluslararası güvenlik açısından risk teşkil ettiği değerlendirilen ülkelere yapılacak sevkiyatlarda bu önceliklere Ticaret Bakanlığımızın azami hassasiyet göstermesi gerekmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, konu savunma ve finans olunca Amerika Birleşik Devletleri'nin ülkemize karşı son yaptırım kararı, bu devletin Türkiye'ye karşı olan ikiyüzlülüğünün resmî bir belgesi niteliğindedir.

Esasen, Türkiye'nin müttefiki olduğunu iddia eden Amerika Birleşik Devletleri'nin bu ikiyüzlü tutumu yeni bir durum da değildir. Amerika Birleşik Devletleri yıllardır, bazen kapalı kapılar ardında, bazen de hiç gizlemeden, gerek siyasi gerekse askeri açıdan Türkiye'yi ve bütünlüğünü hedef alan örgütleri resmen desteklemiş ve hâlâ da desteklemektedir. Amerika; PKK/PYD-YPG gibi terör örgütlerine askerî lojistik, silah, eğitim gibi destekler sağladığını "demokrasi, özgürlük, insan hakları" gibi makyajlı laflarla açıklamakta bugüne kadar beis görmemiştir. Nitekim Amerika, NATO üyesi olarak Türkiye'ye yaptırım kararı alarak devlet destekli terörizme dolaylı olarak da çanak tutmaktadır. Ancak, NATO üyeliği yükümlülükleriyle uyuşmayan bu tutum, terörizmle mücadele eden ve de emsalsiz bir başarı sağlayan Türkiye'nin mücadelesine asla ve kata sekte vuramayacaktır; tam tersine, terörizmle mücadele etmeye çalışan diğer uluslararası toplum üyeleri bakımından ciddi bir çekingenlik ve çelişki yaratacaktır.

Bu bağlamda, Amerika'nın ilk kez bir NATO üyesine yaptırım kararı alması garipsenecek olsa da Coni'nin sicili bakımından şaşırtıcı değildir. Coni bizi şaşırtmasa da biz Coni'yi şaşırtmaya devam edeceğiz çünkü artık Türkiye'de Ankara merkezli bir yaklaşım hâkimdir ve Cumhur İttifakı'nın bu tutumu bir devlet politikasıdır.

Biz bunu unutmuyoruz; asla, uluslararası kamuoyu da şu somut durumu göz ardı etmesin: Türkiye, NATO müttefiklerinin teröre sağladığı destekle binlerce şehit vermiş bir ülkedir. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi, bu kâğıt parçasından ibaret yaptırım kararlarını tümden reddetmekte ve yok saymaktadır.

Bütün dünya bilsin ki Türkiye kimden, hangi silahı alacağına kendi karar verebilecek

31

yetide, güçte ve kararlılıktadır. Daha önce Patriot hava savunma sistemini Türkiye'ye satmamak için binbir türlü bahane üretenlerin, şimdi S-400 hava savunma sistemini bahane etmeleri âdeta riyakârlıktır ve arkasında başka sinsi emeller aranmasını gerektiren bir tutumdur çünkü yaptırım kararı alma küstahlığında bulunanların, yine, NATO üyesi Yunanistan'ın sahip olduğu S-300 hava savunma sistemine hiç ses çıkarmamaları sinsi emeller tezimizi de güçlendirmektedir. NATO'nun bu konuda sessiz kalması, misyonuyla örtüşmemekte ve inandığı, savunduğu birlik değerleriyle bağdaşmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlettir; kendi kaderine kendisi yön verir, istikamet çizer. Hiçbir devletin ve kuruluşun da Türkiye'ye demokrasi ve uluslararası hukuk dışı tavır ve tutum sergilemeye hakkı da haddi de yoktur. Bu vatanda var olmanın mücadelesini kanıyla, canıyla ödemiş bir millet, uluslararası ilişkilere yakışmayacak sözde diplomatik açıklamalara hiçbir zaman boyun eğmez ve eğmeyecektir.

Bugün, savunma sanayimiz hem büyümekte olan bir sektör hem de teknoloji geliştirme ve transferinde lokomotif bir rol üstlenmektedir. İHA, SİHA gibi kendini parmak ısırtan bir şekilde kanıtlamış teknolojileri geliştiren Türk savunma sanayi, Amerika'nın yaptırımlarından asla etkilenmeyecektir.

Türk milleti, dillere destan olan azmiyle, Cumhur İttifakı'nın kararlı ve çelikten iradesiyle bugünden daha çok çalışarak, ter dökerek ve üreterek tüm sözde yaptırımları, önümüze koyulmaya çalışılan uluslararası engelleri bir bir aşacaktır. Ve daha da önemlisi, yaptırımlardan geri adım atılmazsa hatta çok ileri gidilirse Türkiye'nin de gerek askerî açıdan gerekse diplomatik yollardan misliyle karşı tedbirler uygulamaktan çekinmeyeceği de göz ardı edilmemelidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak önemli bir konuyu da Genel Kurulla paylaşmak isteriz: Gelişen teknoloji sayesinde terör örgütleri gerek üye kazanma gerek maddi yardım toplama gerekse gelişen teknoloji sayesinde ciddi manada "hack"leme faaliyetleri ve diğer siber suçlar için interneti çok aktif olarak kullanmaktadırlar. Bugün, yaklaşık 30 binden daha fazla terör örgütü sitesinin var olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan, dijital terör çağını yabana atmamalı ve bu alanda da ihtiyaç duyulan düzenlemeleri ilgili tüm kesimlerle üzerinde çalışarak hayata geçirebilmeliyiz çünkü belki de yakın gelecekte dijital terörün kötü sonuçları kitle imha silahlarıyla kıyaslanabilecek duruma gelebilecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendi'nin de Nisan 2018'de belirtiği üzere, dünya üzerinde kitle imha silahlarının neden olduğu vahşetin silinmesinin kaçınılmaz bir zaruret olduğunu bir kez daha tekrarlıyoruz ve yine seçim beyannamemizde de yer aldığı üzere siyasi, lojistik ve finans boyutu itibarıyla terörün uluslararası desteklerine karşı etkili tedbirler alınması; teröre finansman sağlayan uyuşturucu, akaryakıt, insan kaçakçılığıyla etkili mücadele edilmesi gerektiğine inanıyor ve savunuyoruz.

Bu bakımdan, görüşülmekte olan kanun teklifine Milliyetçi Hareket Partisi olarak tam destek olacağımızı belirtiyor, Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyenleri bir kez daha, saygıyla ve hürmetle selamlıyoruz, sağ olun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde Grubumuzun -Halkların Demokratik Partisinin- görüşlerini sizlerle paylaşacağım, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerlendirmemi iki bölüm hâlinde yapacağım: Birinci bölümde, ülkemizin FATF üyelik sürecini, bu süreç içerisinde FATF kararlarına uyulup uyulmadığını, ülkemizin herhangi bir yaptırıma tabi tutulup tutulmadığını, bu düzenlemeyle FATF tarafından gri listeye girişimizin engellenip engellenemeyeceğini; ikinci bölümde de bu düzenlemenin FATF'ın taleplerini mi yerine getirdiğini, yoksa dernek kurma özgürlüğünün, yardım toplamanın ve savunma hakkının sınırlandırılması yoluyla yeni bir OHAL rejimi kurup kurmadığını özetle anlatmaya çalışacağım.

Evet, FATF yani Mali Eylem Görev Gücü, OECD bünyesinde, ancak OECD'den bağımsız olarak G7 ülkeleri tarafından 1989 yılında kuruldu. Kuruluş amacı ilk başta kara paranın aklanmasıyla mücadele, bu amaçla ülkelerin mevzuatlarının ve bankacılık sisteminin standart hâle getirilmesiydi. Türkiye de 1991 yılında FATF'a üye oldu. Türkiye, bu konudaki ilk yasal düzenlemeyi tam on beş yıl sonra, 2006 yılında 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'la gerçekleştirdi. Bu arada FATF, 2001 yılında gerçekleştirdiği genel kurulda terörizmin finansmanıyla mücadele edilmesini de FATF'ın görev alanına ilave etti. Türkiye bu konudaki düzenlemeyi de tam on iki yıl sonra, 2013 yılında, 6415 sayılı Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'la gerçekleştirdi.

FATF'a üye ülkeler tarafından uygulanması için 40 tane temel tavsiye kararı var,

32

ayrıca 9 özel tavsiye kararı alınmış durumda. FATF üye ülkelerin bu kararlara uyup uymadığını, gösterdiği gelişmeleri ve uluslararası sözleşmelere uyumunu periyodik olarak kontrol ediyor, gelişmeleri raporluyor. Türkiye 2009 yılında, eylül ayında gerçekleştirilen genel kurulda detaylı incelemeye tabii tutuldu. İnceleme sürecinde, Şubat 2010'da gerçekleştirilen genel kurul toplantısında Türkiye'ye bir eylem planı sunuldu ve Türkiye gri listeye alındı, kara listede ise İran ve Kuzey Kore vardı. FATF, 2012'de gerçekleştirdiği genel kurulda, şubat 2013'e kadar gerekli adımlar atılmazsa, gerekli yasal düzenlemeler yapılmazsa Türkiye'nin üyeliğinin askıya alınacağını söyledi ve bunun yanında İran ve Kuzey Kore'yle birlikte Türkiye'nin kara listeye alınacağını duyurdu. İşte Şubat 2013'te tam süre dolarken 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun yürürlüğe girdi ve Türkiye bu düzenlemeyle kara listeye girmekten kurtuldu ve ardından gri listeden çıkarıldı. Şimdi üçüncü kez aynı şeyi yaşıyoruz. FATF Türkiye'yle ilgili 14 ay süren bir inceleme yaptı, bu süre içerisinde iki hafta süren bir de saha çalışması yaptı, Türkiye'de pek çok kişiyle görüştü. Saha çalışması sonucunda 2019 yılında 238 sayfalık bir rapor yayınlandı. Ben "yayınlandı" diyorum ama Financial Times'ın iddiasına göre, aslında Türkiye bu raporun yayınlanmasını engellemek için bile lobi faaliyeti yürütmüş ama buradaki tartışma konusu bu değil; her neyse…

FATF'ın bu raporundan sonra Türkiye'ye, düzenleme yapması için Aralık 2020'ye kadar -hatta bunun 18 Aralık 2020 olduğu söyleniyor- süre verildi, eğer düzenleme yapılmazsa gri listeye alınacağı bir kez daha söylendi. Tam 18 Aralık günü Adalet Komisyonunda bu teklif görüşülmeye başlandı. Bakalım, bu teklif birkaç gün içinde yasalaşacak, Türkiye gri listeye girecek mi, girmeyecek mi hep beraber göreceğiz. Ben Türkiye'nin gri listeye girmekten kurtulamayacağını düşünenlerdenim.

Bu arada, bir şeyin altını özellikle çizmek istiyorum: Bakın, bu teklif sahipleri "Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin görüşünü alıyoruz." diye bizi 17 Aralık günü bir görüşmeye davet ettiler, saat 1'de. Ve bu görüşmeler devam ederken "Siyasi partilerin görüşünü alıyoruz." derken "Bu görüşlerinizi yasa teklifine yansıtacağız." derken aynı saatlerde yasa teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuşlar. Gerçekten, yaptıkları her şey "istikşafi" adı altında, işlem yapılmaması amacı taşıyor, bu teklifle bir kez daha gördüm.

Şimdi, bir düşünelim: Adalet ve Kalkınma Partisi Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'u çıkarmak için neden 2006 yılına kadar bekledi? Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'u çıkarmak için neden 2013 yılı Şubat ayına, son aya kadar bekledi? Ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının engellenmesi hakkındaki kanunu çıkarmak için 18 Aralığa kadar neden bekledi? Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi suç gelirlerinin aklanmasıyla, uluslararası terörizmin finansmanıyla ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının engellenmesi için mücadele etmekte samimi değil. Bunu yalnızca biz söylemiyoruz, FATF Türkiye'yle ilgili her yazışmasında bunu açıkça söylüyor.

Şimdi, FATF'ın kuruluşu, Türkiye'nin üyeliği, kodifikasyon çalışmaları ve bugüne kadar yaşadıklarımızı kısaca özetledikten sonra, şimdi gelelim, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi Hakkında -görüştüğümüz- Kanun Teklifi'ne. Aslında bu kanun teklifi, biri geçici, biri yürütme, biri yürürlük olmak üzere 9 maddeden oluşması gereken bir kanun teklifi. Ama bunun dışında, bu kanun teklifi; 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu'nu değiştiren 4 madde, 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nu değiştiren 7 madde, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'u değiştiren 6 madde, Türk Ticaret Kanunu'nu değiştiren 8 madde, Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'u değiştiren 8 madde, CMK'yi değiştiren 1 madde ve Kabahatler Kanunu'nu değiştiren 1 maddeyi içeriyor. Ve bunlardan özellikle, Yardım Toplama Kanunu, Dernekler Kanunu ve Avukatlık Kanunu'nu ilgilendiren yasa değişikliklerinin gerçekten bu yasanın getiriliş amacıyla ilgisi yok ve tamamı örgütlenme özgürlüğünü ve avukatlık mesleğinin saygınlığını engelleyen maddeler içeriyor.

Yasa teklifinin ilk 6 maddesinde, yasa teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisine sunma gerekçesine uygun olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin hükümler var. İlk 6 maddede doğrudan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına atıf var. Teklifin bu bölümüyle ilgili genel bir sorun olduğunu düşünmüyoruz. Yasak işlem ve faaliyetlere ilişkin hükümde, mal varlığının dondurulması ve yasakların uygulanmasına ilişkin hükümde, Denetim ve İşbirliği Komisyonuna ilişkin hükümde, ceza hükümlerinde, yönetmeliğe ilişkin hükümde de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına atıf var, dolayısıyla kanunun bu maddelerinde sorun yok. Dolayısıyla, uygulanması konusunda önemli bir tereddüt oluşmayacak, sadece 4'üncü maddenin (4)'üncü fıkrasındaki "makul sebepler"in "kuvvetli şüphe" şeklinde değiştirilmesini önermiştik. Ancak bundan sonraki hükümlerle ilgili olarak özellikle, Yardım Toplama Kanunu, Dernekler Kanunu ve avukatın sır saklama yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeler konusunda

33

aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Maddelere ilişkin değerlendirmelere gelince, önce avukatların sır saklama yükümlülüğüne ilişkin 20'nci maddedeki teklifle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Eğer bu teklif geri çekilmezse 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35'inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki taşınmaz alım satımı, şirket, vakıf ve dernek kurulması, idaresi ve devredilmesi gibi işlerle sınırlı olmak üzere, İçişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının görevlendirdiği denetim elemanları avukatlardan istediği her tür bilgiyi, belgeyi ve her tür ortamdaki kayıtları isteyebilecek, inceleyebilecek. Bu düzenlemenin, avukatların sır saklama yükümlülüğü ile yüzlerce hatta binlerce yıllık bir kültür olan sır saklama yükümlülüğünün ortadan kaldırılması için bir kapı aralayacağını söylemek mümkün.

Teklif Adalet Komisyonunda görüşüldüğü sırada teklif sahipleri dediler ki: Michaud/Fransa kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bu konuda bir başvuru yapılmış ve mahkeme bunu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulmamış. Biz de o an karar elimizde olmadığı için "Herhalde böyle bir karar vardır." dedik ama daha sonra öğrendik ki Fransa'daki uygulama, İçişleri Bakanlığının veya herhangi bir kamu otoritesinin değil, avukatın bilgi verme yükümlülüğü sadece üyesi olduğu barolar birliğiyle ilgili. Avukat bu konuda bir istem olursa üyesi olduğu baro ve barolar birliğine bilgi verebilecek ama Türkiye'de bu bilgilerin hepsi İçişleri Bakanlığı ve denetim elemanları tarafından incelenebilecek. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bunu avukatın sır saklama yükümlülüğü kapsamında değerlendirmemiş, bu yasal düzenlemenin yani Fransa'daki bir avukatın bilgileri baroyla paylaşıp paylaşmamasını tartışmış. Dolayısıyla bu düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olduğu tezi, Abdullah Bey'in, tam olarak gerçeği yansıtmıyor.

Şimdi, teklifin 7, 8, 9 ve 10'uncu maddeleriyle 2860 sayılı Yardım Toplama Yasası'nda bir dizi değişiklik yapılıyor. Buna göre, SMA hastası için de olsa, tekerlekli sandalye için de olsa, yurt dışında tedavi olabilmek için yardım isteyen de olsa ve gerçekten uluslararası terörizmin finansmanı veya kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı için de olsa bu yasa değişikliğiyle yardım toplamaların tamamı aynı kapsamda değerlendiriliyor. Şimdi, Hükûmet çıkıp diyebilir ki: "Benim iznim olmadan hiç kimse yardım toplayamaz." "Komşunuz için bile benden izinsiz yardım toplayamazsınız." diyebilir. "Belediye de olsanız benden izinsiz yardım toplayamazsınız." diyebilir. "Ölüm döşeğindeki hasta için bile yardım toplayamazsınız benden izin almadan." diyebilir.

Biz bunu burada, ahlaken, evrensel değerler açısından tartışabiliriz ancak AKP bunu yapmıyor, bu tartışmanın üzerini örtüp "Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının engelliyorum." diyerek her türlü insani dayanışmayı sınırlayabileceği bir düzenlemeyi önümüze getiriyor ve "Neden bunu kabul etmiyorsunuz?" diyor. Bakın, buradaki önerimiz açık: Eğer amacınız suç gelirlerinin aklanmasını önlemek, uluslararası terörizmin finansmanını önlemek, kitle imha silahlarının yayılmasını, finansmanını önlemek ise ve yardım toplama konusundaki değişiklikleri bu amaçla yapıyorsanız neden kanun teklifine bunu açıkça yazmıyorsunuz? Kuvvetli şüphe hâlinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uyarınca yapılabileceğini neden söylemiyorsunuz? Bunu yazabilir ve bu konudaki kuşkuları ortadan kaldırabilirsiniz ama bunu yapmıyor, her tür izinsiz yardım toplama faaliyetinin cezasını neredeyse bin kat arttırıyorsunuz. İşte bu nedenle, Yardım Toplama Kanunu'nda yaptığınız değişikliklere itiraz ediyoruz.

Teklifin 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17'nci maddeleriyle 5253 sayılı Dernekler Yasası'nda bir dizi değişiklik yapılıyor. Bu teklifin belki de en tartışmalı bölümü Dernekler Yasası'yla ilgili maddeleri. Öncelikle şunu söyleyeyim: Uluslararası hukuk açısından "dernek" denildiğinde sadece Türkiye'deki dernekler anlaşılmıyor; vakıflar da, siyasi partiler de, sendikalar da dernek olarak değerlendiriliyor. Nitekim siyasi partilerin kapatılmasını inceleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dernek kurma özgürlüğü kapsamında, 11'inci madde kapsamında bunu inceliyor. Ayrıca Sendikalar Kanunu da Siyasi Partiler Kanunu da bu kanunlarda hüküm bulunmayan hâllerde Dernekler Kanunu'na atıf yapıyor "Dernekler Kanunu hükümleri uygulanabilir." diyor.

Bakın, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun "Diğer kanunların genel olarak uygulanacak hükümleri" başlıklı 121'inci maddesi uyarınca, bugün yaptığınız değişiklikleri siyasi partilere uygulayabilirsiniz.

Yine 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 44'üncü maddesi ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 80'inci maddesi uyarınca, bugün yaptığınız değişikliklerin tamamını işçi ve memur sendikalarına da uygulayabilirsiniz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik kararları uyarınca, dernek kurma özgürlüğü sadece bir derneğin kurulması anlamına gelmez; aynı zamanda, kurulmuş olan derneklerin faaliyetlerini özgürce yürütebilmesi de dernek kurma özgürlüğü kapsamında değerlendirilir. Dolayısıyla, dernek yönetiminde yer almayı kısıtlayan hükümler, dernek denetimlerinin süreklileştirilmesine ilişkin hükümler, dernek organlarında görev alanların görevlerinden uzaklaştırılması ve kayyum atanmasına ilişkin hükümlerin tamamı dernek kurma

34

özgürlüğüne aykırı olacaktır çünkü bu düzenlemeler derneklerin faaliyetlerini özgürce yerine getirmesini açıkça engellemektedir.

Getirilen teklifin 12'nci maddesinde diyorsunuz ki: "Bazı suçlardan mahkûm olanlar hiçbir zaman dernek yönetiminde, genel kurul dışındaki hiçbir organda görev alamayacak." Bu düzenleme, açıkça söylüyoruz, Anayasa'nın "Dernek kurma hürriyeti" başlıklı 33'üncü maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü" başlıklı 11'inci maddesine, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin örgütlenme hakkını düzenleyen 20'nci maddesine açıkça aykırıdır çünkü bu düzenlemelerin hiçbirisinde sınırlayıcı bir hüküm yoktur "Şu, şu, şu kişiler dernek kuramaz." diye herhangi bir sınırlama yoktur; tersine, bu düzenlemelerin tamamı "herkes" öznesiyle başlar. Dolayısıyla, yargı kararı uyarınca kısıtlı olanlar hariç, hiç kimsenin dernek yöneticisi olmasını engelleyemezsiniz.

Teklifin 13'üncü maddesine göre, dernekler İçişleri Bakanlığınca her yıl denetlenebilecek. Denetimle görevlendirilen, kamu kurum ve kuruluşlarından, bankalar dâhil gerçek ve tüzel kişilerin tamamından, denetim görevi kapsamında her tür bilgiyi ve belgeyi isteyebilecek. Bu ülkede yaşayan her yurttaşı doğrudan ilgilendiren şehir hastanelerinin sözleşmelerini kamuoyuyla paylaşmayan Adalet ve Kalkınma Partisi ve iktidarı, derneklerin ıcığını cıcığını araştırmak, incelemek için bu yasa teklifiyle bir destek, yol açmak istiyor.

Şimdi, teklifin 15'inci maddesi uyarınca derneklere kayyum atanabilecek. Bakın, yalnızca hakkında soruşturma başlatıldığı için, bu düzenleme uyarınca, bir kişi, derneğin yönetim, denetim veya bir başka organındaki görevinden uzaklaştırılabilecek. Sadece soruşturma başlatılması… Bu düzenleme masumiyet karinesine aykırıdır, Anayasa'nın 33'üncü maddesine aykırıdır, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11'inci maddesine aykırıdır, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 20'nci maddesine aykırıdır.

Daha dramatik olan, dernek yöneticilerinden herhangi biri hakkında soruşturma başlatıldığında o dernek yönetiminin bütün faaliyetleri engellenebilecek ve dernek yönetiminin tamamı görevden uzaklaştırılarak yerlerine kayyum atanabilecek; sadece bir dernek yöneticisi hakkında ve sadece soruşturma başlatılmasıyla. Evet, kayyumcu zihniyetin geldiği nokta bu; yalnız belediyelere değil, yalnız şirketlere değil, derneklere kadar her tüzel kişiliğe kayyum atamanın yolunu açıyorsunuz.

Teklifin 17'nci maddesi bu düzenlemelerin tamamının, yani Dernekler Yasası'nda yapılan değişikliklerin tamamının, derneklerin şubelerine, üst kuruluşlarına yani federasyon ve konfederasyonlara, vakıflara ve vakıfların üst kuruluşlarına, hatta dernek ve dernek dışında kâr amacı gütmeyen bütün kuruluşlara uygulanmasının açıkça yolunu açıyor.

Bakın, Türkiye'den ulusal ve uluslararası saygınlığı olan 22 insan hakları örgütü, insan hakları savunucularının karşılaştığı her türlü baskıya karşı ortak tepki geliştirmek amacıyla bir ağ oluşturdu; bu ağ İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı. 17 Aralıkta, geçen hafta bir rapor hazırladılar ve bu raporda tam bir yıllık hak ihlallerini gündeme getiriyorlardı ama ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarını da yine o gün kamuoyuyla paylaştılar.

Şimdi, sürem çok kısıtlı ama sadece insan hakları savunucularının, sadece hak savunucularının ve sadece 2020 yılında karşılaştıkları haksızlıklardan birkaç tane örnek vereceğim. Bu teklif yasalaşırsa varın onların başına neler getirileceğini siz düşünün. Bakın, Eğitim Çalıştayı için İstanbul Büyükada'da toplanan 10 insan hakları savunucusu 5 Temmuz 2017'de gözaltına alındı, 3 Temmuz 2020'de bunlardan 3'ü hapis cezasına çarptırıldı. İnsan Hakları Derneğinin çok sayıda yöneticisi, çeşitli tarihlerde yürüttükleri faaliyet nedeniyle gözaltına alınıyorlar, yargılanıyorlar. Malatya Şube Başkanı altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırıldı, bu yıl. İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri gözaltına alındı, bu yıl. MYK üyesi Raci Bilici altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırıldı, bu yıl. Genel Başkanı Eren Keskin hakkında beş yıl önceki sosyal medya paylaşımları nedeniyle dava açıldı, bu yıl. Balıkesir Şube Başkanı, Ağrı Şube Başkanı, şube yöneticileri, Adıyaman Şube Başkanı gözaltına alındı, bunların bir kısmına altı yıl üç ay hapis cezası verildi. Sadece, Göç İzleme Derneğinin hazırladığı Sokağa Çıkma Yasakları ve Zorunlu Göç Sürecinde Kadınların Yaşadıkları Hak İhlalleri ve Deneyimleri Raporu'nu yayınladığı için Göç İzleme Derneği hakkında devletin askerî ve Emniyet teşkilatını alenen aşağılamak iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) - İşte bu teklifin yasalaşması durumunda hak savunucuları, insan hakları savunucuları bundan çok daha ağır sorunlarla karşı karşıya kalacak diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Zeynel Emre, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZEYNEL EMRE (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada konuştuğumuz kanun teklifi aslında uzunca bir süredir Türkiye'nin içine düştüğü, düşürüldüğü ibretlik durumun çok çarpıcı bir örneği. Çünkü getirilen teklif itibarıyla, getirmeyenleri de getirilmeyenleri de birlikte değerlendirdiğimizde, Türkiye'nin çok açık bir

35

şekilde gri listeye düşeceği yani stratejik açıdan yetersiz ülke sınıfına düşeceği, yani Gana gibi, Zimbabve gibi, Suriye gibi, Panama gibi, ciddi yatırımcıların uzak duracağı bir ülke hâline geleceği bir sürece doğru gidiyoruz. Peki, biz neden böyle bir sürece gidiyoruz değerli arkadaşlar? Şimdi, 1989 yılında G7 ülkeleri tarafından kurulan bir yapı var: Mali Eylem Görev Gücü, kısa adı FATF. Türkiye 91'de buna üye oluyor ve bu yapının üye olan ülkelerden -37 ülke üye, 2 de kuruluş- beklentisi 40 tavsiye kararını, 11 etkinlik denetimini yerine getirmesi. Türkiye, uzunca bir süredir 2 alanda düzenleme yapmıyor, 38 alanda düzenleme yapmış durumda; 38 alandaki düzenlemenin 12'si yetersiz olarak görülüyor. Bu alandaki 11 etkinlik denetiminin de 9'u zaten etkinlik denetimi açısından yetersiz yani kanun çıkarmışsın ama yerine getirmemişsin, ektin bir şekilde uygulamıyorsun.

Gelelim bu 2'sine. Bu 2'siyle ilgili, uzunca bir süredir Türkiye uyarılıyor ve en sonunda deniyor ki Aralık 2019'da: "Size bir yıl süre. 2020 Aralığa kadar bu 2 alanda yani 7 ve 12 no.lu tavsiye kararlarında düzenleme yapmazsan ben seni gri listeye alacağım." Türkiye'yi yönetenler -yönetemeyenler- bekliyor, bekliyor, bekliyor, bekliyor; aralığın son haftasında, bütçe görüşmelerinde "Efendim, 7 no.lu tavsiye kararı konusunda düzenleme yaptık; karşı çıkmayın ey muhalefet, çıkarsanız Türkiye gri listeye girer." diyor. Ama onun içinde de, toplam 44 madde, 43 madde artı bir geçici madde var, 14'ü en zorlama, 14'ü kitle imha silahları ve onun uygulaması olarak düşünülebilir; 30'u tamamen bağlamından koparılmış, derneklerin faaliyetini sonlandıran, fiilen sonlandıran, kayyum atayan, avukatların mesleğine bir saldırı da yapan, ilave bir yük daha getiren, toplam 7 kanunda değişiklik yapan düzenlemeler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben bunun içeriğine gireceğim ancak ibretlik bir durumu, altını çizerek ifade etmek istiyorum: Bakın, Adalet Komisyonu bu Meclisin en önemli komisyonlarından biridir. Adalet Komisyonuna bir kanun teklifi geldiğinde asgari on beş gün öncesinden, on gün öncesinden gelir; Komisyon üyeleri inceler, partisiyle görüşür, sivil toplumla görüşür, barolarla görüşür, üniversitelere sorar; hazırlık yapar, hazırlık; ciddiyet gerektirir. Bunun, İç Tüzük asgari süresini belirlemiştir; çok acil durumlarda uygulanmak kaydıyla kırk sekiz saat. Burada, bu teklif, önceden tarihi belli olmadan, yirmi yedi saat kala bize tebliğ edildi. Tüm Komisyon üyesi arkadaşlarım farklı illerdeyken, iki ayağımız bir pabuca girmiş bir şekilde, koştur koştur Ankara'ya geldik ve hazırlığımızı yaptık. Peki, niye böyle bir strateji izlendi? Ben size söyleyeyim: Zannediyorlar ki, bu kalan sürede muhalefet partileri, Cumhuriyet Halk Partisi hazırlanamaz, bunun aslını öğrenemez, detayına bakamaz, biz de bunu geçiririz.

Burada FATF'ın 4'üncü Değerlendirme Raporu var, 230 sayfalık İngilizce metin, Türkiye'nin neyi eksik yaptığı tek tek yazıyor burada. Peki, 12'nci tavsiye kararına neden uyulmamış? Biz bunu söylediğimizde "Efendim, uyulmuyor zaten." dediklerinde, hangi ülkelerde uyulmuş, hangi ülkelerde uyulmamış, o da elimizde var. Gelelim, arkadaşlar, neden uyulmuyor? Çünkü 12 no.lu tavsiye kararı gereği devlet başkanları, bakanlar, siyasete yakın iş dünyasından insanlar, yüksek yargıdaki kişiler, siyasi parti genel başkanları, hepsi belli standartlar altında denetim altına girmiş olacak. Yani, bakın, Türkiye bu iki düzenlemeyi yapmış olsaydı Reza Zarrab rezaletini yaşamayacaktık. Yani, Türkiye bu düzenlemeleri yapmış olsaydı o 4 bakan, aile boyu, pervasızca yolsuzluk yapamayacaktı. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, şayet bu düzenlemeler yapılmış olsaydı… Hatırlıyor musunuz -bütün yerli ve millî arkadaşlara duyurulur- askerimizin başına çuval geçirildiğinde "Niye nota vermiyorsunuz?" dediğimizde "Ne notası kardeşim, müzik notası mı veriyorsun?" denmişti, Reza Zarrab için 2 defa Amerika'ya nota verdiler, nota; bakın, yerli ve millî arkadaşlara duyurulur. Ve muhalefet şerhimizde yazdık, 25'inci sayfasında; buyurun, açın, okuyun. Ve orada, Reza Zarrab Amerika'da ilk gözaltına alındığında, bakın, büyük bir panikle AKP Genel Başkanı ne demiş? Demiş ki: "Ülkeye katkısının olduğunu biliyorum, altın ihracatı yapan bir zat. Hayır işlerine girdiğini biliyorum." E, daha sonra, orada biraz konuşmaya başlayınca "vatan haini" oldu tabii ki.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin savrulduğunun resmidir bu. Bir yasal düzenlemeyi dahi, bir uluslararası zorunluluğu dahi usulüne göre yapmadığınız gibi, yapamadığınız gibi, bilmediğiniz gibi, içine de kendi işinize nasıl gelir, ona göre düzenlemeler getiriyorsunuz.

Diyeceksiniz ki: "AKP neden derneklere kafayı takmış durumda?" Bu, bir stratejinin parçası. Son yerel seçimden bu yana, Cumhur İttifakı pekâlâ farkında ki oylarında ciddi düşüş var, 2023 yılına giderken üçlü bir strateji uyguluyor. Muhalefete saldırıyor bütün gücüyle, yargı araçsallaşmış durumda; medyası elinde, muhalefete saldırıyor. İki, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına saldırıyor, derneklere saldırıyor, örgütlü olan tüm yapılara saldırıyor. Üçüncüsü de, az sayıda kalan basın mensubuna, gazeteciye, objektif haber yapmaya çalışan televizyonlara saldırıyor. Bu, 2023'ün yol temizliğidir. 2023'e giderken önüne çıkacak o engelleri temizlemek amacıyla yapılan işlerdir. Bunların hiçbirinde -Adalet Komisyonunda bugüne kadar, 27'nci Dönemde çıkan yasalara bakın- memleketin hayrına bir düzenleme yoktur. Sürekli, toplumu kontrol altına almak, baskı altına almak "Acaba

36

önümüzdeki dönem ben nasıl iktidarda kalırım?" çabasıdır.

Bir ülkede demokrasiden, adaletten, insan haklarından bahsedebilmek için sadece seçim yetmez; sivil toplum kuruluşlarının varlığı, derneklerin varlığı, bağımsız, her şeyi denetleyebilen Sayıştayın varlığı ve o ülkede her kuruşun hesabının sorulması, yöneticilerin de yaptıkları işlerden, yedikleri rüşvetlerden dolayı bedel ödeyeceği bir düzenin kurulması lazım. "Ben seçimi kazandım, tüm kurumsal yapıları ortadan kaldırırım." Böyle bir şeye kimsenin hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, burada biz hepimiz seçildikten sonra geldik ve yemin ettik, dedik ki: Biz mevcut Anayasa'ya bağlı kalacağız. Burada tüm milletimizin önünde yemin ediyoruz namusumuz ve şerefimiz üzerine; hukuk devletine, demokrasiye, insan haklarına saygılı bir şekilde görev yapacağız. Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra, geldi, burada yemin etti ve dedi ki: Ben görevimi Anayasa'ya, hukuka, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve… Tarafsız bir şekilde yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim. Allah aşkına, elinizi vicdanınıza koyun, Cumhurbaşkanı tarafsız mı? Tarafsız bir şekilde mi görev yapıyor? Bir Cumhuriyet Halk Partiliye, bir AK PARTİ'liye, bir HDP'liye, bir İYİ PARTİ'liye aynı şekilde mi davranıyor? Bunlara yakın, bu düşünceye sahip Türkiye'deki iş adamları aynı haklara mı sahip? Peki, bunun sınırı ne olacak arkadaşlar?

Bakın, ben size şunu söyleyeyim: Mevcut, dünya tarihindeki anayasaların temeli olarak kabul edilen Jean Jacques Rousseau "Toplum Sözleşmesi"nde ta 1762 yılında ne yazmış: "Yasama gücü devletin kalbidir, yürütme gücü ise tüm öteki parçaları devindiren beynidir onun. Beyin felce uğrarsa da birey yine yaşar. Bir insan aptal olarak da yaşayabilir fakat kalbi işlevini yerine getirmediği an ölür." Bugün, AKP eliyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin egemenliği, Türkiye'de herkesin haklarını temsil eden bu kurum fiilen etkisizleştirilmiş durumdadır. Bu ülkede kaliteli yasama yapılsın istenmemektedir.

Değerli arkadaşlar, bakın, derneklerle ilgili Türkiye'de yürüyen ceza dava dosya sayısı 870 bindir. Türkiye'de açılan davalardaki beraat oranı ortalama olarak yüzde 52'dir. Bakın, bu, kovuşturma için; soruşturma kadar basit bir şey yok, milyonlarca soruşturma var. Siz, Türkiye'deki 120 bin civarındaki derneğin yönetiminde ve denetiminde görev yapan herhangi birine bir şekilde soruşturma açtıktan sonra, o derneğe kayyum atayacak bir düzenlemeyi getiriyorsunuz; Anayasa'da, Türkiye'de örgütlenmenin, STK'lerin, derneklerin özgür olduğunu yazmanızın ne önemi kalıyor? Bu ne biliyor musunuz? İki yıl önce OHAL kalktı ya, iki yıl önceki OHAL'de, OHAL'le ilgisi olmayacak şekilde ekli KHK'lerle dernekleri kapatıyordunuz; şimdi, bu, iki yıllık dönemin telafisidir. Önümüzdeki dönem İçişleri Bakanlığı, önüne gelen, istediği her derneği, istediği an kapatabilecektir; dolayısıyla, bu hakkın fiilen var olmasının hiçbir önemi kalmaz.

Şu psikolojiden çıkmak lazım: Arkadaşlar, sabah kalkıyorsunuz "Soros", akşam kalkıyorsunuz "Soros." Soros'un yetkilileriyle, çok şükür, bir tane Cumhuriyet Halk Partilinin bir resmi de yok. Yetkililerine bakın, sizin partinizden birçok kişinin -Genel Başkan düzeyinde- ciddi samimiyeti var. (CHP sıralarından alkışlar) Yani Soros size yakın. Ama, efendim, yurt dışı fonlarından Türkiye'de derneklere yardım gelirken bildirim yükümlülüğü getiriyorsunuz. Ya, Avrupa Birliği dünya kadar fon sağlıyor derneklere; mesela çevreyle ilgili bir düzenleme yapıyorsunuz, orada getiriyor, belli şartta da destek oluyorsanız, destek oluyor zaten. Dolayısıyla, ülkeyi kötü yönetiyorsunuz. Çok büyük bir paranoyanın içerisinde, Türkiye'nin kötülüğüne, kendi siyasi ikbaliniz için her türlü düzenleme bu Meclise geliyor.

Değerli arkadaşlar, bu Meclisin çatısı altında çok sayıda avukat milletvekili var. Avukatlık yapanlar bilir, hukukçular bilir; bir yargılamada gerçek anlamda bir yargı düzeninden bahsedebilmek için silahların eşitliği prensibinin uygulanması lazım. Ne demek bu? İddia makamı olur, karar makamı olur, savunma makamı olur; bunların arasında bir güç dengesi olur yani sağlıklı bir yargı mekanizması ancak bu şartlarda oluşur. Son yıllarda Türkiye'de… Bakın, eskiden haber değeri vardı. Eskiden bir avukat gözaltına alındığında, Türkiye'nin neresinde olursa olsun, onun haber değeri vardı. Bugün binlerce avukat çok rahat gözaltına alınıyor, hakkında davalar açılıyor, duruşmada yaptıkları savunmadan ötürü haklarında hakaret davaları açılabiliyor, görevlerini fiilen engelleyecek her türlü iş ve işlem oluyor, herkesin gözü önünde tekmeleniyorlar, belleri kırılıyor; hiçbir yasal işlem olmadığı gibi, üstüne, avukatların temsilcileri baroların, baro başkanlarının dahi yolda önü kesiliyor önü "Yürüyemezsin." diye. Şimdi, bakın, böyle bir dönem içerisinde 20'nci maddede bir düzenleme var. Bir avukat, müvekkili gelecek, onunla sözleşme imzalayacak, vekâletini alacak, vekâlet ücretini alacak, vergisini verecek; müvekkili "Bana gayrimenkul al." diyecek, gayrimenkul alacak ya da "Bana şirketten hisse al." diyecek, vesaire vesaire. Peki, zorunluluk ne? Bakın, zorunluluk şu: "Bir bilgi -hadi bu kısmı geçin, bilgi; bu da olmaz ama hadi bunu geçelim- şüphe veyahut da şüpheyi gerektirecek bir durum olduğunda müvekkilini MASAK'a ihbar eder." diyor. Bir avukat muhbirlik yapabilir mi? Bir avukat kendi müvekkilini ihbar ettiği zaman, ihbarcı bir avukata bir daha kimse iş verir mi? Avukatlık Kanunu'nda açıkça, sır saklama yükümlülüğü yok mudur? Bakın, bu, onun da ötesinde "şüpheyi gerektirecek bir durum" yani adamın olağanüstü evhamlı olması lazım, kendi müvekkilini, vekâlet ücreti aldığı

37

adamı götürecek Mali Suçlar Araştırma Kuruluna -şikâyetçi olacak- ihbar edecek, diyecek ki: "Ben bunun avukatıyım ama şüphelendim, gel bunu incele." Değerli arkadaşlar, böyle bir düzen üçüncü dünya ülkelerinde bile olmaz, böyle bir düzen olmaz. Bunun ne Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararlarıyla ilgisi var ne OECD bünyesinde kurulan diğer organların talepleriyle bir ilgisi var ne Mali Eylem Görev Gücü'yle bir ilgisi var; bütün bunların tamamen sizin korkularınızla ilgisi var, endişelerinizle ilgisi var.

Değerli arkadaşlar, bir ibretlik hikâye daha. Demin Anayasa'ya bağlılıktan örnek verdik ya; bakın, Anayasa Mahkemesinin kuruluş yapısı belli, onun doğruluğunu tartışmayacağım ama içeriğinde şunu der: 12'sini Cumhurbaşkanı seçer, 3'ünü Meclis seçer. Bu 12'sinin 3'ü Yargıtaydan gitmek zorunda, 2'si Danıştaydan gidecek, 3'ünü YÖK gönderecek, işte, 4 birinci sınıf hâkim olacak içinde, Anayasa Mahkemesinde raportör olarak en az beş yıl çalışmış biri olacak vesaire vesaire… Bunu niye öngörmüş? Yargıtayın deneyimine, bilgisine sahip üyeler yeterince orada olsun diye, Danıştayın bilgisine sahip üyeler orada olabilsin diye bunu öngörmüş. Peki, birinci sınıf hâkim/savcı kontenjanından İrfan Fidan Anayasa Mahkemesine seçiliyor mu? Seçilmiyor çünkü o kontenjan dolu, Yargıtay kontenjanı boş. O nedenle, önce Yargıtaya üye seçiliyor, sonra, Yargıtayın 4 Aralıktaki Anayasa Mahkemesine üye seçeceği toplantı Covid nedeniyle erteleniyor üç hafta. Sonra, Covid'in oransal olarak 2 katına çıktığı bir durumda bu seçim oluyor; sonra, adamın yüzünü görmeyen, Yargıtayda bir kararın altına imza atmamış İrfan Fidan -107 Yargıtay üyesi paşa paşa Anayasa Mahkemesi için- 1'inci sırada yer alıyor. Şimdi, bunun adı kanuna karşı hiledir. "Ben kılıfına uydurdum." diyemezsin, hukukta bunun karşılığı kanuna karşı hiledir. Yani, gelip burada Anayasa'ya o okuduğun bağlılık yemini var ya, oradaki bütün sözleri yemektir, yemek. Azıcık o yemine sadakati olan, kendi içinde kendine saygısı olan, vicdanı olan hiç kimse buna "Eyvallah." demez. Bu, kanuna karşı hiledir. (CHP sıralarından alkışlar) Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun incelendiğinde bakın der ki "Anayasa'ya aykırılık iddiasıyla bir üyenin önüne dosya geldiğinde eğer daha önce o dosyada taraf olduysa o dosyadan el çekmek zorundadır." ve şu ana kadar bakın Anayasa Mahkemesine başvuruların yüzde 80'i İstanbul Adliyesi kaynaklı. Yani hukuksuzluğu yapanın aynı şekilde dosyalar da önüne çıkacak, fiilen görev yapamaz zaten değerli arkadaşlar. Sonuçta, Türkiye'de yaşanan hukuksuzlukları, adaletsizlikleri -bu kanun dahi- say say bitmez.

Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye'nin ekonomisi bu hâldeyse adaletin geldiği nokta yüzündendir. Adaleti, hukuku düzeltmeden ekonomiyi de düzeltemezsiniz, işsizliği de önleyemezsiniz, mutlu bir toplum da yaratamazsınız. Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin, halkımızın bütünüyle sizden, sizin gibi bakış açısından, bu hukuksuzluklardan kurtulmadan rahat etmesine imkân yoktur.

İnşallah o günler de yakında gelecektir diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Abdullah Güler, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin -1 geçici madde, toplam 44 maddeden ibaret- Kanun Teklifi'mizin geneli üzerinde AK PARTİ grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulumuzu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben konuşmamda, biraz önce Genel Kurulumuza hitap eden değerli hatiplerin bazı değerlendirmeleri ve kanun üzerindeki genel görüşlerimi ifade edeceğim, iki başlık üzerinde bu değerlendirmemi yapmaya çalışacağım inşallah.

Önce Genel Kurulumuzu genel bir bilgilendirmek istiyorum: Günümüzde kitle imha silahlarının yayılması, terörizmin finansmanı ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması gibi konuların sadece bölgesel değil, küresel barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit hâlini aldığını yaşayarak hep birlikte görüyoruz. Bugüne kadar ülke olarak, uluslararası toplumla iş birliği içerisinde silahsızlanma ve silahların yayılmasının önlenmesi, terörizmin finansmanının engellenmesi gibi hedefler doğrultusunda daha güvenli ve istikrarlı bir dünya için yoğun bir çaba içerisinde olduk. Bu konudaki tarihsel tecrübemiz, söz konusu hususların ulusal ve uluslararası seviyede topyekûn bir mücadeleyle mümkün olduğunu göstermektedir.

Malumunuz olduğu üzere, ülkemiz olarak, FETÖ'den PKK'ya, DHKP-C'den MLKP'ye, TİKKO'ya ve diğer yandan El Kaide ve DAİŞ gibi dinî görünümlü terör gruplarına kadar farklı terör örgütleri ve terörizmin farklı biçimleriyle yıllardır mücadele ediyoruz. Bu mücadeleden çıkardığımız en temel derslerden biri de uluslararası düzeyde ülkeler arasında somut bir iş birliği olmadan terörle mücadelede başarılı olunamayacağıdır.

Bilindiği üzere, bütün terör örgütlerinin varlıklarını sürdürebilmeleri ve ayakta kalabilmelerinin iki tane yolu vardır. Bir tanesi doğru bir finansman temini kendileri açısından ve insan kaynağıdır. Terör örgütleri, pek çok yasa dışı faaliyetlerini tabela asarak yürütmemektedirler, maalesef yasal görünümlü faaliyetler aracılığıyla da önemli miktarlarda kaynak sağlamak için bazı oluşumlar içerisinde olmaktadırlar. Özellikle kâr amacı gütmeyen

38

sivil toplum örgütleri vasıtasıyla, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama gibi gayrimeşru faaliyetlerden bu terör örgütlerinin maalesef gelir elde etmeye çalıştığını biliyoruz.

Uluslararası ölçekte suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı suçları ile kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanına karşı uluslararası düzeyde mücadele standartlarının tespit edilmesi ve bunların sadece ülkelerce etkin bir şekilde uygulanmasını temin etmek için oluşturulan en önemli uluslararası organlardan biri de ülkemizin 1991 yılında üyesi olduğu Mali Eylem Görev Gücü, kısaca FATF'tır. FATF, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, terörün finansmanının önlenmesi, suçtan elde edilen mal varlığının aklanması, uyuşturucu kaçakçılığı, insan ve organ kaçakçılığı ve yasa dışı bahis gibi konularda politikalar geliştiren, bu politikaları destekleyen ve üye ülkelere tavsiye kararları alan uluslararası bir kuruluştur. FATF'ın 1990 yılında yayınlanan, üye ülkeleri bağlayıcı nitelikte 40 tane tavsiye kararı bulunmaktadır. Yine, 1996 ve 2003 yıllarında yeniden gözden geçirilerek bu tavsiye kararları yenilenmiştir. Diğer yandan, FATF'ın 8 özel tavsiye kararıyla terörizmin finansmanı suç hâline getirilmiş ve FATF'ın 22 Ekim 2004 tarihindeki mevcut genel kurulunda bu kabul edilmiştir. Yine, FATF'ın revize edilen 40 tavsiye kararı ve 9 özel tavsiye kararıyla beraber özellikle "kara para" dediğimiz aklama suçu, gerekse terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda üye ülkelerin almaları gereken önlemleri bir başlık hâlinde sunduğunu görüyoruz.

Ülkemiz de 2006 yılında 30 maddeden oluşan 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ile 2013 yılında 21 maddeden oluşan 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'la ilgili kanuni düzenlemeleri yaparak gerekli bu tavsiye kararlarına uygun düzenlemeleri hayata geçirmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle FATF'ın ülkemizle ilgili 4'üncü tur karşılıklı değerlendirme süreci 2019 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen genel kurulda kabul edilmiş ve rapor da tamamlanarak yayınlanmıştır. Şimdi, ben mevcut bu değerlendirme raporu içerisinde özellikle kısa vadeli toplamda 34 başlıkta, orta vadeli toplamda 12 başlıkta ve uzun vadeli toplamda 19 başlıktaki bu raporda yer alan hususları ifade etmek istiyorum.

Kısa vadeli hedefler: Bir, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla ilgili hususlarda ihtisas mahkemelerinin kurulması. Bu manada tavsiyede bulunuyor.

İki, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelik değişikliklerinin gerçekleştirilmesi ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi yasa ve ikincil düzenlemelerinin ihdası konusunda tavsiye niteliğinde teklifte bulunuyor.

Yine, aynı şekilde FATF; kolluk ve adli birimlerle ilintili kamu kurum ve kuruluşlarının terörizmin finansmanı ve kara para konusunda, el koyma, müsadere, dondurma farkındalıklarının artırılması, listeleme önerileri konusunda rehber hazırlanması ve bu konuda kanuni düzenlemeler yapılmasını tavsiye etmektedir.

Yine, FATF, 1267 ve 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uyarınca mal varlığı dondurma kararlarının uygulanmasının hızlandırılması, listeleme önerilerinde bulunulması ve mal varlığı dondurma kararlarının alınması hususunda yine kanuni düzenleme tavsiyesinde bulunmaktadır.

FATF, yine, diğer bir husus olarak, adli birimler ve kolluk birimlerinin mali soruşturmanın önemine ilişkin olarak farkındalıklarının artırılması, ekonomik suçlarda paralel mali soruşturmanın sistematik bir şekilde yapılmasının temini yine tavsiyelerinde bulunmaktadır.

Kısa vadeli taleplerinde özellikle Dernekler Kanunu ve ikincil düzenlemelerde yer alan denetimle ilgili hususların risk bazlı anlayışla burada terörizmin finansmanı ve kara para dediğimiz suçlarla mücadeleyi de kapsayacak şekilde yenilenmesini -taslak kanunda bu tekliflerimiz de var- tavsiye etmektedir.

Yine, derneklerle ilgili olarak da mevzuatta yer alan cezai müeyyidelerin caydırıcılığının olmadığı, çeşitliliğinin artırılması ve bununla orantılı etkin, caydırıcı düzenleme tavsiyesinde bulunmaktadır.

Yine, derneklere ve denetçilere yönelik eğitim ve farkındalık artırıcı faaliyetlerin yapılmasını tavsiye etmektedir.

Yine, FATF, derneklere yönelik risk bazlı denetimlerin gerçekleştirilmesi ve yapılan risk bazlı denetimlere ilişkin istatistiklerin derlenmesini, bir rapor hâline getirilmesini tavsiye etmektedir.

Yine, ayrıca, kısa vadeli bu taleplerde, FATF, avukatların yükümlülüklere tabi olmasını; özellikle finansal kuruluşlar ve kuyumcular, emlakçılar, muhasebeciler, noterler ve avukatların bir bütün olarak, finansal olmayan belirli iş ve meslekler grubu tarafından yapılan yükümlülük ihlallerine karşı etkili, orantılı ve caydırıcı yaptırımlar uygulanması gibi, bu şekilde tavsiyelerde bulunmaktadır.

Yine, ticari şirketlerde hamiline yazılı hisse senetlerinin kayıt altına alınmasına ilişkin mevzuat değişikliğinin yapılması da tavsiye hâlinde bulunmaktadır.

Orta vadeli hedeflerinde ise "Egmont Güvenli Ağı" kanalıyla bilgi paylaşımı yapılırken,

39

MASAK Başkanlığının bir bilgi paylaşımı politikası belirlemesini, paylaşılacak bilginin kapsamının, kabul ve ret gerekçelerinin açıklanmasını, mütekabiliyet prensibinin ülkeler arasında sağlanmasını, yabancı taleplerin önceliklendirilmesine yönelik de risk kriterlerinin belirlenmesini orta vadede tavsiyede bulunmaktadır.

Yine, FATF, sektörel düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar olan Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu, SPK, SDDK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile MASAK arasında yapılacak protokol çalışmaları kapsamında, kara para suçları ve terörizmin finansmanı denetimleri konulu uluslararası bilgi paylaşımlarının alınması ve gönderilmesi hususunda kapsamlı değişiklikler talep etmektedir.

Yine, FATF, ülkemizde, bir inançlı işlem türü olan "trust" işlemlerinin olup olmadığının tespit edilmesini, "trust"ların hukuki niteliğinin araştırılmasına yönelik de ciddi çalışmalar yapılmasını tavsiye etmektedir.

Uzun vadeli hedeflerde ise derneklere yönelik, periyodik olarak da terörle mücadele kapsamı içerisinde, terörün finansmanı kapsamı içerisinde ve kara para aklanması konusunda mücadele eğitimi, farkındalık artırıcı faaliyetler ile en iyi uygulama örneklerinin belirlenmesi çerçevesinde çalıştayların yapılmasını tavsiye etmektedir.

Yine, mevcut Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulunun gündemine terörün finansmanı konularının taşınması ve bu konuda yasa çalışmalarının orantılı, etkili ve caydırıcı bir nitelik kazanmasını tavsiye etmektedir.

Yine, aynı şekilde, uzun vadede UYAP'ın adli yardımlaşmaya ilişkin olarak vaka yönetim sistemi niteliğini haiz hâle getirilmesini, bu doğrultuda adli iş birliği istatistiklerinin UYAP'tan alınarak gerekli koordinasyonun sağlanmasını talep etmektedir.

Yine, uzun vadeli işlemlerde finansal kuruluşlar ve FOBİM'ler dışında kalan diğer yükümlü gruplarına yönelik risk profilleriyle orantılı denetim yaklaşımı geliştirilmesi ve bunlara risk profilleriyle orantılı yükümlülükler ihdas edilmesi de FATF tavsiye kararlarında belirtilmektedir.

Ayrıca, uzun vadeli taleplerinde, Türkiye'de faaliyet gösteren "trust" ve şirket hizmeti sağlayıcılarının uluslararası standartlara uygun yükümlülüklere tabi olmasının sağlanmasını, yükümlülerin bu yasal oluşumları tespit edebilmesi için farkındalıklarının artırılmasını da bu manada tavsiye etmektedir.

Peki, FATF'ın 238 sayfada ve toplamda da yaklaşık 60 başlıkta kısa, orta ve uzun vadede bizden beklediği tavsiye niteliğindeki bu talepleri karşısında bizim de 44 maddeden oluşan bu teklifimizin ilk 6 maddesiyle kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi kapsamında düzenleme yapıldı. 7 ila 17'nci madde kapsamı arasında 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu ile 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun içeriğinde gerekli değişiklikler yapılmaktadır. 20 ila 25'inci madde arasında yapılan düzenlemelerle ise 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'da değişiklikler yapılmaktadır. 26 ila 33'üncü madde arasında yapılan düzenlemelerle Türk Ticaret Kanunu'nda değişiklik yapılarak bu manada hamile yazılı pay senetleriyle ilgili değişiklik yapılmaktadır. 34 ila 41'inci maddeler arasında yapılan düzenlemelerle de Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da düzenleme yapılarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1373 (2001) sayılı Kararı ve FATF'ın 6 numaralı tavsiyesiyle uyum içerisinde terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla mal varlığının dondurulması mekanizmasının oluşturulması öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, biraz önceki hatiplerimizin bahsettiği özellikle kamuoyunda paylaşılan hususlarla da ilgili bazı konuları açmak istiyorum. Özellikle kamuoyunun gündeminde olan, derneklerle ilgili eleştirilen düzenlemelerde biraz önce FATF'ın bizden kısa vadeli beklentilerini ifade etmiştim. Peki, 238 sayfalık bu raporda FATF'ın derneklerle ilgili öncelikle görüşleri ve açıklamaları nelerdir, bunları ben sizlere ifade etmek istiyorum.

FATF yapmış olduğu bu değerlendirmelerde "Yetkili makamlar, kâr amacı gütmeyen kuruluşların veya bunların adına hareket edenlerin ihlallerine karşı etkili, orantılı ve caydırıcı yaptırımlar uygulayabilmelidir." diyor. Yine, raporun diğer bir kısmında "Ülkeler soruşturma süresince belirli kâr amacı gütmeyen kuruluşların idaresi ve yönetimi hakkında gerekli olan bilgilere -mali yönden ve dernek faaliyetlerine ait bilgilere- tam erişim sağlamalı ve denetleyebilmelidir." diyor. Bizim teklifimizin 13'üncü maddesi bu denetimlerin yapılacak risk değerlendirmelerine göre üç yılı geçmeyecek şekilde her yıl yapılmasını esas almaktadır, düzenlememiz bunu içeriyor.

FATF, derneklerin orantılı, caydırıcı, etkin bir denetim sistemine kavuşturulmasını talep ediyor. Biz de 13'üncü madde düzenlememizle bunu sağlamaya çalışıyoruz ve üç yılı geçmeyecek şekilde bu denetimlerin sağlanmasını istiyoruz. Ayrıca, risk değerlendirmelerinin de oluşturulmasını istiyoruz, FATF'ın doğrudan bizden beklentisi.

Peki, 15'inci maddede ne istiyor? Diyor ki: Dernek adına hareket edenlerin, yöneticilerin ihlallerine karşı etkili, orantılı ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Peki, bizim 15'inci maddede Dernekler Kanunu 30/A maddesiyle yaptığımız değişiklik nedir? Bakın, ben çok net olarak anlatmak istiyorum. Biraz önceki hatipler aynen şunu ifade ettiler: "Herhangi bir soruşturma, herhangi bir şikâyet" gibi bir kavram kullandılar. Asla kanunumuzda

40

böyle bir düzenleme yok. Bakın, ben kanun metnini okumak istiyorum: Bir derneğin faaliyeti çerçevesinde Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Kapsamında -önce bir dernek faaliyeti olacak, sonra bu dernek faaliyeti içerisinde terörizmin finansmanına yönelik bir işlem olacak- suçlar ile Türk Ceza Kanunu'nda yer alan uyuşturucu veya uyuşturucu madde imal ve ticareti veya suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından dolayı derneğin genel kurul dışındaki organlarında görevli olanlar -yönetim kurulu üyesi olabilir bu- veya ilgili personel hakkında soruşturma başlatılması hâlinde İçişleri Bakanına bu dernekle ilgili üç suç tipiyle tahditli, sınırlı olmak üzere -üç suç tipiyle tahditli olmak üzere- ve sadece derneğin faaliyeti çerçevesinde soruşturma başlatılması hâlinde İçişleri Bakanına o kişileri görevden geçici olarak el çektirme yetkisi veriyoruz. Kayyum atanması nerede burada? Ne kayyumu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kanunda ne yazıyor burada? Yorum yapıyorsunuz. Ha, dernek organsız kalabilir, o zaman Dernekler Kanunu'na atıfla mülki idare amiri, organsız kalan derneğe, sulh hukuk hâkimine müracaatla beraber kayyum atanmasını talep edebilir ama bizim kanunumuzda böyle bir teklif yok.

Arkadaşlar, o zaman şöyle bir şeylere de bizim cevap vermemiz lazım: Hayvanseverler derneğinde horoz dövüşü, yasa dışı bahis, buyurun; Uyuşturucuyla Mücadele Derneği Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri gözaltına alındı, buyurun; Etkili mücadele yapın, teklif edin, bu tür hususlarla ilgili etkili mücadeleyi FATF'ın beklentileri karşısında yapın.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Doğru düzgün yasa yapın da tartışalım. Yangından mal kaçırır gibi...

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - İşinize geldiğini söylüyorsunuz, işinize gelmediğini söylemiyorsunuz.

Diğer husus avukatlarla ilgili, teklifimizin 20'nci maddesinde. Maalesef, değerli hatibimiz… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin belirttiği hususlarla ilgili ben şimdi sizlere o Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararını okumak istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

MAHİR POLAT (İzmir) - Hangi birini…

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - Arkadaşlar, ben sizi çok güzel, dikkatli dinledim yani hiç kimseye bir laf etmedim ve tamamen sizlerin söyledikleri hususları anlatıyorum.

Bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne gibi bir karar vermiş? Diğer kanuni düzenlemelere geleceğim. Paris'te görev yapan, Paris barosuna bağlı avukatımız müracaatta bulunuyor, talebi aynen şu, diyor ki: "Avukatlar için avukatlık mesleği tarafından, özellikle barolar birliği aracılığıyla sürekli eleştirilen ve özellikle meslek sırrı ile avukat ve müvekkili arasındaki iletişimin gizliliği için bir tehlike oluşturan şüpheyi bildirme zorunluluğu burada bize emredilmektedir. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında bir ihlaldir." Müracaatta bulunuyor, talebi aynen bu. Nedir talebi? Meslek sırrı ile avukat ve müvekkili arasındaki iletişimin gizliliği hususu. Bakın, biz bu tabiri aynen kanun teklifimize almışız. Peki onlar ne demiş? Beş başlık saymış, bunlar: Bir, Avukatlık Kanunu, müvekkil-avukat sır saklama yükümlülüğü ve diğer ilişkilerin dışında -bakın, çok net söylüyorum- müşteriye ait para, senet ve diğer aktifleri yönetmek, banka tasarruf ya da tahvil hesabı açılması, şirket kurulması, katkı sağlanması, şirketlerin oluşturulması, yabancı vakıf ve vakıf benzeri yapılanmanın oluşturulması, diğer meslek birliklerinin içerisinde yer almayan danışmanlık faaliyetleri… Bunlar meslek sırrı niteliğinde değildir, Avukatlık Kanunu kapsamında değildir; bunlarla ilgili sen kara paraya yönelik bir şüphe duyduğunda, gördüğünde mutlaka ilgili barolar birliğine -Avrupa'da, Fransa'da- ihbarda bulunmak zorundasın demiş.

Bizim getirdiğimiz teklif nedir? Çok açık, bizim getirdiğimiz teklif 20'nci maddedeki aynen ifadeyi okuyorum… İfadeyi burada farklılaştırma hâline getirmeyelim. Aynen okuyorum kanun maddesini: 5 başlıkta… "Avukatlar ve diğer bağımsız hukukçular müşterileri ve müvekkilleri için aşağıda belirtilen işlerle ilgili yaptıkları her türlü hazırlık ve yürütme faaliyetleri kapsamında yükümlü sayılırlar." Yükümlülük, müşteri tanımlaması içerisinde. Peki sınırı nedir bunun? Avukatlık Kanunu, sınırı Avukatlık Kanunu yani savunma hakkı. Asla savunma hakkının dışında bir teklif getirmiyoruz, savunma hakkı kutsaldır. Özellikle avukat-müvekkil ilişkisi arasındaki sır saklama yükümlülüğü, dava boyutu açısından. Bakın, herhangi bir avukatın dışında -avukatın sadece mesleğiyle ilgili değil- mali müşavirlerin, finans kuruluşunda işlem yapan, vekâletle işlem yapan kişilerin veya noterlerin. Bakın, bu 5 başlıkta mutlaka ihbar yükümlülüğü konusunda FATF bir kanun düzenlemesi yapılmasını bize teklif ediyor ve FATF'ın raporunda ifadesi aynen şu: "Türkiye, terörün finansmanı ve suçtan elde edilen mal varlığıyla mücadelenin yasal çerçevesinde avukatlara yer vermemektedir." FATF'ın beklentisi, "Avukatlara yer vermen lazım." diyor. Peki konu ne? Konu belli. Teklifimiz 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun. Başka bir şey var mı? Herhangi bir işlem, herhangi bir vekâlet ilişkisi diye lütfen genel tabir kullanmayın. Kanun teklifimiz çok açık.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Kapı açılıyor.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun. Bu kapsamda savunma hakkı kutsaldır bu sınırların dâhilinde. 5 başlık; gayrimenkul ve işletmelerin alım satımı; müşterinin para, menkul kıymet ve diğer varlıklarının

41

yönetimi; banka tasarruf veya menkul kıymet hesaplarının açılması ve yönetimi; şirketlerin kurulması, işletilmesi ve yönetimi için gerekli katkının organizasyonu; "tırust"ların, şirketlerin, vakıfların ve benzeri yapıların kurulması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - Arkadaşlar, FATF'ın 238 sayfalık raporuna baktığımızda bu teklifimizin çok uyumlu olduğunu görüyoruz. Ama biz yine maddeler üzerinde konuşacağız…

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, süre verin de konuşsun çünkü biz Komisyonda dinlemedik arkadaşı bu kadar.

BAŞKAN - O zaman yerleri değişelim Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Komisyonda anlatılmadı bunlar, dinliyoruz burada.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - Maddeler üzerinde daha sıkı bu teklifimizi oluşturacak teklifleri de burada önergeyle değerlendirebiliriz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - Ben Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkoç.

Sayın Özkoç, sataşma değil, herhâlde 60'a göre söz…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Yok, yerimden hemen şey yapacağım, kayıtlara da geçsin istiyorum.

BAŞKAN - Yani bir dakikayla sınırladım biliyorsunuz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, İstanbul Milletvekili Abdullah Güler'in 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Birincisi: 40 tavsiye kararını bugüne kadar yerine getirmemişsin ve bundan dolayı Türkiye'nin durumunu gri listeye alınacak noktaya getirmişsin, kürsüye çıkıp babalana babalana konuşuyorsun; bu bir kere doğru değil.

İkincisi: Eskiden devlete karşı işlenen örgütlü suçlar terör olaylarına giriyordu, siz bunu değiştirdiniz, hükûmete karşı işlenen eylemleri de terör olayları içerisine bu "terör" kavramını genişleterek aldınız.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - İnsaf ya, insaf!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Şimdi, bu "terör" kavramının sizin açınızdan nereye dayandığını -hukuka dayattığınız- nereye kadar genişlediğini Türkiye'de anlayan kimse yok. Bir de şimdi diyorsunuz ki: "Derneklerle ilgili biz bir sınırlama getirmiyoruz, bir kayyum olayı yok." İstediğiniz her olayı terör olayına sokarak o derneği kapatma yetkisini, kayyum atama yetkisini getiriyorsunuz.

Üçüncüsü: Ya, AİHM'e güveniyor musunuz, güvenmiyor musunuz? Burada bize "Bu, AİHM kararlarında böyledir." diyorsunuz ama sizinle ilgili bir kararı AİHM aldığı zaman "Çıkarın içeridekileri, suçsuz olanları." dediği zaman feryat ediyorsunuz. Ne yapmak istediğinize karar verin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Güler, hayırdır?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Haksız bir itham vardı. Engin Bey de bilir, her türlü terör soruşturmasıyla ilgili bir şeyden bahsetmiyoruz. Siz genel bir cümle kullandınız…

BAŞKAN - Yani şöyle: Sayın Güler, cevap-cevap gidersek bu işi bitiremeyiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Olsun, zaten biz de onu istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Efendim?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Biz de onu istiyoruz, bitmesin.

BAŞKAN - Ya, zaten Grup Başkan Vekiline vekâlet ettiği için bir dakikalığına açacağım sizin sözünüzü ama bu şekilde gidersek bu iş bitmez.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Evet, bir zahmet…

BAŞKAN - Sadece sabah dörde kadar çalışmayı planlıyorum, uzatmayın yani.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Peki, sadece bunu ifade edeyim.

BAŞKAN - Buyurun.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Başkanım, terörle mücadele…

BAŞKAN - Sayın Güler, lütfen sisteme girin de kolay iş yapsın arkadaşlar.

Buyurun.

24.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler'in, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Engin Bey, terör, terörizm, terörle mücadele gibi genel bir kavram yok, derneklerle ilgili. Dernek faaliyeti 3 tane suç tipiyle ilgili: Terörün finansmanı, kara para diyoruz, uyuşturucu ticareti imalatı diyoruz ve suçtan elde edilen mal varlığının aklanması.

42

ZEYNEL EMRE (İstanbul) - Yazmıyor, yazmıyor, 50 defa söyledik, ekleyin.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Bu kapsamda terör soruşturması, Terörle Mücadele Kanunu gibi bir tahdit asla yok; bunu ifade edeyim. 12'nci tavsiye kararı bunun için bahsetmişti, o da müşteri tanımı içerisinde yükümlü tarifidir. Sadece bankacılık faaliyetleri, finansal işlemleri yürüten finansal kuruluşların siyasi nüfuz sahibi kişilerle ilgili daha detaylı müşteri tanınmasına yönelik bilgi içeriğiyle ilgili bir tavsiye niteliği vardır. Bu konuda Amerika, Norveç, İsveç, birçok ülke eksi puan almıştır. Henüz daha yeni bir düzenleme başlangıcındadır.

Arz ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sadece kayıtlara geçsin efendim.

Efendim "Bu tır içinde ne var, ne yok bilmiyoruz." diyoruz, ihbar ediyoruz, casus ilan ediyor, terör örgütü suçundan yargılıyorsunuz. Ondan sonra da insanlara bu terör örgütüyle ilgili içinde uyuşturucu mu vardır, başka bir şey var mıdır bilmiyoruz ama bunu ihbar ettiğimiz zaman terör örgütü üyesi oluyoruz ve casus oluyoruz ve milletvekili olduğumuz hâlde bu şekilde yargılanıyoruz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Hiç ilgisi yok, hiç ilgisi yok!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Ondan sonra da "Bu terörün tanımı kısıtlı bir tanımdır." diye bize getiriyorsunuz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına ilk söz Sayın Turan Aydoğan'ın.

Buyurun Sayın Aydoğan.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İlk söyleyeceğim söz bu kanunla ilgili değil. Hukuksal kavramlara takla attırmayın burada, yemeyiz. Öyle takla attırıp bize sunmaya kalkmayın. Yok efendim, Fransa'da öyleymiş, Almanya'da böyleymiş, avukatlarla ilgili sır saklama yükümlülüğü kaldırılmışmış, falanmış filanmış… Sizin o lige girmeniz için yüz fırın ekmek yemeniz lazım. Bırakın o ligi kendi hâline, oradan da burada yalan dolan örnekler vermeye kalkmayın.

Avukatlık hukuku iki bin, üç bin, beş bin yıllık bir hukuktur, eski Yunan'dan beri, Antik Yunan'dan beri kendi içerisinde ilkesel duruşu olan bir hukuktur ve bunlardan en önemlisi de, işte, sır saklama yükümlülüğüdür. Buraya çıkıp bir avukat, bir baroya bağlı avukat "Sır saklama yükümlülüğüne gelin hep beraber ihanet edelim." der ise baroların bunu ibretle izlemesi gerekir.(CHP sıralarından alkışlar) Bu Mecliste hiçbir avukat sır saklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmanın ucundan bile geçebilecek bir hükmü bu Meclisin gündemine getiremez kardeşim. Binlerce yıllık bir hukuksal kazanımı, avukat ile müvekkil arasındaki güven ilişkisini sıfırlayacak bir hükmü buraya getirip üstelik kavram olarak da sadece bir "şüphe" kavramıyla bağdaştırmak hukukçuluk değildir, hukukçuluk değildir; bunu bir kenara yazın. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu bir kenara yazın. Buradaki hassasiyeti anlamanız lazım. Sadece benim partimin hukukçuları değil, bu partilerin tamamının hukukçularının bu hassasiyeti anlaması lazım. Üstelik "şüphe" kavramı…

Peki, ben size soruyorum: Avukatın birisi -sizin bu kanununuz geçti- müvekkiliyle ilgili şüphe duydu, soruşturma açıldı hakkında, müvekkili aklandı. Avukata acaba asılsız ihbardan dolayı da Ceza Kanunu'na göre hüküm uygulanacak mı? Hiç aklınıza geliyor mu bunlar? Ya, saçmalıyorsunuz hakikaten ya. Yani artık saçmalıyorsunuz. İktidarınızı ayakta tutmak için, bir otoriter tahakkümâtın ayaklarını oluşturmak için bütün kanunları darmadağın ediyorsunuz, bütün hukuksal birikimleri yok sayıyorsunuz, hukuksal kavramları altüst ediyorsunuz, çıkıyorsunuz burada bir de savunmaya kalkıyorsunuz. Ayıp ediyorsunuz ya, vazgeçin, mahcup oluyorsunuz. Hakikaten kimseyi ikna edemezsiniz ne televizyon başında… Ne milleti ne başkasını ikna edemezsiniz.

Mevlâna'nın çok güzel bir sözü var, onu hatırlatayım size, diyor ki: "Niyeti kötü olan insandan değil, niyetinin kötü olduğunu gizleyenden kork." Durumunuz budur, niyetiniz kötüdür; kötü niyeti Kitle İmha Silahları Kanun Teklifi'nin arkasına sakladınız, getirdiniz buraya koydunuz kardeşim; sizin durumunuz budur. Mevlâna'nın deyimiyle, niyetinizin kötü olduğunu saklamak için bir kanun çıkarıyorsunuz. Dünyada otoriter rejimler ile sosyal devleti savunanlar arasında, bir şekilde dayanışma ile otoriterlik arasında bir yarış var. Özellikle bu Covid dönemi, bu yarışı su yüzüne çıkardı. Sizin sığınacak yeriniz yok, sizin halk karşısında itibarınız yok. Yaptıklarınızla beraber her şeyi bitirdiniz. Bir otoriter rejimin ayaklarını buraya sığdırmaya çalışıyorsunuz. Ne yaptınız bugüne kadar? Birçok yasa çıkardınız, az önce arkadaşlarımız söyledi: Basını bitirdiniz, her türlü özgürlükçü alanı sona erdirdiniz, bir

43

şekilde bekçi yasasından başlayarak, barolarla ilgili tek baroyu öldürecek yasamayı yaptınız, sanal dünyaya ilişkin düzenlemeler yaptınız.

Bu milletin… 2 kişinin bir araya gelmesi sizi rahatsız ediyor kardeşim. Az buçuk bir demokratik kırıntı kalan derneklerdi, sivil toplumdu, oraya saldırmaya kalkıyorsunuz, kime anlatıyorsunuz ya! Bu Anayasa'da 15 tane hükmü aynı anda şu anda ihlal ediyorsunuz. Bu derme çatma, bugün savunulacak hâli kalmamış Anayasa'ya bile tahammül edemiyorsunuz. 12 Eylül rejiminden gerisiniz kardeşim, daha geridesiniz. Geldiğiniz yer 12 Eylülü aratır hâldedir. (CHP sıralarından alkışlar) 12 Eylülde çıkan Anayasa'ya bile tahammülünüz yok, dernek kurma özgürlüğüne tahammülünüz yok, mülkiyet hakkına tahammülünüz yok, cezasızlık hakkına tahammülünüz yok, birçok… 15 madde kardeşim, komisyonlarda saydık size, gelip burada olur olmaz bir şekilde hukuki bir kılıf uydurmaya çalışıyorsunuz. Ya, yalan konuşmayın Allah aşkına ya! Yok dünyada böyle bir model.

Yarın FATF size yazı yazar kardeşim: "Benim istediğim kanun bu değildi, sizin çıkardığınız kanunun benimle alakası yok." Arkadaşlarımız burada söylediler. 7 numaralı başlıkla beraber 12 numaralı başlık var, niye çıkarmıyorsunuz arkadaşım? Niye çıkarmıyorsunuz ya? Nüfuzlu kişilerin mal varlıklarının ve transferinin takibi gerekiyor çünkü dünyadaki fonlar işte bu ahlaksız para kazanmadan geçiniyor çoğu zaman. O fonlar kayıtsız paranın göbeği olmuş. Bu ülkede neden korkuyorsunuz da bunu çıkarmıyorsunuz? O VIP'den geçen herkesin, bizler dâhil olmak üzere, mal varlığının ve mal hareketinin, para hareketinin fonlarla bir ilişkisi var mı yok mu takip etmekten niye korkuyorsunuz?

Bu tartışma 2013 yılından beri var, şimdi geldiniz derneklere ve sivil topluma sıkıştırdınız. Hayır, bu değil. Bu tartışma, 2013 yılından beri var; terörizmle ilgili de var, kara parayla ilgili de var. Niye yattınız kardeşim? Niye yattınız bugüne kadar? Yatmasaydınız Rıza Sarraf içeride olacaktı. (CHP sıralarından alkışlar) Rıza Sarraf içeride olacaktı. Yatmasaydınız Rıza Sarraf'a bu milletin gözünün içine baka baka çuvalla parayı faiziyle teslim etmeyecektiniz ya. Geldiniz burada bize yok 18'ine kadar çıkması lazım, ondan sonra milletin özgürlüklerine tasalluta başlıyorsunuz ya.

4 Bakan Yüce Divanda yargılanacaktı, arkadaşlarımız söylediler. Ya, Bakara makaracıyı siz büyükelçi yaptınız, eminim Yüce Divanda yargılanacaktı bu yasalar çıkmış olsaydı. Siz Avrupa'ya, oraya, buraya bunları anlatamazsınız. Sizin yürütme organınızın başında Sayın Cumhurbaşkanı çıkıyor, AİHM'in Büyük Genel Kurul kararına karşı diyor ki "Bizi bağlamaz, uymayız." Çocuk muyuz biz ya? Anayasa'nın 90'ıncı maddesi var, altına imza attığınız bir sözleşme var, yıllardır Avrupa Konseyiyle ilgili bir "background" söz konusu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Büyük Genel Kurulu kararından sonra gidilecek başka hiçbir yer yok ve bizim için iç hukuk normu özelliği taşıyan bir durumla ilgili milletin şovenist yanından faydalanmak için çıkıp diyorsunuz ki "Biz tanımayız." Niye burada örnek veriyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden? Hiç mi yüzünüz kızarmıyor ya? Söylesenize Sayın Cumhurbaşkanına -içinizdeki hukukçular- "Kardeşim, bağlar, bal gibi bağlar." (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; HDP sıralarından alkışlar) Yarın uygulayacaksın, hadi uygulama, hadi uygulama da göreyim, hadi uygulama da bak başına neler geliyor?

İFFET POLAT (İstanbul) - Ne gelecek?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Avrupa Konseyine bu kadar ters düşmenin zannediyor musunuz böyle karşılıklı sözlerle geçiştirilecek yanı var? Parasızlıktan ölüyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Fransa'nın, Almanya'nın onlarca uymadığı karar var.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Kuruş ararsınız kuruş, size bir kuruş para vermezler. En büyük ticareti Avrupa'yla beraber yapıyorsunuz, bu kadar özgürlük katliamcısı olur, bu kadar da verilen kararlara karşı ve öyle kafanıza göre takılırsanız açlıktan öldürürsünüz bu milleti. Gözünüz kesiyor mu? En büyük ticareti yaptığınız kıtayla beraber "Seninle anlaşma yaptım, ahde vefayı da unutuyorum, Anayasa'mı da unutuyorum, iç hukuk normu hâline gelmiş her şeyi unutuyorum, bu anlaşmaya uymuyorum."

Niye yalan konuşuyorsunuz millete kardeşim? Sayın Bakan çıkıyor, yalan konuşuyor; Sayın Cumhurbaşkanı çıkıyor, atıyor tutuyor; uygulayacaksınız bu kararı. Göreceğiz bu Meclisteysek buraya çıkacağım, size, niye uyguladınız o zaman, söyleyeceğim, mecbursunuz uygulamaya. Sağınız solunuz oynuyor kardeşim. (CHP sıralarından alkışlar) Kafanıza göre hukuk yorumu yapıyorsunuz.

Şimdi geldiniz, derneklere tasallut; öyle mi? Tabii. Bakın, bu çıkardığınız yasa nedir, biliyor musunuz? Bu çıkardığınız yasa öyle bırakın entelektüel diye gördüğünüz dernekleri, arkadaşlarımız "Uluslararası Af Örgütü" diyor, "Şu" diyor, "Bu" diyor; onlarla bağı koparıyorsunuz zaten. Türkiye'yi başka bir lige sokmak niyetiniz var. Dernek yöneticilerinin… Cezaların şahsiliği ilkesini, Anayasa'nın 38'inci maddesindeki hükmü görmezden gelerek derneğe kayyum tayin ediyorsunuz, alıştınız ya; zaten sizin seçim sandığına da saygınız yoktu, her tarafa kayyum tayin ettiniz. Bu ülkede daralmış, şu kadarcık nefes alacak demokratik alan var, oraya da tasallut ediyorsunuz. Gidişinizin ayak sesleridir, bir süre bunlarla idare edersiniz. Siz gittikten sonra bu ülke, bu demokratik hayatı tekrar geri getirir

44

ama size söyleyeyim… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Tribünlere oynuyorsun, tribünlere!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Laf atmayın, bırakın o işleri. Gelir, burada o yalanları konuşursunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Tribünlerden hiç alkış alamıyorsun!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Ben yemem onları, ben yemem, ben yemem! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ben burada hassasiyetle çocuğumun geleceğini konuşuyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Şov yapıyorsun!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Bu kadar köpeksiz köyde değneksiz dolaşamazsınız, böyle bir hakkınız yok! Getirdiğiniz yasayı bile 20 kişi izliyorsunuz burada, ayıp değil mi? Bu Meclisi bu kadar küçümseyemezsiniz! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) İki günde bu yasayı getirip parmak sayısıyla her taraftan geçiremezsiniz. Bunları toplumla tartışarak getirmeniz lazım. Kimsiniz ya, kimsiniz! Nedir bu hâkimiyetiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Sen kimsin kardeşim!

BAŞKAN - Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Parmak sayısıyla beraber neyi sokuyorsunuz buraya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade edin.

Sayın Aydoğan…

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Sen nasıl konuşuyorsun ya!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Herkes haddini bilecek; herkes, herkes! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Terbiyeli ol, haddini aşıyorsun!

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade edin.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Herkes haklarını iyi niyetle kullanacak. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Sabahtan beri haddini aşıyorsun be!

BAŞKAN - Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Hakların kötü niyetle kullanılmasına bu ülkenin yasaları cevaz vermez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, lütfen üslubunuza…

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Ona "terbiyesiz" buna "terbiyesiz…" Nasıl konuşuyorsunuz!

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Ben Cumhurbaşkanına "terbiyesiz" demedim; çıkarma, numara yapma!

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Kardeşim, had bekliyorsanız haddinizi bileceksiniz!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Buyurun Sayın Başkan, süreyi tutun.

BAŞKAN - Süre falan tutmuyorum Sayın Aydoğan, siz devam edin ve üslubunuza dikkat edin lütfen.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Haddinizi bileceksiniz! İstediğiniz gibi konuşup gidemezsiniz!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, siz bu Meclisin hukukuna dikkat edin. Bu Mecliste parmak sayısıyla demokratik haklar yok edilemez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Burada milletvekillerine, hukuka siz dikkat edeceksiniz!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Ben Meclisin hukukunu koruyorum sizin yerinize. Sizin korumanız lazım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz bu Mecliste parmak sayısıyla beraber Türkiye'nin bin yıllık demokratik haklarını katlettiremezsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Buradaki milletvekillerinin hukukuna riayet edeceksin!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, herkes yerine otursun.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - İstediğiniz gibi, masaya vurarak konuşamazsınız!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yerinize oturur musunuz lütfen.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Milletin seçtiği milletvekilini incitemezsin sen!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Bitti mi?

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Bu kadar başıboşluk olur mu ya!

45

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Gel beraber konuşalım! Saygılı ol!

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Böyle gülersiniz işte! (CHP sıralarından gürültüler)

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, ekleyin lütfen süreye. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, o zaman buyurun, gelin, siz yönetin burayı.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Milletin adına konuşuyorsunuz, konuşmayın!

BAŞKAN - Ya, müsaade eder misiniz.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Ekleyin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Siz de emir mi vereceksiniz "Ekleyin, ekleyin." Ne oluyoruz yani?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Niye sesinizi yükseltiyorsunuz?

BAŞKAN - Böyle bir şey olabilir mi ya, olur mu böyle şey!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Burada çocuk değiliz biz; biz, milletin temsilcileriyiz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Siz de üslubunuza dikkat edin, karşınızda milletvekilleri var, söylediğiniz laflara dikkat edin. Böyle bir şey olur mu!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Hayır, efendim, ekleyeceksiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Milletin seçtiği milletvekiline bu şekilde konuşamazsınız!

BAŞKAN - Arkadaşlar oturur musunuz yerinize lütfen?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Devam edeceğim merak etme, devam edeceğim.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Eğer had bekliyorsanız haddinizi bileceksiniz!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Ayıp ettin yani, hoş olmadı.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Devam edeceğiz, merak etmeyin.

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, teşekkür ediyorum, süreniz tamamlandı.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Öyle bir hakkınız yok Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum, süreniz tamamlandı. Uzatma yapmıyorum.

Buyurun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Kürsüden indiremezsiniz. İki saat boyunca taciz altında konuşturmadınız beni…

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, lütfen yerinize geçer misiniz?

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Milletvekilinin karşısında masaya vurarak konuşulmaz kardeşim!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, hakkaniyetli olun.

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, lütfen yerinize geçin. Sayın Aydoğan yerinize geçer misiniz?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Hakkaniyetli olur musunuz?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Süre uzatımı yapmıyorum, lütfen geçin yerinize. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Sen kendini ne zannediyorsun da milletvekillerine "Kimsin!" diyorsun!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan…

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Sayın Özkan…

BAŞKAN - Arkadaşlar müsaade edin. Size söz vereceğim.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Parmak demokrasisi… Bu parmaklar var ya milletin parmağı bunlar, milletin! Öyle kürsüden kabadayılık yapmakla olmaz bu iş. Milletvekiline "Sen kimsin!" diyemezsin.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - İstirham ediyorum kendi konuşmanızı dinleyin lütfen. Dinleyin…

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Sayın Özkan, sizden hukukumu korumanızı istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Bir dakika arkadaşlar!

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, yerinize oturur musunuz lütfen. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Değerli milletvekilim, müsaade edersen ben cevap vermek istiyorum.

Sayın Başkan…

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Bir milletvekilinin…

46

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, tutanağı istedim, söylediklerinizi size göstereceğim.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Peki, hadi bakalım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkoç.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, hem hatiplerin hakaret etmeden konuşmaları hem de iktidarın muhalefet eden milletvekillerine sabırlı davranmaları gerektiğine, Meclisin adabı içerisinde görüşme yapacaklarına, zaman zaman seslerin yükselebileceğine ama bunun Mecliste ayrıştırma noktasına hep birlikte getirilmeyeceğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar bir dakika ya!

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hem hatiplerin milletvekillerinin hakkına, hukukuna hakaret etmeden konuşmaları gerekiyor, hem de muhalefet eden arkadaşlara da iktidarın sabırlı davranması gerekiyor. O lafın aslını, söylediğimiz lafı taşıracak ve hakaret noktasına gelecek sözleri de birbirimize karşı sarf etmememiz gerekiyor.

SERAP YAŞAR (İstanbul) - "Siz kimsiniz?" dedi ya Meclise.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Meclisin adabı içerisinde bu yasaları görüşeceğiz, birlikte görüşeceğiz, birlikte tartışacağız, elbette ki zaman zaman seslerimiz yükselebilir.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Hakaret yok ama.

İFFET POLAT (İstanbul) - Hakaret etmeyecek.

BAŞKAN - Arkadaşlar müsaade edin lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Ama bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde ayrıştırma noktasına hep birlikte asla getirmeyeceğiz.

İFFET POLAT (İstanbul) - "Siz kimsiniz?" dedi, "Siz kimsiniz?"!

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkan müsaade eder misiniz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Müsaade ediniz Sayın Özkan.

Değerli milletvekilleri, bakın, konuşmacınız Sayın Aydoğan'ın hitabına baktığınızda -ki tutanakları istedim ama aklımda kaldığı kadarıyla- milletvekillerine dönerek "Siz kimsiniz ya?" diye bağırmış olması, işte "Sağınız solunuz oynuyor." demesi yani bunlar hakikaten şık ifadeler değil. Şık ifadeler değil, kusura bakmayın.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - AİHM'i bir yerde kabul eder, bir yerde kabul etmezseniz oynuyor olur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Müsaade edin.

Yani Sayın Özkoç'un da söylediği gibi bütün konuşmacı arkadaşlarımızın hem içerik olarak hem üslup olarak biraz daha dikkatli olmalarında fayda var.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkan, kifayetimüzakere…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Başkanım, Başkanım…

BAŞKAN - Buyurun, yerinizden bir dakika.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN - Size de yerinizden bir dakika vereceğim.

Buyurun Sayın Özkan.

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan'ın 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Engin Bey'in muslihane, Meclisin mehabetine uygun, yakışan bu tavrını takdir ediyorum ancak bu Parlamento çatısı altında -millî iradenin tecelligâhı diyoruz, milletimizi temsil ediyoruz diyoruz- bu millî iradenin tecelligâhında, bakınız, "Siz kimsiniz?" ifadesi asla kabul edilemez, niye? Burası, on sekiz yıl boyunca, 15 seçimin her birisini yüzde 50 rakamını aşan bir oyla, milletimizin takdir ettiği AK PARTİ ve milletvekillerimizdir. Onun için bunu kabul edemeyiz, biz milletimizin iradesinin temsilcileriyiz; bu, bir.

BAŞKAN - Bunu ben kayda geçirdim zaten.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkanım, müsaade ederseniz bir de şunun da kayıtlara geçmesi lazım: Burada tarihe not düşüyoruz, bu düşülen notlar yarın okunduğu zaman Cumhuriyet Halk Partisi de mahcup olabilir. Bakın "12 Eylül rejiminden bile gerisiniz." ifadesi doğru bir yaklaşım değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum, süreniz doldu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bakınız... Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Özkan, prensip olarak bir dakikanın ötesinde söz vermiyorum, sadece bir dakika.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkanım, biraz önce böyle olmadı ama.

47

O zaman kayıtlara geçmesi için söylüyorum... (CHP sıralarından "Oo!" sesleri) Bu ülkede doğrudan seçilmiş irade olmak, 12 Eylül hainlerinin iradesinin, rejiminin üstünde olmaktır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Evet, Sayın Türkkan, buyurun.

Süreniz bir dakikadır.

27.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan'ın 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerinin Meclisin yüceliğine saygı açısından doğru ifadeler olmadığına, görüşmelere biraz daha seviye getirme konusunda bütün Meclisin mutlak iş birliği yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, ben ayaklarımı vurmadan konuşacağım. Öncelikle Meclisin yüceliğine, Meclisin üzerindeki "Kayıtsız ve şartsız milletindir." yazan bu yazısına saygı açısından doğru ifadeler olmamıştır, kabul etmiyoruz; bunu söylüyorum. Nasıl ki bakanların milletvekillerini hiçe sayan, milletvekillerine hakaretamiz şekilde ifadelerini kabul etmediysek bunu da kabul etmiyoruz. Bu konuda, görüşmelere biraz daha bir kalite, daha bir seviye getirme konusunda bütün Meclisin mutlaka iş birliği yapması gerekiyor. Öyle ayak vurmakla da olmaz o iş yani o da kötü. Ayak vurdun ne oldu, kim korktu, kim etti? Daha kaliteli, daha seviyeli olursa bizler için çok iyi olacaktır göreceksiniz, aksi hâlde kötü oluyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Evet, şahıslar adına ikinci söz Sayın Ali Özkaya'nın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Pardon, Sayın Özkaya bir dakika.

Sayın Beştaş, buyurun.

Süreniz bir dakikadır.

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Meclisin vakarına uygun tutum olmasının gerekli olduğuna ama bir milletvekilinin konuşturulmamasını da kabul edilemez bulduklarına, dayatılan bir kanun teklifi olduğuna, bu dayatmayı kabul edemeyeceklerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, hatipler bu yasanın geliş şeklini anlattılar. Buradaki temiz dil, davranış ve Meclisin vakarına uygun tutum konusunda sanırım sıklıkla kullandığımız cümleler var, bu konu da doğru ama bir milletvekilinin konuşturulmaması ve bu konuda sadece bağırarak engellenmesini de kabul edilemez buluyoruz açıkçası. Ve özellikle... (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İşte şimdi de yani...

BAŞKAN - Arkadaşlar müsaade eder misiniz, lütfen.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) - Sana ne ya? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, müsaade edin lütfen, rica ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Hakikaten şu tablo, ibretlik bir tablo. Sadece oylama sırasında gelip ve bizim konuşmalarımızı o sırada dinleyip müdahale edilmesini kabul etmiyoruz. Gelip kanun teklifini dinleyin o zaman. Bu kanun teklifi ne getiriyor, ne götürüyor; öğrenelim. Yani dayatılan bir kanun teklifi var, bütçe görüşmeleri bitti, hiç kimse bir hafta dinlenemedi bile, corona günlerinde sırf iktidar istiyor diye, hepimize burada "Olduğu gibi kabul edin." dayatması var; bunu kabul edemeyiz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Evet, Sayın Ali Özkaya, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kitle imha silahları hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir, uluslararası taahhütlerine uyar. Sayın Cumhurbaşkanımız da, bu devletin ve bu milletin başı olarak bu taahhütlerine uyduğunu söylediği gibi, ancak hiçbir şantaja, tehdide de boyun eğmez, hiçbir mütekebbire eyvallah etmez, hiçbir kibirlinin kibrine eyvallah etmez; bu kısmı çok önemlidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu kanun teklifi 1989 yılında FATF'ın kurulmasıyla başlayan, 1991 yılında ülkemizin üye olmasıyla birlikte devam eden ve 1996 yılında 4208 sayılı Kanun'la Mali Suçları Araştırma Kurulunun kurulması ve akabinde 1999 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmesi ve bu sözleşmeyi 2002 yılında kanunla kabul ederek iç hukukumuza taşımamız ve akabinde gelişen süreçlerde 2005 yılında 5549 sayılı suç varlığından elde edilen gelirlerin aklanması hakkındaki kanunu çıkarttık ve Ceza Kanunu'muza da 282'nci maddeyle suç

48

varlığının aklanma suçunu aldık. Akabinde 2013 yılında, tabii, terörizmin finansmanı, terör örgütlerinin değişik yol ve yöntemler kullanması nedeniyle uluslararası camiadaki gelişen şartlar doğrultusunda Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair 6415 sayılı Kanun çıktı.

FATF ülkeleri sürekli karşılıklı iletişimler hâlinde devam ediyor ve bu görüşmelerin sonucunda da hangi alanlarda sorun varsa bu alanları düzenleme, o alanlarda etkin mücadele yapma konusunda karşılıklı teklifler oluyor. Yani "Biz hemen sıkıştık, 2012 yılında söylenmişti, geç kalındı." kısmı doğru değil. 2013 yılında 6415 sayılı Kanun çıktı, o günden sonra birçok uygulamalar karşılıklı yürütüldü. 2019 yılında, 4'üncü dönem toplantılarının sonucunda yapılan tekliflere göre kitle imha silahlarının finansmanının önlenmesine dair, uluslararası mevzuatta boşluk olduğu için Birleşmiş Milletler karar aldı ve bu kanunu, kitle imha silahlarıyla ilgili bir kod kanun olarak düzenledik.

Tabii, bunun yanında, diğer 7 kanunun ortak özelliği, terörizmin finansmanı ve uluslararası terörizmle mücadele açısından finansmandır. Yardım Toplama Kanunu'ndaki mesele de budur, Dernekler Kanunu'ndaki mesele de budur, Türk Ticaret Kanunu'ndaki hamiline yazılı senetlerin nama yazılı gibi merkezî kayıt kuruluşuna kaydedilmesiyle ilgili zorunluluk da budur, yine, iç dondurmayla ilgili konulardaki zorunluluk da budur. Özü, uluslararası terörizmle mücadele ve terörizmin mali kaynaklarının kurutulması, bunun engellenmesiyle ilgili şeffaf, etkin bir mücadele yol ve yönteminin belirlenmesidir. Kanunun getiriliş amacı budur ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin, 2021 yılının 23 Nisanı itibarıyla da karşılıklı görüşmelerle, bu hususları gri listeyle ilgili bir risk oluşturmadan sonuçlandırmasını ve ülkemizin daha fazla yatırıma, istihdama yönelmesini hep beraber sağlamayı arzu ediyoruz.

Tabii, arkadaşlarımızın eleştirileri var, bu eleştirilerdeki en temel konulardan biri, Dernekler Kanunu'nda getirilen 3 suçla ilgili. Yani terörizme finansman sağlama suçu, uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticaret suçu ve kara paranın, suçtan elde edilen varlığın aklanması suçu. Bu suçlarda, soruşturma aşamasında, İçişleri Bakanına organları uzaklaştırma yetkisi öngörülmüştü. Muhalefetin itirazlarını dikkate aldık, Sayın Grup Başkanımız ve Grup Başkan Vekillerimizle bu konuda bir hazırlık yapılıyor: "soruşturma"nın 15'inci maddede, "kovuşturma"ya dönüştürülmesiyle ilgili bir teklif olacak.

Yine, en temel itirazlardan biri, Avukatlık Kanunu'yla ilgili. Kıymetli arkadaşlar, savunma hakkı kutsaldır; kutsal olan, savunma hakkıdır. Ben de avukatım, yirmi beş yılı aştım, avukatlıktan daha kutsal olan savunmadır. Diğer tüm alanların hepsi 5549'a göre sorumlu, banka sorumlu, sigorta şirketi sorumlu, faktöring şirketi sorumlu, kamu kuruluşları sorumlu, diğer serbest meslek sahipleri sorumlu; bir tek avukatlar, meslektaşlarımız mı sorumsuz olacak? Ve bunlar, avukatlık mesleği ve savunmayla ilgili olan suçlar asla değil. Bir taşınmaz alım ve satımını, evet, avukat da yapabilir, emlakçı yapabilir, mali müşavir de yapabilir, hiçbir işi olmayan bir kişi de yapabilir. O sebeple FATF, bunu özellikle tüm alanların kanun kapsamına alınıp yalnızca avukatların istisna edilmesinin bu alanda bir gri alan oluşturduğunu söylüyor.

Dün, Barolar Birliği Başkanımız ve avukat arkadaşlarımızla bir kez daha uzunca müzakere ettik ve burada Avukatlık Kanunu'nun 35'inci maddesinin 1'inci fıkrası, münhasıran avukatların yaptığı işler ve ara buluculuk aşamasında alternatif çözüm yolları arasında elde edilen bilgilerin bu kanun kapsamında olmaması gerektiğiyle ilgili, bu konuyla ilgili de bir düzenleme inşallah olacak.

Yine çok önemli bir kanun teklifi, bence bu kanun teklifinin en nirengi noktası kıymetli arkadaşlarım, 37'nci maddesidir. Bizim iç dondurma müessesesi dediğimiz terörizme finansman sağlanması durumunda mal varlığının dondurulmasıyla ilgili FATF ve uluslararası kuruluşlar diyor ki: "Ceza Usul Kanunu'nuz ve yargılama süreçleri çok uzun. Dolayısıyla, terörizmle etkin ve hızlı mücadele etmek için bir idari organ vasıtasıyla bunu yapmanız gerekiyor." Dünyanın gelişmiş bütün ülkelerinde bu sistem var, tamamında var ancak biz, bu sisteme çok önemli 2 tane temel hukuk kuralı koyduk. Birincisi, dedik ki: Türk mahkemelerince terör örgütü olduğuna dair bir karar olacak. Bir organ, bir yapı, bir kuruluş terör örgütü ise kesinleşmiş bir mahkeme kararından sonra buraya yardım edilirse terörizmin finansmanı kapsamında bu kişiler dikkate alınabilecek ancak bir terör örgütü olmakla birlikte terör örgütü üyesine, ailesinden, yakınından insani ilişkiler kapsamında verilen bir yardım bu kanun kapsamında asla olmayacak. İlgili değerlendirme komisyonu, kararını verecek, İçişleri ve Maliye Bakanlığının müşterek kararıyla dondurulacak ve hep diyordunuz, eleştiriyordunuz: "Sulh ceza mahkemeleri" diye. Hayır, Ankara Ağır Ceza Mahkemesine gönderilecek ve Ağır Ceza Mahkemesi beş gün içinde tedbirin devamına veya kaldırılmasına dair itirazı kabil olmak üzere karar verecek. Bu açıdan da bu müessesenin çok doğru ve son derece hukuka uygun olduğunu düşünüyoruz.

Bizim atalarımızın çok güzel sözleri vardır, derler ki: "Mal canın yongasıdır." Hatta biraz mal kısmında hasis olan insanlar için "Malını alacağına, canını al." derler. Gerçekten de mülkiyet hakkı, bütün dünyada önemli. Biz de buna olağanüstü önem ve değer verdiğimiz için, hukuk devletinin en üst standartlarında -hem öncesinde bir mahkeme kararı, Yargıtayla terör

49

örgütü üyeliği hem de sonra ağır ceza mahkemesinin onama kararı gibi- çok esaslı bir kural getirdik.

Topkapı Sarayı'nın girişinde ne yazar? "…"(x) "Bütün mazlumların sığınağı." Bu coğrafya, bin yıldır bütün mazlumların sığınağıdır; bugün de mazlumların, 5 milyona yakın mazlumun sığınağı.

Dünyada, biliyoruz ki 11 Eylülden sonra İslam coğrafyasının mal varlıklarına tahakküme yönelik gayretler var. Biz arzu ediyoruz ki Türkiye, bu kanunla bütün dünyada şeffaf, hukuka uygun, her türlü denetime açık, uluslararası ilişkileri karşılıklı olan, birbiriyle iletişim hâlinde olan bir devlet olmaya devam edecek. Bütün dünyadaki mal varlıklarının meşru olarak bu ülkeye gelmesi ve onların yatırıma dönüşmesi, daha büyük bir noktaya gelmesi için bu kanun düzenlemesinin son derece faydalı olduğunu görüyoruz.

Bizim kuruluşlarımız, dünyadaki bizim yüz akı kuruluşlarımız, yardım kuruluşlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız bu devletin kuruluşlarıdır; onların her biri, Türkiye Cumhuriyeti'dir; onların her biri, Türk milletidir. Afganistan'da da, Afrika'da da, Uzak Doğu'da da, Balkanlarda da, Kafkasya'da da yardım kuruluşlarımız, bu kanunla uzaktan yakından ilgisi olmayan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yüz akı olan kuruluşlardır. Bunlarla ilgili tereddüdün olmasını, sivil toplum kuruluşlarımızda bir tereddüdün olmasını… Ben doğrusu kanunun yeterince anlaşılamadığı kanaatindeyim. Yoksa yardım toplayacak, yurt dışına yardım götürecekse bir kuruluşumuz, ilgili valiliğe beyanda bulunacak; bundan daha fazla bir şey yok ki.

Efendim "Neden banka kayıtları isteniyor?" Arkadaşlar, yardım toplamak… Bütün milletten yardım topluyorsunuz, devlet size bir izin veriyor. Topladığınız yardımı nereye harcadığınızı devletin bilmesinden daha doğal ne vardır? Bankadan isteyecek, gidecek… Suçu yoksa bir sorun yok. Efendim "İnternet ortamında izinsiz yardım toplayacağız." Neden? İzin alın, herkese izin veriliyor. Efendim, bakın, cezayla ilgili kısımların birçok yerinde dedik ki: "Uyarıldığı hâlde yardım toplamaya devam ederse, uyarıldığı hâlde yardıma, bu sürece engel olmazsa o zaman ceza olur." Yani fiilin ağırlığına göre; bazen önce bir uyarmayı getirdik, sonra cezayı getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Evet, herhâlde bugün sınırlı.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemini yapacağım.

Sayın Karahocagil…

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

AK PARTİ, on sekiz yıldır bu ülke için, bu millet için hatta tüm mazlum milletler için koşuyor, koşturuyor. On sekiz yılda 15 seçimdeki başarımızın sırrı, hiçbir seçimi yolun sonu olarak değil, hep yolun başı olarak görmemizdir. "Durmak yok." dedik, yürüdük; "Durmak yok." dedik, koşturduk; "Durmak yok, yola devam." dedik. Hedefimize öyle bir kilitlendik ki muhalefetin tüm engellemelerine rağmen liderimiz Recep Tayyip Erdoğan'la bu ülkeyi dünya devletleri arasında en ön sıralara yükselttik.

Sayın Başkanıma sorum şöyle: Kanun teklifinde derneklere üye olma, yönetim organlarında görev alma gibi dernek kurma özgürlüğünü daraltan düzenlemeler var mıdır?

247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'mizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sorum Sayın Komisyon Başkanımıza olacak: Sayın Başkanım, Türkiye farklı terör örgütleriyle ve terörizmin farklı biçimleriyle yıllardır mücadele eden bir ülkedir. Terörizmin finansmanıyla mücadelede uluslararası iş birliğinin gerekliliğine inanıyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bu yöndeki kararlarının uygulanması amacıyla teklifte ne gibi düzenlemeler yapılmaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, güvenlik korucuları devletin otoritesi için, can ve mal güvenliği için terör örgütleriyle canla başla mücadele etmektedirler. Bu nedenle sürekli terör örgütlerinin hedefi hâlindedirler. Önceleri görevleri sınırlı olan güvenlik korucularının sorumlulukları artmıştır, genişlemiştir; artık yedi gün yirmi dört saat görevlerinin başındadırlar, gerektiğinde de operasyonlara katılmaktadırlar.

Güvenlik korucuları, şu an maaşları en düşük kamu görevlisidir. Biz, Milliyetçi

50

Hareket Partisi olarak, güvenlik korucularının maaşlarının ve sosyal haklarının iyileştirilmesini destekliyoruz. Güvenlik korucuları kendileri için ayrı bir kanun düzenlemesi yapılmasını veya çarşı veya mahalle bekçilerine tanınan haklardan yararlanmak istediklerini belirtmektedirler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Etyemez…

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yük ve yolcu taşımacılığı yapan sürücülerin psikoteknik belgesi almaları gerekiyor. Bunun için psikoteknik değerlendirme merkezinde teste girmek ve test raporunu kırk beş gün içerisinde psikiyatriste onaylatmak zorundalar. Psikoteknik değerlendirme merkezine ödedikleri ücretin dışında, test raporunu onaylatmak için de 50 lira gibi bir ücret ödüyorlar. Daha sonra sürücülerin belgeleri e-devletlerinde gözüküyor. Ancak, geçtiğimiz aylarda sürücüler bir sürprizle karşılaştı. E-devletteki onayları birdenbire silindi ve tekrar 50 lira vererek psikiyatrist onayı için müracaat etmek zorunda kaldılar. Sonra anlaşıldı ki bazı usulsüzlükler nedeniyle psikiyatrist onayları iptal edilmiş ve binlerce vatandaşımız mağdur olmuş, 2 kere ücret ödemişlerdir. Vatandaşlarımızdan fazladan alınan paralar iade edilmelidir. Sizin için 50 liranın önemi olmayabilir ama akşama kadar çalışıp 50 lira kazanamayan şoför kardeşlerimiz için önemlidir.

Pandemide bir şey vermediğiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin hayırlı olmasını diliyorum.

Sorum Sayın Komisyon Başkanımıza: Teklifte derneklerin yardım toplamasıyla ilgili kısıtlama var mıdır? Yardım Toplama Kanunu'yla ilgili yapılan düzenlemelerin amacı nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakırlıoğlu…

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Değerli milletvekilleri, Soma AŞ mağduru madencilerimizin kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi, mağduriyetin giderilmesi için 23 Temmuz 2020 tarihinde yasal düzenleme yapılmıştı. Yasal düzenleme sırasında TKİ'ye yapılan başvurular dikkate alınarak hazırlanan listelerde 3.334 isim bulunmaktadır. Listeler incelendiğinde 301 madencinin katledilmesinde suçlu bulunmuş, hüküm giymiş isimlerin olduğu ancak mağdur işçilerin büyük bir çoğunluğunun olmadığı görülmektedir. Yapılan tazminat ödemelerinde yasal faiz uygulanmamıştır. Yasa kapsamındaki Işıklar İşletmesinden yasa kapsamında olmayan Yeni Anadolu Madencilik AŞ'ye geçen işçilere tazminat ödemesi yapılmaktadır. Bu yanlış uygulamalar bir an önce kaldırılmazsa birçok yönüyle hukuksuzluklar ve hak gasbı ortaya çıkacaktır.

BAŞKAN - Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sizin vasıtanızla Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanlığına soruyorum: Şanlıurfa Belediyesi büyükşehir olduktan sonra köy olup mahalleye dönüşen yerleşim yerlerinin yollarını yapmamaktadır, çöp konteynerlerini koymamaktadır; mahalleler içindeki elektrikler yanmamaktadır, köyler geceleyin zifirî karanlık içerisinde kalmaktadır, belediye otobüsleri bu mahalleler ile şehir merkezi arasında ulaşım hizmetleri vermemektedir, temiz su götürülmemektedir. Şanlıurfalı vatandaşlarımız bu konuda mağdurdur, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesine lütfen bu konularda ikazda bulunsunlar. Bu mağduriyetlerin giderilmesi talep ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Gündoğdu…

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kırklareli'mizin Yenice köyü-Demirköy ilçesi arası aylardır devam eden istinat duvarı çalışmaları sırasında meydana gelen çökme ve kaymalar vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit etmektedir. Konuyla ilgili soru önergemize hâlâ da cevap gelmemiştir. Soru önergemizin ardından istinat duvarının üç ayrı yerinde daha çökme ve kayma meydana gelmesi tam bir rezalettir. Sorumsuz, plansız ve kontrolsüz bir şekilde yapılan ve her geçen gün değişik bölgelerde meydana gelen çökme ve kaymanın sorumluları kimlerdir? Sorumlular hakkında bugüne kadar gerekli işlemler yapılmış mıdır?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Tutdere… Yok.

Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Amerikan Bilim İnsanları Federasyonuna (FAS) göre 9 ülkede nükleer silah bulunuyor. Bunlar: Rusya, ABD, Fransa, İngiltere, Çin, Pakistan, Hindistan, İsrail, Kuzey Kore. Nükleer silahlar kadar emperyalist ve kapitalist kültürün bize sunduğu sözde kültür değerleri de

51

tehlikelidir, ondan daha tehlikelidir.

Sorum şudur: Teklifte, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlemesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesindeki "yükümlü" tanımına avukatlar dâhil edilmektedir. Bu durum savunma hakkını olumsuz etkileyen bir durum olabilir mi?

BAŞKAN - Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye'de çok zor durumda olan binlerce amatör spor kulübü var. Seçim bölgem Edirne'den, Uzunköprü Aşçıoğlu Gençlik Spor ve Keşan Kültürspor kulüplerinin yöneticileri, içinde bulundukları zor durumda, yardım alabilmek için Ankara'ya geldi. Umutları, reklam karşılığında veya başka bir şekilde Gençlik ve Spor Bakanlığından yardım almaktı. Yardım dediğiniz de 10 bin liralık bir can suyu. Gelip gördüler ki Bakanlık bu kulüplerden vergi, SSK gibi borçlarının olmadığına dair yazı istiyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı bu yanlıştan derhâl dönmeli, elindeki olanakların tamamını bu amatör spor kulüplerini desteklemek, onları yaşatmak için kullanmalıdır. Hesapsız, kitapsız harcamalar yapan, yüz milyonları çöpe atan profesyonel kulüplere daha da batırmaları için para dağıtmak ya da yayıncı kuruluşun ödemediği paraları devlet olarak ödemek Türk sporuna, futbolumuza bir yarar getirmez. Bugünlerde sporun ruhunu yaşatan amatör kulüplere ve sporculara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sağlık Bakanına olacak.

Sağlık çalışanlarımız, doktorlarımız, hemşirelerimiz bu pandemi süreci içerisinde canları pahasına mücadele ediyorlar ve özellikle bu süreçte şehir hastaneleri, devlet hastaneleri ve üniversite hastaneleri pandemiyle erken mücadeleye başladıkları için sonradan pandemi hastanesi olan diğer özel hastanelere göre daha tecrübeli durumdalar. Bu hastanelerde görev yapan hekimlerimizin, özellikle daha sonradan pandemiye dönüştürülen Anadolu'daki birçok hastanedeki ve özel hastanedeki hekimleri, yaptıkları tedavi yöntemleriyle ilgili mutlaka bilgilendirmeleri ve bu hastanelerdeki uyguladıkları tedavi yöntemlerinin bütün Türkiye'deki hastanelerin tamamında aynı şekilde uygulanmasını… Bununla ilgili Bakanlığın bir genelge yayınlayarak veya bu tecrübeli hekimlerimizin birkaç saatlerini ayırarak, gerekirse sosyal medya üzerinden özel hastanelerde ve diğer hastanelerde görev yapan hekimleri tedaviyle ilgili günlük bilgilendirmelerini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle orman yangınlarında amansızca mücadele eden itfaiyeci kahramanlarımıza buradan dualarımızı göndermek istiyoruz. Sadece orman yangınlarında değil, canlıların kurtarılmasında, yine malın zarar görmemesi için canlarını ortaya atan bu kahramanlarımızın meslek tanımlarının olmadığını, bu açıdan bir meslek tanımı çalışmasının yapılması gerektiğini, buna göre de özlük haklarının düzenlenmesi gerektiğini buradan tekrar belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Şevkin…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son yıllarda her sabah milyonlarca üniversiteli gencin atama çığlıklarıyla uyanıyoruz. Diyaliz, cerrahi, ameliyathane, ağız ve diş sağlığı, diş protez, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik, acil tıp, laboratuvar, anestezi teknikerliği; fizyoterapistlere, diyetisyenlere, psikologlara, sosyologlara; halk sağlığı, muhasebe, harita kadastro mezunlarına; çevre teknikerlerine, eczacılık teknikerlerine ve -112 Acil- çağrı merkezi hizmetleri mezunlarına büyük ihtiyaç var ancak ya komik sayıda atama gerçekleşiyor ya da hiç atama yapılmıyor. Öğretmenler en az 60 bin atama bekliyor. PİCTES'lilere, usta öğreticilere, ücretli öğretmenlere kadro verilmiyor. Mimar, mühendis, şehir plancıları; iktisadi idari bilimler fakültesi ve adalet meslek yüksek okulu mezunları elleri yüreklerinde kamuda atama bekliyor. Yüksek puan alan avukatlar, hâkimler, savcılar, yüksek lisans öğrencileri, doktoralılar ve daha birçok meslek grubundan liyakat sahibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle soru soran milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

Sayın Aycan, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Tanal, Sayın Gündoğdu, Sayın Şimşek, Sayın Erdem ve Sayın Şevkin'in soruları ilgili bakanlıklara iletilecektir.

Diğer milletvekillerimizin, konuyla ilgili, teklifle alakalı soru soran milletvekillerimizin sorularının cevaplarına geldiğimizde de Sayın Karahocagil "Kanun teklifinde derneklere üye

52

olma, yönetim organlarında görev alma gibi dernek kurma özgürlüğünü daraltan düzenlemeler var mıdır?" diye sordu. Burada Dernekler Kanunu'nda değişiklik içeren maddeleri şöyle bir özetlersek: 1'inci maddede, merkezi yurt dışında bulunan dernek ve vakıflar da dernekler kapsamına alınıyor, bunun dernek kurma özgürlüğünü ihlal eden bir durum olmadığı da hepinizin malumu.

Dernek kurma hakkıyla ilgili Dernekler Kanunu'nun 3'üncü maddesinde yapılan değişiklikte, terörün finansmanı suçu, uyuşturucu ticareti, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından mahkûm olanlar dernek yönetim kurulu üyeliklerinde görev alamayacaklar, böyle bir sınırlama var. Bu da tabii ki Uluslararası Mali Eylem Gücünün tavsiyeleri arasında olan bir husus.

Denetimle ilgili, Dernekler Kanunu'nun 19'uncu maddesindeki denetimle alakalı, kamu görevlilerine denetim yaptırılacağı hususu ve bunun ücretiyle, yetkileriyle ilgili düzenlemeler var. Bunlar da dernek kurma özgürlüğüyle alakalı bir kısıtlama getiren düzenlemeler değil.

Derneklerin yurt dışı yardımlarıyla ilgili, madde 21'de… Yurt dışından yardım için bildirim vardı eskiden, yeni düzenlemede yurt dışına yapılacak yardımlarla ilgili de bildirim yükümlülüğü getiriliyor. Burada da yine, dernek kurma özgürlüğüne halel getiren bir düzenleme söz konusu değil.

Çok tartışılan, Dernekler Kanunu'na 30/A maddesi ekleniyor. Burada da yine, biraz önce bahsettiğim üç suçla ilgili, dernek yönetim organlarında görev yapan bir kişiyle alakalı sadece geçici tedbir noktasında İçişleri Bakanına yetki verilebiliyor ve acele hâllerde de bu tedbir yeterli değilse İçişleri Bakanı, dernek faaliyetini geçici olarak durdurabilecek ancak derhâl mahkemeye başvuracak, hâkim onayı gerekiyor, kırk sekiz saat içerisinde de gecikmeksizin hâkim kararı alınacak. Eğer hâkim kararıyla dernek yönetim organı görevden el çektirilmişse yine Medeni Kanun'umuzun ilgili maddesinde, 27'nci maddesinde bunlar sayılı, kayyum tayininin nasıl yapılacağı da belirtilmiş. Burada da yine, dernek kurma özgürlüğüyle ilgili bir kısıtlama söz konusu değil. Dernekler Kanunu'nda cezai hükümler, yine Uluslararası Mali Eylem Gücünün (FATF) tavsiyeleri doğrultusunda güncelleniyor, uyum sağlanıyor. Dernek kurma özgürlüğüyle ilgili bu hakkı kısıtlayan bir durum söz konusu değildir.

Sayın Taşkın "Türkiye, farklı terör örgütleriyle ve terörizmin farklı biçimleriyle yıllardır mücadele eden bir ülkedir." dedi. Terörizmin finansmanıyla mücadelede uluslararası iş birliğinin gerekliliğine inandığımızı belirtti; bunlara katılıyoruz. "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bu yöndeki kararlarının uygulanması amacıyla teklifte ne gibi bir düzenlemeler var?" dedi. Kanun teklifine baktığımız zaman, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kitle imha silahlarının finansmanının önlenmesine yönelik kararlarının uygulanması amacıyla mevzuat düzenlemesi yapılıyor. Bu şekilde kitle imha silahlarının yayılmasının önlemesine ve uluslararası güvenliğe katkı sağlanıyor. Kanunla, bir denetim ve iş birliği komisyonu kuruluyor, kurulan denetim ve iş birliği komisyonu, kararların uygulanmasında etkin bir eş güdüm sağlamaya yönelik. Bu çerçevede, yaptırıma konu kişi ve kuruluşlara fon sağlanması, malzeme ve ekipman ticareti, teknoloji transferi yasaklanmakta ve mal varlığının dondurulmasıyla ilgili usuller belirlenmektedir.

Sayın Durmuşoğlu "Derneklerin yardım toplamasıyla ilgili bir kısıtlama var mı bu teklifte?" diye sordu. Yardım Toplama Kanunu'yla ilgili yapılan düzenlemelerin amacını sordu. Teklifte, Yardım Toplama Kanunu'yla ilgili düzenlemeleri kısaca özetleyecek olursak şunlar: Yardım Toplama Kanunu'nun 6'ncı maddesinde bir değişiklik yapılıyor, izin alma zorunluluğu zaten var. Kamu yararına çalışan dernekler zaten istisna kapsamında, 28 civarında dernek ve vakıf bu izinden istisna. Getirilen düzenleme nedir bu konuda? İzinsiz yardım toplama faaliyetinin eğer internet ortamında yapıldığı tespit edilmişse içerik çıkarılmasıyla ilgili, o izinsiz yardım toplama faaliyetiyle ilgili internet ortamındaki o yayının, o içeriğin ortadan kaldırılabilmesiyle ilgili bir usul düzenlemesi gerçekleştiriliyor.

Yardım Toplama Kanunu'nun 9'uncu maddesinde de başvurunun incelenmesiyle ilgili bir düzenleme var. Yurt içine ve yurt dışına yapılacak yardımlara ilişkin şu andaki mevzuatımızda bir açıklık söz konusu değildi. Buna ilişkin yönetmeliğin çıkarılacağına yönelik bir düzenleme söz konusu. Yardım toplama faaliyetinin denetimiyle alakalı, görevlendirilenlerle ilgili, bu makamların yetkileriyle alakalı ilgili makamlardan bu denetimle alakalı bilgi ve belgenin toplanabilmesini daha etkin hâle getiren bir düzenleme söz konusu.

Yine Yardım Toplama Kanunu'ndaki cezalarla ilgili bir güncelleme söz konusu. Mali Eylem Görev Gücü'nün tavsiyeleriyle uyumlu bir yaptırım getiriliyor. Bu konuda bir tereddüt söz konusu değil.

Sayın Kılıç'ın avukatlarla ilgili… "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesindeki 'yükümlü' kapsamına avukatlar da dâhil ediliyor. Burada savunma hakkını olumsuz etkileyen bir durum söz konusu mudur?" diye sordu. Burada da yine Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesinde "yükümlü" tanımında bir değişiklik yapılarak buraya avukatlar da ekleniyor. Şu anda mevcut düzenlemede şüpheli işlem bildiriminde "Bankacılık, sigortacılık, bireysel emeklilik, sermaye piyasaları, ödünç para verme ve diğer finansal hizmetler ile posta ve taşımacılık, talih ve

53

bahis oyunları alanında faaliyet gösterenler; döviz, taşınmaz, değerli taş ve maden, mücevher, nakil vasıtası, iş makinesi, tarihi eser, sanat eseri ve antika ticareti ile iştigal edenler veya bu faaliyetlere aracılık edenler ile noterler, spor kulüpleri" yükümlü kapsamındaydı; şimdi şüpheli işlem bildirimine avukatlar dâhil ediliyor ancak bunun sınırları var. Avukatların savunma hakkı bakımından diğer kanun hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla dâhil edilmesi söz konusu. Avukatlık Kanunu'nun 35'inci maddesinin 1'inci fıkrası kapsam dışında. 2'nci fıkrada belirtilen… Avukatların çünkü devlet dairelerinde tüm işlemleri, sadece adliyelerde değil, yapma yetkisi var. Burada, bu yetkiyle ilgili olarak Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında şüpheli işlem bildirimi sadece taşınmaz alım satımı, sınırlı ayni hak kurulması, kaldırılması, şirket veya vakıf kurulması, birleştirilmesi ve bunların idaresi, devredilmesi ve tasfiyesine ilişkin finansal işlemlerin gerçekleştirilmesi, banka, menkul kıymetler ile bu hesaplarda yer alan varlıkların idaresiyle sınırlı bir düzenleme getiriliyor. Dolayısıyla, Avukatlık Kanunu'nun 35'inci maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen savunma hakkını zedeleyecek herhangi bir düzenleme söz konusu değildir. Buradaki "yükümlü" kapsamına avukatların alınması hususu yine FATF'ın tavsiyeleri arasındadır ve üye ülkelerin birçoğu da bu yönde düzenleme gerçekleştirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 19'uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz talebi, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ayhan Erel'in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerinde partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Millî Mücadele'mizin başlangıcının ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 100'üncü yılında Türkiye Büyük Millet Meclisimizin, millî bilincin, yeni nesillere aktarılması amacıyla 2021 yılının İstiklal Marşı yılı olmasını içeren düzenlemenin Meclisteki tüm partiler tarafından kabul edilmesi, milletimiz tarafından büyük sevinç ve takdirle karşılanmıştır.

İstiklal Marşı'mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle, minnetle anıyorum.

"Kar çiçeği oldular, baharla birlikte kardelene döndüler,

Kır çiçeği oldular, yaz mevsiminde burcu burcu koktular,

Bu cennet vatana buzdan bekçi oldular,

Bu nasıl aşktı ki tarihi dondurarak tarih oldular."

Vatan, bayrak uğruna savaşan bir milletin beyaz destanı Sarıkamış. Allahuekber Dağları'nda istiklal ve istikbalimiz uğruna canlarını feda edenlerin, inancın, cesaretin, vatan sevdasının adıdır Sarıkamış. Üstü açık uyumuştur diye gece yarısında kalkıp evladının üstünü örten annelerin, evlatları Sarıkamış Harekâtı'nda Allahuekber Dağları'nda vatan uğruna donarak şehit oldular. Şehit olan bir destanın kahramanlarını saygıyla, minnetle, rahmetle anıyorum.

Yine, Kurtuluş Savaşı'mızın 3 "Mustafa"sından biri olan Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı rahmetli İsmet İnönü'yü de şükranla anıyorum. "Bu topraklar bize mezar olmadan düşmana gülizar olmaz." diyerek yediden yetmişe silaha sarılıp taşa, baltaya, kazmaya sarılan, bunları bulamadığında da kutsal vatan toprakları üzerindeki taş parçasını alarak Kuvayımillliye hareketinin en güzel örneğini göstererek verdiği mücadeleyle şiirlere, destanlara, hikâyelere konu olan Gaziantep savunmasının kahramanlarını rahmetle anıyorum, mekânları cennet olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teröre maddi imkân sağlayan veya finans sağlayan kaynaklarının kurutulmasına yönelik bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Barışı ve huzuru bozmaya yönelik bombalı ve silahlı saldırılarla güvenlik güçlerinin yanı sıra sivilleri de hedef alan bölücü terör örgütleri Türkiye'de yıllardır gerçekleştirdiği saldırılarda başta güvenlik güçleri olmak üzere aralarında bebek, çocuk ve kadınların bulunduğu 20 bini aşkın vatandaşımızın yaşamını yitirmesine, binlerce kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. Kanlı eylemleriyle binlerce kişinin yaşam hakkını elinden alan, yaralıları kaybettikleri organlarıyla hayatlarını sürdürmek durumunda bırakan terör örgütleri, binlerce çocuğu öksüz ve yetim, kadınları dul, anne ve babaları evlatsız bırakmıştır. Maddi anlamda da yaklaşık 300 milyar dolar kaybımız olmuştur, gerçekten de Türkiye son altmış yıldır terörden çektiği kadar başka bir unsurdan çekmemiştir. Biz, İYİ PARTİ olarak teröre maddi kaynak sağlayan, finans sağlayan her türlü kanalların kurutulmasının yanı sıra terörün de kökten ortadan kaldırılmasının yanındayız. Teröre karşı verilecek mücadelede bizim her zaman güvenlik

54

güçlerimizin yanında olacağımızı bildirmek istiyorum.

Teklif metnine baktığımızda, 3'üncü maddenin ikinci fıkrasında yer alan dolaylı kontrol eden kişi ve kuruluşun nasıl tespit edileceği açık değildir, buraya açıklık getirilmelidir. Yine teklif metninin 4'üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "makul sebepler" ifadesinin yoruma açık ve kontrolsüz suçlamalara sebebiyet vermemesi için "kuvvetli şüphenin varlığı" ifadesinin kullanılması uygun olacaktır. Zira makul sebepler göreceli bir kavram olup, uygulayıcılardan uygulayıcılara değişik görüşlere ve yorumlamalara sebep olabilecektir.

Yine, teklifin 5'inci maddesi ceza hükümlerini düzenlemektedir. Verilecek cezalara baktığımız zaman, alt sınır ile üst sınır arasında çok büyük bir açıklık vardır. Kanun uygulayıcısına bu kadar geniş yetki verilmesi zaman zaman yanlış uygulamaları beraberinde getirecektir. Teklif metnine baktığımızda uygulanacak ceza miktarları "10 bin liradan 2 milyon liraya veya 50 milyon TL'ye kadar uygulanır." denilmektedir. Yani şimdi, ben, empati yaptığımda, bir avukat olarak mensubu olduğum dernekten hâkimliğe, savcılığa geçtiğimde, mensubu olduğum dernekle ilgili böyle bir karar geldiğinde, ben objektif davranmaya çalışsam bile beraber yol yürüdüğümüz, beraber bir dava arkadaşlığı yaptığımız dernek başkanının, dernek yönetim kurulunun baskısıyla karşı karşıya kalamayız demek hayatın olağan akışına uygun değildir. Yani şimdi dernek bana yakınsa 10 bin lira ceza, dernek bana uzaksa 2 milyon lira. Ya, makas bu kadar açık olabilir mi? Ya, caydırıcı olsun istiyorsanız o zaman arada 100 bin lira bir makas olsun yani 1 milyon 900 bin-2 milyon olsun, kanun koyucu da rahat etsin. Bir yerde on bin lira, diğer yerde 2 milyon lira; böyle bir şey olabilir mi? Veya 50 milyon liraya kadar. 1 lira da verebilirim, 50 milyon da verebilirim. Bu, ileride suistimalleri beraberinde getirir. Dolayısıyla bu makasın daralması lazım. Bugün siz iktidarda olabilirsiniz ama yarın başka bir siyasi irade iktidara geldiğinde, deniliyor ya "Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner." diye, bir gün size döner. Hiç kimseye dönmesin, kanunlar uygulanabilir, adil ve hukukun üstünlüğü ilkeleri ortamında yapılsın.

Yine, 7'nci maddeyle internet ortamında yardım toplanmasının önüne geçilmesi hedefleniyor. Bu maddenin daha ayrıntılı düzenlenmesi ve küçük çapta yardımların engellenmemesi gerekir. Türk milleti dayanışma ve yardımlaşmayı en iyi sergileyen milletlerden bir tanesidir. Günümüzde SMA hastalarına devletin gücünün yetmediği yerde çocuklar okul paralarını, ayakkabı paralarını; anneler bebelerinin süt paralarını bu yardım kampanyalarına aktarmaktadırlar. Bunun önüne geçmek, hem vicdani hem de insani değildir diye düşünüyorum.

Komisyon görüşmelerinde kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesine ilişkin 9'uncu maddede Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin ne kadar saklanacağı yönünde bir açıklık yok. Bunun belirlenen sürede imha edilmesi gerekmektedir.

Yine, 10'uncu maddede izinsiz yardım toplanmasına verilecek idari para cezaları düzenlenmiştir. Buraya da baktığımızda gene makas çok açık; alt sınır 5 bin lira, üst sınır 200 bin lira yani daha önce de söylediğim gibi bu kadar fark olmamalı. Bu maddede cezaların toplanan yardım tutarı üzerinden belirlenmesi adalet ve hakkaniyete uygun olacaktır. Bir tarafta 10 lira yardım toplayan, diğer tarafta 2 milyon lira yardım toplayan var ama aynı şekilde cezalandırılması ne kadar adil olur sizin takdirlerinize bırakıyorum.

Yine, 12'nci maddeyle Türk Ceza Yasası'nda belirlenen sürelerin geçmiş olmasına ya da affa uğranılmasına rağmen kişilerin belirli haklardan mahrum bırakılmasına yol açılmaktadır. Cezasını çekmiş bir kimsenin hayatının geri kalanında bu yüzden sorumlu tutulması insanlık onuruna ve doğasına aykırıdır. Bu gerekçeyle, 12'nci maddenin teklif metninden çıkarılması uygun olacaktır.

Yine, 15'inci maddeye baktığımızda, İçişleri Bakanına, dernek genel kurulu dışındaki organlarında görev yapanları geçici görevden uzaklaştırma yetkisi verilmektedir. Bu yetkinin Bakana değil, bağımsız Türk mahkemelerine verilmesi adalet sistemi açısından uygun olacaktır.

Yine, Dernekler Kanunu'nun 27'nci maddesinde, hapis cezası aldığının tespit edilmesi şartıyla, görevden alınacak görevliler yeni düzenlemeyle soruşturma aşamasında dahi görevden alınacaktır. Bu durum masumiyet karinesine aykırıdır. Ayrıca bunun olabilmesi için en azından ya savcının soruşturmasının sonucu beklenmeli ya da iddianamenin kabulü esas alınmalıdır.

Yine, 19'uncu maddede tüzel kişilere uygulanacak para cezası için kişi hakkında soruşturma veya kovuşturmanın beklenmemesi düzenlenmiştir. Bu durum, suçun tüzel kişi yararına işlenip işlenmediği araştırılmadan ceza verilmesine sebep olacaktır; hukukun temel ilkelerinden biri olan "Şüpheden sanık yararlanır." ve masumiyet karinesi ilkelerine aykırıdır diyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Yücel Bulut...

55

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YÜCEL BULUT (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin malumu olduğu üzere terör örgütlerinin eylemlerini devam ettirebilmesi ve varlıklarını sürdürebilmeleri için insan kaynağı dışında, finansman temini en temel unsur olarak kabul edilmektedir. Terör örgütleri, ihtiyaç duydukları finansmanı oluşturabilmek için uyuşturucu ticareti, kaçakçılık gibi yasa dışı faaliyetlerin yanı sıra yasal görünümlü faaliyetler aracılığıyla da finansman oluşturabilmektedirler. Sivil toplum örgütlerini paravan olarak kullanarak uyuşturucu kaçakçılığı ve kara paranın aklanması gibi faaliyetler günümüzde, terör örgütlerinin olağan faaliyet alanları hâline gelmiştir.

Ülkemiz yaklaşık elli yıldır farklı isimler altında terörist faaliyet yürüten örgütlerle mücadele hâlindedir. Devletin elli yıldır sahada bu örgütlerle sürdürdüğü mücadelenin ortaya koyduğu tecrübe şunu göstermektedir ki terörle mücadelede uluslararası ve somut iş birliği ortaya konulmadan ve terör örgütlerinin finans kaynakları kurutulmadan terörle mücadelede başarı elde etmek oldukça zordur.

Ülkemizin de 1991 yılında üyesi olduğu Mali Eylem Görev Gücü isimli uluslararası organizasyon, uluslararası ölçekte suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı suçları ile kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanına karşı küresel standartların belirlenmesi ve bunların ülkeler tarafından etkin bir şekilde uygulanmasıyla görevli uluslararası bir organdır.

Mali Eylem Görev Gücü isimli bu organ 1990 yılında üye ülkeleri bağlayıcı nitelikte 40 tavsiye kararı yayınlamış ve kara paranın aklanmasına ilişkin yöntemlerin değişiklik göstermesi üzerine de 1996 ve 2003 yıllarında bu tavsiye kararlarını gözden geçirerek yenilemiştir. Aynı kuruluş tarafından 2001 yılında 8 özel tavsiye kararı yayınlanmak suretiyle terörün finansmanının suç hâline getirilmesi öngörülmüştür. 2004 yılında yayınlanan ve kurye kullanmak suretiyle para nakli konusundaki tavsiyeleri içeren 9'uncu özel tavsiye kararıyla birlikte 40 tavsiye kararı ve 9 özel tavsiye kararıyla birlikte, 40 tavsiye kararı ve 9 özel tavsiye kararıyla terörizmin finansmanı konusunda temel çerçeveler çizilmiştir. Yüce Meclisimiz bu tavsiyelere uygun olarak 2006 yılında 5546 Sayılı Kanun ve 2013 yılında 6415 Sayılı Kanun'u çıkarmak suretiyle, bu tavsiyelere uyum yasaları konusunda önemli adımlar atmıştır.

"Mali Eylem Görev Gücü" isimli kuruluşun 2019 yılı Ekim ayında gerçekleşen Genel Kurulunda kabul edilen rapor çerçevesinde, diğer başkaca tespitlerle birlikte, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla ilgili, tavsiye kararlarıyla tam uyum sağlanması, terörizmin finansmanı ve aklama suçlarıyla mücadelede yasal ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesinin önemine işaret edilerek gerekli düzenlenmelerin de yapılması önerilmiştir.

Bu gelişmelere uygun olarak, Genel Kurul huzurundaki 247 sıra sayılı Kanun Teklifi hazırlanarak gündeme alınmıştır. Daha önce de yasal düzenlemelerin yanında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararları paralelinde Başbakanlık genelgeleri ve Bakanlar Kurulu kararları çıkarılmıştır. Bu genelge ve kararların da vaktiyle etkin bir mücadelede pay sahibi olmasına rağmen kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının ve buna bağlı risklerin ve tehditlerin artması da nazara alınarak uluslararası iş birliğini arttıracak, koordinasyonu sağlayacak ve cezai yaptırımları düzenleyecek mevzuat gerekliliği hasıl olmuştur. Bu nedenle, huzurdaki kanun teklifi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla uyumlu, etkili ve caydırıcı düzenlemeler getiren, adli ve idari yaptırımların orantılı olarak kanun metninde yer bulduğu bir düzenlemedir.

Kanun teklifinin ilk 6 maddesiyle kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi kapsamında düzenleme yapılması öngörülürken, 7 ila 17'nci maddesi arasında yapılan düzenlemelerle 2860 Sayılı Yardım Toplama Kanunu ve 5253 Sayılı Dernekler Kanunu'nda değişiklik yapılması öngörülmüş, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadele çerçevesinde, bu alandaki denetimlerin arttırılması öngörülmüş ve idari yaptırımların daha ivedi ve etkili bir şekilde tesisine olanak sağlanmıştır. Bu düzenleme ışığında, internet ortamında izinsiz yardım toplama faaliyetlerinin engellenmesi de sağlanmış olacaktır; böylece, toplumun yardımlaşma ve dayanışma duygularının istismar edilmesi suretiyle kötü niyetli faaliyetlerin de önüne geçilmiş olacaktır.

Ayrıca, derneklerin yurt dışına yapacakları yardımların da denetime elverişli, şeffaf ve hesap verilebilir bir çerçeveye oturtulması temin edilmiştir.

Konuşmamızın başında da ifade etmiş olduğumuz üzere, bu düzenleme hem terörle mücadelede uluslararası iş birliğinin kaçınılmaz bir gereği hem de yıllardır terörle mücadele eden devletimizin elini güçlendirecek bir düzenlemedir; kaldı ki kanuni düzenleme, kişi hak ve hürriyetleri ile özellikle Anayasa'mızın 35'inci maddesindeki mülkiyet hakkına ilişkin güvenceler, hâkim teminatı ilkesine bağlılık ve düzenlemeyle getirilen hususların idari ve

56

yargısal itiraz yollarının öngörülmesiyle birlikte evrensel standartlara uygun bir düzenlemedir.

Yasa dışı terör örgütlerinin tamamının faaliyetleri çerçevesinde ihtiyaç duydukları finansmanı sağlamak gayretiyle illegal faaliyetler yürüttükleri gerçeği bir yana, özellikle FETÖ soruşturmalarıyla en somut örneğini gördüğümüz üzere, insanımızın temiz duygularını istismar ederek toplanan paraların FETÖ'nün milleti hedef alan faaliyetlerinin finansmanında kullanıldığı da ortaya çıkmıştır. Hâlen toplanan paraların bütünüyle hangi faaliyetlerde kullanıldığı da eksiksiz ortaya çıkmamış ve müphem kalmıştır. Dolayısıyla mücadelenin tüm yönleriyle ve etkin bir şekilde sürdürülmesi amacıyla bir yandan toplumsal şuur sürekli açık ve diri tutulmalı, diğer yandan da yasal düzenlemelerle kanun alanında boşluk bırakılmamalıdır. Şiddeti kendi hedeflerine giden yolda meşru kabul eden her anlayışın bu faaliyetin finansmanı için de her yolu mübah göreceği gerçeğinin farkında olarak bu düzenlemelerin eksiksiz bir şekilde hayata geçirilmesi temin edilmelidir.

Bu gerekçelerle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'ni desteklediğimizi bir kere daha ifade ediyor, yasalaşması hâlinde ülkemize hayırlar getirmesini diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Abdullah Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifinde, biz, yine -Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun- Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'yle karşı karşıyayız.

Yine, oldubittiye getirilen bir kanun teklifi değerli arkadaşlar. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu tür kanun ihdasında Türkiye'ye çeşitli ihtarları var. Bu ihtarların başında, insan haklarından, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden tutun da etnik, dinî ve cinsiyet temelinde ayrımcılığa izin verilmemesi gerektiği; Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme uyarınca etnik azınlıkların ana dillerinde eğitim görmeleri gerektiği, Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesi'nin tüm maddelerinin uygulanması gerektiği, insanların zorla kaybettirilmesine karşı uluslararası sözleşmelere uyulması gerektiği… İfade özgürlüğünün önündeki bütün engellerin kaldırılmasını zorunlu kılan bir anlayış söz konusu ama ne yazık ki bu iktidar, gene bunların hiçbirine uymadı.

Bütün bu uyarılara rağmen, Türkiye, mevcut olan teklifle, yasaları politik çıkarları ekseninde kullanmakta ve bu konuda samimi olması gerekirken, topluma "reform" diye yansıtılan, göz boyama amacıyla yapılan değişikliklerle toplumu yine onlarca kısıtlamayla karşı karşıya bırakmaktadır. Reform yerine, hak ve özgürlükler, dernekler ve sivil toplum örgütlerinin örgütlenme özgürlükleri yönünde de çok ciddi kısıtlamalara gitmektedir.

Cezaevlerinde binlerce siyasi tutsak olmasına karşın -basına uygulanan sansür, cezaevlerinde olan gazeteciler, siyasi partilere uygulanan baskılar ortadayken- bu kanun teklifiyle yepyeni bir kısıtlama sürecine girmiş bulunmaktayız.

Değerli arkadaşlar, yine bir kayyum sevdası. Bu kanun teklifinin 15'inci maddesinde yine bir kayyum meselesiyle karşı karşıyayız. Bu teklifle; örgütlenme özgürlüğü, kanun önünde eşitlik, masumiyet karinesi, dernek kurma özgürlüğü ve mülkiyet hakkı ihlal edilmektedir. Hükûmetin bu uygulamalarıyla, olağan bir hâl alan kayyum rejimiyle aynı zamanda gerek demokratik kitle örgütleri gerekse Kürt sorununun çözümüne dair kurulan tüm kurumlar hedef hâlindedir. Öte taraftan, Hükûmetin 15 temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimini fırsat bilerek -özellikle FETÖ'den zarar gören kurumlarımız- 2006 yılında kurulan ve merkezi Diyarbakır'da olan Kürt kültürünü araştırma ve geliştirme üzerinde çalışma yapan dernek olan KURDÎ-DER, Ankara'da kurulan, yine Kürt Kültürünü Araştırma Derneği olan KÜRD-DER gibi 2016 yılında terörle mücadele gerekçe gösterilerek binlerce sivil toplum örgütü ve dernek kapatılmış, çocuk haklarını savunan, muhtaçlara gıda yardımı sağlayan, göç etmek zorunda kalan insanlarla dayanışmak için kurulan, kadın haklarını savunan dernekler; ÇHD, ÖHD, MHD ve Rojova dernekleri kapatılmış, insan hakları örgütleri hedef hâline alınmış ve binlerce insan gözaltına alınmış, ne yazık ki tutuklanmıştır. Mevcut otoriteye karşı çıkan her düşünce ve fikir hedef hâline getirilmiş, belediyelerimize kayyum atanmış, seçme ve seçilme hakkı ortadan kaldırılmıştır. Partimizin Eş Genel Başkanları, milletvekilleri, belediye eş başkanları gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Bu kanun teklifinin; mevcut olan STK ve derneklere baskı uygulama ve el koyma adına eksik bırakılan kayyum rejiminin son halkasını oluşturmaya yönelik bir kanun teklifi olduğunu burada açıklamak isteriz.

Bütün bu yapılanların yanında gerek Kürt sorununun çözülmesi ve gerekse Türkiye demokrasisinin başka bir noktaya evrildiğine dair yeni bir süreçle karşı karşıyayız. AİHM kararı değerli arkadaşlar… Demirtaş Türkiye kararı da bu hususu dile getiren bir husustur değerli arkadaşlar. Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye demokrasisin önündeki engelleri âdeta özetleyen ve artık uluslararası nitelik taşıyan bu sorunların sadece Türkiye'yle sınırlı kalmadığına ilişkin bir tarihî gerçeklikle karşı karşıyayız. Bakın, uluslararası nitelik kazanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararıyla; yargı, siyasal baskılar, mevcut olan durum,

57

muhalif sesleri kısıtlamaya ilişkin olan faaliyetlerin hepsi tek tek sayılmış ve bu yönde bir tespite gitmiştir. Değerli arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararıyla -Venedik Komisyonu- HSK'nin yapısının yargı üzerindeki etkisini ve bağımsızlığını tehlikeye düşürdüğünü, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin raporuna göre de yargı organlarının siyasi gerilim ortamının sonuçlarından etkilendiğini yani yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirdiğini çok açık bir şekilde dile getirmektedir.

Yine, bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, Demirtaş ve HDP'li vekillerin tutuklanmasının, belediye eş başkanlarının görevden alınmasının ve tutuklanmasının amacının muhalif sesleri kısıtlamaya yönelik olduğunu tespit etmiştir. Bütün bunların yanında, tutuklamaların demokrasinin temeli olan çoğulcu ve özgür tartışmayı bastırmak gibi saklı bir nedene dayandığına ilişkin kararı göz önünde bulundurulduğunda, bunların hepsinin Türkiye demokrasisinde de gerçek anlamda bu iktidar tarafından kısıtlamaya gidildiğine dair çok net şekilde tespitleri bulunmaktadır.

Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında olan Kürt sorununun çözülmesine ilişkin problemi ve diğer demokratik sorunları çözmeyi amaç edinen her türlü siyasal yapı ve çoğulcu anlayışın hedef hâline getirildiğini, bu yönde Kürt halkına dair dile getirilen ne varsa bastırılmış yargının eliyle yok etmeye çalışan siyasi bir yapılanmayla karşı karşıya olduğumuzu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok net bir şekilde tespit etmektedir.

Türkiye'deki bütün hak ihlallerinin, tutuklamaların, kayyum rejiminin temel ve saklı amacı, yani gizli anayasası Kürt sorununu ve Kürtleri yok saymaya, sorunu çözümsüz bırakmaya yöneliktir. Öteden beri dile getirdiğimiz üzere bütün sorunların, hukuksuzlukların, yok saymaların temel nedeni Kürt sorunudur değerli arkadaşlar. İşte, bütün bunların özeti de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Demirtaş v. Türkiye kararıdır. Tam bu noktada HDP'ye tahammül edemeyenlerin, sürekli parti kapatmayı gündemine alanların, Demirtaş'a "terörist" diyenlerin -tırnak içerisinde- asıl hedefi Kürtlerin talepleridir çünkü HDP, Kürt sorununu dile getiren Kürtlerin sesidir; sorunu canlı tuttukları, ırkçılığa karşı durdukları, emekçi, yoksul halkın taleplerini dile getirdikleri için sürekli saldırıların hedefindedir.

Bu üçlünün demokratik zeminde Kürt sorununu dile getirmek dâhil olmak üzere bütün sesleri kısmaya yönelik… Buradan kendilerine cevabımız da şudur değerli arkadaşlar: Sizin kararınızla HDP buraya gelmedi, 20 milyon olan bir halkın iradesiyle buradadır. Aslında, Kürtlerin ve emekçi halklarımızın sizlere tahammülü kalmamıştır, bunu burada net bir şekilde belirtmek isteriz. Erdoğan, Bahçeli ve Soylu'nun tanımadıkları bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, değerli arkadaşlar, Anayasa'da 90'ncı maddede yer alan bir hükümdür yani iç hukuk hükmüdür. Dolayısıyla, bu şekildeki tavırları hem yargı üzerinde bir tahakkümdür, yargıya müdahaledir hem aynı zamanda Anayasa'yı çiğnemedir. Biz bunu bu şekilde kesinlikle kabul etmiyoruz; bunu bütün halkımızla bu şekilde paylaşmak istiyoruz.

Bakın, bunların yapmış oldukları "terörist" kavramıyla "Bu kararı tanımıyoruz." şeklindeki beyanlarıyla Anayasa maddesi net bir şekilde çiğnenmektedir ve Anayasa'yı bu şekilde rafa kaldırmaktadırlar. Bu nedenle bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ışığında bir, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların derhâl serbest bırakılması ve haklarında açılan tüm davaların düşürülmesi gerekiyor; iki, tüm siyasi tutsakların davalarında yargılamanın yenilenmesi ve davaların düşürülmesi gerekiyor. Kayyumlarla iradesine el konulan tüm belediyelerimizin iade edilmesi, Kürt dilinin önündeki engellerin kaldırılarak ana dilde eğitim hakkının sağlanması, kapatılan demokratik kitle örgütlerinin yeniden açılması, bu kanun teklifinde olmak üzere kanunlarda yer alan tüm kısıtlamaların ayıklanması, bütün sorunların çözülmesi açısından katılımcı ve demokratik bir anayasanın yapılması için tüm halklarımız, sivil toplum örgütleri, bireyler ve emekçilerle ortak bir çalışma yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır ve bu elzemdir.

Değerli milletvekilleri, bu tarihî kararla yepyeni bir süreç başlamıştır. Bu fırsatın değerlendirilmesi, Türkiye haklarının önündeki bütün engellerin kaldırılması, demokrasinin yeniden inşa edilmesi, toplumda mevcut olan ırkçı yaklaşımların ortadan kaldırılması için bu karar gerçek anlamda bir fırsattır. Bu fırsatı gelin, hep birlikte değerlendirelim ve bu kararı derhâl uygulayalım; Türkiye'nin önündeki bütün engelleri bu şekilde ortadan kaldıralım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Kürt vatandaşlarımızın temsili en çok AK PARTİ'dedir ve Kürt vatandaşlarımızın en çok zulüm gördüğü, sesini kısan da PKK terör örgütüdür.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Süleyman…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, olmaz, böyle bir usul yok.

BAŞKAN - Efendim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Tutanaklara geçiriyor; ağzını açıyor, biz de cevap vereceğiz.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Tutanaklara kaydettirmek istiyorsa gitsin arka tarafta muhabbet etsin.

BAŞKAN - Kim ne geçirdi ben farkında değilim?

58

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ben bir dakika söz alabilir miyim?

BAŞKAN - Size söz vereyim yerinizden, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Cahit Özkan, Grup Başkan Vekili, sizden izin almadan, işaret vermeden, sadece tutanaklara bir şeyler geçirerek -kendi sözlerini- usule aykırı bir tutum sergiliyor. Bizim, hepimizin buradan bir dakika söz alma hakkımız var. İktidar partisi Kürtleri temsil eden bir parti değildir, Kürtlere düşmanlık yapan bir partidir -biz de cevap veriyoruz- ve bu düşmanlığı biz buradan yüzlerce, binlerce defa ispatladık. Bunu tutanaklara geçirerek aksini yapmış olmuyorlar. Sadece, dostlar alışverişte görsün, işte yarın öbür gün tutanaklar incelenince "Biz de cevap verdik." anlamına geliyor. Bu tutumu şık bulmuyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

30.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Şu anda Parlamento hukuku ve geleneğimiz çerçevesinde, Mecliste beyanları not eden stenograflar 1 tane değil. Niçin 1 tane değil? Çünkü burada 600 milletvekili var ve bir taraftan, kürsüden konuşan bu milletvekillerimizi not alıyorlar, diğer taraftan da diğer milletvekillerimizin beyanlarını geçiriyorlar; demek ki bu, usule uygundur.

Diğer taraftan da hamdolsun bugün, özellikle Türkiye'de birlik, beraberlik ve kardeşliğin tescillenmesi ve bu coğrafyada barışımızı tehdit eden terör örgütünün bertaraf edilmesi için hem özgürlükleri genişlettik, reformlar yaptık; diğer taraftan da güvenliğimizi teminat altına alacak terör koridorunu, destekçilerini ve onların milletimiz üzerinde oluşturmak istedikleri bütün ihanetleri bertaraf ettik ve ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Bülbül konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlemesine İlişkin Kanun Teklifi'nin birinci bölümü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşuyorum.

Değerli arkadaşlar, bundan bir ay önce Adalet Komisyonuna Sayın Adalet Bakanı geldi. Sayın Adalet Bakanı, yargı reformu ve hukuk reformu konusunda Adalet Komisyonunda bulunan muhalefet partileri dâhil Komisyon üyelerinden görüş almak istedi; biz de üç saat, dört saate yakın bir şekilde görüşlerimizi ortaya koyduk. Biz bekliyorduk ki önümüzdeki yılbaşına kadar yani bu ayın sonuna kadar yargı reformuyla ilgili, hukuk reformuyla ilgili kanun teklifleri gelecek ama birden ayın 16'sında bir kanun teklifi geleceği söylendi ve İç Tüzük'e aykırı olarak, kırk sekiz saat beklenmeden Adalet Komisyonuna geldi. O bir gün içerisinde biz bu kanun teklifi konusunda çalışmalarımızı yaptık ve Komisyonda itirazlarımızı ortaya koyduk.

Bakınız, arkadaşlar, Kanun Teklifinin ismi ne? Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi. Kanun teklifine böyle baktığınız zaman, bizim de üye olduğumuz OECD'nin içinde kara paranın aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi nedeniyle kurulan Mali Eylem Görev Gücü'nün tavsiye kararları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin vermiş olduğu, terörün finansmanının önlenmesine ilişkin kararların iç hukukta düzenlenmesi diye düşündük, sonra kanun teklifinin maddelerine baktığımız zaman, bunun dışında iç hukukta bulunan 7 tane kanunun etkilendiği ortaya çıktı. Bakınız, Dernekler Kanunu'ndan Kabahatler Kanunu'na kadar, Ticaret Kanunu'ndan Yardım Toplama Kanunu'na kadar birçok kanunda değişiklik öngörülmüş. Biz şöyle düşünüyorduk, özgürlükçü, yargı reformunu ilgilendiren maddeler gelecek ama yine bir şey değişmedi, yine güvenlikçi kanun teklifleriyle toplumu da anayasal hak ve özgürlükleri de sınırlandıran bir kanun teklifi daha geldi.

İsmine baktığımız zaman… Hemen gerekçeye bakıyorum, gerekçede 10 defa imzacı vekil arkadaşlar açıklamada bulunmuş, OECD'den bahsediliyor, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden bahsediliyor ve tavsiye kararlarının iç hukuka girmesi konusunda gerekli kanun düzenlemesi yaptıklarından bahsediyorlar. Kanun teklifinin içine bakıyoruz, o söyledikleri

59

tavsiye kararlarından her şey var ama siyasiler yok arkadaşlar. 12 no.lu tavsiye kararında açıkça siyasilerin hakkında "İç hukuk düzenlemesi yapılması gerekir, kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanının engellenmesi açısından bu Mali Eylem Görev Gücü'nün tavsiye kararını iç hukuka koyun." denildiği hâlde böyle bir şey yok. Sayın AK PARTİ'li konuşmacı arkadaşlar buradaki konuşmalarında demişlerdi ki "Bu konuda bize verilen tavsiye kararlarını yerine getirdik." Getirmedikleri nereden belli; bakın, arkadaşlar, Mali Eylem Görev Gücü'nün 12 no.lu tavsiye kararında siyasi nüfuz sahibi kişilerle ilgili öneriler bulunuyor ancak ne hikmetse bu kanun teklifinde bu siyasi kişilerle ilgili hiçbir tavsiye kararını yerine getirmiş madde yok. Mali Eylem Görev Gücü tavsiye kararında faydalanıcıların siyasi bir kişi ya da kuruluş olabileceğini ifade ediyor, bu kapsamda, makul tedbirlerin alınması ve siyasi nüfuz sahibi kişinin aile bireyleri ve yakınları için de bu tedbirlerin uygulanması gerektiğini vurguluyor ama kanun teklifinde böyle bir şey yok. Yani burada gerçekleri söyleyelim. Hiç kimse çıkıp da bize horoz dövüşüyle ilgili derneklerin bu kanunla bağlantısını anlatmasın, hiç anlatmasın. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir derdiniz varsa Hayvanları Koruma Kanunu'nu getirirsiniz, hep birlikte çıkarırız. Terörün finansmanıyla ilgili olmayan şeyleri burada bahsetmeyin. Bakın, açık ve net burada siz, terörün finansmanının önlenmesi, kara paranın aklanmasıyla ilgili olarak Mali Eylem Görev Gücü'nün 12 no.lu tavsiye kararını yerine getirmiyorsunuz. Neden getirmiyorsunuz? Saray böyle istediği için getirmiyorsunuz. Getiremezsiniz, getirdiğiniz takdirde bu kimlere dokunacak siz bizden daha iyi biliyorsunuz ve dokunduğu zaman da Türkiye'de siyasilerin, siyasi nüfuz kullananların, yakınlarının ve ailelerinin mal varlıkları, hesap hareketleri nerede araştırılacaktı? Bu kanun hükmü getirilmiş olsaydı o şekilde araştırılacaktı… Niye korkuyorsunuz arkadaşlar? AK PARTİ sıralarına bakıyorum, şu anda 20 kişi yok. Bu kanunda siyasilerin, bu kanun içerisinde, tavsiye kararına rağmen getirilmemesini neye bağlıyorsunuz, neden korkuyorsunuz? Bakın, net diyoruz: Getirin, Dernekler Kanunu'nda, düzenlemelerde de yargı kararını koyun; birkaç düzenleme de yapalım, ondan sonra bu kanun teklifini hep birlikte geçirelim ama işinize geldiği zaman şunu yapıyorsunuz, işinize gelmediği zaman bunu yapıyorsunuz. O nedenle, burada doğruları söyleyelim arkadaşlar; net, benim sorum açık. Siz, Mali Eylem Görev Gücü'nün 12 no.lu tavsiyesinde bulunan faydalanıcıların; siyasi bir kişi ve kuruluşlarla ilgili makul tedbirlerin alınması ve siyasi nüfuz sahibi kişinin aile bireyleri ve yakınları için bu tedbirlerin uygulanmasıyla ilgili mevzuat değişikliğini niçin getirmiyorsunuz? Kimden korkuyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifinde derneklerle ilgili maddeler var yani, bakıldığı zaman "insaf" dedirtiyor. Ya bu kanun Süleyman Soylu kanunu; bu kanun Anayasa'yı tanımayan, hukuku tanımayan, hukuk devletinden zerre kadar nasibini almamış Süleyman Soylu denilen kişiye yetki veren bir kanun. Neyine güveniyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Siz, dernek organlarını görevden uzaklaştırma yetkisini kesinleşmiş yargı kararı olmadan İçişleri Bakanına veriyorsunuz, ondan sonra çıkıyorsunuz "Yetmezse" diyorsunuz. Neye göre yetmezse? İçişleri Bakanı takdir edecek. "Anayasa'yı tanımam, AİHM'i tanımam." diyen İçişleri Bakanı karar verecek, "Yetmezse" diyecek ve dernek faaliyetlerini durdurma yetkisini veriyorsunuz yargı kararı olmadan. Böyle şey olabilir mi? "Terörün finansmanının aklanmasıyla ilgili, kara paranın aklanmasıyla ilgili, uyuşturucuyla mücadele suçlarıyla ilgili yetkiyi veriyoruz." diyorsunuz. Ya, geçiniz. Soma'dan yola çıkıp da Soma'da herhangi bir dernek "Somalı madencilere tazminat hakları verilmiyor." dediği zaman onları da terörün içine sokuyorsunuz, dışarı çıkıp da bir eylem yapan insanları da terörün içine sokuyorsunuz. Nerede özgürlükler, nerede hukuk güvenliği, nerede hukuk devleti?

Arkadaşlar, bu kanun teklifi öyle bir kanun teklifi ki Anayasa'nın 14 tane maddesini ihlal eden düzenlemeleri var. Ya, arkadaşlar, bu derneklerle ilgili kanun teklifinin 15'inci maddesi sadece Anayasa'nın 10 maddesini ihlal ediyor. Tabii, buna alışkınız, AKP'den gelen güvenlikçi kanun teklifleri Anayasa hükümlerini ihlal etmezse, yani, insaf diyoruz; ihlal edecek ki Anayasa'yı kendi istedikleri gibi kullanacaklar, ihlal edecek ki… Ne yapacaklar? Kamu İhale Kanunu'nda olduğu gibi istisnalarla yandaşlarına peşkeş çektirecekler, Sayıştay denetimini kaldıracaklar, Kamu İhale Kanunu'nun denetimini kaldıracaklar. Burada da muhalif derneklerin ifade özgürlüğünü, dernek kurma özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü bir kenara itip suskun toplum yaratılmak isteniyor. Suskun topluma biz "hayır" diyoruz arkadaşlar, "hayır" demeye devam edeceğiz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakınız, ilk başta ne yaptılar? 12 Eylül denince hemen bağırmaya başlıyorlar arkadaşlar. Sizler 15 Temmuzdan sonra çıkıp da sivil darbeyle, KHK'lerle, OHAL'lerle bu memlekette muhalifleri, muhalif dernekleri kapattınız, 375 derneği kapattınız; bunun içinde Çağdaş Hukukçular Derneği vardı, Soma'da, Artvin'de vatandaşın, mağdur insanların avukatlığını yapan ÇHD vardı. Siz ne yaptınız? Çocuk derneğini kapattınız, UNESCO'yla beraber, birlikte projeler üreten çocuk derneklerini kapattınız. Şimdi, çıkmışsınız, İçişleri Bakanlığına yetki vereceksiniz, İçişleri Bakanı demokrat ya, hukukçu ya, yani her şey, hukuk bağlıyor ya. Ya, arkadaş, Selahattin Demirtaş davasında "Ben AİHM'i dinlemem, dinlemiyorum." diyen bir İçişleri Bakanına bu kadar yetki verilebilir mi? Verilemez

60

arkadaşlar, verilemez. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar avukatlarla ilgili olarak da avukatlara da şüpheli işlem konusunda bildirim hakkı vereceksiniz. Sır saklama yükümlülüğü ne oldu? Ya, arkadaşlar, bakın, sizin adamlarınız ne diyor, ne diyor bakın? Hukukçular Derneği "Avukatlara 'şüpheli işlemleri ihbar zorunluluğu' getiren kanun teklifi 'hukuk güvenliğini' alenen tehdit etmektedir." diyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - O kim?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Bunun başkanı kim? Sizdiniz bunun, Hukukçular Derneğinin Başkanı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Doğru.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Uyun kardeşim, uyun; kendiniz de uyun buna ya! (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Demek ki çok sesli bir sivil toplum var.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) - Dün dündür, bugün bugündür!

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bülbül.

Gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi şahıslar adına ilk söz, Sayın Sabri Öztürk'ün; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SABRİ ÖZTÜRK (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin kararlarının uygulanmasına yönelik usul ve esasları düzenlemeyi hedeflemektedir.

Ülkemiz bugüne kadar barış ve huzur içerisinde, güvenli bir dünya için uluslararası toplumla iş birliği içinde olmuş, terörizmin finansmanının ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ve benzeri birçok konuda adımlar atılması için yoğun uğraşlar vermiştir. Ülkemizin stratejik konumu her zaman terör örgütlerine karşı daha etkin bir mücadeleyi gerektirmektedir. Özellikle FETÖ, PKK ve daha birçok terör örgütüyle uzun yıllardır gerçekleştirdiğimiz mücadelede başarılı olabilmemiz için uluslararası düzeyde bir iş birliği gerekmekte, terörün ortadan kaldırılması için finansman ve insan kaynağının kesilmesi zorunluluk arz etmektedir.

Bugüne kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden kitle imha silahlarının finansmanıyla mücadele kapsamında ülkemizde değişik düzenlemeler yapılmıştır. Ancak günümüzde kitle imha silahlarına dair artan uluslararası riskler, tehditler bu konuda uluslararası iş birliği içinde daha etkili, daha caydırıcı yaptırımları içeren yeni düzenleme yapılması gereğini doğurmuştur. Ülkemizin de üyesi oldu Mali Eylem Görev Gücü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin BM üyesi devletleri FATF tarafından geliştirilen uluslararası standartlara uyum sağlamaya davet etmektedir, üye ülkelerle karşılıklı değerlendirme yoluyla tavsiyelerde bulunmaktadır.

Ülkemizle de 2019 Ekim ayında bir değerlendirme yapılmış, bu değerlendirme süreci sonunda, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve FATF tavsiyeleriyle uyumun sağlanması, terörizmin finansmanı ve aklama suçlarıyla mücadelede yasal ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesinin önemi vurgulanmıştır. Kitle imha silahları nükleer, kimyasal ve biyolojik nitelik taşıyan silahlar olup cana, mala, çevreye çok büyük zararlar verebilmektedir. Bunu önlemek için öncelikle yayılmasını durdurmak, finansmanını ortadan kaldırmak gerekmektedir. 247 sıra sayılı Kanun Teklifi, bu amacı gerçekleştirmek için ülkemizde mevcut mevzuatı daha da geliştiren, uluslararası standartlara uyum sağlamayı amaçlayan bir tekliftir.

Teklifte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin konuyla ilgili kararlarının uygulanmasına yönelik usul ve esaslar, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanını önlemek amacıyla yasaklanan eylem ve faaliyetler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı kararlara aykırı fon toplanmasının yasaklanması ve önlenmesi, yasaklanan eylemlerle ilgili uluslararası listelerde yer alan kişi ve kuruluşların temsilcilik açması, faaliyette bulunması, iş ortaklığına girmesi, sermaye ortaklığına gidilmesi, bankalarla ilişki tesis edilmesi yasaklanmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine yönelik kararlarına konu kişi ve kuruluşların mal varlıklarının dondurulmasında izlenecek usul ve esaslar düzenlenmektedir.

Yine, kanunun amacının sağlanması için denetim ve iş birliği komisyonu kurulmaktadır. Yine teklifle, yasal düzenlemeye aykırı hareket edenler, mal varlığı dondurma kararlarının gereğini yerine getirmeyenler veya ihmal, gecikme gösterenlerle ilgili adli ve idari yaptırımlar düzenlenmektedir. Yine teklifle, halka açık olmayan anonim şirketlerde hamiline yazılı hâl senetlerinin devrinin yalnızca zilyetliğin devredilmesi suretiyle yapılabilmesi, terörizmin finansmanı suçları bakımından önemli bir risk oluşturmaktadır. Bunun için Türk Ticaret Kanunu'nda değişiklikler yapılmak istenmektedir. Ayrıca, 2860 sayılı

61

Yardım Toplama Kanunu ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nda değişiklikler yapılarak terörün finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi için denetimlerin artırılması ve idari yaptırımların daha etkili uygulanabilmesine yönelik hükümler düzenlenmektedir.

Adalet Komisyonundaki görüşmelerimizde teklifle ilgili bazı eleştiriler getirildi ancak ülkemizin ve bütün dünyanın güvenliği, toplumun üstün yararı karşısında bazı kişi ve kuruluşların belli yükümlülüklerle sorumlu tutulması kaçınılmazdır. Dünyanın artık dijital bir çağa girmesiyle terörizm ve kitle imha silahlarının finansmanının önlenmesinin bu dijital çağda çok daha zorlaştığı, gelişmiş tüm ülkelerde bu konuyla ilgili etkin düzenlemeler yapıldığı ve ülkemizin üyesi olduğu uluslararası kuruluşların bu yönde tavsiyeleri karşısında bizim bu kanunu çıkarmamız uluslararası yükümlülüğümüz açısından da önem arz etmektedir.

Bu düşüncelerle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahıslar adına ikinci söz talebi Sayın Emine Yavuz Gözgeç'in.

Buyurun Sayın Gözgeç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin birinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle "Korkma!" diye başlayarak inancın gücüyle tüm korkulardan emin, sömürgecilere boyun eğmeyen, dünyaya meydan okuyan, direniş ve diriliş destanı İstiklal Marşı'mızın kabulünün 100'üncü yılı olan 2021 yılının İstiklal Marşı Yılı olmasının ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u ve tüm kahraman şehit ve gazilerimizi rahmetle, şükranla yâd ediyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin üyesi olduğu, 1989 yılında G7 ülkeleri tarafından kurulmuş olan Mali Eylem Görev Gücü (FATF), kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı ve nükleer silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında hem ulusal hem de uluslararası alanda politikalar geliştiren, bu politikaları destekleyen temel bir uluslararası organizasyondur, ülkemiz 1991 yılında üye olmuştur. Ülkemizin FATF tarafından IV. Tur Karşılıklı Değerlendirme Süreci 2019 yılı Ekim ayında gerçekleşen Genel Kurulda kabul edilen raporla tamamlanarak rapor kapsamında, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele konusunda terörizmin finansmanı ve aklama suçlarıyla mücadelede yasal ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesinin önemi vurgulanmıştır. Ülkemizde kitle imha silahlarıyla mücadele kapsamında daha önce çeşitli genelgeler ve kararlar çıkarılmıştır ancak alınan kararların daha etkin bir uygulamayla birlikte, günümüzde bu silahlarla ilgili uluslararası tehdit ve risklerin artmasıyla beraber, etkinliği ve koordinasyonu sağlamak üzere iş birliği ve cezai yaptırımları verecek şekilde yeni bir mevzuat düzenlemesi zorunlu olmuştur. Bu çerçevede düzenlenen kanun teklifi kod kanun niteliğinde olup belirtilen alanı yeni baştan tümüyle düzenlemektedir.

Değerli milletvekilleri, terör en temel hak olan yaşam hakkını hedef alan kapsamlı bir şiddet hareketidir, terör insanlık suçudur. Terörizm ve bunun finansmanı, kitle imha silahlarının finansmanı tüm devletlerin ortak sorunudur. Terör, kadın-çocuk demeden can kaybına sebep olmakta, çevre ve sağlık sorunlarına da yol açarak tüm insanlığı hedef almaktadır. Ülkemiz farklı terör örgütleri ve terörün farklı biçimleriyle yıllardır mücadele ediyor. Bu mücadele, bize, terörizmin finansmanının önlenmesinde uluslararası düzeyde iş birliği yapılmasının, ulusal ve uluslararası düzeyde topyekûn bir mücadelenin çok önemli olduğunu göstermiştir. Özellikle önleyici tedbirlerin alınması, suç ve suçlulukla etkin mücadelenin bir yönü olarak suçun mali boyutuyla mücadele, finans kaynaklarının ortadan kaldırılması önem arz ediyor. Mal varlığı değerlerini aklama, uyuşturucu kaçakçılığı gibi teröre finans olan kaynakların vergilendirilmesi değil, kökünün kurutulması gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZAFER IŞIK (Bursa) - Bravo!

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin birinci bölümü 6 maddeden oluşuyor. Amaç, kapsam ve tanımlar belirtilerek kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesini temin için etkili, caydırıcı, orantılı adli ve idari yaptırımlar kabul edilmektedir. FATF'ın tavsiyesiyle uyumlu olarak terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla mal varlığının dondurulması mekanizması oluşturulmaktadır. Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine yönelik kararların uygulanması kapsamında Denetim ve İşbirliği Komisyonu oluşturulmuştur.

Sözlerime son vermeden önce, az önce her zamanki niyet okuyucu anlayışla, Mevlâna hazretlerinin sözünden yola çıkarak kötü niyetli olduğumuz iddiasında bulunuldu, üstelik Meclise hiç yakışmayan bir üslupla. Hazreti Mevlâna diyor ki: "İnsan edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar değerlidir." (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kanun teklifimizin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Birinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

62

Şimdi soru-cevap işlemini yapacağım.

Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar, kullanıldığında çok sayıda insanı öldürme gücüne sahip silahlardır, çok tehlikelidir fakat gerçektir. Sınırlarımızda, Irak ve Suriye'de sürekli çok ciddi silahlar kullanılmış; zaman zaman nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların kullanıldığı iddia edilmiştir. Ayrıca, terör örgütlerinin eline geçme olasılığı da vardır. Bu nedenle, ülke olarak önlem almamız zorunludur. Bu silahlara karşı insan sağlığı açısından da hazırlıklı olmalıyız. Nükleer, biyolojik ve kimyasal silah yaralanmaları tedavisi konusuna klinik ve özel bir konu olarak ağırlık vermemiz gerekir. Bu konuda askerî tıp akademimizde bölüm vardı, şimdi böyle bir bölümümüz yoktur. Bu nedenle, askerî ve sivil doktorlara bu konuda eğitim verilmelidir ve özel klinikler hazırlanmalıdır. Asla karşılaşmak istemeyiz ama ülkemizin bu konuda hazırlıklı olmasında yararı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) - Teklif, cemaatlerin topladığı yardımları kapsıyor mu?

Değerli milletvekilleri, Çelikhan Pınarbaşı Ovası, doğal su kaynakları ve verimli tarım arazileriyle ilimizin en büyük ve bereketli tarım alanlarından bir tanesidir. Binlerce insanın geçim kaynağı ve Adıyaman'ımızın marka değeri olan tütünün yetiştirildiği bu ovadaki topraklar Çat Barajı'ndan cazibeyle gelecek suyu bekliyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen Çat Barajı tünel ve sulama kanalları bir türlü tamamlanamadı. Buradan iktidara sesleniyorum: Çat Barajı tünel ve sulama kanalları yapım işine 2021'de ödenek ayırın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Şimşek… Yok.

Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Komisyon Başkanımıza olacak.

Sayın Başkanım, teklifle Türk Ticaret Kanunu'nda değişiklik yapılarak halka açık olmayan anonim şirketlerde hamiline yazılı pay senetlerinin takip edilmesi hususunda yapılan düzenleme nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Kılıç… Yok.

Sayın Karadağ… Yok.

Sayın Kılavuz…

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkmen millî davasına ömrünü adayan, "Türkmeneli Türk'tür." şiarının yılmaz savunuculuğunu yapan; gönül yaramız, kara sevdamız Kerkük'ümüzün bayrak ismi, yiğit dava adamı İzzettin Alparslan ağabeyimiz vefat etmiştir. Ailesinin ve bütün Türkmen kardeşlerimizin acısını paylaşıyorum; ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. Türkmeneli'nin ve bütün Türk dünyasının başı sağ olsun.

Bu vesileyle, Necdet Koçak, Ata Hayrullah, Abdullah Abdurrahman, Münir Kafili ve bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyor; aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

BAŞKAN - Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Cenevre'de 1925'te kimyasal silahlar yasaklandı yapılan anlaşmayla, 1938'de de sarin gazı imalatı yasaklandı. Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesinde, 2015/29 sayılı Sarin Gazı davasına bir insanlık suçu olduğunu bildirerek müdahil olmak istedim, müdahil olma talebimi kabul etmediler, itiraz ettim. Sarin gazı imal etmek için gerekli bütün kimyasalları temin etmeye başlayan; füze sistemleri, saniyeli fitil ve havan topu malzemelerini temin için uğraşan kişiler bunun hazırlıklarını yaparken tespit edilmelerine rağmen, sarin gazı imalatı için girişimler yaptıkları eldeki bütün bilgilerle, telefon kayıtlarıyla da ispat edilmesine rağmen, kimyasal silah hazırlayan bu kişiler bu suçtan dolayı ceza almadılar. Türkiye'nin kimyasal silahlara karşı tutumunu gözden geçirmesi, kimyasal silah hazırlayanlara bu müsamahayı göstermemesi gerekiyor. El Nusra ve Ahrar-uş Şam örgütleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karahocagil…

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Türkiye sıradan değil, sıra dışı bir ülkedir. Başkanlık sistemine geçişiyle Türkiye tüm vesayet odaklarına önemli mesajlar vermiştir. Artık eski Türkiye yok, yeni Türkiye var; yeni Türkiye her anlamda tam bağımsız. Şu anda, tüm gücümüzle ekonomide tam bağımsızlığı kazanmak zorundayız. "Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok büyüme." dedik, "Daha çok yol, hastane, okul, köprü." dedik ve şükürler olsun, gerçekleştirdik. Şimdi, "Daha çok üretim, daha çok imalat, daha çok ihracat." diyoruz. Sorum: Teklifte Yardım Toplama Kanunu'nda yapılan değişiklikler var, internet üzerinden izinsiz yardım toplanmasının tespiti hâlinde uygulanacak yaptırım var mıdır?

63

BAŞKAN - Sayın Gökçel…

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Profesyonel Futbol Kulüpleri Birliği yaptığı açıklamada, futbol maçlarını yayınlayan kuruluştan almaları gereken yayın ücretlerini alamadıklarını söyledi. Yayıncı kuruluş ise parayı eksiksiz ödediklerini ifade ediyor. Şimdi soruyorum: Yayıncı kuruluşun "Ödedim." dediği, kulüplerin almadığını ifade ettiği bu para nerede? Yoksa akıbeti 15 Temmuz şehitleri için toplanan parayla aynı mı, Beşiktaş saldırısında şehit olanlar için toplanan parayla aynı mı? Bu para nerede, bu paraya ne oldu? Aslında biz biliyoruz, siz toplanan paraları iç etmeye alıştınız.

BAŞKAN - Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nde kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanın önlenmesine ilişkin olarak mal varlığının dondurulması ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da mal varlığının dondurulmasıyla ilgili düzenlemeler nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Soru sormak isteyen başka milletvekilimiz var mı? Yok.

Sayın Komisyon, buyurun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Soru soran değerli milletvekillerimize de teşekkür ediyorum.

Sayın Sefer Aycan, nükleer ve biyolojik silahların tehlikeli olmasıyla ilgili ve bu konuda önlemlerin alınmasıyla ilgili yorumlarda bulundu. Tabii ki bu yorumlara katılmamak mümkün değil. Türkiye de bu konuda en hassas ülkelerden bir tanesi ve bu konuda uluslararası iş birliğinin gereğine de inandığımızı buradan belirtmek istiyorum. Tabii, bu kanun teklifi de bu uluslararası iş birliğinin gereklerinden bir tanesi. Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanın önlenmesi, terörün finansmanının önlenmesi; suç gelirlerinin aklanmasıyla, suç gelirleriyle, kara parayla mücadele; tüm bunlar, elbette ki özellikle kod kanun olarak hazırladığımız, bugün görüşmekte olduğumuz nükleer ve biyolojik silahların tehlikesinin ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası iş birliğinin gereğini yerine getirdiğimizin de en bariz göstergesi.

Sayın Tutdere "Bu kanunda cemaatlere yardım var mı?" dedi. Böyle bir husus düzenlemesi yok. Tarımla ilgili, sulama projeleriyle ilgili de ilgili Bakanımıza konuya ileteceğiz.

Sayın Taşkın, Türk Ticaret Kanunu'nda hamiline yazılı pay senetleriyle ilgili bir düzenleme yapıldığını, bunun içeriğini öğrenmek istediğini ifade etti. Burada yapılan düzenlemede, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda halka açık olmayan anonim şirketlerde hamiline yazılı pay senetlerinin takip edilmesiyle ilgili bir husus söz konusu. Burada, halka açık olmayan anonim şirketlerde, hamiline yazılı pay senetlerinin pay sahiplerine dağıtılmadan önce, anonim şirket yönetim kurulu tarafından ve bu senetlerin, zilyetliğin geçirilmesi suretiyle payı devralan tarafından merkezî kayıt kuruluşuna bildirilmesi ve sisteme kaydedilmesi, böylelikle bu pay senetlerinin sahipleri ile sahip oldukları paya ilişkin bilgilerin kayıt altına alınması öngörülmektedir. Bu da suç gelirlerinin aklanmasıyla alakalı, bunun önlenmesiyle ilgili çok önemli bir husustur.

Sayın Kılavuz, biz de tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz.

Sayın Şeker "Cenevre'de nükleer silahlar yasaklandı." diyerek başladığı sorusunda müdahale talebinin reddedildiğinden bahsetti. Yani bu tabii ki yargıyla alakalı bir husus, bu müdahale talebinin reddedilmesi yargının vereceği bir karar. Türkiye'nin kimyasal silahlara karşı mücadelede kararlı olmasını ifade etti, elbette ki buna katılmamak mümkün değil, bu kararlılıktan hiçbir zaman vazgeçmemek lazım. Bu kanun teklifi de zaten bu kararlılığın bir göstergesidir, o nedenle, katkı sunan bütün milletvekillerimize teşekkür ediyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Kimyasal silahları merak ettim.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sayın Karahocagil, Yardım Toplama Kanunu'nda, internet üzerinden izinsiz yardım toplanması durumunda gerekli yaptırımın ne olacağını ifade etti. Burada, teklifin 7'nci maddesinde bu açık açık belirtiliyor. Yardım Toplama Kanunu'nun 6'ncı maddesine bir fıkra ekleniyor. İzinsiz yardım toplama faaliyetinin internet ortamında yapıldığının tespiti hâlinde, ilgili valilik veya İçişleri Bakanlığı tarafından içerik ve/veya yer sağlayıcıya, yardım toplama faaliyetine ilişkin içeriğin çıkarılması için internet sayfalarındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler üzerinden elektronik posta veya diğer iletişim araçlarıyla bildirimde bulunulacak. İçeriğin en geç yirmi dört saat içinde içerik veya yer sağlayıcı tarafından çıkarılmaması veya içerik ve yer sağlayıcıya ilişkin bilgilerin edinilememesi ya da teknik nedenlerle bildirimde bulunulamaması hâlinde, ilgili valilik veya İçişleri Bakanlığı internet ortamındaki söz konusu içeriğe ilişkin erişimin engellenmesine karar verilmesi için sulh ceza hâkimliğine başvuracak. Hâkim, talebi en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlayabilecek ve gereği yapılmak üzere doğrudan Bilgi Teknolojileri ve

64

İletişim Kurumuna gönderilecek. Bu karara karşı, tabii ki Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre de itiraz hakkı mevcut. Bu fıkra kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararının içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği de kanun teklifinde açıkça belirtilmiş.

Sayın Cengiz Gökçel, yayıncı kuruluşların kulüplere olan yayın borçlarıyla ilgili bir soru sordu. Bununla ilgili Gençlik ve Spor Bakanımıza bu problemi ileteceğiz.

Sayın Durmuşoğlu, mal varlığının dondurulmasıyla ilgili biraz daha açıklama yapmamız gerektiğini ifade etti. Burada, tabii, Türkiye terörle mücadele eden bir ülke. Terörün her türlüsüyle mücadele ediyoruz, DEAŞ'ıyla da PKK'sıyla da FETÖ'süyle de DHKP-C'siyle de ve terörün her türlüsüyle yıllardır mücadele ediyoruz. Bu anlamda, elbette ki uluslararası iş birliğinin de gereğine inanıyoruz. Bütün ülkelerin bu konuda hassas davranmasını istiyoruz. Bu anlamda, özellikle, bizim de üyesi olduğumuz G20 bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü'nün, bizim kanunlarımızla ilgili, özellikle Dernekler Kanunu'yla ilgili, kâr amacı gütmeyen vakıflarla ilgili tespit ettiği eksiklik özet olarak şu: "Türkiye'nin derneklere yönelik denetimi terörün finansmanından ziyade daha çok dolandırıcılık ve kötü yönetim üzerine yoğunlaşıyor." Bu konuda eksikliklerin giderilmesini tavsiye ediyor.

Gerek Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'da gerek Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da gerekse yeni kod kanun olarak hazırladığımız ve bugün görüşmekte olduğumuz Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'yle getirilen düzenlemeler büyük ölçüde Mali Eylem Görev Gücü'nün eleştirilerini karşılayan, o eleştirilerin gerekçesini ortadan kaldıran düzenlemeler. Denetim ve İşbirliği Komisyonu kuruluyor Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nde. Bu Denetim ve İşbirliği Komisyonunun çalışma usulü de madde 4'te belirlenmiş. Orada, nasıl çalışacağı açıkça belirlenmiş.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Komisyona.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.52

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sibel Özdemir (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39'uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Buyurun Sayın Beştaş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin sivil toplum kuruluşlarından büyük tepki aldığına, sivil toplum örgütlerinin susturulacağı ve teklifin örgütlenme özgürlüğünü tehdit ettiği görüşünü ifade ettiklerine, derneklerle ilgili bölümlerin teklif metninden çıkarılmasını bir kez daha ifade ettiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, görüşülmekte olan kanun teklifi, Türkiye'de sivil toplum kuruluşları tarafından büyük bir tepkiyle karşılanıyor.

Şu anda elimde 600 sivil toplum kuruluşunun ortak yayınlamış olduğu bir metin var, bu metni okuyamayacağım şüphesiz ama talepleri ortak. Bu teklifi "hızla kapatma prosedürü" olarak değerlendiriyorlar ve sivil toplumun susturulacağı görüşünü yüksek sesle günlerdir ifade ediyorlar, örgütlenme özgürlüğünü tehdit ettiği de yine not edilen bilgiler arasında.

Ben ilk 10 derneği okumak istiyorum: İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, Yurttaşlık Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Sivil Alan Araştırmaları Derneği ve Civil Rights Defenders kurumları ve daha 590 kurum, talebini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ama bitireceğim…

BAŞKAN - Açmıyorum, bitirin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bitireceğim…

BAŞKAN - Açmıyorum biliyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Son cümlemi söylemedim.

BAŞKAN - Olsun, yazarlar, kayıtlara geçer.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sivil toplumun sesini Meclisin de duymasını istiyoruz. Örgütlenme özgürlüğünü tehdit eden bu tekliften derneklerle ilgili bölümlerin çıkarılmasını, Komisyon buradayken de bir kez daha ifade etmek istiyorum.

65

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Birinci bölümde yer alan maddelere geçiyoruz şimdi. Varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1'inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Kemal Peköz Serpil Kemalbay Pekgözegü

Mardin Adana İzmir

Ömer Faruk Gergerlioğlu Mahmut Celadet Gaydalı Tulay Hatımoğulları Oruç

Kocaeli Bitlis Adana

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç'a aittir.

Buyurun.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'ni konuşuyoruz ve şu an televizyon ekranlarında -"sosyal medyadan" diye düzelteyim, televizyon canlı yayını yok şu an ama- izleyen değerli halklarımız şunu görüyorlar: Sanki kitle imha silahlarıyla ilgili bir kanun görüşüyoruz gibi. Oysa yine, bir torba yasa mantığıyla bu kanun teklifinin içine demokratik kitle örgütlerini ve sivil toplum kuruluşlarını hedefleyen, onları kapatmayı hedefleyen kanunlar görüşüyoruz esasında.

Az önce Grup Başkan Vekilimiz ifade etti, Türkiye'de 600 demokratik kitle örgütü ve sivil toplum kuruluşu, mevcut olan bu kanun teklifinden, bu torba kanun teklifinden demokratik kitle örgütlerini, STK'leri içeren bölümlerin çıkarılmasına dair 600 imzalı bir talepler manzumesi sıralamışlar. Ben de bunların, imzacı kurumların 10 tanesini okumak istiyorum: Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Medya Araştırmaları Derneği, Kaos GL Derneği, Göçmen Dayanışma Derneği, Mimoza Kadın Derneği, Rosa Kadın Derneği, Van Star Kadın Derneği, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği, Barış Vakfı, Özgür Renkler Derneği.

Peki, bu dernekler ne istiyor? Yine, yayınlamış oldukları deklarasyondan bir bölüm paylaşmak istiyorum: "Teklifin aynen yasalaşması durumunda, başta insan hakları dernekleri olmak üzere, kadın hakları, mülteci hakları, çocuk-gençlik hakları ve LGBTİ+ hakları alanında faaliyet gösteren dernek ve vakıflar, çeşitli hukuk dernekleri, sosyal mücadele yürüten dernekler, sosyal yardım için fon kaynakları kullanan dernekler, hemşehri dernekleri, spor kulüpleri, farklı inanç gruplarının dernek ve vakıflarının tümü tek bir imzayla kapatma riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu konuda açılacak idari davalar yıllarca süreceği için pratikte hızlı kapatma prosedürü yaratılmış olacak." Bu yetki kime veriliyor? İçişleri Bakanına ve valiye veriliyor. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz ve bizim nazarımızda şu an bu kanunun adı, sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütlerini imha etme kanunudur, demokrasiyi imha etme kanunudur, 82 Anayasası'nı bile baypas edip kayyumlarla ülkeyi yönetme kanunudur; bunun adı, askerî darbe dönemlerinde dernekler, vakıflar, basın-yayın kuruluşlarını kapatma ve işlevsizleştirme kanunudur.

Bakın, Kenan Evren'e 1980 darbesi sonrasında soruyorlar: "Dernekler, partiler…" "Kapılarına kilit…" diyor "Gazeteler, kitaplar…" "Makas makas…" diyor "Erdal Eren 17 yaşında…" "Asmayalım da besleyelim mi?" diyor. İşte, şu an şu çıkarmaya çalıştığınız kanun, tam anlamıyla sivil görünümlü bir darbe hukukunu inşa etme kanunudur. Bunu asla kabul etmiyoruz. Burada, sağ-sol, liberal-mütedeyyin, her kesimdeki her düşünceye karşı, eğer sizlere biat etmiyorsa, istibdat rejiminizle uyumlu değilse onu kapatmayı hedefleyen bir kanun çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Burada şunu söylememiz gerekir ki: Demokratik kitle örgütleri ve STK'ler ne kadar çeşitli ve çok olursa bir ülkenin demokratikleşme düzeyinin göstergesidir. Oysa sizin demokratikleşmeye karşı yürüttüğünüz mücadeleyi, demokrasiyi öldürme çabanızı bu kanunda apaçık bir biçimde görüyoruz.

Kitleyi imha etmek isteyen ey iktidar! Kitleyi döven ey iktidar! Kitleyi aç bırakan ey iktidar! Muhalifleri hapse atan, işkence eden, cezaevlerini işkencehanelere çeviren ey iktidar! AİHM kararlarını safsata olarak görüp kendini yargıçların yerine koyan Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanına "Ey!" diye seslenmek istiyorum. Sizlere en iyi cevabı verenlerden birisi

66

Değerli Musa Anter'dir ve demişti ki Musa Anter:

"Ve cellat uyandı yatağından bir gece.

Tanrım dedi, bu ne zor bilmece.

Öldükçe çoğalıyor insanlar,

Bense yok olmaktayım öldürdükçe."

Sizler muhalefete vurdukça muhalefet güçleniyor, muhalefet çoğalıyor. Sizler muhalefetin küllerinden yeniden doğmasının, işte, bu yasalarla önünü açıyorsunuz; iyi de ediyorsunuz, zulmünüze devam edin, devam edin ki sonunuzu daha fazla hızlandırmış olun. Ama şu bilinsin ki, zulmün ve faşizmin karşısında, bu yasalar ve bu uygulamalar karşısında muhalefet ve vicdan sahibi olan insanlar dimdik ayakta olacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin ikinci fıkrasındaki "kapsamına" ibaresinin "içeriğine" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Turan Aydoğan Alpay Antmen

İstanbul Mersin

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Alpay Antmen'in.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adı "Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi" olsa da yine yeniden bir torba yasa görüşüyoruz.

Görüşülen kanun teklifinin 1'inci maddesi kanunun amaç, kapsam ve tanımlarından bahsediyor ama sadece 6 madde için, gerisi ise yine çorba. Kanun yapmayı çorbaya çevirdiniz; bari, lütfen, kanunun adını doğru koyun.

Değerli milletvekilleri, ilk 6 madde için kanunun amacı çok güzel: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi. Sonrası? 6'ncı maddeden sonra sonrası yok. Peki, bu kanun neden şimdi, hem de bütçe görüşmeleri arasında Meclise alelacele getirildi? Bir yıl önceye dönelim: Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet gösteren Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesi ve Terörizmle Mücadeleye İlişkin Mali Çalışma Grubu (FATF) Türkiye'ye ilişkin raporunu kamuoyuyla paylaştı. FATF, kara paranın aklanması, terörün finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi için 40 tavsiye kararı belirlemiştir.

Dönelim 2019 Aralık ayına. FATF Türkiye raporunda, 40 tavsiyesinden 12'sinde Türkiye'nin yetersiz olduğunu ama esas 2 tavsiye için Türkiye'nin uyumsuz olduğunu ve özellikle bu 2 tavsiye için kriterlere uygun hâle getirilmezse Türkiye'nin gri listeye gireceğini ihtar etti. Peki, AK PARTİ ne yaptı? "Mış gibi" yaptı, "yapıyormuş gibi" yaptı yine.

Soralım, birinci soru: Bu kriterlerle ilgili yasama çalışmasını neden bir yıl boyunca bekleterek son dakika, yıl sonunda, bütçe çalışmaları içine getirip sıkıştırdınız?

İki: Uyumsuz olan 2 kriteri bu kanunla uyumlu hâle getiriyor musunuz?

Üç: Kitle İmha Silahları Kanunu'nu getirirken 15'inci maddeyle dernekleri, 20'nci maddeyle avukatları neden imha etmek istiyorsunuz?

Terörün finansmanı bahane, dernek kapatma şahane. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu kanunun amacı, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve FATF'in gri listesine girmemesi ve böylece dış yatırımcıların ülkemizden kaçmaması, öyle mi? Kitle imha silahlarıyla ilgili 6 madde getirerek FATF'in 7 no.lu tavsiye kararını yerine getirdiniz diyelim, oldu ya, peki soru şu: 12 no.lu tavsiye kararını neden kanuna eklemiyorsunuz? Neden kanunlaştırmıyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Nasıl olsa siz cevap vermeyeceksiniz çünkü teklifler sarayda hazırlanıyor, önünüze geliyor, siz içeriğini de bilmiyorsunuz, neyi savunduğunuzu ben size anlatayım.

Bakın, ülkemizin uyumsuz olarak değerlendirildiği 12 no.lu tavsiye kararı "Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler" başlığını taşıyor. Kim bunlar? Üst düzey kamu görevlileri, bakanlar, cumhurbaşkanı, üst düzey siyasiler, hükûmet görevlileri, adli ya da askerî personel, önemli mevkideki siyasi parti temsilcileri ve kamu kurumu yöneticileri. Yani konu, yolsuzluk. 12 no.lu tavsiye tabii ki sizin işinize gelmiyor çünkü bu tavsiye yolsuzlukların önlenmesi ve tespit edilmesi bakımından büyük önem taşıyan, yerli ve yabancı siyasi nüfuz sahibi kişiler ile yakınları tarafından gerçekleştirilen işlemlere konu olan fonların ve mal varlığının mali

67

kurumlarca yakından takip edilerek kaynağının tespiti için tedbir alınmasını gerektiriyor. Bunu istiyor musunuz? Hayır. Var mısınız bu konuda kanun çıkarmaya? Tabii yoksunuz, olamazsınız. Yoksa ayakkabı kutuları, elbise torbaları, kasalar ve sonra büyükelçiler ne olacak değil mi? Siz bu düzenlemeyi yapmadığınız için dünyada akla ne geliyor biliyor musunuz? Bütün dünya diyor ki: "Bunlar Rıza Sarraf'ın rüşvet verdiği kişileri korumak için bunu yapıyorlar, daha doğrusu yapmıyorlar."

Değerli milletvekilleri, esas soru şu: Bu kanunun amacı FATF'in 7 no.lu tavsiye kararına uyum sağlamak ise 12 no.lu tavsiye kararına uyum sağlamadan Türkiye'nin gri listeye girmekten kurtulabileceğine inanıyor musunuz? Bu kadar saf mısınız, yoksa bizi bu kadar saf mı zannediyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN - Önergenin oylanmasından önce bir yoklama talebi vardır, onu gerçekleştireceğiz.

Sayın Özkoç, Sayın Emre, Sayın Yıldız, Sayın Kılıç, Sayın Zeybek, Sayın Beko, Sayın Sümer, Sayın Gündoğdu, Sayın Aydoğan, Sayın Tutdere, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Arı, Sayın Şener, Sayın Antmen, Sayın Aygun, Sayın Ünver, Sayın Köse, Sayın Kasap, Sayın Demirtaş, Sayın Emir.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:20.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:21.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39'uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesi üzerinde Mersin Milletvekili Alpay Antmen ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

1'inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Milleti Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine Dair Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin (1)'inci fıkrasında yer alan "düzenlenmektedir" ibaresinin "düzenler" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Mehmet Metenat Çulhaoğlu Arslan Kabukçuoğlu

İzmir Adana Eskişehir

Ahmet Kamil Erozan Orhan Çakırlar Erhan Usta

Bursa Edirne Samsun

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Erhan Usta'nın.

Buyurun Sayın Usta. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım, daha doğrusu kanun teklifinin 1'inci

68

maddesinde verdiğimiz önerge üzerine. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şimdi, tabii, 1'inci madde, amaç-kapsam maddesi, az önce de ifade edildi esas itibarıyla. Amaç-kapsam maddesi ama 43 maddelik kanunda aslında sadece 6-7 tane maddeye tekabül eden bir madde. Dolayısıyla bunun üzerinde, çok fazla konuşacak bir şey yok. Aslında, ismi konulmamış bir şekilde, tekrar bir torba kanun görüşüyoruz; onu öyle görmek lazım. Şimdi, kanunun ismi nedir, kanun teklifinin? Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi. Güzel, buna hiç kimsenin bir itirazı yok. Elbette bununla mücadele edilmesi lazım. Zaten bu FATF dediğimiz Mali Eylem Görev Gücü'nün de 3 tane temel görevi var: Kara paranın aklanmasıyla mücadele, efendim, terörizmin finansmanıyla mücadele ve kitle imha silahlarının yaygınlaştırılmasının finansmanıyla mücadele. Uluslararası anlaşmaya zaten imza atmışız, dolayısıyla bizim de iç düzenlemelerimizi buna uygun bir şekilde yapmamız gerekir. Ancak bunu yaparken tabii, bir defa samimi olmak lazım. Yani birazdan detaylarını vereceğim, burada bundan bir buçuk ay önce çıkardığımız bir kanun var. Bir yandan o kanunu çıkartacaksın, bir yandan da hani böyle bir şey yapınca çok samimi olunmuyor. Fakat oraya geçmeden önce, madem böyle bizim bir uluslararası yükümlülüğümüz var, gri listeye alınma riskimiz var. Yani bunun için de epeyce bir zaman geçmiş, niye bu işin son günü olan 18 Aralıkta ancak bu kanun teklifi getirilebiliyor; bu konuda niye ilgili kurumlar harekete geçmiyor, bunu anlamak mümkün değil. Yani böyle, tabii, yangından mal kaçırırcasına, alelacele getirilmiş, iş özümsenmeden… Teklifi verenler tarafından da teklifinin üzerinde konuşacaklar tarafından da konunun özümsenmemesi bir yanlışlıktır, kanun yapma kalitesi açısından. Bunun içselleştirilmesi lazım. Ancak tabii, burada amacın biraz farklı olduğunu görüyoruz, bu aceleye getirmenin. Dolayısıyla bunlar da çok doğru şeyler değil.

Arkadaşlar, biliyorsunuz, 11 Kasımda burada bir kanun geçirdik biz, bir torba kanun geçirdik. Orada da varlık barışıyla ilgili bir 21'inci madde vardı. Bu madde neydi? Diyordu ki: "Yurt içinde veya yurt dışında altın, döviz, menkul kıymet gibi varlığı olanlar, bu varlıklarını beyan etmesi durumunda -bakın, getirmesi dahi gerekmiyor, yurt dışındakini getirmesi dahi gerekmiyor, yurt dışındaki bir borcuna mahsup bile edebiliyorsun- hiçbir şekilde vergi incelemesine, soruşturmasına tabi olmayacaktır." diye buradan bir kanun geçti. Biz o kanun çalışmaları yapılırken de bunun yanlış olduğunu, bunun Türkiye'ye karşı olan güveni zedelediğini, OECD'nin kara paranın aklanmasıyla ilgili bize bu konularda ciddi eleştirilerinin olduğunu da söyledik fakat tabii dinlenilmedi ve kanun geçti.

Şimdi, bu kanun Komisyonda görüşülürken şöyle bir savunma yapılıyor, bu eleştiriyi getiren arkadaşlara şöyle bir savunma yapılıyor, deniliyor ki: "Efendim, bu, bakın, sizin dediğiniz gibi değil, konusu suç teşkil edenler bu kapsama girmez." şeklinde. Nasıl girmez? Savunma şu: "Gümrük Kanunu'nun dışında değil, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun dışında değil, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'nun dışında tutmuyoruz." diye. Şimdi, tabii, geçmişi unutmayacağız. Tabii, burada geçmişi unutmayanlar, geçmişle ilgili hafızası olanlar hemen Ağustos 2016'da geçen kanunu hatırlıyor. Yine o gün bu Mecliste bu kürsüde defalarca bunu söyledik, karşı çıktık, cansiparane neredeyse mücadelede ettik, "Bakın, kara para aklamaya burada müsaade ediyorsunuz." dedik, o zaman bu kanun geçti. O zaman neye müsaade ediyordu? Bakın, tebliğden, daha kolay anlaşılsın diye okuyorum -yine bunun gibi kanundu- diyor ki, tebliğ anlatıyor bunu: "Ayrıca, yurt dışından getirilen söz konusu varlıklar nedeniyle hiçbir şekilde diğer mevzuat kapsamında da herhangi bir araştırma, inceleme, soruşturma veya kovuşturma söz konusu olmayacaktır." Diğer mevzuat yani vergi mevzuatları zaten yok, diğer mevzuat açısından… "Örneğin, yurt dışından getirilen varlıklar nedeniyle kişi hakkında gümrük mevzuatı, kambiyo mevzuatı veya sermaye piyasası mevzuatı kapsamında herhangi bir araştırma, inceleme, soruşturma ve kovuşturma söz konusu olmayacaktır." diyor. Bu kanunu buradan AK PARTİ geçirdi arkadaşlar 2016'da. Şimdi, diyeceksiniz ki "Ya, tamam, o gün öyle geçirmiştik ama bugün en azından buralardan da muaf tutan maddeleri bu kanuna koymamışız." ama böyle bir uygulama alışkanlığı var. Yani buraya yazmamış olmak bunları, bu anlamda, soruşturma yapılacağı anlamına gelmiyor arkadaşlar. Niye gelmiyor? Çünkü bunlar hep vergi incelemelerinde çıkıyor. Vergi incelemesi, soruşturması yapılmadığı zaman zaten bu mevzuata takılması mümkün değil. Dolayısıyla burada bir samimiyet yok, bunu net bir şekilde görmek lazım, samimiyet yok.

Daha söyleyeceğim çok şey vardı ama sürem doldu. Evet, terörün finansmanıyla mücadele edilsin, kara parayla mücadele edilsin, zaten tam da onu söylüyoruz ancak Hükûmet, bir buçuk ay önce bu kanunu çıkartanlar bugün bunu getirdiklerinde bunun biz samimi olmadığını çok net bir şekilde görüyoruz.

Ben sözlerimi hepinize saygılar sunarak bitiriyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

1'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2'nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

69

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Erdal Aydemir Mahmut Celadet Gaydalı

Mardin Bingöl Bitlis

Ömer Faruk Gergerlioğlu Kemal Peköz Serpil Kemalbay Pekgözegü

Kocaeli Adana İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Erdal Aydemir'in

Buyurun Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Meclis, Türkiye'nin en büyük sorunu işsizlik sorunu. Şu anda Türkiye'de üniversite mezunu olup da 1,5 milyon kişi işsiz durumda, iş arar durumda. 1,5 milyon kişi işsiz konumda iken her nasılsa orta okuldan sonra sahte bir diplomayla yani bilerek, isteyerek evrakta sahtecilik suçunu işleyip lise diplomasını almış, aslında hukuken diplomasız olan Hamza Yerlikaya, arkadaşlar, Hamza Yerlikaya… Aslında orta okulu bitirdikten sonra bu diplomasını aldı ancak eğitimine devam edebilmesi için lise diplomasına da ihtiyacı vardı.

SALİH CORA (Trabzon) - Diploması vardı, yalan söylüyorsun.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Hergelenin birisi gidip kendisine bir lise diploması getiriyor, bakın, diyor ki: "Bu diplomayla üniversiteye kayıt yapabilirsin." Ve o diplomayı alan Hamza Yerlikaya bilerek, isteyerek evrakta sahtecilik suçunu işliyor yani sahtekârlık yapıyor.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Belgen var mı?

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Ne yapıyor? Bu belgeyi aldıktan sonra üniversiteye kayıt yaptırıyor. Arkadaşlar bunu unutmayın, bakın, zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur; siz bu durumda bir partisiniz. Bununla da yetinmiyorsunuz, sahte diploma üzerinde, aslında diplomasız Hamza'ya bakın ne yapıyorsunuz?

MUSTAFA KENDİRLİ (Kırşehir) - İspatı nerede ispatı? Neye istinaden söylüyorsun bunu?

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Götürüp Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı yapıyorsunuz. Ne kadar maaş aldığı soruluyor Cumhurbaşkanı makamına "Kamuyu ilgilendirmediği için maaşı hakkında bilgilendiremeyiz." diyorsunuz. Bu Meclisin bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanının aldığı maaşı bilme hakkı yok mu, soruyorum sizlere.

İşte bu diplomasız Hamza bununla yetinmiyor. Bakan Yardımcısı, Bakan Yardımcılığından 24 bin lira maaş alıyor. Ya, bununla yetinir mi?

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Yalan söylüyorsun, yalan!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - E, bir de bir kamu bankası var, kamu bankası yönetim kurulundan da 12.500 lira maaş alıyor. Evet, bununla da yetinmiyor. Ne oluyor bunun yanında? Bakın arkadaşlar, bakın, şimdi, diploması olmayan ya da sahte diploma üzerine hayatını inşa eden Hamza'nın tam karşısında duran... Bakın, bu AKP'nin ayıbıdır, utancıdır arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırklareli) - Ya, şu maddeyle ilgili konuş.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Bu Ramazan Gezer, İnönü Üniversitesi Fizik Bölümünü 1'incilikle bitirdi, yetmedi, yüksek lisans yaptı.

RAMAZAN CAN (Kırklareli) - Baro Başkanlığı yapmışsın, maddeyle ilgili konuş.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - 2007'den beri işsiz, Ankara'nın göbeğinde çocuklarıyla beraber nemli, küflü bir evde yaşamını ikame ediyor. Nasıl geçimini sağlıyor biliyor musunuz arkadaşlar?

RAMAZAN CAN (Kırklareli) - Önergeye gel, önergeye!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Ramazan Gezer'in lisans diploması da var, yüksek lisans diploması da var. Ne yapıyor Ramazan? İşsiz bir şekilde Ankara sokaklarında kâğıt toplayarak geçimini sağlıyor. Bu da sizin ayıbınız. Ha, bununla mı yetineceğiz? Hayır. Bakın, arkadaşlar, Mehmet Kılıç, Bingöl'de "Haydar'ın Çayevi" diye bilinen bir çay ocağı var, orada garson olarak çalışıyor. Mehmet Kılıç, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini dereceyle bitirdi, onur belgesiyle bitirdi. Mehmet Kılıç, bu üniversitenin yanında ne yaptı? Muş Alparslan Üniversitesinin muhasebe bölümünü de bitirdi. Gelin görün ki şu anda garson olarak çalıştığı çay ocağı da pandemiden dolayı kapatıldığı için şu anda işsiz, evine iş, ekmek, aş götüremiyor; alın, bu da sizin ayıbınız! Siz, diplomalı, meslek sahibi olan insanları sevmiyorsunuz çünkü sizin Genel Başkanınız, kurucu başkanınız Cumhurbaşkanı da şaibeli bir diplomayla, ortaya konmamış bir diplomayla şu anda Cumhurbaşkanlığı yapıyor. Bu sizlerin genlerinizde var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) - Terbiyesiz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Evet, arkadaşlar, yalnız sürem yetmedi...

70

Bu yasayla ilgili, 600 tane dernek bu yasanın geri çekilmesini istiyor. Özgür Renkler Derneği, Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği, Diyarbakır Tuay-Der, Rengârenk Umutlar Derneği, Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği, Ardıç Dayanışma Derneği... (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın Aydemir, süreniz tamamlandı. Sayın Aydemir, süre doldu, süreniz doldu. (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bitiyor Başkanım.

Bitir, bitir sen, bitir.

Bitiriyor Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Aydemir lütfen, kürsüden ayrılalım. Sayın Aydemir, kürsüden ayrılalım lütfen.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Günebakan Kadın Derneği, Serhat Göç Araştırma Derneği, Aydın Kadın Efeler Derneği ve MED TUHAD FED Derneği. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Sen sahtesin!

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) - Sahtecilik ve dolandırıcılık sizin işiniz!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkan.

Sayın Özkan, 60'a göre...

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Kürsüden istiyorum efendim; sataşmadan, kürsüden istiyorum efendim.

BAŞKAN - Ne dedi, istiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - "Sahte diplomayla Bakan Yardımcısı oldu, bu da sizin Grubunuzundur." dedi.

BAŞKAN - Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, sizden rica ediyorum yani buraya müdahale etmeyin. İç Tüzük'e uygun bir şekilde bu süreci götürmek ve bu yasaları tamamlamak mecburiyetindeyiz.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın, Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir'in 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında konuşmasında AK PARTİ'ye sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, bir hususu aydınlatalım, bununla ilgili bilgi vermek için geldim. Sataşılan hususla ilgili, ne sataşana ne de içeriğiyle ilgili asılsız beyanlara ilişkin burada söz almadım. Bakınız, Türk öğretim sisteminde, ilkokulu bitirirsiniz, aldığınız diplomayla ortaokula; ortaokulu bitirirsiniz, oradan aldığınız diplomayla liseye; liseyi bitirdiniz, oradan aldığınız diplomayla üniversiteye; üniversiteyi bitirirsiniz, oradan aldığınız diplomayla yüksek lisans ve akademik çalışmaya devam edersiniz. Şu anda, eski milletvekilimiz, Bakan Yardımcımız ve Sayın Cumhurbaşkanımızın Başdanışmanı Hamza Yerlikaya'nın burada lise diploması.... (HDP sıralarından gürültüler)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Mahkeme kararı var.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - Ha, elbette, destanlar yazan çalışmaları sebebiyle açık öğretimden mezun. Nasıl? Avrupa'da olduğu gibi. Çünkü sanatta, sporda, edebiyatta başarılar bazen fedakârlık gerektiriyor. Hamza Yerlikaya bu fedakârlığı gösterdi. Bu açık öğretim lisesi diplomasıyla, arkasından, Mehmet Akif Ersoy'un milletvekili olduğu Burdur Eğitim Fakültesinde özel yetenek sınavını almış ve oradan lisansını almış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bitmemiş, bu diplomayı almış, yüksek lisans eğitimini, öğretimini yapmış ve burada da başarıyla bu eğitimini tamamlamış. Ondan önce ve sonra ne yapmış? (HDP sıralarından gürültüler)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) - Sahtecilik kararı ne olacak, sahtecilik kararı? Mahkeme kararı var ya!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Mahkeme kararını tanımıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - Bakınız, evet, gurur duyuyoruz. Ben, burada eski milletvekilimizin ve Başdanışmanımızın alnından öpüyorum, başarılarının devamını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Asrın güreşçisi Hamza Yerlikaya; iki olimpiyat, üç dünya, sekiz kez Avrupa şampiyonu. 17 yaşında grekoromende asrın güreşçisi unvanını aldı. 27 kez "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…" İstiklal Marşı'mızı bütün dünyaya dinletti, gurur duyuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) -Ya, bu sahteciliği mi savunuyorsunuz şimdi?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - Acaba buradaki şikâyet İstiklal Marşımızın okunmasından mıdır, onu da milletimizin takdirine sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan, süreniz doldu.

71

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade eder misiniz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Âşık Veysel'in Tandoğan'a sokulmadığı günler geride kaldı, geride kaldı!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, rica ediyorum…

Buyurun Sayın Beştaş.

60'a göre yerinizden söz talebiniz mi var?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Yok. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, duyamıyorum, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - "Asılsız beyanlar" diyerek sataşmada bulunmuştur. Sataşmadan söz istiyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Asılsız olduğunu gösterdik efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ben asıllı olduğunu göstereceğim.

BAŞKAN - Eğer ona girersek, "asılsız beyan"ı sataşma kabul ederseniz bizim Grup Başkan Vekilini yirmi dört saat kürsüde tutmamız lazım.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Sayın Başkan, tarafsız yönetin.

BAŞKAN - Size yerinizden bir dakika söz vereyim.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, ama açıkça…

BAŞKAN - Sayın Beştaş, yapmayın Allah rızası için, rica ediyorum, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ama bir dakikayla sınırlamayın lütfen.

BAŞKAN - Yok, yerinizden bir dakikayla sınırlı.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, asılsız beyan kendilerinin; şu anda elimde Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçenin kararı var, süremi bununla tüketmeyeceğim, çıktı verebilirim. Mahkeme kararıyla diplomaların sahte olduğu sabit. Sanırım bu kesinleşmiş kararı tartışmıyorlar.

Yine, şu anda Hamza Yerlikaya; Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı, Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, eski AKP'li bu vekilin aynı zamanda sahtecilik suçundan yargılandığı ve ancak bunu sahtecilikten bilerek kullandığı suçu sabittir. Yani hakikaten, neyi inkâr ediyorlar, anlamıyorum. Biz mahkeme kararı sunuyoruz, varsa aksi… Sahte diplomayı göstermeyin bize.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Söylediğimiz: Yıldız Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ mezunları işsiz, simit satıyor; bir vatandaş 4 yerden maaş alıyor. Ayıp değil mi bu? (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkoç, 60'a göre…

Buyurun.

33.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, eski Milletvekili Hamza Yerlikaya'nın sahte lise diplomasıyla Gazi Üniversitesine kayıt yaptırdığını mahkemede beyan ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, bu benim özel ilgi alanıma giriyor. Ben mahkeme kararını aynen söylüyorum; mahkeme kararı, mahkeme tutanağı burada. Mahkemede kendi beyanıyla diyor ki: "Bana bir kişi sordu 'Sen niye yüksekokul diploması almıyorsun?' diye 'Lise diplomam yok.' dedim. O kişi bir hafta sonra İmrahor Meslek Lisesinden bana, bana ait bir diploma getirdi. Ben de o diplomayla Gazi Üniversitesi Spor Bölümüne kaydımı yaptırttım." Yani bu diplomanın sahte olduğunu… İşte, burada mahkeme karar var.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) - Kim söylüyor bunu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Kendisi söylüyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Hamza Yerlikaya…

Bu diplomanın sahte olduğunu bile bile Gazi Üniversitesine gitmiştir, kaydını yaptırmıştır; bunun adı sahtekârlıktır.

Bir şey daha söyleyeyim: AKP'nin içerisinde helal süt emmiş, helal diploma almış, alnının akıyla yetişmiş onca insan varken sahtekârlara yer yoktur. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Diğer önergeyi…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Yirmi yedi kez İstiklal Marşı'mızı dinlettirdi, al bayrağımızı göndere çektirdi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçsin.

Bu arada, mahkeme kararında sahtecilik suçundan hükmün açıklanması da geri bırakılmıştır.

72

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Bu, sahtekârlık! (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde ve ikinci fıkrasında yer alan "veya dolaylı olarak" ibareleri ile ikinci fıkranın (a) bendinde yer alan "ya da dolaylı olarak" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Arslan Kabukcuoğlu

İzmir Edirne Eskişehir

Fahrettin Yokuş Ahmet Kamil Erozan

Konya Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ahmet Kamil Erozan'ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben izin verirseniz maddenin özüne girmeden evvel insani bir konuya değinmek isterim.

Size birtakım isimler okuyacağım, büyük ihtimalle de ilk defa duyacaksınız: Halil Gözel, İlker Sağlık, Doğan Kıssa, Nurettin Çalık; bu 4 arkadaş esnaf. Nerede esnaf? Sirte'de esnaf, Libya'da ve bu arkadaşlar on aydır tutuklu, on aydır tutuklu.

Başka bir grup okuyacağım: Saim Terbıyık, Osman Savuk, İlyas Aktaş, Ümit Aygün, Yusuf Tıraş; bu arkadaşlar iki seneyi aşkın süredir tutuklu. Niye bunu söylüyorum? Sebebi de şu: İtalyanlar geçen hafta, yüz sekiz gündür tutuklu bulunan 18 balıkçıyı kurtardılar yani İtalyanlar şunu yaptılar: "Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı deriz." dediler, Hafter'in elini sıktılar, 18 vatandaşını götürüp Noel'i evde geçirmelerini sağladılar. Şimdi, bir grup arkadaş on aydır orada, ikinci bir grup arkadaş iki senedir orada; ben sizin takdirinize bırakıyorum, kaç bayramı ailelerinden uzak geçirdiler? Burada Dışişleri Bakan Yardımcısı da var, bunu inşallah, Çavuşoğlu'nun kulağına bir kere daha fıslar. Yani, dolayısıyla, devletin görevi vatanı toprak olarak korumak değil, aynı zamanda, vatandaşlarını da korumaktır.

Maddenin özüne geçeyim izin verirseniz. Bir büyükelçi için en zor görev, devletini iktidara rağmen korumaktır. Ben bunu beş sene yaptım, devletimi iktidara rağmen korumaya çalıştım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ne demek istediğimi söyleyeyim: Ben, beş sene daimî temsilciydim OECD'de. Bu, sözü edilen Mali Eylem Görev Gücü, benim işimdi. Hep yumurta kapıya geldiği zaman Türkiye'nin aklı başına gelir ve verilen görev de "Çevir kazı yanmasın."dır. Böyle bir ortamda Türkiye, maalesef, gri ve kara listeler arasında koşup -sağda solda- durur ve maalesef, iktidarın da siyasi irade yoksunluğundan dolayı bu FATF dediğimiz örgüt nezdinde bazen, şüphelilere iktidarın kefil olduğu da görülmüştür. Dolayısıyla, bu dosyanın bu kanuna rağmen ileride bir çözüm getirebileceği kanısında değilim.

İkinci sebebi var: Bu kanun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla sınırlı. Hâlbuki, bu alanda yani kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı konusunda hem uluslararası anlaşmalar var hem ihracat kontrol rejimleri var. Sayacağım birkaç tanesini size: 1979 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması, 1974 tarihli Biyolojik ve Toksik Silahlar Sözleşmesi, 1997 tarihli Kimyasal Silahlar Sözleşmesi. Şimdi, bunlarla hiç alakası yok önümüze gelen metnin.

İkinci bir şey var; ihracat rejimleri, Nükleer Tedarikçiler Grubu, Zangger Komitesi, Wassenaar Düzenlemesi, Avustralya Grubu, Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi, bunlarla da hiç alakası yok bu maddenin. Yani sıkışmışsınız, sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi… Yani bir bütüncül yaklaşımdan uzak bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. O zaman ister istemez, niyetin bu mu, yoksa müteakip çuvala tıkılan maddeler mi olduğunu da sorgulamak hakkı var tabii ki insanların.

Şimdi bu "Komisyon" diyoruz, bu Komisyonun da bütüncül bir yaklaşım içinde olması gerekir, o da şüpheli. "MASAK" dediğimiz ulusal bir kurum, bunun denetlemesini yapacak; onun, bunu takip etme yeteneği olup olmadığından şüpheliyim. Biraz evvel arkadaşlar değindiler, 238 sayfalık bir rapor var; Türkiye, her seferinde, ak mı kara mı orada belli oluyor; maalesef, yine gri ve yine -biraz evvel söylediğim gibi- yumurta kapıya geldikten sonra biz buna çözüm üretmeye çalışıyoruz.

Son bir hususa değineyim: "Dünya beşten büyüktür." diyorsunuz, Cumhurbaşkanı bunu

73

söylüyor. O örgütü ayaklar altına alıyorsunuz siyaseten ama o örgütün kurallarına uymak için de büyük bir çaba içindesiniz. Ben bunu riyakârlık olarak görüyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Hepinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki "BMGK kararlarına karşı ilgililer tarafından Komisyona yapılan başvurular," ibaresinin, "BMGK kararlarına karşı ilgililerin, Denetim ve İşbirliği Komisyonuna yaptığı başvurular," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Turan Aydoğan

Mersin İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde söz talebi Rafet Zeybek'in. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

RAFET ZEYBEK (Antalya) -Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz zor günlerden geçiyor. Ekonomi çökme noktasına gelmiş, adalet ve demokrasi can çekişiyor. Bunlar yetmedi, bir de pandemi belası geldi. Gerçekten bugün Türkiye'de vatandaşlarımız çok zor durumda geçinme mücadelesi vermektedir. Böyle bir zamanda ihtiyaç olan yasa teklifi bu değildir. Ama buna niye gerek duyuluyor? Evet, bir zorunluluk gereği, Mali Eylem Görev Gücü'nün tavsiye kararı gereğince, "7'nci ve 12'nci maddelerde düzenleme yapılmazsa gri listeye alınacaksınız." dendi, bunun için apar topar getirildi. Bütün arkadaşlarım da söyledi, bir yıldır getirilebilirdi; yılın son haftasına girdik, hemen bunu getirdiniz ama 7'nci maddeyle ilgili düzenleme yaptınız. Tabii ki terörle mücadele edin, tabii ki terörün o finansmanlarını engelleyin; buna hiçbir itirazımız yok ama 12'nci maddeyle ilgili niye düzenleme getirilmiyor? Yani o da tavsiye kararı. Eğer amacınız Türkiye'yi gri listeden kurtarmaksa 12'nci maddeyi de getirmek zorundasınız. Neden gelmiyor, biliyor musunuz? 12'nci madde diyor ki: "Siyasi nüfuz sahibi kişiler ve yakınları…" Bunun için gelmiyor.

Siz şimdi gri belgeden nasıl kurtulacaksınız, nasıl kurtulabilirsiniz? 2 tane öneri getirilmiş size, 1'ini yapıyorsunuz, 1'ini yapmıyorsunuz. Yazıktır günahtır, yapmayın değerli arkadaşlarım. Gelin, ilk 6 maddeye biz de oy verelim. 12'nci maddeyi de sokalım içine, hep birlikte çıkaralım. Ha, amaç, evet, o baskıdan kurtulmak belki ama…

Değerli arkadaşlarım, bakınız, böyle yasa teklifi olmaz. Adalet Komisyonu bir torba yasa komisyonu hâline geldi. Yani böyle yasa görüşülmez. Yapmayın. Bakın, bu Meclisin saygınlığına, inanın, bu düzenlemeler gölge düşürüyor. Bir torba yasa… Durmadan torba… Yani torba yasayla uğraşmaktan perişan oluyoruz ya. Bunlarla bu ülkenin sorunları çözülmez, bunlarla bu ülkedeki… İktidar da kabul etti ki şöyle diyor: "Ekonomide ve yargıda reform yapacağız." Evet, Türkiye'nin ekonomide ve yargıda reform yapmaya ihtiyacı var ama bu 6 maddeden sonra gelen maddelere ihtiyacı yoktur bu ülkenin. Bu ülkenin demokrasiye ihtiyacı var, bu ülkenin adalete ihtiyacı var, bu ülkenin eşitliğe ihtiyacı var, bu ülkenin özgürlüğe ihtiyacı var. (CHP sıralarından alkışlar) Yapmayın değerli arkadaşlarım. Yani, böyle, millet kandırılmaz; ayıptır, günahtır! Bakın, değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifinin OHAL döneminde çıkarılan KHK'lerden hiçbir farkı yoktur. O KHK'ler ne kadar haksız uygulandıysa, insan hakları ne kadar ihlal edildiyse, ne kadar hukuk dışıysa bu yasalardaki maddeler de gerek Dernekler Yasası'nda olsun gerek yardım toplamada olsun gerek Avukatlık Yasası'nda yapılan değişikliklerde aynı sonucu doğuracaktır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu yasa teklifi, evet, terörün ve terörizmin finansmanının engellenmesi açısından değerlidir ama bunu getirirken de sivil toplum örgütleri tamamen baskı altına alınıyor. Bir ülkede sivil toplum örgütlerini baskı altında tutarak, hukuku yok sayarak, yargı kararları olmaksızın muhalif olan insanlara "terörist" diyerek sorunları çözemezsiniz. Çok eminim, muhalif olan bütün dernekler mutlaka bastırılacak ve yargı kararı olmadan yapılacak bunlar; yazıktır değerli arkadaşlarım. Bir taraftan "Yargıda reform yapacağız." diyeceksiniz, bir taraftan bu yasayı buraya getireceksiniz. E, o zaman inandırıcılığınız kalmıyor.

Bakın değerli arkadaşlarım, AK PARTİ iktidarı iyi yasaları bile çok kötü uyguladı. Bu kötü bir yasadır; eğer bu yasa Meclisten geçerse bu kötü yasanın uygulanmasında ne kadar

74

büyük, vahim hatalar olacak göreceksiniz. Millet baskı altına alınacaktır, bütün sivil toplum kuruluşları baskı altına alınacaktır diyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

2'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3'üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Kemal Peköz Serpil Kemalbay Pekgözegü

Mardin Adana İzmir

Ömer Faruk Gergerlioğlu Mahmut Celadet Gaydalı Ali Kenanoğlu

Kocaeli Bitlis İstanbul

Meral Danış Beştaş

Siirt

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Meral Danış Beştaş'ın.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de bu yasa teklifine karşı olan 10 tane sivil toplum örgütünü okumak istiyorum öncelikle: Alevi Düşünce Derneği, 17 Mayıs Derneği, İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi, KESK, EĞİTİM SEN, Şişli İşitme ve Konuşma Engelliler Derneği, EĞİTİM SEN Yalova Şubesi, Üniversitelerin Kuir Araştırmaları Derneği, Düşünce Suçuna Karşı Girişim Derneği, Van Hakkâri Tabip Odası, EĞİTİM SEN Van Şubesi ve Van ÇEVDER. Biz de derneklerin taleplerinin haklılığını düşünüyoruz ve onların yanındayız. (HDP sıralarından alkışlar)

Evet, sayın milletvekilleri, geçen hafta bir karar verildi; Demirtaş kararı. Bir şeyi çok merak ediyorum doğrusu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuştu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu konuştu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuştu ama işin muhatapları konuşmadı, asıl muhatapları. Adalet Bakanı nerede gerçekten? Adalet Bakanı nerede? Yani, bu ülkede, bir AİHM kararı, Büyük Daire kararı verilmiş, 3 kişi çıkmış, "Tanımıyorum." demiş ama Dışişleri Bakanı -muhatap olarak- ve Adalet Bakanı buna cevap vermedi. Ben buradan çağrı yapıyorum. Hakikaten, Mevlüt Çavuşoğlu Avrupa Konseyine, AKPM'ye gittiğinde ne diyecek acaba? Bunu merak ediyoruz, bir gelsin anlatsın. Ya da Adalet Bakanı "Adaleti sağlayacağım." derken "AİHM Büyük Dairenin kararını tanımıyoruz." diyenlere bir cevap verecek mi? Bunu da merak ediyoruz ve çağrıda bulunuyoruz.

Şimdi, evet, doğrusu, bu "Tanımıyorum, törörü…" lafları falan filan, bunlara cevap vermeyi bir hukukçu olarak zül sayarım. Neden? Çünkü her hukukçu bilir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararına uymak zorunludur; neden zorunlu olduğunu da bilir. Ama vatandaş bunun gerekçelerini bilmez. Siyasi olarak çıkıp konuşulabilir. "Ey AİHM!" der, önce kendisi başvurmuştur, "Ey AB!" der, bir gün sonra "AB dostumuz" der, bunları anlıyorum ama hukukçular cevap versin. Şimdi, hakikaten, madem ki bu kararı tanımıyorsunuz, ey Cumhurbaşkanlığı, ey İçişleri Bakanı, siz niye savunma yaptınız ya? Niye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dosyaya savunma yaptınız? Burada, daire kararı gelince, aylarca neden "Bu karara itiraz ediyoruz." dediniz? Neden "Büyük Daireye gidiyoruz." dediniz? Yıllardır o dosya orada, her satırını neden takip ettiniz? Neden lobi yaptınız, madem uymayacaktınız bu karara? Hani siz öyle diyorsunuz ya. Hiç takip etmeseydiniz, deseydiniz ki: Biz başvuruyu kaldırdık, AİHM kararı bizi bağlamaz. Bu nedenle bunların bir kıymetiharbiyesi yok.

Şimdi, çok önemli bir mesele var, daha bunları çok konuşacağız. 156 sayfalık bir karar var, 156 sayfa ve Türkçe değil. İkinci gün Cumhurbaşkanı hemen cevap verdi, dedi ki: "Tanımıyorum." Ya, kararı ne çabuk okudunuz? Biz daha okuyamamıştık, bazı bölümlerini okumuştuk. Ne çabuk cevabı yetiştirdiniz gerçekten merak ediyorum. Hani, o Yasin Börü'yü yine kullandı ya maalesef sözlerinde, oraya ilişkin de kararda cevap var, biliyor musunuz? O bölümün çevirisini getirdim. Hani aylardır, yıllardır, altı yıldır bekleyen soruşturma açıldı ya Demirtaş kararında ve ikinci sahte tutuklama verildi. AİHM "Bu barışçıl bir çağrıdır." diyor, "Bu demokratik tepkidir." diyor, "Şoke etse bile" diyor "Siz Demirtaş'ı içeride tutmak için siyasi gerekçeler yaratıyorsunuz." diyor. Erdoğan'ın bütün konuşmaları kararda yer alıyor, biliyor musunuz? Siyasi talimat olarak verdiği konuşmalar. Ve burada şunu söylüyor, karardan okuyorum, diyor ki: "Açıklamaları terör telkinine, bir saldırının failini övmeye, bir saldırı failinin aşağılanmasına tekabül etmez." Çok uzun bir bölüm sayfalarca bölüm var ve AİHM sadece Selahattin Demirtaş için değil, şu anda içeride olan MYK üyelerimiz için de Kobani

75

kumpası sebebiyle içeri alınan arkadaşlarımız için de derhâl, aslında, tahliye kararını söylüyor.

Sadece onlarda değil, siyasi sebeplerle tutuklanan on binlerce insanın da AKP'nin kararıyla siyasi rakibine yargı eliyle operasyon yaptığını AİHM Büyük Daire söylüyor. Artık uyar mısınız, uymaz mısınız onu bilmiyorum ama tabii ki uyulacak. Türkiye'nin geleceğini karanlığa götürmeye hiçbir kimsenin hakkı yoktur diyorum ve teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendi ve (2)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"b) Deniz ulaşım araçlarının, dondurulması veya 2 nci maddede belirtilen yasaklama kararları ile bu kararların kaldırılması kararları Adalet, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye, İçişleri ve Ticaret bakanlıklarının önerileri ve Cumhurbaşkanının Resmî Gazete'de yayımlanan kararıyla gecikmeksizin uygulanır.

(2) BMGK'nın kararlarında belirtilen organizasyonların veya bunlar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak kontrol edilen kişi veya kuruluşların ya da bunların adına veya hesabına hareket eden kişi veya kuruluşların 2 nci maddede belirtilen yasaklı işlem ve faaliyetlerde bulunduklarına ilişkin makul sebeplerin varlığı hâlinde Komisyonun ve Adalet, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye, İçişleri ve Ticaret bakanlıklarının önerileri üzerine Türkiye'deki malvarlıkları Cumhurbaşkanının Resmî Gazete'de yayımlanan kararıyla gecikmeksizin dondurulur."

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Bedri Yaşar

İzmir Edirne Samsun

Aylin Cesur Mehmet Metanet Çulhaoğlu Arslan Kabukcuoğlu

Isparta Adana Eskişehir

Ahmet Kamil Erozan

Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Aylin Cesur'un.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kitle imha silahlarını konuşuyoruz. Kitle imha silahları, 21'inci yüzyılda teknolojinin gelişmesiyle beraber, yeni çağda artık tehlikeli bir hâle geldi. Bir ülkeye yıllarca zarar verebilecek, masum insanların, sivillerin hayatına kastedecek seviyede araçlar bunlar. Silahların kimlerin elinde olduğu veya kimlerine eline geçebileceği konusunda, terör örgütlerinin daha kolay finansman bulabildiği, askerî ekipman ve mühimmat temin edilebildiği dünyamızda ciddi bir endişe yaşıyor ülkeler.

Biz, yedi düvele yedi ceddimizle tarih önünde rüştünü ispat etmiş ve kurduğumuz cumhuriyetimizle de kahramanlığımızı ve askerî gücümüzü tarihe kanımızla kazımış Türk milletiyiz. Biz de maalesef ülke olarak terörden çok çektik, masum pek çok vatandaşımızı teröre kurban verdik. Şimdi, terör dünyanın pek çok bölgesinde var, evet ama Türkiye 2000 yılına geldiğinde terör sorunu neredeyse kalmamıştı. Şimdi, terörü sona erdirmek adına pek çok strateji uygulanıyor. Bunlardan bir tanesi denizi kurtarmak taktiği. Ne hedefliyor bu? Terör örgütlerine insan ve kaynak girişini engellemeyi. Denizi kurutmak için sahada askerî mücadelenin yanında finansman kaynaklarının kontrolünü hedefleyen yasalar yapmak ve uygulamak gerekiyor. Güç ve kaynak kontrolü tamam da başarı için kilit ne? Evet, demokratik istikrar, ekonomik istikrar ve barışçı, güvenilir bir liman olmak. Bunu tesis etmek ve korumak şart. Yani sır ne biliyor musunuz aslında? İyi yönetim. Her gün akan kanlara rağmen, işte terörü bundan dolayı bitiremiyoruz. İtiraz edebilirsiniz ama biz de deriz ki: Her şey sonucuyla ölçülüyor. O nedenle, ben, bırakın on sekiz yılı falan, sadece 2020 karnenize bakacağım bugün. Maalesef iktidar sınıfta kaldı, çaktınız yani.

Şimdi, neler oldu Türkiye'de bu yıl, sayalım: Bir, beyin göçünün liseye indiğini gördü Türkiye ve adaletin teminatı barolarımızın bölündüğünü gördü. Kızılayımızın Ensar Vakfına 8 milyon dolar bağış yaptığını gördü. Kadına şiddet artarken İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırmaya çalıştığınızı gördü. Muhalif medyanın düzenli cezalarını ve muhalif tonda gazetecilerin cezalandırıldığını gördü. Sosyal medyaya sansür ve kişisel bilgilerin gizliliğinin kaldırıldığını gördü. Gençlerin "Oy moy yok." dediğini gördü. İktidarınızın motoru Alman, bataryası Çin, şasisi İngiliz, tasarımı İtalyan olan bir otomobili "yerli otomobil" diye sunduğunu gördü ve

76

açlık sınırının altında milyonlara kör "Yoksulluğu bitirdik." diyen bakan gördü. Emekli maaşı ödenmesini marifet sayan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı gördü. Öğretmen maaşlarını bütçeye yük gören Millî Eğitim Bakanı gördü. Artık her şeyi ithale bağladığımız ülkemizde, Hazine ve Maliye Bakanının "Dolara bakmıyorum." dediğini gördü. Ve sekiz ay boyunca Sağlık Bakanının her gün çıkıp karşımıza, bize düpedüz doğruları söylemediğini gördü, vaka sayısını söylüyorum. Salgın ilk çıktığında ülkedeki test kitlerinin satıldığını ve Çin'den yeni test kiti ithal edildiğini gördü. Pandemi gibi bir süreçte vatandaşına maske dağıtamayan bir Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti gördü. Patates, soğandan sonra grip aşısının karneye bağlandığını gördü. Dayanışma yardımı toplayan belediyelerin banka hesaplarına el konduğunu gördü.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) - Şehit cenazesinde kürklü vekil gördü!

AYLİN CESUR (Devamla) - Dünya halka yardım yaparken biz halka IBAN dağıtıldığını gördük. Ve Covid-19'a yakalanan sağlık çalışanlarına "Kendi suçları." diyen valiler gördü. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ve cumhuriyet tarihinin rekor işsizlik seviyeleri yaşanırken TÜİK verilerinde işsizliğin azaldığını gördü. Öğrencilerin yarısının araç gereç temin edemediği için derslere giremediğini ve EBA'ya bağlanmak için çatıya çıkan küçücük bir çocuğun ölümünü gördü. Ve bir yılda 2 ayrı Bakanın sosyal medya üzerinden -birinin Instagram'dan- istifa ettiğini gördü. "Maske, mesafe, temizlik" denirken mitingler yapıldığını gördü. "Kuru ekmek yiyoruz." diyene "Demek ki aç değilsin." denildiğini gördü. 2020 biterken çiftçiye 2019 desteklerinin hâlâ verilmediğini gördü. "Anayasa Mahkemesi kapatılsın." denildiğini gördü. Ve bir siyasi parti liderinin, başka bir siyasi parti liderini tehdit eden şahsa sahip çıktığını gördü. Akdeniz'de Libya'dan, Orta Doğu'da Katar'dan başka limanının kalmadığını gördü. Avrupa Birliği ve ABD'de Türkiye için yaptırım kararları alındığını gördü. 2 milyar doları aşan borcu sebebiyle şirketler adına bir büyükelçi tarafından ülkenin ilaçsızlıkla tehdit edildiğini gördü. Güzelim Atatürk Havalimanı'nın paramparça edildiğini, piste bina dikildiğini gördü. Tank Palet Fabrikasının ardından Varlık Fonunun, Borsa İstanbulun yüzde 10'unun Katar'a peşkeş çekildiğini gördü. Ve Merkez Bankası rezervlerinin eksi 50 milyar dolara indiğini, euronun 10 liraya çıktığını gördü. Ve Maliye ve Hazine Bakanlığı koltuğu boşken liranın değer kazandığını gördü. 2021 için 180 milyar lira faiz ödeyecek, en az 245 milyar lira açık verecek bir bütçe gördü.

Evet, Türkiye sadece bu yıl bunları gördü, karneniz bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) - Size not vermek benim haddim değil, millet size ilk seçimde o notu verecek.

BAŞKAN - Sayın Cesur, süre tamamlandı.

Teşekkür ediyorum.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) - Şehit cenazesinde kürklü vekil gördü bir de, onu da unutmayalım.

AYLİN CESUR (Devamla) - Ben ancak doktor olarak söyleyebilirim ki vatandaşlarımıza: Üzülmeyin, bekleyin, iyileşeceğiz, iyileşeceğiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Cesur, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin 1'inci fıkrasındaki "bu kararların kaldırılması kararları" ibaresinin "bu kararların kaldırılmasına ilişkin kararlar," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Tufan Köse Alpay Antmen Turan Aydoğan

Çorum Mersin İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tufan Köse'nin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, ölümünün 47'nci yılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yol arkadaşı, Lozan Zaferi'nin mimarı, İnönü Meydan Muharebelerinde yalnızca düşmanı değil milletin makûs talihini de yenen İsmet İnönü'yü saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, ben de Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin -adı böyle olup da aslında böyle olmayan- 3'üncü maddesi üzerinde, 3'üncü maddesindeki grup önerimiz üzerinde söz aldım. Onunla ilgili çok

77

kısa bir şeyler söylemek istiyorum. 3'üncü maddede, 2'inci maddede düzenlenen hususların yöntemini açıklıyor ama burada da yine her zaman olduğu gibi çok muğlak tanımlar var. "Bağlantılı olmak" ve "adına, hesabına iş yapmak" bunu Türkiye'de çok kötü yorumlayacak hem kamu görevlileri var, hem yargı dünyasında insanlar var. "Dolaylı kontrol eden kişi ve kuruluşlar." denmiş; kim belirleyecek, nasıl belirlenecek belli değil, açıklanmamış. Herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın sadece idari tedbirlerle insanların mal varlıklarına el konuluyor, donduruluyor. Bu da bana göre, hatta iyi hukukçulara göre masumiyet karinesine aykırılık teşkil ediyor; Anayasa'ya da aykırı diyoruz.

Şimdi, hakikaten de, ne derler, yine her zaman olduğu gibi, çok geç kalınmış bir kanun, eksiği çok olan bir kanun. Özellikle, bütün arkadaşlarımız vurguladı, 12'nci tavsiye kararıyla ilgili hiçbir düzenleme getirilmemiş ki özellikle Türkiye'nin gri listeye alınmasına gerekçe yapılan husus bence de bu madde çünkü geçmişte çok örneğini yaşadık. Bütün dünyada Lockheed soruşturmasının failleri yargılandı ama ülkemizde yargılanmadı; 4 bakan burada Meclis kararıyla aklandı, yargılanamadı. Buna benzeyen onlarca örnek var ülkemizde. Ne bu 12'nci tavsiye kararı? Yolsuzlukların önlenmesinin tespit edilmesi bakımından büyük önem taşıyormuş. Yerli ve yabancı siyasi nüfuz sahibi kişiler kim? Hükûmet başkanları, devlet başkanları, bakanlar, adli-idari yöneticiler; oradaki yöneticilerin mal varlıklarının, ortak oldukları fonların yahut da para gönderimlerinin iyi araştırılması, bununla ilgili tedbir alınması, buna ilişkin birtakım önlemlerin alınması tavsiye ediliyor. Buna ilişkin bir düzenleme yapıyor mu bu kanun? Vallahi yok. Peki, ne yapıyor? Az evvel zannedersem İYİ PARTİ'nin sözcüsü söyledi… Varlık affıyla ilgili bir düzenlemenin 6'ncısını yaptık arkadaşlar geçtiğimiz günlerde, kasım ayında zannedersem; 6'ncı varlık affı bu. Varlık affında şöyle bir şey var, söylediğimizde arkadaşlar diyorlar ki: "Ya, kardeşim, biz bunu FATF'a sorduk." Kanunu sordunuz siz ama kanuna aykırı bir tebliğ çıkartmışsınız. Ne bu tebliğ? Fiziken de bavula parayı alıp getirdiğinde bu paranın nereden geldiği, kaynağı, acaba suçtan mı elde edildi, başka bir yerden mi elde edildi, sorulmuyor; az evvel açıkladılar bunu. Şimdi, siz kanun getiriyorsunuz bu pandemi koşullarında, FATF'ın dediği tavsiye kararlarına uygun hiçbir düzenleme yapmıyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? "Varlık barışında bavulla getirilen paranın hesabını sormayacağız." diyorsunuz; bu, tabii, çok büyük bir tezat teşkil ediyor.

Yine, arkadaşlar, bir fırsatçılık yapılıyor her zaman olduğu gibi. Adalet ve Kalkınma Partisi on sekiz yıldır ne zaman bir yasal düzenleme yapmış olsa nüfuzunu artırıyor. Arkadaşlarımız söyledi, nüfuz artırma yasası bu yine. Süleyman Soylu'ya acayip yetkiler, valilere acayip yetkiler yani insanların mal varlıklarına el koyma, dernekleri kapatma, sivil toplum örgütlerinin çalışmasını engelleme; onlarca nüfuz artıran düzenleme getirmişsiniz. Hâlbuki kanunun adıyla ilgili 6 tane madde var, geri kalan 30 küsur madde tamamıyla Süleyman Soylu'ya ve mülki idare amirlerine yetki veren düzenlemeler.

Bakın, arkadaşlar, bu kanunda bir de vurgu var, sürekli söylüyorlar, önce şeyi söyleyeyim: "İşte, biz sulh ceza mahkemesine yetki vermedik, çok şikâyet ediyordunuz, ağır ceza mahkemesine yetki verdik." diyorsunuz. Demek ki sulh ceza mahkemelerinden Adalet ve Kalkınma Partililer de rahatsız. Hakikaten de sulh ceza mahkemeleri adaletsizliğin tecelli ettiği yerler oldu artık. Devamında bir vurgu var, diyorlar ki; işte "Uluslararası uyum." sanki uyumu çok düşünüyorlarmış gibi. Sayın Cumhurbaşkanının böyle bir derdi, tasası olduğunu da zaten zannetmiyorum. "Terör" diyoruz, bakın, terörün tanımını eğer şiddetten ayırmazsak o zaman herkesi terörist diye ilan etmek ve çeşitli yollarla cezaevine tıkmak, mal varlığına el koymak mümkün. Bundan yüz yıl evvel Nemrut Mustafa Divanında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey terörist olarak asıldı. Bakın, devamında, ünlü organ nakli cerrahı Mehmet Haberal yıllarca cezaevinde yattı, terörist olmakla suçlanarak. Terörün tanımına mutlaka şiddeti koymak zorundayız yoksa uluslararası uyum falan bunların hepsi lafügüzaftır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Köse.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4'üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Ömer Faruk Gergerlioğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü

Kocaeli İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

78

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mahmut Celadet Gaydalı'nın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanuna muhalefet eden sivil toplum örgütlerini saymaya devam ediyoruz: Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği, Dünya Evimiz Uluslararası Dayanışma Derneği, Mardin Şahmaran Kadın Platformu, Ege Kadın Buluşması Platformu, Açık Veri ve Veri Gazeteciliği Derneği, DİSK Genel İş, Agrida Tarım ve Turizm Derneği, EĞİTİM SEN Mersin Şubesi, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Çukurova GÖÇDER.

Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi kararına Bremen Mızıkacıları gibi, daha doğrusu "mızıkçıları" gibi, her taraftan sesler gelmeye başladı. (HDP sıralarından alkışlar) İnsana sorarlar: "Sizin kıbleniz neresi?" Pusulanız, manyetik fırtınaya kapılmış saatin yelkovanı gibi 360 derece, fırıldak gibi dönüyor. (HDP sıralarından alkışlar) Yüzünüzü sabah Brüksel'e, öğlen Washington'a, ikindide Pekin'e, akşamda da Moskova'ya dönüyorsunuz. Bu pusulayla ne bir rota çizebilmeniz ne de bu gemiyle yol alabilmeniz mümkün değildir; bu şaşkınlık içinde ancak gemiyi batırırsınız.

Bu ülkede uygulanan tüm politikalar, giderek otoriterleşen devlet yönetiminin bir tezahürü hâline gelmiştir. En temel insan hakları ve özgürlükler kısıtlanmış, adalet sarayları adaletsizliğin merkezi hâline dönüşmüştür. Her çıkan yasa bir öncekinden biraz daha katı, biraz daha acımasız, biraz daha insafsız bir şekle bürünmüştür. İşte bugün görüşülen Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi de bunun bir örneğidir. Normal şartlarda, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi hususu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu önerisi ve Viyana Mutabakatı çerçevesinde, dünyada para transferinin uyuşturucu ve silah tüccarlarına gitmesinin önlenmesi amacı için hazırlanmıştır. Söz konusu taslağa göre, bu aktiviteler içinde olan sivil kurumların mal ve paralarına el konulacağı düzenlenmektedir. Eğer bu hususu Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu ve Viyana Mutabakatı çerçevesinde düzenlerseniz bunda hiçbir sorun yok fakat siz bunu kendi lehinize bir baskı aracına dönüştürerek, âdeta Ali Cengiz oyunuyla "sivil toplum kuruluşu" olarak genişletiyorsunuz. Bu kanun teklifiyle, İçişleri Bakanlığının kirli kayyum politikasının çemberini genişletme hevesindesiniz. Ülkeyi tam bir kayyum çöplüğüne çeviren yönetim şekliniz, şimdi de dernek, vakıf ve sivil toplum kuruluşlarına kayyum atama hakkını kendinde görecektir. Yarattığınız hukuksuzluk ortamında adalete olan inancın son kırıntılarını da yok ettiniz. "Cezaevlerinde çıplak arama var." diyenin FETÖ'cü, "barış" diyenin terörist, "adalet" diyenin propagandacı, "özgürlük" diyenin örgüt üyesi olduğu bu ülkede; "savaş" "kan" "hukuksuzluk" "tek adama biat" diyene "vatan sevdalısı" "milliyetçi" denilmesi kabul edilemez. 17-25 Aralığı Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Haftası ilan edenlerden bugün, hafta boyunca ne bir ses çıktı, ne bir nefes. Dilinizi mi yuttunuz, yoksa barutunuz mu bitti, yoksa bu kervana siz de mi katıldınız? (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, halka ekonomide, istihdamda, iç ve dış politikalarda hesap vermeyen iktidar, tüm kesimleri kriminalize eden bir dil, bir üslupla toplumu kutuplaştırmayı sürdürüyor. Özellikle bütçe süresince bazı bakanlar saldırgan bir ruh hâliyle bu kürsüden konuşmalar gerçekleştirdi. Bizlerin sözleri aslında çok açık. "Kuru ekmek yiyorlarsa aç değiller." diyerek yediğinin hesabını belediyeye ödetenlerin hesap vereceği günler yakındır. (HDP sıralarından alkışlar) Devlet malı deniz, yemeyen ayıp eder diye düşünerek ve bu halkın vergilerini kendilerine katık eden, 3-4 hatta 5 maaş yiyenlerin hayır hasenata değil de hak sahiplerine bu parayı iade edecekleri gün yakındır. (HDP sıralarından alkışlar) Halk için toplanan yardımları haksız iç edenlerin hukuk karşısında cevap vereceği gün yakındır. Umutla bekleyen esnafa verilmesi gereken desteği keyifle zenginlere peşkeş çekenlerin gözyaşı dökeceği günler yakındır. Adalet çığlığına kulakları tıkayarak adaletsizliği meşru kılanların "adalet" diye kıvranacağı günler yakındır. "Oh, Oh!" diyerek göğsünü ovalayanların "of, of" diye kafalarını vuracakları gün yakındır. (HDP sıralarından alkışlar)

Son olarak da bu fani dünyadan göç eden birinin mezar taşına yazdığı bir dörtlüğü sizlerle paylaşmak istiyorum. "Bir zamanlar ben de Süleyman idim. / Ateşe, rüzgâra hükümran idim. / Sanmayın Sultan Süleyman idim. / Tersanede körükçü Süleyman idim." (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasındaki "en az" ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

79

Utku Çakırözer Alpay Antmen Turan Aydoğan

Eskişehir Mersin İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Utku Çakırözer'in.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurtuluş Savaşı'mızın muzaffer komutanı, Lozan'ın ve çok partili demokrasiye geçişimizin mimarı, ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet Paşa'yı 47'nci ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Öncelikle, hepimizin haber alma hakkı için yayına başlayan Olay TV'nin yirmi altı gün içinde, iktidar tarafından patronuna baskı yapılarak yayın yapamaz hâle getirilmesini bu kürsüden kınıyorum. Olay TV'nin karartılması basın özgürlüğüne darbedir, demokrasi ayıbıdır.

Bir başka demokrasi ayıbı da önümüzdeki, sivil toplum örgütlerini bitirme yasasıdır. Değerli milletvekilleri, şunu öncelikle ifade edeyim: Cumhuriyet Halk Partisi olarak teröre her tür desteğin karşısındayız ama bu kanunun sadece adı terörle mücadele, içi demokratik hakların kısıtlanması. Getirenlerin gerekçesi şu: BM ve Mali Eylem Görev Gücü'nün "Türkiye'de eksik" dediği hususları tamamlayıp yaptırım listesine girmemek. Ama "FATF" denen bu kurumun bir dediğini yapacağız derken bir dediğini de açıkça ihlal ediyoruz, farkında bile değiliz. Nedir o? 8'inci tavsiye. Sivil toplumu hedef alan denetim ve yaptırımların STK'lerin katılımıyla belirlenmesi, orantılılık ilkesine uygun olması, risk analizine dayanması, geneli mağdur etmeyecek şekilde uygulanması gerekiyor ama bu düzenleme bu koşulları sağlamıyor. Kim söylüyor bunu? Yüzlerce dernek söylüyor. Bir saat önce sayıları 620'ydi. Türkiye'nin dört bir yanında, çığ gibi büyüyorlar. Dün Eskişehir'de, Rize'de, Batman'da ayaktaydılar. "Sivil topluma ses ver, sivil toplum susturulamaz." diyorlar. Eskişehir'de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ayakta, Diyarbakır'da Rosa Kadın Derneği. "Örgütlenme özgürlüğümüz ortadan kalkıyor, kayyuma hayır." diyorlar. Yine, 80 STK'yi bir araya getiren Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı da ayakta. "Bu kanun sivil alanı daraltacak, geri çekin." diyor. Ayrıca, MAZLUMDER, ÖZGÜR-DER ve benzerleri de ayakta "Bunun öngörülebilirliği yok, bir imzayla kapatılırız." diyorlar. Ayaktalar çünkü belediyelere getirilen kayyum düzeni, aynı, şimdi, derneklere getirilmek isteniyor. Yargı kararı dahi olmadan terör gerekçesiyle açılan soruşturmalarda derneklerin faaliyetleri durdurulacak, yöneticileri İçişleri Bakanı ve vali tarafından görevden alınırken yerine kayyumlar atanacak. Bu yapılan, Anayasa ve yasalardaki sivil örgütlenme hakkına büyük darbedir. Aranızda "Kesinlikle öyle olmayacak." diyenler varsa hatırlatırım, 15 Temmuz sonrasında OHAL düzeninde sadece darbeciler hedef alınmadı; Hayat TV, IMC TV, Gündem Çocuk Derneği gibi yüzlerce kuruluş da KHK'lerle kapatıldı, bir daha da açılamadı. Şimdi aynı büyük kaygı var toplumda, aslında iktidar kanadında da olmalı. Siz değil miydiniz 28 Şubatın mağdurları? O baskıların beterini şimdi kendiniz getiriyorsunuz. Bunu kim söylüyor? 3 bin derneğin bileşimi olan Türkiye Aile Meclisi söylüyor, Umut Kervanı, İslami Dayanışma Cemiyeti, Mustazaflar, Ortak Akıl ve Dayanışma Platformu söylüyor. "Faaliyetlerimiz engellenecek, mal varlıklarımıza el konacak, ciddi mağduriyetler doğacak; geri çekin." diyorlar.

İşin bir de şu boyutu var: Türkiye'den istenen 40 tavsiye var ama hepsi burada yok; sadece derneklere kayyum burada. Hani 12 numaralı tavsiye? Siyasi nüfuz sahipleri tarafından gerçekleştirilen yolsuzlukların takibine ilişkin tedbirler nerede? Neden yok bu pakette? Teröre, kara paraya sadece dernekler, sadece avukatlar mı destek veriyor bu ülkede?

Değerli arkadaşlarım, insanımızı derneklere üye olmaktan, faaliyetine katılmaktan caydıracak düzenlemeler bunlar. Vatandaşa şu mesaj veriliyor: Oturun oturduğunuz yerde, ne işiniz var derneklerde? İyi ama ben olmayayım, sen olma, dernekler olmasın; o zaman kim savunacak bizim haklarımızı, demokrasimizi? Kim savunacak basın özgürlüğünü? Kim koruyacak Kaz Dağları'nı, Salda Gölü'nü, Alpu Ovamızı, Soma'daki maden işçimizin hakkını kim savunacak? Kim engelleyecek kadın cinayetlerini, çocuk tacizlerini? On binlerce kız çocuklarımıza kim burs sağlayacak? Sokak hayvanlarına kim sahip çıkacak? Sosyal dayanışmayı kim sağlayacak? Unutmayın, sivil toplum susarsa hak ihlalleri, tacizler, yağmalar hepsi ama hepsi gizlenir.

Değerli milletvekilleri, "terörle mücadele" adı altında örgütlenme özgürlüğünü yok ediyorsunuz. Türkiye'de derneklere kayyum atayarak reform olmaz, dünyadaki itibarımız artmaz; tam tersine çıkmaya çalıştığımız gri listelerin dibine, kara listelerin ortasına düşeriz. Çözüm, gerçek anlamda hukuk devletini, demokrasiyi egemen kılmaktır. Bunun yolu da hak ve özgürlüklerimizin savunucusu dernekleri özgür kılmaktır. Unutmayın, sivil toplum susturulamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

80

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin (4)'üncü fıkrasında yer alan "makul sebeplerin" ibaresinin "kuvvetli şüphelerin" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Şenol Sunat

İzmir Edirne Ankara

Mehmet Metanet Çulhaoğlu Arslan Kabukcuoğlu Ahmet Kamil Erozan

Adana Eskişehir Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Sunat'ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, evet, İYİ PARTİ olarak terörle mücadele konusunda, terör örgütlerinin finansman kaynaklarının önlenmesinde üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız. Terör örgütlerinin parasal varlıklarının takip edilmesini sağlayan yasal altyapının bugüne kadar, görüldüğü gibi, Türkiye'de bir türlü oluşturulmadığı da ortada. 1991'yılından beri üyesi olduğumuz Mali Eylem Görev Gücü kapsamında Türkiye'nin gri listeye alınmaması için alelacele hazırlanmış bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. 2019 yılında yapılması için tavsiye kararlarına uygun yasalarda değişiklik için Türkiye üzerinde bir baskı var. Keşke baskıyla değil de kendimiz yapabilseydik. Terör örgütlerinin parasal gücü elinde tutmasını önlemek çok önemli sayın milletvekilleri. Sadece sıkıntı, sizin yasaları ne şekilde uygulayacağınız. Çünkü hukuk devleti gibi hareket edilmiyor bu ülkede, adalet zemininden çıkıp siyasal ve finansal çıkar zemininde o kadar çok hukuksuz uygulamanız var ki sayın milletvekilleri.

Sayın milletvekilleri, yetkiler adalet ve hukuk sistemine bırakılmalı. Bu tür kararlar alınırken savcı ve mahkeme kararı olmaksınız hiçbir şey yapılmamalı. Kanun teklifine şöyle bir baktım yani bu maddeyle ilgili, belirsiz birçok kavram var. Ciddi yaptırımlarla karşı karşıya gelecek insanları, istediğiniz şekilde yoğuracağınız belirsiz kavramlar var. Nedir? "Makul sebepler" gibi. İçişleri Bakanına göre bu "makul sebep" çok farklı değerlendirilebilir sayın milletvekilleri. Siyasi saiklerle, geçmişte, seçim meydanlarında doğru olmayan, acımasız, fütursuz, iftira atabilen bir İçişleri Bakanının neler yapabileceğini düşünmek ürpertiyor beni. Mahkeme kararı olmaksınız kişi ve kurumların mülkiyet haklarına el koymak makul sebeplerden denilecek. Temel hak ve özgürlüklerin kapsamı ve sınırı belli olmayan bir gerekçelendirmeyle sınırlandırılması hem Anayasa'ya hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırıdır.

Sonuçta geldiğimiz nokta sayın milletvekilleri, güven bunalımı, sizlerle ilgili güven bunalımının olması. O kadar çok hukuksuz işler ve Anayasa ihlali yapıldı ki bu ülkede. Sayın milletvekilleri "Yolsuzluk, yoksulluk ve yasakları kaldıracağız." diye iktidara geldiniz. Şu anda bu konularda hepsi pik yapmış durumda. Bir ülkede yolsuzluk varsa yolsuzlukları örtmek için de yasaklar vardır. Eğer yolsuzluk ve hukuksuzluk varsa yoksulluk da artar bir ülkede. Mali Eylem Görev Gücü kararlarında 12 no.lu tavsiye kararı var, daha önce hatipler de ifade etti; siyasi nüfuz sahibi kişiler konusunda yolsuzluk bakımından bir düzenlemeyi içeriyor. Neden bu tavsiye kararı bu teklifte yok? Siz, yolsuzluk olaylarının ortaya çıkarılmasını istemiyorsunuz herhâlde sayın milletvekilleri.

17-25 Aralığı hatırlatıyorum: Bakanlar, bakan çocukları, para sayma makineleri, ayakkabı kutuları. "Kumpas" dediniz, pirüpaksınız ama öyle mi? Evet, kumpas, ortaklarınızca size kurulmuştu ama olmayan bir konuda değil. Net olun, lütfen net olun. Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdiğiniz her teklifi sessizce kabul etmemizi istiyorsunuz. Keşke parti ve kanun devleti değil de hukuk devleti olsaydık. Keyfîlikler ve yolsuzluklar ülkesi hâline getirdiğiniz ülkemizde neye güvenelim? Sizin günahlarınıza ortak mı olalım?

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın Özkoç, Sayın Emre, Sayın Kılıç, Sayın Bülbül, Sayın Zeybek, Sayın Gündoğdu, Sayın Biçer Karaca, Sayın Deniz Yavuzyılmaz, Sayın Şevkin, Sayın Ünlü, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Sümer, Sayın Polat, Sayın Kılınç, Sayın Şeker, Sayın Ünver, Sayın Tokdemir, Sayın Önal, Sayın Demirtaş, Sayın Kadıgil Sütlü.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

81

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

4'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5'inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Serpil Kemalbay Pekgözegü Hüseyin Kaçmaz Ömer Faruk Gergerlioğlu

İzmir Şırnak Kocaeli

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Kaçmaz'ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu yasaya karşı olan sivil toplum örgütlerini saymaya devam ederek konuşmaya başlamak istiyorum: Yurttaş Girişimi, Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği, TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu, Maden Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi, Aydın LGBTİ+ Dayanışması, Diyarbakır Şehir Plancıları Odası, Herkes İçin Erişilebilir Yaşam Akademisi Derneği, İsmail Beşikci Vakfı, İzmir Kadın Dayanışması Derneği ve 29 Ekim Kadınları Derneği.

"Türkiye'de Kürtler var, ben de Kürt'üm." dediği için Şerafettin Elçi'ye yapılan zulüm Kürtlerin yaşadığının simgesiydi. Irkçı, faşist, tekçi Kürt düşmanı zihniyet "Kürt'üm." demesine bile tahammül edememişti. Kürt halkının meşru, demokratik hakları, kimliği, dili, kültürü ve özgürlük mücadelesinde onurlu bir duruş sergileyen bir halk insanı olan Şerafettin Elçi'yi vefatının 8'inci yıl dönümünde rahmetle ve minnetle anıyorum. O gün Şerafettin Elçi'ye zulmeden zihniyetin bugünkü ardılları olanlar tarafından siyasi rehine olarak tutsak edilen tüm yoldaşlarımızı, Musa Farisoğulları ve Gültan Kışanak şahsında selamlıyorum.

Roboski'de, dokuz yıl önce, bu ülkenin savaş uçaklarıyla 34 yoksul Kürt köylüsü katledildi; çoğu çocuktu bunların. O gün yaşananlar birer vahşet tablosuydu; uçaklarla insanlarımız katledilmiş, paramparça vücutları katır sırtında yine ailelerine taşıtılmıştı. Kimisi ilk defa gitmişti kaçağa, kimisi okul harçlığını çıkarmak için, kimisi evlenebilmek için, para biriktirmek için gitmişti ama 28 Aralık gecesi hepsi vahşice katledildi. Dönemin Başbakanı olan Sayın Erdoğan, bu katliamın emrini verenleri, yetkilileri hassasiyetlerinden dolayı tebrik etmişti. Roboski katliamının sorumluları hiçbir şekilde yargılanmadı. Roboski, yaşanan katliamların ne ilki ne de sonuncusuydu. İktidarın savaş ve çözümsüzlükteki ısrarı sebebiyle Kürt coğrafyasında hâlen sivil insanlarımız hayatını kaybediyor. Roboski'nin katilleri yargılanmadı ancak Roboski için adalet arayan Roboski-Der kapatıldı. Roboski… Unutursak kalbimiz kurusun diyoruz.

Görüşülmekte olan bu kanun teklifiyle de "terörle mücadele" adı altında Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine aykırı hükümler yasalaştırılmak isteniyor. Arkadaşlarımız açıkça değindi, bu yasa teklifiyle avukatlara müvekkillerini ihbar etme yükümlülüğü getiriliyor, derneklere kayyum atanmasının yolu açılıyor, derneklerin yardım toplaması zorlaştırılıyor, keyfî bir şekilde kişilerin ve kurumların mal varlıklarının dondurulmasını sağlıyorsunuz. Bu yasa teklifi gösteriyor ki AKP iktidarı, sivil topluma, sivil toplum örgütlerine savaş açmış durumda. Bu yasa teklifiyle, iktidarın güdümüne girmeyen sivil toplum örgütlerini yok etmeye çalışıyorsunuz ve İçişleri Bakanının insafına bırakıyorsunuz; o hukuk tanımaz, o hakkaniyet tanımaz İçişleri Bakanının insafına bırakıyorsunuz. İçişleri Bakanı çıkacak "Kapat." diyecek, kapatılacak; "Kayyum atıyorum." diyecek, kayyum atanacak ve ondan sonra da bize haktan, hukuktan bahsedeceksiniz.

Şimdiden olacağı söylüyoruz: "Çıt" diyenin derneği kapatılacak, "çıt" diyenin vakfı kapatılacak, kayyum atanacak. Kürtlerin iradesine vurulan kayyum darbesini bugün tüm ülkeye uygulamaya çalışıyorsunuz. Kayyum darbesinde uyarmıştık "Bu karanlık zihniyet tüm

82

ülkeyi saracak." demiştik.

Değerli arkadaşlar, siz, evet, belli bir plan, proje çerçevesinde bir dikta rejimi uygulamak için planlarınızı devreye koymuş adım adım ilerliyorsunuz ama keşke az biraz 1930'ların, 1940'ların Alman tarihini, 1970'lerin, 1980'lerin Doğu Almanya tarihini okusanız ya da az biraz o dönemlere ilişkin belgeseller izleseniz. Orada göreceksiniz ki onları izlediğinizde, okuduğunuzda "Arkadaş, bu iş böyle olmuyormuş. Son, istediğiniz gibi bitmiyormuş." kendi kendinize bunu diyeceksiniz ve aklınızı başınıza alacaksınız diyorum. Bu sebeple bu yasayı reddediyoruz, bu ülkeyi tehlikeye götürür.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin (9)'uncu fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(9) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye Denetim ve İşbirliği Komisyonu yetkilidir."

Orhan Çakırlar Dursun Müsavat Dervişoğlu Arslan Kabukcuoğlu

Edirne İzmir Eskişehir

İmam Hüseyin Filiz Mehmet Metanet Çulhaoğlu Ahmet Kamil Erozan

Gaziantep Adana Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın İmam Hüseyin Filiz'in.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmamın başında "Bir milletin İstiklal Marşı ödül konularak yazılmaz." diyen millî şair, büyük insan, şahsiyet timsali Mehmet Akif Ersoy'u ve "Bir ülkede namuslu insanlar en az namussuzlar kadar cesur olmazsa o ülke mutlaka batar." diyen cumhuriyetimizin 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü ölüm yıl dönümlerinde rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, 5'inci maddeyle bu kanunun 2'nci ve 3'üncü maddelerindeki yasakların ihlal edilmesi hâlinde uygulanacak hapis ve para cezaları belirlenmektedir. Özellikle para cezalarına bakıldığında alt ve üst sınırları arasında çok büyük farklar vardır. Maddenin (7)'nci fıkrasında "on bin Türk lirasından iki milyon Türk lirasına kadar" (8)'inci fıkrasında ise "elli milyon TL'ye kadar" denilmektedir. Günümüzde kanun uygulayıcılarının etki altında tutulabilecekleri göz önüne alındığında çok zor durumda kalacakları ve büyük ihtimalle hatalı karar verecekleri açıktır. Alt ve üst sınırlar arasındaki büyük farkın giderilmesi ve rakamların yeniden düşünülmesi gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanun teklifi içerisinde 7 ayrı kanunda değişiklik öngörülüyor. Yani, yine torba kanunu görüşüyoruz. Yaklaşık iki buçuk yıldan beri Gazi Meclisteyim, bütçe kanunları hariç teklifler hep torba kanun şeklinde getirilmekte. Kanunun muhataplarıyla da görüşülmeden ve enine boyuna tartışılmadan kabul edilmektedir. Bu yüzden hatalar yapılmakta, eksiklikler olmakta ve ilk defada doğru yapılmadığından çalışma verimliliği azalmakta ve farkında olmadığımız şekilde zaman israf olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifiyle ilgili olarak iki noktada görüş bildirmek istiyorum. Birincisi, sivil toplum örgütlerine yönelik düzenlemeler. Teklif yasalaştığında, İçişleri Bakanlığı ve valilikler, STK'lerin yönetiminde bulunan ve hakkında terör soruşturması açılan kişileri görevden alabilecek, derneğin faaliyetini durdurabilecek ve gerekli görürse yönetimlerine kayyum atayabilecekler. Bu uygulama çok sıkıntı yaratacaktır. Kişilerin çeşitli şekillerde üretecekleri iftira sebebiyle büyük mağduriyetler ve haksızlıklar yaşanabilir. Bu düzenlemelerden vazgeçin ya da iddianamenin mahkemece kabul edilmesi esas alınsın.

G7 ülkeleri tarafından hükûmetler arası bir forum olarak kurulan Mali Eylem Görev Gücü FATF'nin 15 Aralık 2019'da yayınladığı raporda ülkemize 40 tavsiyede bulunulmuş, bu tavsiyelerin 8'inci sırasında kâr amacı gütmeyen kuruluşlarla ilgili olarak bazı görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşler çerçevesinde, 2019 yılında, Hazine ve Maliye Bakanlığı MASAK, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, terör ve terörün finansmanıyla ilgili konularda bilgilendirmek ve konuya karşı duyarlılıkları ve farkındalıkları artırmak amacıyla kâr amacı gütmeyen kuruluşların terörün finansmanı amacıyla suistimalinin önlenmesine yönelik rehber yayınlamıştır. Bu rehberde birçok konuya yer verilmiş, öneriler ve tedbirler belirtilmiştir. Bu bakımdan kararlarda ve uygulamalarda subjektiflik yaratacak düzenlemelerden vazgeçilmesi

83

yerinde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, dile getireceğim ikinci konu, teklifte "siyasi nüfuz sahibi kişiler" başlığının hiç ele alınmamış olması. 12 no.lu tavsiye kararında siyasi nüfuz sahibi kişiler kapsamında üst düzey kamu görevlileri, üst düzey siyasiler, hükûmet görevlileri gibi kişilerin yolsuzlukları bakımından bir düzenleme içerir. "Yolsuzlukların önlenmesi adına bu kişilerin mal varlıklarının yakından takip edilmesi ve kaynaklarının tespit edilmesi devletin yükümlülükleri arasındadır." denmektedir ancak mevcut teklifte bu konularda herhangi bir düzenleme yoktur. Teklifin yolsuzluk olaylarının ortaya çıkarılması ve mücadelesiyle ilgili konuyu içermemesi büyük bir eksikliktir. Kanun görüşmeleri bitmeden bu eksikliğin giderilmesi, siyasi nüfuz sahibi kişilerin yaptıkları yolsuzluğun örtbas edileceği endişelerini ortadan kaldıracaktır. Aksi takdirde vatandaşın bu konudaki sorularına nasıl cevap vereceksiniz diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin (4)'üncü, (5)'inci, (6)'ncı, (7)'nci ve (8)'inci fıkralarındaki "halinde" ibarelerinin "durumunda" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Deniz Yavuzyılmaz Turan Aydoğan

Mersin Zonguldak İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Deniz Yavuzyılmaz'ın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletlerin kitle imha silahı üretmesinin en kolay yolu nükleer santral kurmaktan geçiyor. Bu santrallerin yakıtı, uranyum-235 zenginleştirildiğinde atom bombası yapmak mümkün yani bu santrallerin tek amacı sadece enerji üretmek değil. Uranyum-235 öyle tehlikeli bir element ki bir kaza durumunda kimyasal reaksiyonu durdurmak imkânsız. İşte, bu nedenle Çernobil ve Fukuşima'daki kazalarda yüz binlerce insan hayatını kaybetti.

Soru şu: Dünyada uranyum-235'ten çok daha barışçıl, çok daha güvenli ve kitle imha silahı üretmenin mümkün olmadığı bir nükleer yakıt var mı, varsa nerede? Sayın milletvekilleri, bu element Türkiye'de. Peki, bu elementin adı nedir? Toryum. Türkiye 400 bin tonluk toryum rezerviyle dünyada 4'üncü sırada. Peki, toryumdan enerji nasıl elde edilir? Anlatayım: Plazma hâlindeki hidrojen protonu 50 metrelik bir proton hızlandırıcısının içinde fırlatılır, çekirdeği ağır bir metale çarpar, çekirdek parçalanır; ortaya çıkan nötron demeti toryum-232'yle reaksiyona girer ve ortaya toryum-233 çıkar. O da beta ışıması yaparak devasa enerji kaynağı olan uranyum-233'ü oluşturur. Bu sürecin hiçbir aşamasında nükleer bomba üretmek mümkün değildir ve istenildiği anda proton hızlandırıcısı durdurularak reaksiyonu sonlandırmak mümkündür. Bugün, Türkiye'nin toryum rezervi dünyanın elektrik ihtiyacını yüz yıl karşılayabilecek seviyededir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin toryum çalışmaları otuz yıllık bir derinliğe sahip. Bundan tam on üç yıl önce toryum teknolojisinde dünya lideri olma fırsatını yakalamıştık. Tarih 20 Kasım 2007, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplandı ve şu kararları aldı:

1) Toryum yakıt teknolojisi ve proton hızlandırıcısı üretiminin planlanması.

2) Bütçenin tahsis edilmesi.

3) Bir devlet politikası olarak tüm güvenlik tedbirlerinin alınması.

Ancak bu toplantıdan sadece on gün sonra, 30 Kasım 2007'de Susurluk'tan daha karanlık bir kaza gerçekleşti. İstanbul-Isparta seferini yapmakta olan yolcu uçağı inişe geçtiği sırada düştü. Kazada hayatını kaybedenler arasında Türkiye'nin toryum programının başındaki isim Prof. Dr. Engin Arık ve ekibindeki 5 nükleer fizikçi vardı. Uçağın GPS sisteminin bozuk olduğu, kara kutularının çalışmadığı, iniş takımlarının arızalı olduğu bilirkişi tarafından tespit edildi. Kaza, WikiLeaks belgelerinde yer aldı.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, bu şüpheli kazanın ardından çok garip bir şekilde Türkiye'deki toryum çalışmalarını neredeyse durdurdu ve apar topar yabancı ülkelerle uranyum-235 yakıtlı nükleer santral anlaşmaları yaptı.

Sayın milletvekilleri, yap-işlet-devret projelerinde AK PARTİ'nin son beş yılda yandaş şirketlere kur farkı olarak ödediği toplam tutar 18 milyar dolar. Bu parayla 6 adet toryum mükemmeliyet merkezi kurulabilir ve Türkiye, bu alanda dünya lideri olabilirdi. Peki, AK PARTİ ne yaptı? 2017 yılında, toryum sahalarını Eti Madenin üzerinden Türkiye Varlık Fonuna

84

aktardı, bu millî serveti yine ranta çevirmeye odaklandı.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

5'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6'ncı madde üzerinde 2'si aynı mahiyette 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra Sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifinin 6'ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Kemal Peköz Mahmut Celadet Gaydalı

Mardin Adana Bitlis

Ömer Faruk Gergerlioğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü

Kocaeli İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Kemal Peköz'ün.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili kanunun 6'ncı maddesi üzerine söz aldım ancak bu madde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin amaçlarına hizmet etmediği gibi, kendi amacınız doğrultusunda kullanacağınız bir duruma getirilmiş. Çünkü bu kanun gerçekleşirse derneklerin önemli bir kısmını size uygun gelmediği için kapatacaksınız ama vakıfların önemli bir kısmına da kayyum atama yolunu seçeceksiniz çünkü vakıflarda genellikle ekonomik kaynak var; ekonomik kaynak denince de siz oraya fokuslanıyorsunuz zaten, oraya hemen hücuma geçiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu kanuna karşı sesini yükselten 10 tane kurumu da ben okumak istiyorum: İzmir Dayanışma ve Bilimsel Araştırma Derneği (İDA), Göç ve İnsan Vakfı, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Derneği, İnşaat Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Ege TUHAY-DER , Van KESK Şubeler Platformu, Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı, Mardin Ekoloji Derneği.

Değerli arkadaşlar, pandemi döneminden bu yana çok ciddi sorunlar yaşıyor çalışanlar özellikle.

Şu anda zaruri iş kolu olarak çalışan iş kolları var, bunlardan bir tanesi de gıda dağıtım işçileri. Gıda dağıtım işçilerinin üye olduğu Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası bana ulaştı ve sıkıntılarını iletti, sizlerle paylaşmak istiyorum: "Gıda dağıtımı işçilerinin hem çalışma saatleri hem de iş yoğunlukları pandemiyle birlikte çok arttı. Pek çok ülke, bu iş yoğunlukları sebebiyle gıda dağıtımı yapan işçilerini, sağlık çalışanları gibi, salgında özel önlemlerle destekliyor ve hatta aşının yapılacağı ilk grup arasında yer veriyor. Bizde ise onlar için alınmış herhangi bir özel önlem olmadığı gibi 'pandemi önlemi' adı altında alınan önlemcikler ise çalışma koşullarını daha da kötüleştirmiştir.

İşçiler, kötüleşen çalışma koşullarının iyileştirilmesi için Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikasına üye olmuşlardır. Ne var ki depo işçilerinin sendikalaşmasıyla birlikte 50'ye yakın işçi performans düşüklüğü gerekçe gösterilerek ücretsiz izne çıkartılmış, üye oldukları sendikadan dolayı cezalandırılmışlardır. İşçilerin günde 39 lirayla geçinemeyeceklerini bilen patronlar; açıkça işçileri istifaya zorluyor, kıdem ve ihbar tazminatlarını almalarına engel olmak istiyor. Bunun yanı sıra izne çıkarılmayan işçilere ise çeşitli tutanaklarla mobbing uygulanıyor. Bu nedenle, en basit hâliyle ifade etmek gerekirse tuvaletlerde sabun yok ve temizlik işleri yapılmıyor. Adana Migros deposunda çalışan 5 işçi anayasal haklarını kullanarak sendikaya üye oldukları için işten çıkartılıyor. Migros Şekerpınar deposunda 80'e yakın işçinin Covid-19 testi pozitif çıktığı hâlde toplu taşıma araçlarıyla evlerine gönderiliyor, diğer beraber çalıştığı arkadaşları çalışmaya devam ediyor. Kocaeli Çayırova Migros-Us-Grup deposunda da sendikal faaliyet yürüten işçilerden 60'ına baskı kurularak tazminat ödenmeden istifa etmeleri için baskı sürdürülüyor. Bu nedenle, bir an önce bunların önüne geçilmesi lazım. Bu ücretsiz izin meselesi çok ciddi problem olmuş durumda ve işçiler bundan çok ciddi zarar görüyor."

Size bir fıkra anlatmak istiyorum: Sürü sahibinin biri, sürüye bir çoban bulmuş, sürüyü teslim etmiş, yaylaya göndermiş. Bir süre sonra çoban, elinde bir kova yoğurtla sürü sahibinin evine gelmiş. Sürü sahibi "Ne oldu?" demiş. Demiş ki: "Bütün koyunlar kurt tarafından öldürüldü. Mahvoldum, perişan oldum, hiçbir şey kalmadı." "Hiç mi bir şey kalmadı?" demiş "2 tane koyun kaldı. Bu 2 koyundan da süt sağdım, yoğurt yaptım, onu da size getirdim." demiş. Sürü sahibi sinirlenmiş, yoğurdu baştan aşağıya dökmüş, kafasından aşağıya. Adam dışarı çıkmış, arkadaşları "Ne yaptın?" demişler. Demiş ki: "Vallahi, bu işten de yüzümün akıyla çıktım." (HDP sıralarından alkışlar) Şimdi, bu pişkin ve başarısız çobandan sizin ne farkınız

85

var? Her başarısızlıktan bir başarı öyküsü yaratmaya çalışıyorsunuz. Daha önce anlatmıştım, üzerinizde hâlâ bir derviş hırkası duruyor. En kısa zamanda bu derviş hırkasını sizin üzerinizden çıkartacağız ve sizin gerçek yüzünüzü halkın görmesini sağlayacağız.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı "Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi"nin 6'ncı maddesindeki "müştereken" ibaresinin "ortaklaşa" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Turan Aydoğan Sibel Özdemir

Mersin İstanbul İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Sibel Özdemir'in.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben de 6'ncı madde üzerinde söz aldım. Sizleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Benim üzerinde söz aldığım maddede, değişiklik yapılan kanun maddelerinin uygulamasına ilişkin Adalet, Dışişleri, Enerji, Sanayi, Ticaret, Hazine ve Maliye gibi bakanlıklar tarafından müştereken yönetmelik çıkarılacak, böyle bir hazırlık maddesi konulmuş. Ancak çok ilginç, az evvel AK PARTİ, bir önerge verdi ve kanunun maddelerine başlanmışken unutulan İçişleri Bakanlığının buraya eklenmesi… Biraz sonra bu önerge oylanacak. O kadar hazırlıksız getirilmiş ki kanun, maddelerin çoğu, İçişleri Bakanlığını ilgilendiriyor ama yönetmelik çıkarma hakkı daha yeni eklendi kanuna. Ayrıca, kanun birçok komisyonu da ilgilendiriyor; Dışişleri, Avrupa Birliği Uyum, Anayasa, İçişleri; Sanayi, Ticaret… Bu komisyonların hiçbirinin, uzmanlık alanlarını gerektiren komisyonların hiçbir görüş ve raporları bu kanuna yansımadı. Hepsini bir kenara bırakıyorum, tali komisyon olarak, resmî olarak sevk edilen İçişleri Komisyonunun haberi bile olmadı, bir rapor dahi sunmadılar bu Komisyona, bu kanuna.

Gerçekten 27'nci Dönemde çok niteliksiz ve yeni sorunlara yol açan bir yasama sürecine hep beraber şahitlik ediyoruz. Meclisin en önemli işlevi, görevi olan bütçe görüşmeleri devam ederken bu Komisyona hızlıca bu kanun havale edildi, hızlıca görüşüldü ve asıl amacı bakımından da gerçekten çok eksik, hazırlıksız, tutarsız, sorunlu bir kanunla karşı karşıyayız. Evet, üyesi olduğumuz OECD'nin Mali Eylem Görev Gücü'nün bir tarafıyız ve bizden yapmamız gereken birçok tavsiye kararı istiyor. Ancak, işte, en önemlisi de siyasi iktidarın…

Özellikle kara para aklamanın uluslararası alanda önlenmesi amacıyla ülkemizin gri listeye girmesi gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu gri listeye girmemek için hızlıca bu kanun getirildi ama gerçekten 12 no.lu karar çok ciddi ve sorunlu. Siyasi nüfuz sahibi kişilerin, üst düzey kamu görevlilerinin yolsuzluklarının denetlenmesine yönelik tavsiyeye ilişkin hiçbir düzenleme bu kanunda yer almıyor ve maalesef, kanun neticesinde gelecek olan raporda gri listeye girmekten kurtulamayacağız çünkü gerekli ve yeterli düzenlemeleri yapmıyoruz şu an.

Değerli milletvekilleri, biz zaten bu iktidarın uluslararası taahhütlere yaklaşımını ve tutarsızlığını çok iyi biliyoruz. Daha resmî aday ülkesi olduğumuz Avrupa Birliğinin ve kurucu üyesi olduğumuz kurumların, Avrupa Konseyinin kararlarını yok sayıyor ki "Avrupa Birliği geleceğimiz." "reform süreci" dedikten birkaç gün sonra, kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyinin AİHM kararlarını yok sayıyor. "Bizi bağlamaz." demek, Avrupa Birliğiyle ve uluslararası taahhütlerimizle çelişmektedir. Avrupa Birliği mevzuatı ve uluslararası taahhütlerimiz gerekçesiyle bu dönem çok fazla yasa geldi. Yasa getiriliyor hatta bir torba yasaya dönüştürülüp içinde uluslararası alanda bizi daha zor duruma düşürecek düzenlemeler yapılmakta, işte, bu kanunda görüştüğümüz gibi.

Evet, bir reform süreci; adil yargılama, masumiyet karinesi, özellikle de lekelenmeme hakkıyla ilgili bir reform konusunda bu kanun, bu iktidarın hiç samimi ve gerçekçi olmadığını bizlere gösteriyor, ortaya koyuyor şu an. Teklifin gerekçesi ve amacıyla hiçbir ilgisi olmayan, kapsamlı ve endişe uyandıran düzenlemelere şahitlik ediyoruz. İşte, bugün sabahtan itibaren bunları konuşuyoruz ve Avrupa Birliği hukukuna uyum gerekçesiyle getirilen yasaların da hepsi sorunlu ve hatta bizi AB'den uzaklaştırıyor. Temel hak ve özgürlükler, gösteri ve toplanma hakkı, sivil toplum kuruluşlarının maruz kaldığı artan baskı ortamları zaten tartışma

86

konusuyken ülkemizde, Avrupa Birliğiyle vize mutabakat metninde taahhüt ettiğimiz 72 kriterden "terörün tanımı" konusundaki yasal düzenlemeyi yapmadan; dernek ve vakıflarla ilgili, terörün finansmanıyla ilgili ucu açık, kapsamı tanımlanmamış bir yasal düzenleme yapmak, sorunları daha da derinleştirecektir; demokratik çoğulcu toplum ilkelerini, hukuk güvenliği ilkelerini, ülkemizi daha da geriye götürecektir.

Terörle mücadele gerekçesiyle açılacak olan soruşturmalarda hiçbir mahkeme kararı olmaksızın dernek yöneticilerinin İçişleri Bakanı, mülki idare amirleri tarafından keyfî olarak görevden alınmasının, mal varlıklarına el konulmasının, kayyum atanmasının önü açılacak. Cezai süreç başlamadan idari bir kararla verilecek olan bu uygulamalar bizi, Avrupa Birliği ve denetimi altında olduğumuz Avrupa Konseyi başta olmak üzere, uluslararası alanda tartışmalı olduğumuz konularda daha da geriye götürecektir ve demokratik değerlerden geriye gidişlerin yanında bunların sonucu, ekonomik ve güvenli yatırım ortamı anlamında da ciddi maliyetlere yol açacaktır.

Değerli milletvekilleri, özellikle de dernek ve vakıflarla ilgili düzenlemeler, bugün kapsamlı bir şekilde değerlendirildi. Gerçekten bu noktada temel hak ve özgürlükler konusunda keyfî, ölçüsüz, belirsiz ifadelerle, en önemlisi, Anayasa'mız ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılığı içermekte.

İşte, bugün ifade edildi, derneklerin ismi okundu burada -şu an giderek sayısı artıyor- 450'nin üzerinde sivil toplum kuruluşunun itirazları, talebi doğrultusunda… Benim üzerinde söz aldığım bu maddeden sonra konuşulacak birçok maddenin, dernek ve vakıflarla ilgili bu maddelerin, -kanun görüşülürken- gerçekten kanundan çekilip detaylı şekilde görüşülmesini öneriyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olup önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesinin (1)'inci fıkrasına "Maliye" ibaresinden sonra gelmek üzere ",İçişleri" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Cahit Özkan Bahar Ayvazoğlu Ahmet Büyükgümüş

Denizli Trabzon Yalova

Semiha Ekinci Selim Gültekin

Sivas Niğde

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Arslan Kabukcuoğlu

İzmir Edirne Eskişehir

Ahmet Kamil Erozan Mehmet Metanet Çulhaoğlu Aydın Adnan Sezgin

Bursa Adana Aydın

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılmıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz talebi Sayın Aydın Adnan Sezgin'in.

Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; umarım 6'ncı maddeye ilişkin düzeltme önerimiz dikkate alınır. Her hâlükârda teklifin bütününden memnun değiliz. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, kitle imha silahlarının finansmanıyla ilişkili kişilerin mal varlıklarının gerektiğinde iktidar tarafından dondurulmasını öngörüyor. İktidarın kararıyla mal varlıklarının dondurulabilecek olması çok vahimdir; bu, tek adam rejimini tahkim etmeye yönelik bir girişimdir. Terörle mücadeleye katkı sağlayacağı düşünülen bu düzenleme, iktidarın terörle o ya da bu şekilde iltisaklandırabileceği herkesin bu kapsama alınmasını mümkün kılabilecektir.

Kitle imha silahlarının yayılması elbette engellenmelidir. Teröristlerin eline geçmesi tehlikesi gerçekten vardır; terörizm, her hâl ve şekliyle sadece ulusal değil, bölgesel ve küresel barış ve güvenlik için ciddi bir tehdittir. Terörle mücadelenin finansmanının kontrol altına alınması fikri doğrudur, bu mücadeledeki uluslararası mekanizmalara uyumu sağlamamız keza doğrudur ancak teklifte öngörülen düzenlemelerin birçoğu, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmıyor. Örneğin, iktidar isterse şüpheli kişi ve kuruluşlarla dolaylı olarak ilişkisi bulunan ya da onun adına hareket eden kişilerin ve kurumların da hesaplarını dondurabilecektir.

Mal varlıklarına el konulabilmesi süreci, münhasıran mahkemeler tarafından deruhte edilen bir süreç olmalıdır. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bakanlar doğrudan mahkemelerin alanına giren konularda davalar hakkında konuşmaya çekinmemekte, yargının bağımsızlığı ilkesine riayet etmemektedirler. Yargılaması devam eden şahıslar hakkında fikir açıklamakta, onlara sıfatlar yakıştırmaktadırlar. Teklifte öngörülen türden yetkiler, prensip

87

olarak yürütme erkine, onu temsil eden şahıslara verilmemelidir; kuvvetler ayrımını hiçe sayanlara asla verilmemelidir. Amacı, siyasetin ve sivil toplumun alanını daraltmak olan bir iktidara hiç mi hiç verilmemelidir. Bu kanun teklifiyle kurulacak olan Denetim ve İşbirliği Komisyonu, makul şüphe duyulan kişi ve kurumların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi listesine eklenmesi için iktidara öneride bulanabilecektir. Makul şüphe tanımı, Güvenlik Konseyi listesine eklenme sürecinin başlatılması açısından yetersiz bir tanımdır ve çok ciddi mağduriyetlere yol açabilecektir.

Görüşmekte olduğumuz ve başlığı "Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi" olan 43 maddelik bu teklifin birçok maddesi, kitle imha silahlarıyla ilgili değil. "Hibrit yasa" mı diyelim, "torba yasa" mı; bilemedim. Torba yasa sayısındaki artışla demokrasimizdeki gerileme, otoriterleşme, hatta totaliterleşme eğilimindeki artış arasındaki paralellik çok dikkat çekicidir. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte parlamenter kazanımlarımızın nasıl bir bir ortadan kalktığını yaşayarak görüyoruz. Onun için de bu gidişe "Dur" diyeceğiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, demokrasimizin merkezine tek bir kişiyi değil, milletin iradesini koyacak şekilde güçlendirilmeli, itibarı ve işlevleri iade edilmelidir. Şekillendirdiğimiz iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem sayesinde özgür ve iradesini kullanabilen milletvekillerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisini yeniden tesis ve tahkim edeceğiz. Kuvvetler ayrımını demokrasiye, demokrasilere ve Türkiye'ye yakışır şekilde teminat altına alacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, kanun teklifinin 6'ncı maddesinde düzenlenen yönetmelik hazırlama yetkisine sahip bakanlıklara İçişleri Bakanlığının da dâhil edilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda 6'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7'nci madde üzerinde 2'si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

Şimdi okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Oya Ersoy Mahmut Celadet Gaydalı

Mardin İstanbul Bitlis

Kemal Peköz Ömer Faruk Gergerlioğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü

Adana Kocaeli İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Turan Aydoğan Alpay Antmen Gülizar Biçer Karaca

İstanbul Mersin Denizli

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ADBULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Sayın Oya Ersoy'un.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi bu yasa teklifinin ismi, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi. İçeriğine baktığımızda, çok net ki demokratik halk örgütlerini imha yasası. Karşı karşıya olduğumuz durum, budur.

Şimdi, Birleşmiş Milletler ve Mali Eylem Görev Gücü'nün tavsiye kararlarına uyum sağlıyormuş gibi yapıp demokratik topluma darbe yapıyorsunuz ve OHAL kararnameleriyle aslında, yapamadığınızı, yarım bıraktığınızı, şimdi bu Meclise yaptırmaya çalışıyorsunuz. Bu yasa teklifi, düşünce özgürlüğünü, toplantı özgürlüğünü, bir araya gelme ve örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran bir yasa teklifi.

7'nci madde, söz aldığım madde, Yardım Toplama Kanunu'nda değişikliklerin olduğu bir madde. Aynı, beğenmediğiniz o haberleri, işinize gelmeyen haberleri halktan saklamak için getirdiğiniz erişim yasakları var ya, işte, onu şimdi, halkın dayanışmasını ve yardım toplamasını, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının ayakta kalmasını engellemek için getireceksiniz ve burada, İçişleri Bakanlığı bildirecek, valilikler bildirecek, hâkimin yirmi dört saat içinde vereceği kararla da yardım kampanyaları engellenecek. Duruşma yapılacak mı? Yapılmayacak. Yardım kampanyası düzenleyenlerin savunması alınacak mı? Hayır, ona zaten

88

gerek yok çünkü sizin yarattığınız hukuksuzluk düzeninde adil yargılanma hakkına yer yok.

Bu da yetmiyor, yardımları engellemekle de kalmıyorsunuz, üstüne bir de para cezaları getiriyorsunuz. Burada, demokratik kitle örgütlerinin anayasal ve uluslararası hukukta tanımlanmış kaynak arama ve kaynaklarını güvence altına alma hakkı yok ediliyor; umurunuzda mı? Değil. Yine, tüm krizleri halkın sırtına yüklemek için IBAN gönderiyorsunuz ama insanların birbiriyle dayanışmasına tahammül edemiyorsunuz, şu an onu engelliyorsunuz.

Bu maddeyle hem yardım toplamak hem de yardımda bulunmak yasaklanıyor. Yani o tedaviye ulaşamayan SMA hastalarının kendi arasında ve halkla dayanışmasını engelliyorsunuz, tekerlekli sandalye kampanyalarına engel oluyorsunuz ve çocuklar için, kadınlar için, LGBTİ örgütlenmeler için yardım kampanyalarına engel olup yasaklıyorsunuz bu yasa teklifiyle. Yani İçişleri Bakanı kimi beğenmezse onun yardım toplamasını engelleyebiliyor. Çünkü siz kendinizden olmayan, sizin gibi düşünmeyen, kendi ideolojiniz doğrultusunda çalışmayan dernek ve vakıfların yaşamasını istemiyorsunuz; kaynaklarını kurutuyorsunuz, bir de üstüne üstlük İçişleri Bakanınızın "kayyum" sopasını sallıyorsunuz bu yasa teklifiyle. Çünkü siz halkın bir araya gelmesinden, dayanışmasından, bilinçlenmesinden, o iktidarınızın lütuf olarak sunduğu temel hak ve hürriyetleri kullanmasından, onlara sahip çıkmasından ve örgütlü olmasından korkuyorsunuz.

Yıllardır kendi ideolojiniz doğrultusunda bir toplum yaratmak için her alanda neredeyse çeşitli dernekler kurdunuz, vakıflar kurdunuz ve bu dernek ve vakıflara kamu kaynaklarını seferber ettiniz. Bedelsiz kamu arazileri verdiniz, arsalar verdiniz, binalar verdiniz, muhtelif muafiyetler tanıdınız ve kamudan aktardığınız paralarla da ihya ettiniz. Sadece kaybettiğiniz o İstanbul Belediyesinden aktardığınız paralarla Sayıştay raporuna göre, 847 milyon 592 bin 858 lira kaynak aktardığınız ortaya çıktı, kendi dernek ve vakıflarınıza. Yine, Sayıştay raporuna göre, Samsun Atakum Belediyeniz, öğrenci yurdu için 2 tane bina kiralıyor ve bunu vakıflarınıza veriyor; TÜGVA ve TÜRGEV'e devrediyor.

Bir yandan, neoliberal politikaları uygulamak için seferber ederken, diğer yandan da bu tür kurumlarla halkı dilencileştirme politikaları yürüttünüz ve buradan soruyorum: Bu belediyeleri kaybetmeseydiniz acaba bu yasaya, bu maddeyi koymayı düşünecek miydiniz, buna ihtiyaç duyacak mıydınız? Yani kendi vakıflarınız aracılığıyla halka dağıtacağınız, dağıtmayı düşündüğünüz kaynaklarınız mı bitti? Ya da halka gönderdiğiniz IBAN'lara cevap bulamadığınız için yani halk size ve sizin örgütlerinize güvenmediği, kendi dayanışmasını örgütlediği için artık buna tahammülünüz mü kalmadı? Siz, bunlara rağmen başaramadınız.

Şimdi, bu yasayı çıkarıyorsunuz ve demokratik bir toplum değil, kendinize biat eden, saraya kulluk eden bir toplum yaratmak niyetindesiniz ama evdeki hesap çarşıya uymayacak. Biz burada bu yasayı çıkarmamak için elimizden geleni yapıyoruz ama bu, burada bitmeyecek sokakta da birlikte direnmeye devam edeceğiz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi, Sayın Gülizar Biçer Karaca'nın.

Buyurun Sayın Karaca. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesi üzerinde söz almış buluyorum. "Gri listeye girme riskimiz var, mecburuz." diyerek apar topar bu kanun teklifini önümüze getirdiniz ve bahane yerinde, bahane şahane ama gerçek, ekonomik buhran nedeniyle çökerttiğiniz Türkiye'nin ekonomisi aslında. Mali Eylem Görev Gücü yani FATF 2019 Yılı Raporu'nda 7'nci ve 12'nci maddeyi bir zorunluluk olarak getirmiş; bu konuda haklısınız. 7'nci maddeye ilişkin düzenleme var ama 12'nci maddeyi bir türlü aradım, taradım, bulamadım. Onun yerine ne var? Sivil toplumun, derneklerin sesini kısacak ve mal varlığına çökeceğiniz bir teklifi getirmişsiniz.

Peki, 12'nci tavsiye kararı ne diyor? "Siyasi güç sahiplerinin yani siyasi nüfuz sahiplerinin mal varlıklarını nasıl edindiklerini yakınlarıyla birlikte soruşturacak, araştıracak bir yapı kuracaksınız." diyor ama torbada bu yok, sivil toplumları denetleme ve tepesine çökme var.

Birden bu 12'nci maddeyi okuduğumda aklıma ne geldi? Şu geldi: 17-25 Aralık; 17-25 Aralık, Sayın Devlet Bahçeli'nin bu madde içeriğinde yer alan gündemi "rüşvet ve yolsuzluk haftası" olarak nitelendirdiği, banka hesaplarının, çikolata kutularındaki milyon dolarların, milyon dolarlık saatlerin hesabı geldi. Başka ne geldi? Bakanlar geldi, banka genel müdürleri geldi ve bir dönem Adalet ve Kalkınma Partisinin "iyilik abidesi" saydığı Reza Zarrab geldi. Bir de kanun teklifi o kadar ilginç bir zamanda gündeme geldi ki 17 Aralık günü Komisyonda görüşüldü, 25 Aralık günü yani bugün Mecliste görüşülüyor. Tesadüfün bu kadarına da pes doğrusu dedik!

Değerli milletvekilleri, örgütlü toplum, demokrasinin güvencesidir. Sivil toplum ne kadar güçlü olursa o kadar güçlü bir demokrasimiz olur. İşte, sizlerin de tam bam teliniz de burası. Biliyoruz, kadın örgütlerinden çekiniyorsunuz. Mücadeleci kadınlar, korkulu rüyanız; tek adamın yarattığı hukuksuzlukları, hak ihlallerini raporlayan, topluma duyuran hak

89

örgütleri, korkulu rüyanız. Çünkü millet; kadın cinayetlerini, anayasal hak ve hürriyetlerde yaptığınız ihlalleri bu örgütler sayesinde duyuyor. Yarattığınız ucube rejimin dayatmalarına kimse ses çıkarmasın istiyorsunuz, itiraz etmesin ve böylelikle iktidarınız daim olsun istiyorsunuz. Bu nedenle sivil toplum örgütlerinin enselerinde "makul şüphe" diyerek boza pişirmek istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, aslında, biz, Adalet ve Kalkınma Partisinin "makul şüphe, terör ve hain" gibi kavramları, kimin için ne zaman kullandığını anlayabilmiş değiliz. Çünkü bir dönem 17 ve 25 Aralık yolsuzluklarının başrol oyuncusu Reza Zarrab için "Hayır işleri yapan makul kişi." diyorlardı, itirafçı olup rüşvet çarklarını ortaya çıkartıp iplik pazara döküldüğünde bu kişi birdenbire hain oluverdi. Yine "Birlikte yol yürüdük." dediğiniz, göz yaşlarıyla övgüler düzdüğünüz, bu kürsüde "FETÖ" dendiği için "FETÖ diyemezsiniz, o, Hocaefendi." diye milletvekillerimizin üzerine yürüdüğünüz, Fetullahçı terör örgütünün liderine "Hocaefendi" diyordunuz; çıkarlarınız çatıştı, darbe girişimi oldu, birdenbire o Fetullah Hocaefendiniz terörist oluverdi.

Değerli milletvekilleri, bu teklif; derneklere yargısız infazı, derneklere hukuksuz, keyfî biçimde kayyum atamayı meşrulaştıran bir tekliftir; muhalif gördüğünüz derneklerin gelirlerine, mal varlığına çökme teklifidir. (CHP sıralarından alkışlar) Toplumun yardımlaşma, dayanışma duygularını otoriter bir anlayışa teslim etme teklifidir. Avukat meslektaşlarımızı muhbir yapan bir tekliftir. 520 sivil toplum örgütü "Geri çekin." diyor bu teklifi, 71 baro "Geri çekin." diyor ama duymuyorsunuz, umursamıyorsunuz çünkü eğer böyle bir şey olursa onlarla birlikte bir kanun teklifi yapmaya kalkarsanız gerçek niyetiniz ortaya çıkacak. Biz de buradan o 520 demokratik kitle örgütüne, sivil toplum örgütüne, 71 baroya diyoruz ki: Hiç merak etmeyin, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı yakındır. (CHP sıralarından alkışlar) Buradan tüm kadın örgütlerine sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında örgütlenmenin önündeki tüm engelleri kaldıracağız ve sivil toplumu güçlendireceğiz ki cumhuriyetimizin 100'üncü yılında cumhuriyetimizi demokrasiyle hep birlikte taçlandıracağız diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini ve çerçeve hükümde yer alan "fıkra" ibaresinin "fıkralar" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Sağlık ve tedavi masraflarının karşılanması gerekçesiyle düzenlenmek istenen yardım kampanyaları Valilikler tarafından koordine edilerek, izin verilebilir.

Yerel yönetimlerin yardım ve dayanışma amaçlı kurulan birimleri bu kanun kapsamı dışındadır."

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Ayhan Erel

İzmir Edirne Aksaray

Arslan Kabukcuoğlu Mehmet Metanet Çulhaoğlu Ahmet Kamil Erozan

Eskişehir Adana Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel'in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

23/6/1983 tarih ve 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu'nun 6'ncı maddesine eklenen bir fıkrayla izinsiz yardım toplama faaliyetinin internet ortamında yapılması durumunda uygulanacak önlemler belirlenmiştir. Maddeyle, internet ortamında yardım toplanmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir ancak düzenlemenin daha ayrıntılı yapılmasıyla hem kötüye kullanımın önüne geçilmesi hem de gerçekten toplanan küçük çaplı yardımların engellenmemesi sağlanmalıdır.

SMA hastaları için düzenlenen yardım kampanyaları vardır. Bu tür durumların izne tabi olmaması gerekmektedir. En azından valiliğin erişim engeli değil, şartları sağlaması durumunda izin alınması için süre verilmesi düzenlemeye eklenebilir. Erişimin engellenmesine karar verilmesi için sulh ceza hâkimine yirmi dört saat içinde karara bağlama yetkisi verilmiştir ancak bu süreye uyulmadığında ne olacağı belirtilmemiştir. Yirmi dört saat içinde karar verilmemesi durumunda başvurunun reddedilmiş sayılması hükmünün maddeye eklenmesi hukukun üstünlüğüne uygun olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; coronavirüs salgını nedeniyle başta Ankara ve

90

İstanbul Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere, bazı belediyeler salgın nedeniyle işini yapamayan, dışarı çıkamayan ve işsiz kalanlar başta olmak üzere, ekonomik olarak zor koşullarda yaşayan yurttaşlarımız için bağış kampanyaları başlatmıştı. Coronavirüs salgını nedeniyle büyükşehir belediye başkanlarının başlattığı bu bağış kampanyaları İçişleri Bakanlığı genelgesiyle yasaklanıp hesapları bloke edilmişti. Bu iyi niyetli bağış kampanyası, maalesef devlet içinde devlet olma olarak nitelendirildi. İşte, bu iyi niyetli, gerçekten vatandaşa yardım amacıyla düzenlenmiş yardım kampanyalarının zorlaştırılması, önünün kapatılması yerine bu tür yardım kampanyalarının kolaylaştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Çok kıymetli milletvekilleri, özellikle AK PARTİ içerisindeki hukukçu milletvekillerine bir baba olarak, bir amca olarak, bir dayı olarak seslenmek istiyorum: Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 5'inci maddesine göre, gözaltına alınanların parmak izi alınmakta, önüne kriminal numaratör konulmak suretiyle sabıkalı fotoğraf çekilmektedir. Şüpheli şahıs daha sonra takipsizlik veya beraat kararı alsa dahi parmak izi ve fotoğraf kişinin ölümünden on yıl sonra silinmektedir. Bu, işleme maruz kalmış masum kişilerin Anayasa'yla güvence altına alınan masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını ortadan kaldırmaktadır. 2006 yılından önce takipsizlik ve beraat kararı alanların kriminal fotoğrafları ve parmak izleri silinmekteyken 2006 yılından sonra bu kayıtlar silinmemektedir. On binlerce vatandaşımız hukuk karşısında suçsuz olduğu hâlde emniyet kayıtlarına göre suçlu muamelesi görmekte, bu da silinmez bir yara açmaktadır. Bu kayıtlara istinaden güvenlik soruşturmaları, arşiv araştırmaları ve istihbari notlar olumsuz olmakta ve yine binlerce masum insanımız suçlu muamelesi görmekte, işe ve önemli okullara alınmamaktadır. Takipsizlik kararı alan, beraat eden şüphelilerin sabıkalı fotoğrafları ve parmak izlerinin silinmesine imkân tanıyan, daha öncesinde olduğu gibi, bir düzenleme yapılması, hukuk devleti masumiyet karinesi ve lekelenmeme ilkesinin gereğidir.

Yine, gençlerin çokça yaşadığı sorunlardan bir tanesi de lise son sınıfta okuyan öğrenciler o dönem üniversite seçme sınavı stresi nedeniyle aile hekimlerine veya sağlık merkezlerine gittiğinde pratisyen hekimler bu gençleri rahatlatmak adına "Diazem" adını verdiğimiz çeşitli ilaçlar yazmaktaydı. O zaman bunun farkında olamayan insanlarımız daha sonra askerî okullara gitmek için veya uzman çavuş, astsubay olmak için müracaat ettiklerinde bu rapor önlerine çıkmakta, hiçbir işlem yapılmadan bu arkadaşlarımızın talepleri reddedilmektedir. Böyle on binlerce gencimiz mağdur olmaktadır. Bu gençlerin mağduriyetini gidermek de bu Meclisin görevidir.

Yine mesleki teknik Anadolu liselerinde uzaktan eğitim yapılmaktadır. Mesleki eğitimin uzaktan yapılması mümkün değildir. En azından mesleki eğitimin yüz yüze yapılması da gerekmektedir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

7'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8'inci madde üzerinde 2'si aynı mahiyette 3 adet önerge vardır. Şimdi okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyette olup, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Serpil Kemalbay Pekgözegü Ömer Faruk Gergerlioğlu

İzmir Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Mahmut Tanal Turan Aydoğan

Mersin İstanbul İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi son günlerde gündemdeyiz. Çıplak arama iddialarını gündeme getirdiğimiz için yalanlar, hakaretler, iftiralar, tehditlerle karşılaşıyoruz ve bunlar sadece ve sadece bir gerçeği örtmek için. Bu saldırıların nedeniyle ilgili bir açıklama yapmak isterim. Şahsıma yönelik itibarımı ayaklar altına alıcı bir saldırı gerçekleşmektedir. Katıldığım bir on-line "Zoom" paneli bahane edilerek şahsıma saldırılmaktadır. İnsan Hakları Haftası dolayısıyla 9 Aralık günü bir insan hakları savunucusu olarak benden on-line panelde ifade özgürlüğüyle

91

ilgili bir sunum yapmam istendi. Ben de bu panele katıldım ve ifade özgürlüğüyle ilgili bir sunum yaptım on beş, yirmi dakikalık ve oradan ayrıldım. Benim dışımda farklı kesimlerden katılımcılar vardı, Türkiye'den insan hakları savunucuları vardı ve farklı kesimlerden insanlar vardı. Onlar da sunumlarını daha sonra, bilahare yaparak ayrılmışlar. Bundan sonra oradaki katılımcıların kimliğinden dolayı şahsıma yönelik işte "FETÖ'cüdür." "Şudur, budur…" gibi birtakım saldırılarda bulunuldu.

METİN YAVUZ (Aydın) - Değil misin, değil misin?

MURAT ÇEPNİ (İzmir) - Sensin, sen; kim bağırıyorsa odur.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Ben insan hakları savunucusuyum. Orada sunduğum ifade özgürlüğü metni de burada. Benim bu metnimi okumak isteyenler biraz sonra benden alabilirler. Benim bu metnim kendi kişisel web sitemde metin olarak durmakta, YouTube kaydında da ne anlattığım bellidir. Benim gizlim saklım yoktur, yıllardır insan hakları savunucusu olarak çalışan bir insanım.

Değerli arkadaşlar, bu topluma "insan hakları" kavramını öğretmek için yıllarca bedel ödemiş bir insanım. Benim on beş yıldır yaptığım çalışmalar kişisel web sitemde apaçık bir şekilde vardır, binlerce faaliyetim apaçık bir şekilde vardır. Şimdi, bize bu iddiaları ileri sürenlere ben hayatımdan bazı kesitlerle insan hakları kavramını anlatmak isterim.

Bakın, ben zamanında MAZLUMDER Başkanlığı yaptım, Kocaeli Şube Başkanlığı ve Genel Başkanlık; o dönemde özellikle başörtüsü ve Kürt meselesi konusunda çok yoğun uğraş verdik. Ben başörtüsüyle ilgili yıllarca, belki on yıllarca eylem yaptığım, açıklamalar yaptığım için bana "mülteci" dendi ve şu anda başörtüsü serbest ama bize o zamanlar bu damga vuruldu. Daha sonra Hrant Dink cinayeti işlendi, ben Adalet Talebimiz Var İnisiyatifini kurarak her kesimden insanın katıldığı bir inisiyatifle o günkü Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü de ziyaret ederek Devlet Denetleme Kurulu raporunun açıklanmasını istedik ve Sayın Gül de bize o gün bu konudan çok rahatsız olduğunu, çok üzüldüğünü söyledi ve Ermenilere yapılan haksızlığa karşı uzun yıllar mücadele ettim, bu sefer bana "Ermenici" dediler.

Daha sonra, Kürtlere yapılan haksızlıklara karşı, zaten hayatımın başından itibaren mücadele verdim, mazlum Kürt halkı için de sonuna kadar veririm ve bunun karşılığında yirmi yedi yıllık uzman doktorluk hayatım bitirildi, "Sen PKK'cısın, Kürtçüsün, teröristsin." denilerek işimden atıldım, cezalar aldım, her türlü hakarete uğradım. Ama ben insan hakları savunucusuyum.

Ayrıca, bakın, ben İzmit Protestan Kilisesi'ne molotofkokteyli atıldığı zaman ilk açıklama yapan insanım, o açıklamada… Pastör Wolfgang Hade beni arayarak "Ya, sen başörtüsü eylemleri yapan birisisin, kiliseye bomba atıldığı zaman, yani buna çok sevindik ama nasıl oldu senin gibi birisi bu açıklamayı yaptı?" dedi, ben ona dedim ki: "Ben başörtüsünü ne kadar savunuyorsam senin dininin özgürlüğünü de, kiliseni de savunurum, insan hakları savunuculuğu bu demektir." (HDP sıralarından alkışlar)

Ben Sünni bir insanım, Alevi canlar için defalarca açıklamalar yaptım. OHAL mağdurları için, KHK'yle sivil ölüme, soykırıma uğratılan yüz binlerce insan için açıklamalar yaptım, bu sefer de bana "FETÖ'cü" dediler.

Arkadaşlar, çıplak arama yapılan insanların kimliğine göre mi davranıyorsunuz? Uşak Emniyet Müdürlüğündeki insanlar bu gruptan diye mi bana bunu yapmaya çalışıyorsunuz? Bu memlekette Emin Çölaşan'a, Sayın Kılıçdaroğlu'na bile "FETÖ'cü" denmedi mi ya, Allah'tan korkun yani. İnsan hakları savunuculuğu ne demek şu örneklerle anlamıyor musunuz?

MURAT ÇEPNİ (İzmir) - Anlamazlar.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - İnsan hakları savunuculuğu demek, kimliğe bakmamak demektir, haksızlığa karşı durmak demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Benim babam bana dedi ki: "Oğlum sen adaletten yana olasın diye Ömer Faruk ismini koydum." Ve ben de Ömer olmaya çalıştım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Gergerlioğlu, süreniz tamamlandı.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Tanal'ın.

Sayın Tanal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Millî Mücadele'nin büyük kahramanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yol arkadaşı, Lozan zaferinin mimarı, saygın devlet ve siyaset adamı, 2'nci Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız İsmet İnönü'yü aramızdan ayrılışının 47'nci yılında şükranla, saygıyla, rahmetle anıyorum.

Merhum İsmet İnönü'nün "Bir memlekette namussuzlar kadar namuslular da cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur." sözünü vasiyet olarak kabul ediyoruz. Ülke olarak İsmet İnönü'ye çok şey borçluyuz. Kendisini bir kez daha minnetle anıyoruz, ruhu şad olsun.

Değerli arkadaşlar, 8'inci maddeyle ilgili burada, yurt içinde ve yurt dışında toplanacak yardımlar yönetmeliğe bırakılmış durumda. Esasen, baktığımız zaman, bu temel

92

hak ve özgürlüklerin yönetmelikle düzenlenemeyeceği, kanunla düzenlenebileceği… Gerek Anayasa'mızın 11'inci maddesindeki hüküm "Yasama, yürütme, yargı tüm organlarını bağlar." diyor ve Anayasa'nın 123'üncü maddesi bu tür işlemlerin kanunla düzenlenebileceğini hüküm altına almış, 124'üncü madde yönetmelikleri düzenliyor. Bu hüküm, mevcut olan Anayasa'mızın "Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir." ilkesine, 11'inci maddesine, 123'üncü maddesine, 124'üncü maddesine aykırılık teşkil etmekte.

Şimdi, değerli arkadaşlar, terörün finansmanıyla ilgili mücadele kapsamında -terörün önlenmesi, terörle mücadele kapsamında- getirilen kanun tekliflerini tabii ki biz de destekliyoruz ancak getirilen bu kanun teklifleriyle birlikte temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması nedeniyle biz ne yapacağız? Hem güvenliği istiyoruz hem temel hak ve özgürlükleri istiyoruz. Güvenliği istemek uğruna temel hak ve özgürlükleri feda edemeyiz, yok edemeyiz. Yani bu toplum ikisini de ister.

Burada, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması aslında… Bir ülkeyi ülke yapan demokrasidir. Demokratik olan bir ülkede ekonomi güçlü olur, hukuk devleti egemen olur, liyakat esas olur, eşitlik sağlanır. Bir ülkenin demokrasisini güçlü kılan ise sivil toplum kuruluşlarıdır. Tabii ki burada getirilen husus sivil toplum kuruluşlarını korkutan, sindiren… Yarın öbür gün siyasi iktidarla ters düşen bir tüketici derneğini düşünün -hiç başka dernekleri söylemiyorum- bir tüketici derneğini söyleyeyim: Eğer tüketici derneğiyle ilgili hükümlerini iktidarın dediği şekilde yapmazsa, diyelim ki yarın öbür gün zamları protesto etti, protesto ettikten sonra bir terör örgütüyle ilişkilendirilip hakikaten faaliyetlerine son verilebilir.

Şimdi, son günlerde SMA hastalığıyla ilgili çok yardımlar toplanılıyor. Sayın Naci Bey burada, Değerli Başkanım, bakın her gün gazetelerde ilanlar var. Gerçekten millet bu konuda bizden yardım talebinde bulunuyor çünkü "Tedavisi imkânsız." deniliyor; imkânsız olunca da yardımlar toplanıyor. Bu nedir? İşte, Anayasa'mızın 2'nci maddesi "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir sosyal devlettir..." Devlet, bu sosyal devlet yükümlülüğünü yerine getirmediği için -iyi niyetli, yani gerçekten tek bir amacı var, bu tür çocuklara yardımcı olmak amacıyla- yardımlar toplanılıyor. Bizim korkumuz vesaire bu, yoksa hiç kimse, burada 600 milletvekilinin hiç birisi "Efendim, aman terörle ilgili mücadele edilmesin." düşüncesinde değil. Hepimizin ortak paydası terörle mücadele etmek çünkü terör insanlık düşmanıdır, terör hukuk devleti düşmanıdır, terör demokrasi düşmanıdır. Yani terör, kardeşliği, insanlığı, yaşam hakkını sona erdiren bir beladır. Hiç kimse "Biz mücadele etmeyelim." demiyor ki ama bizim temel kaygımız şu: Mesela şu anda İçişleri Bakan Yardımcısı geldi. Yani buraya keşke bir de Adalet Bakan Yardımcısı da gelmiş olsaydı. Yani bu yasa tali komisyon olarak İçişleri Komisyonuna gönderilmişti, İçişleri Komisyonunun görüşü alınmadı yani İçişleri Komisyonunun görüşü alınmadan bu kanun burada görüşülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - İçişleri Bakan Yardımcısı burada ağırlığını koymuş durumda, Adalet Bakanlığı yok.

Efendim, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Tanal, teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Bu mevcut olan kanun teklifinin de çıkarılmasını talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Tanal, süre tamamlandı.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Değerli Grup Başkan Vekillerimiz, ikinci bölüm üzerinde 1 geçiciyle beraber toplam 25 madde var. Yani ben planda en kötü, ikinci bölümün konuşmalarını yapalım istiyordum ama… Bir de şunun için söylüyorum: Aslında bana kalsa yarın gelip tekrar sabah dörde beşe kadar çalışmak yerine bugün bire kadar, öğlene kadar çalışırsak bütün kanunu da tamamlayabiliriz. Yani bir seçeneğimiz de o.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Efendim, bu maddeler, bu şekilde devam edersek saat iki buçuk üçte bitiyor. O yüzden bu akşam bunu bitirelim. Yarın bir saat erken başlıyoruz zaten. Yarın bir saat daha geç gideriz.

BAŞKAN - Peki, takdir sizlerin.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Muhammet Naci Cinisli

İzmir Edirne Erzurum

Mehmet Metanet Çulhaoğlu Ahmet Kamil Erozan Arslan Kabukcuoğlu

Adana Bursa Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

93

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli'nin.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Üzerinde söz aldığım maddeyle Yardım Toplama Kanunu'nun 9'uncu maddesine yeni bir fıkra ekleniyor. Fıkrayla suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanmasıyla mücadele amaçlanıyor. Ayrıca terörizmin finansmanının önlenmesi ve ülkemizden yurt dışına yapılacak yardımların yasal çerçeveye oturtulması da öngörülüyor. İlk bakışta gayet makul bir düzenleme. Bu bağlamda maddeye eklenmek istenen fıkra "Yurt içine ve yurt dışına yapılacak yardımlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir." şeklinde, sağlıksız bir mantıkla ifade edilmiş. Oysa bahse konu usul ve esasların Meclisimizce düzenlenmesi ve bir kanunla yasalaştırılması daha doğru olmaz mı? Anayasa'ya ve hukuk düzenlerine uygun olan da bu değil mi? Bu bakımdan yurt içine ve yurt dışına yapılacak yardımların yönetmelikle belirlenmesindeki niyet ve mantık nedir bilmek isteriz.

Teklif Komisyonda görüşülürken ilgili kurum ve kuruluşların tecrübelerinden de yararlanılarak usul ve esasların temelini oluşturacak bir kanun maddesiyle kuralların konulması doğru ve hukuki olan düzenleme olurdu. Anayasa'nın 123'üncü ve 124'üncü maddeleri böyle durumlar için birer yol göstericidirler. Bu maddeler, idarenin esaslarını belirliyor, yönetmeliklerin hangi şartlar altında çıkarılabileceğini kaydediyorlar. AK PARTİ'nin sayısal çoğunluğu sayesinde Komisyonda sebep olduğu bu yanlışı düzeltmek için hâlâ fırsatımız var. Gelin, teklifi hazır Genel Kurulumuzda görüşüyorken madde üzerinde değişikliğe gidelim ve "Yönetmelikle düzenlenir." kısmını "Kanunla düzenlenir." şeklinde düzeltelim. Bu ifade Meclisimizin üstünlüğünü ve saygınlığını da vurgular.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin öneminin idraki içindeyiz; bu kanunun gerekliliği kuşku götürmez. Ancak böylesine önemli bir konuda hazırlanan kanun teklifinin etraflıca tartışılması gerektiğine inanırım. Yeterli bir fikir alışverişinde bulunulmaması, aceleci bir anlayışla hareket edilerek belirlenmiş süre kurallarına bile uyulmaması, kamuoyunda tartışılmasına imkân verilmemesi kanun teklifinin kalite eksikliğini ve yetersizliğini gündeme getiriyor.

Diğer yandan ülkemiz Mali Eylem Görev Gücü'ne 1991 senesinde üyesi olmuş. Aradan geçen otuz yıla rağmen özellikle on sekiz yıllık kesintisiz AK PARTİ iktidarı döneminde gerekli düzenlemeler neden vakitlice yapılmamıştır? Eğer yabancılardan gelecek bir yaptırım tehlikesi olmasaydı alelacele bu teklif gündemimize gelir miydi? Bunu da kendi kendimize sormamız gerekiyor. AK PARTİ zihniyetinin samimiyetten ve halka açıklıktan uzak olduğu artık aşikâr. Mali Eylem Görev Gücü tarafından Türkiye'nin uyumsuz olarak gösterildiği kararlarından en göze çarpanı "Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler" başlıklı 12'nci maddesi. Bu maddede yerli yabancı siyasi nüfuz sahibi kişiler ve yakınları tarafından gerçekleştirilen işlemlere ilişkin fon ve mal varlıklarının takip edilmesi kararına AK PARTİ iktidarının uymadığı belirtiliyor. Günümüze kadar geçen süre içerisinde bu önemli tespitle ilgili bir düzenlemenin yapılmamış olması hakikaten düşündürücü. Tespit edilen eksikliklerle ilgili bir düzenleme yapılmaz ise AK PARTİ iktidarı ülkemizi gri listeye dâhil olma utancıyla yüz yüze getirecek. Öncelik hiç ülke, devlet değil, öncelik hep AK PARTİ elitleri, sizler de değilsiniz. Bu konuyla ilgili bir düzenleme yapılmaması hâlinde siyasi nüfuz sahibi kişiler veya yakınlarıyla ilgili yolsuzlukların ekonomik sistem içerisinde kolaylıkla aklanabileceği ifade ediliyor.

"Gri liste" tanımı, finansal sistemlerinin kara para aklama ve terörizmin finanse edilmesine karşı güvencede bulunmadığı düşünülen ülkeler için kullanılıyor. Ülkemiz için kullanılabilecek bu riskli ve haysiyet kırıcı tanımı geç olmadan hatırlatmak isterim.

İYİ PARTİ olarak teröre maddi kaynak sağlayan, finanse eden her türlü kaynağın kurutulmasından yanayız. Teklifi bazı maddelerindeki itirazlarımızla birlikte olumlu ama eksik olarak değerlendirdiğimizi ifade eder, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

8'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9'uncu madde üzerinde 2'si aynı mahiyette 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

94

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Serpil Kemalbay Pekgözegü Ömer Faruk Gergerlioğlu Gülüstan Kılıç Koçyiğit

İzmir Kocaeli Muş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Turan Aydoğan Mustafa Sezgin Tanrıkulu

Mersin İstanbul İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit'in.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine birbirinden alakasız, geliş amacıyla hiçbir şekilde bağdaşmayan, hani yasa gelmişken, zorunluyken, geçiriliyorken de araya bu toplumu susturacak, toplumsal hayatı parçalayacak ve bu ülkedeki demokratik direniş odaklarını yok edecek bir düzenleme yapalım dediniz ve o engin zekânızla çok hızlı bir şekilde 9 maddede çıkacak, 9 maddeyle sorun çözülecekken getirdiniz, koca bir torba teklif hazırladınız ve bu torba teklifin içerisine de aslında bu ülkenin bütün demokratik kitle deneyimini, sivil toplum deneyimini yok edecek bir yasal düzenlemeyi yerleştirdiniz.

Şimdi, şuradan başlamak gerekiyor, dün yani ayın 22'sinde Sayın Leyla Güven'e yirmi iki yıl üç ay ceza verdiniz. Bugün, AİHM kararlarını uygulamamak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Oysaki AİHM yani uluslararası hukuk iç hukuka tabidir ve onun üstündedir; çeliştiği durumlarda uygulamak zorundasınız ve bunun da üzerine bütün sendikaları, sivil toplum örgütlerini, dernekleri birçok şeyi kapatacak, onlara kayyum atamayı sağlayacak bir yasal düzenleme yapıyorsunuz. Neden? Çünkü zihniyetinizde bir sorun var değerli arkadaşlar. Düşünceniz özgür değil, kaynağınız özgür değil, bir davanız yok, bir mücadeleniz yok, tek bir amacınız var o da iktidarda kalmak, iktidarda kalmak, iktidarda kalmak.

Şimdi, bu kadar iktidarı hedeflemiş, bu kadar koltuğu hedeflemiş bir yapının gelip burada toplumsal düzeni değiştirmesini, bu toplumsal düzeni özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi bir şekilde ele almasını bekleyebilir miyiz? Hayır, bekleyemeyiz. Siz, bu ülkede birçok belediyeye kayyum atadınız, bizim belediyelerimize. Yetmedi yolsuzluk yapan Mardin Belediyesine, Mardin kayyumuna bir de utanmadan, sıkılmadan belediyelerde kayyum rejimi Mardin modeli diye bir örnekleme yaptınız ya. Ya, sizde hiç utanma yok mu?

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Ayıp, ayıp.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Gerçekten bunu soruyorum. Bütün samimiyetimle bunu soruyorum. Hani bir söz var ya "Allah'tan korkmaz, kuldan utanmaz." Ya, sanki bu sizin için söylenmiş bir söz değerli arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, dinleyin…

Siz bütün demokratik toplumun yapısını çökertiyorsunuz. Bu ülkede yoksullarla, SMA hastalarıyla, tekerlekli sandalyesi olmayanlarla, ameliyat olmak için yurt dışına gitmek zorunda kalanlarla, tedavisi yurt dışında yapılmak zorunda bırakılanlarla olan dayanışmayı çökertiyorsunuz. Yani aslında toplumun toplumsallığını hedef alıyorsunuz. Bir toplumun en değerli şeyine saldırıyorsunuz ve diyorsunuz ki: "Siz kolektif hareket etmeyin, siz dayanışmayın, siz birbirinize el vermeyin." Ne yapın? "Siz AKP'ye biat edin." Çünkü AKP, 16 milyon yoksul var bu ülkede ve 16 milyon yoksulu yönetiyor, onları üç kuruşa muhtaç hâle getirmiş ve bunu da sanki saraydan ulufe dağıtır gibi yoksula sosyal fonlardan yardım dağıtıyor ve bu yardımları da bir lütuf olarak görüyor. İşte bütün bunun önüne geçecek sivil toplum, demokratik kitle örgütleri ve vicdanlı insanların dayanışmasını engellemek istiyorsunuz.

Şimdi ben 9'uncu madde üzerine söz aldım. 9'uncu madde de neyi düzenliyor biliyor musunuz? İşte bu yardımları düzenliyor arkadaşlar ve siz bunu engelleyecek, bunu izne bağlamanın ötesinde buradaki bütün verileri, bütün kurumlara açacak bir düzenleme yapıyorsunuz. E, nerede kaldı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu? Böyle bir şeyden bahsedebilir miyiz? Hayır, bahsedemeyiz değerli arkadaşlar ve sizin zaten böyle bir gündeminizin olmadığını da iyi biliyoruz. Bütün bu düzenlemeler geçince ne olacak? Bir kez daha hukuk devleti olmaktan uzaklaşmış olacağız. Anayasa'nın bağlayıcıları, yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağı gerçeğini bir kez daha ihlal etmiş olacaksınız ve en önemlisi kanunla sınırlandırma, ölçülü olma ilkesi, kişisel verilerin korunması ilkesi, hakkın özüne dokunmama ilkesi, masumiyet karinesi gibi özel hayatın gizliliği, kişi hak ve hürriyetlerinin

95

kısıtlanması, hukuk devleti olma, örgütlenme ve dernek kurma hakkı. Bütün bunları yok edecek bir yasal düzenleme getirmişsiniz ve bunu da getirip aslında 9 maddede çözülecek bir yasanın içerisine gizlemeye çalışıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Arkadaşlarım ifade ettiler, 600 dernek, STK açıklama yaptı ve dediler ki: "Biz bu yasaya karşıyız. Bu, Türkiye toplumunun dibine dinamit koymaktır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - …demokratik kitle örgütlerini yok etmektir."

Zamanım kalmadı.

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Bütün bu dernekleri buradan selamlıyorum. Onların sözü sözümüz, itirazları itirazlarımızdır diyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) - Muhabbetiniz bol olsun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gençliğimden bu yana bu Parlamentodan çıkan yasaları incelerim ama incelerken de yasa koyucunun aslında hangi gizli amacı olduğunu da öğrenmeye çalışırım. Yani neyi yasaklıyor, bir düzenleme yaparken hangi hakkı güvence altına aldığına değil ama neyi yasakladığına bakardım. 12 Eylül faşist darbesini yapanlar bile çıkardıkları yasalarda gizli amacı saklarlardı, açık açık yazmazlardı o faşist darbesini yapanlar. Örnek vereceğim, kayıtlara geçsin. Mesela, 2932 sayılı Yasa'yla Kürtçeyi yasaklamak istemişlerdi ama bunu çok gizli bir biçimde, okuyanın ilk başta anlamayacağı şekilde yapmışlardı. Yasal düzenleme şuydu: Türkiye'nin tanıdığı devletlerin birinci resmî dilleri dışındaki bir dille yayın yapmak, konuşmak, toplantıda bilmem ne yapmak yasaktır. Okuduğunuz zaman içinde Kürtçe yok ama asıl amaç, Kürtçeyi yasaklamaktı. Bunu, faşist darbeyi yapanlar bile gizli olarak yapıyorlardı. Şimdi, bu yasayı okuduğumuz zaman da adı tamam, işte, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının ve Finansmanının Önlenmesi. Adı çok iyi ama öyle bir darbeci noktaya geldiniz ki asıl amacınızı gizleme noktasında bile değilsiniz. Neyi amaçladığınızı çok açık bir biçimde yapıyorsunuz çünkü demokrasiden uzaklaştınız, parlamenter rejimden uzaklaştınız…

OYA ERSOY (İstanbul) - Ya Başkan...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ya, böyle bir şey olur mu ya!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - …çoğulculuktan uzaklaştınız; yeni bir rejim kuruyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, müsaade edin, lütfen.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Uluslararası bütün kuruluşların tanımladığı biçimiyle yeni rejimin adı, ılımlı otokrasi. Ilımlı otokraside çoğulculuğa, parlamentoya, yargıya ihtiyaç yok. Görünüşte var ama gerçek anlamda yok. Şimdi, bu yasa da sonuç itibarıyla…

BAŞKAN - Sayın Gökgöz, çalışmayı bitirdikten sonra yapalım o işi.

Buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Sayın Başkan, benim bütün insicamım bozuldu.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, şu anda yani böyle bir şey mümkün olabilir mi? Böyle, fotoğraflar çekmek…

OYA ERSOY (İstanbul) - Yeniden başlatın.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sezgin ağabey, git, fotoğrafa gir bence(!)

BAŞKAN - Buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Neyse, arkadaşlar, yani buna ihtiyaç duymuyorsunuz çünkü artık o noktada değilsiniz, neyi söylediğimizle ilgili değilsiniz, o noktaya geldiniz çünkü.

Bakın, burada, sonuç itibarıyla, Türkiye'de sivil toplumu yok edebilecek bir noktadayız. Arkadaşlarımız anlattılar, ben de dinledim, yirmi dakika dinledim meslektaşımı, AK PARTİ Grubundan. Evet, iyi tezleri var, görünüşte var, evet ama şimdi, Türkiye'de bu hakları koruyacak, yurttaşların haklarını koruyacak, sivil toplumu koruyacak bir idari makam var mı veya yargı var mı?

Bakın -Sayın Kurtulmuş burada- "OHAL, en fazla üç ay." demiştiniz, bugün OHAL Komisyonunun süresini ocak ayından itibaren bir yıl daha uzattınız, beş yıla çıkacak. Siz bu kürsüden söz vermiştiniz ama OHAL iki yıl sürdü, onun kurduğu Komisyon beş yıl, daha ne kadar sürecek belli değil. Dolayısıyla, bunu koruyacak Hükûmet de yok, idari makamlar da yok aynı zamanda. Kime güveneceğiz? Yani yargıya mı güveneceğiz?

Bakın, bu Parlamentoya kayyum atanan Ankara Cumhuriyet Başsavcısını Yargıtay

96

üyesi yaptınız, parlamenter suçlarla ilgili olarak görev yapan Ankara Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısını Ankara Cumhuriyet Başsavcısı yaptınız. Sizlere objektif söylüyorum: O Cumhuriyet Başsavcısının buradaki milletvekilleriyle ilgili olarak yazdığı fezlekelere bakın, sadece bakın. Bu yargı mı bizi koruyacak? Bakın, bu yargı mı bizi koruyacak? O fezlekelere bakın, hangi zihniyetle çalıştığınız çok iyi ortaya çıkar. Darbeci bir zihniyetle çalışıyorsunuz çünkü artık derin devletin yeni sahibi sizlersiniz, uygulamalarınızdır ve yaptığınız ürünlerdir ve zalimliklerdir. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Ya, çıplak arama eskiden de vardı, şimdi de var. Niye bu kadar zorunuza gidiyor? Çünkü derin devletin sahibisiniz. Bakın, bunları yok sayarak, bizleri suçlayarak, herkese "terörist" diyerek yapamazsınız. Kime güveneceğiz? Daha dün, Sayın Cumhurbaşkanı, hakkında mahkûmiyet kararı olmayan bir Genel Başkana "terörist" diyor. İçişleri Bakanı bu Parlamentoda görev yapan milletvekiline "terörist" diyor, "hain" diyor, "ajan" diyor. Kime güveneceğiz? Bakın, bütün kamu gücünü kullanan insanlar bunları söylüyorlar. E, şimdi geleceğiz, bütün bunlarda idari makamlara güveneceğiz, Bakanlığa güveneceğiz, yargıya güveneceğiz; yok böyle bir şey. Bakın, bu getirilen düzenlemenin asıl amacı, otokratik düzeninizin ayaklarını güçlendirmektir, sivil toplumu, muhalefeti yok etmektir. Adım adım buna doğru gidiyorsunuz ve milletvekillerimiz de maalesef ama farkında değiller, arka sıralarda "Biz de buradayız." fotoğrafı çekiyorlar, o fotoğrafı paylaşacaklar sonuçta saray da görecek, "Evet, milletvekillerimiz burada." diyecekler.

Arkadaşlar, yanlış yoldasınız, Türkiye'yi yanlış yönetiyorsunuz, AİHM kararını tanımayan Cumhurbaşkanı var, AİHM kararını tanımayan, "boşlukta" diyen bakanlar var. Kime güveneceğiz? Size mi güveneceğiz bu ortam içerisinde? Dolayısıyla kendimize güveniyoruz, muhalefetimize güveniyoruz ve "Sandıkta gideceksiniz." diyoruz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir" şeklinde değiştirilmesi ve maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında elde edilen bilgi ve belgeler kanun ve yönetmeliklerde belirlenen sürelerde imha edilir."

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Durmuş Yılmaz

İzmir Edirne Ankara

Ayhan Altıntaş Arslan Kabukçuoğlu Ahmet Kamil Erozan

Ankara Eskişehir Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Altıntaş'ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konumuz, kitle imha silahlarının finansmanı. Bu bağlamda, ben de konuşmamda ülke olarak nükleer tehdit altında olma riskimizden bahsedeceğim. Geçtiğimiz günlerde basından da duyduk, Ermenistan'ın eski Başbakanlarından Hrant Bagratyan, Nikol Paşinyan'a Azerbaycan-Ermenistan savaşında kirli bomba kullanma teklifi yapıldığını söyledi, bu teklifi kabul etmeyen Paşinyan'ı da ihanetle suçladı ve savaşın kaybedilmesinin nedeni olarak gösterdi. Bagratyan "Nükleer santral atıklarından hazırlanmış kirli bombayla Dağlık Karabağ'da Azerbaycan ordusuna karşı mağlubiyet önlenebilirdi." dedi.

Bu kirli bombalar için çok çeşitli nükleer maddeler kullanılabilir, hatta düşük kalitedeki nükleer maddelerden yapılan kirli bombalara da rastlanabilir, örneğin röntgen için kullanılan sezyumdan da yapılabilirler. Ermenistan topraklarında zaten yıllardır patlamaya hazır bir nükleer bomba var diyebiliriz: Metzamor Nükleer Santrali.

Değerli milletvekilleri, bu Metzamor Nükleer Santrali ülkemizin doğu sınırına 16 kilometre uzakta, 1977 yılında inşa edilmiş; dünyada bilinen en eski nükleer santral teknolojisiyle inşa edilmiş, 26 Nisan 1986'da patlayan ve binlerce insanın öldüğü Çernobil Nükleer Santrali'yle aynı teknolojiye sahip. Çernobil bize Metzamor'dan çok daha uzaktı, buna rağmen Türk Tabipleri Birliğinin "Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye'de Kanser" başlıklı raporunda da belirtildiği üzere, kazadan yaklaşık on gün sonra tüm Türkiye'ye radyoaktif bulutların geldiği bilinmektedir.

Değerli arkadaşlar, Metzamor Nükleer Santrali mevcut santraller arasında en tehlikeli ve güvensiz reaktör olarak gösterilmektedir, kaldı ki Metzamor Nükleer Santrali 2005 yılında

97

teknik ömrünü tamamlamıştır. Bu santral teknik ömrünü tamamlamasına rağmen Ermenistan, bu santrali 2026 yılına dek aktif tutmayı planlamaktadır. Ayrıca, bu santral Ağrı Dağı Fay Hattı üzerine inşa edilmiştir, deprem riski yüksektir; buna dönemin Sovyet bilim insanları da karşı çıkmıştır. Uzmanlar, Metzamor'un orta şiddetteki bir depreme dahi dayanamayacağını belirtmektedir. Uluslararası standartlara göre nükleer tesisler 5 ve üzeri şiddetlerdeki depremlerin oluşabileceği bölgelere inşa edilemez. Metzamor'un bulunduğu bölge 9 şiddetinde depremlerin bile yaşanabileceği kadar tehlikelidir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu da bu santralin olası bir nükleer kazaya mahal verebilecek durumda olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, kesin araştırmalara dayanmasa da bazı varsayımlara göre Metzamor Nükleer Santrali çevresindeki birçok bölgeye zarar vermektedir. Civar bölgede bitki örtüsünün kuruduğu, hayvanlara zarar verildiği belirtilmekte, bu bölgelerde kanser sayısında artış olmakta, anomali ve ölü doğumlar da yine artmaktadır; bu durum da bu santralle ilişkilendirilmekte.

Değerli arkadaşlar, radyoaktif maddeler, kirli bombalar insanlara zarar vermenin yanında gıda ve su kaynaklarını da kirletmeye neden oluyor. Tabii, bunun için büyük miktarda radyoaktif maddeye ihtiyaç var. Nükleer santrallerden olası sızıntılar doğaya zarar verme potansiyeline sahip; Metzamor da bunlardan en önemlisi. Bunu, Ermenistan, doğrudan bilinçli yapıyor diyemeyiz fakat bölgedeki yer altı sularını kirletip kirletmediği araştırılmalıdır. Bunun yanında, doğu illerimizde yaşanan kanser, ölü ve anomali doğumlar da araştırmalıdır.

Gördüğünüz gibi, Ermenistan'ın elinde böyle bir nükleer malzeme olması, Türkiye ve bölge devletleri için bir tehdittir. Bu santralin her an patlama riski olması ya da radyasyon sızdırma riski taşıması bize mütemadiyen tehdit unsuru oluşturmaktadır. Bu durumda bizim Hükûmetten beklentimiz, gerekli adımların bir an önce atılmasıdır. Bu durumun bize ve bölge devletlerine zararı bütün dünyaya gösterilerek uluslararası kamuoyu oluşturulması gerekmektedir. Ermenistan'ın Metzamor Nükleer Santrali'ni kullanmaya devam etmesi hem bizler hem de gelecek nesiller için tehlikelidir.

Türk milletinin her an bir nükleer faciayla yaşamasının önüne geçmek için bir an önce iktidarın gereğini yapmasını bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

9'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10'uncu madde üzerinde 2'si aynı mahiyette 4 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Bülbül

Mardin Bitlis Antalya

Serpil Kemalbay Pekgözegü Ömer Faruk Gergerlioğlu Kemal Peköz

İzmir Kocaeli Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Sevda Erdan Kılıç Turan Aydoğan

Mersin İzmir İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Kemal Bülbül'ün.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Genel Kurul, herkese iyi geceler.

Gece mavi, gece gri, gece lacivert/ Renkten renge girer içimdeki dert/ Öyle tipi ki fırtınadan da sert/ Şu benim ruhumdaki gül yüzlü vekiller. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin ruhunuzda da fırtına var değil mi sevgili vekiller? Nasıl olmaz ki fırtına? Nasıl dert sahibi olmayalım ki? Şah Hatayi'nin dediği gibi "Bir derdim var bin dermana değişmem." Nedendir derdimiz? Derdimiz; tekçilikten, inkârcılıktan, zulümden ve bunu sürgit bir politika hâline dönüştürmekten.

Bakınız, ben yıllarca dernek yöneticiliği yaptım. Dernekler Yasası zaten kadük, Dernekler Yasası zaten işlevsiz, Dernekler Yasası zaten antidemokratik. Ve bir dernek, tüzüğünü Dernekler Yasası'na göre yapmak zorunda. Nasıl ki Anayasa'ya aykırı yasa olamazsa Dernekler Yasası'na aykırı tüzük maddesi de olamıyor. Uğraşıp didinip tüzük yapamıyorduk; işlevli, demokratik, bütün kurumu kapsayan, demokratik merkeziyetçi işleyişi sağlayan bir tüzük yapamıyorduk.

98

Şimdi, hâl böyleyken, buna rağmen derneklerin işlevsizleştirilmesi, derneklerin sivil toplum örgütlerinin ortadan kaldırılmaya çalışılması kabul edilebilir bir durum değil. Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Teklif ve içerisinde saklı bulunan şeyleri Sevgili Vekilimiz Mehmet Ruştu Tiryaki çok ayrıntılı bir şekilde anlattı. Şimdi buna itiraz eden kurumlar var; nedir? Punto 24 Bağımsız Gazetecilik Derneği, Hatay Defne Kadın Emeği Derneği, Alevi Kültür Dernekleri -Türkiye'de 110 şubesi var- Kampüs Cadıları Örgütü, Mezopotamya Dil Ve Kültür Araştırma Derneği, Kazdağları İstanbul Dayanışması, Türk Tabipleri Birliği, Yaya Derneği, Engelli Çocuklar Derneği, Doğa Dostları Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği.

Şimdi sevgili dostlar, değerli arkadaşlar; modern toplumlar şu üç ana süreçten oluşur: Bir, devlet; iki, siyaset; üç, sivil toplum. Şimdi, devlete bakıyoruz, anayasasız, yasasız, işlevsiz; cumhuriyet değil bu, bu "Üçüncü Meşrutiyet'tir" yazın bir yere. Böyle cumhuriyet olmaz, bu "Üçüncü Meşrutiyet'tir."

Peki, siyasete bakıyoruz, siyasette tekleşme, muhalefeti işlevsizleştirme, kuşatma, gasbetme, tutuklama, cezaevine atma, terörist diye suçlama, ayyuka çıkmış suç işlemeler…

Sivil toplum örgütüne bakıyoruz; sivil toplum örgütü de bu yasayla en işlevsiz hâle gelecek ve dolayısıyla, modern toplumu teşkil eden bu üç ana alan birden kuşatılmış oluyor. Sivil toplum hem siyaseti hem devleti denetlemek hem de siyasal partileri denetlemekle görevli ve yükümlü ve ne kadar çok sivil toplum örgütü varsa bir ülkede o kadar demokratik olup olmadığının ölçüsü... Sivil toplum örgütü mü kaldı? "Darbe" dediniz; darbe yapıp yok ettiniz, kapattınız, mal varlığına el koydunuz -gazeteler- kanun hükmünde zulümler -kanun hükmünde kararname falan değil o, kanun hükmünde zulümdür- sürgit devam ediyor, adı konmamış idam cezasına mahkûm etmeler, herhangi bir işte çalışmasını engellemeler ve şimdi de her fırsatta kimilerinizin içinden "Burası terör odakları" diye suçladığı Alevi kurumları başta olmak üzere sivil toplum örgütlerine, insan hakları derneklerine, insan hakları savunucularına, yöre derneklerine olmadık saldırılar, olmadık zulümler, olmadık engellemeler söz konusu olacak. Dolayısıyla, 600 kurumun buna tepki göstermesi son derece doğru, son derece yerinde bir tutumdur ve bu hâliyle ne kabul edilebilir ne uygulanabilir ne de yürüyebilir bir durumu var. Allah aşkına, ne yapmak istiyorsunuz? Nereye yetişmek istiyorsunuz? Bu aceleniz ne? Atınızı nallamışsınız dört nala, uçuruma gidiyorsunuz, uçuruma! Kervan yolda düzülür ama kervan uçuruma gidiyor; farkında değilsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) - Bu kadar sivil toplumu, bu kadar demokratik yaşamı kuşatmak demokrasi değil antidemokrasidir, demokrasi değil faşizmdir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Sevda Erdan Kılıç'ın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu yasa teklifi yasa yapma tekniği açısından içler acısı hâlde. Ne Komisyon üyelerine incelemeleri için gereken süreyi vermişsiniz ne de Anayasa denetiminden geçirmişsiniz. İç Tüzük can çekişmiş, yine Anayasa'yı torba yasaya dövdürmüşsünüz.

Teklifte ne var diye bakarsak: Siyasi nüfuz sahibi kişiler ve bunlarla bağlantılı kişilerin dâhil olduğu yolsuzluk olaylarının açığa çıkmaması için Mali Eylem Görev Gücü'nün 12 no.lu tavsiye kararı konusunda uyuma taklidi yapmışsınız, avukatlardan avukatlık mesleğinin özü olan sır saklama yükümlülüğünü çiğnemelerini isteyerek savunmayı ayaklar altına almışsınız. Bu teklif geçse bile bu maddeye uyup kim ihbarcı avukat olur biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Sarayın kapılarında el pençe divan duran, sahte delillere göz yumarak iktidar yandaşlarını savunan, mazlumların kanıyla beslenen ihbarcı avukatlar anca bu maddeye uyar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Öte yandan, bu ülkede hukukun üstünlüğü için mücadele eden, her koşulda Anayasa'dan, kanunlardan yana olan, ruhunu şeytana satmayan yüz binlerce onurlu meslektaşımı ihbarcı avukat yapamazsınız. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, teklifle, ekonomik nedenlerle dünyaya şöyle bir göz kırpsanız da bu ülkede sizin gibi düşünmeyen derneklerin gözünü çıkarmışsınız. Bu teklifle gelinen noktada; valiler, İçişleri Bakanlığı bakacak… Vay efendim, sizin dernek "eşit yurttaşlık" diyor, "insan hakları" diyor, "demokrasi" diyormuş. Sizin dernek "Bir kereden bir şey olur, hatta çok şey olur." diyor, sizin dernek "kadın hakları" "doğa hakları" "çocuk hakları" "hayvan hakları" diyormuş; hepiniz "Terörü finanse ediyorsunuz." diyecek, yöneticileri görevden uzaklaştıracak, mallarına, paralarına el koyacak, sivil toplum kuruluşlarının nefesini kesecek. Hem de nasıl? Yargısız infazı meşrulaştırarak. Hiç heveslenmeyin, zalimliğinizle, zulmünüzle sivil toplum kuruluşlarını susturamazsınız! Onların örgütlenme haklarını ellerinden alamazsınız. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

99

Değerli milletvekilleri, 10'uncu maddeye gelirsek, bu madde Yardım Toplama Kanunu'nun cezalarını düzenleyen 29'uncu maddede değişiklik içeriyor, idari para cezaları ciddi oranlarda artırılıyor. Oldukça orantısız bu cezalar; cezalarda belirlilik ve orantılılık ilkeleriyle de bağdaşmıyor. İzinsiz yardım toplayanlara bu cezaları kim verecek? Valiler verecek. Soruyorum şimdi size: Bu cezaları hangi valiler verecek bir bakalım. İktidar gibi düşünmeyen herkesi terörist ilan eden valiler mi verecek? Atatürk'ü anma töreninde gerginlik yaşadığı vatandaşa "Kavat" diyen ancak tepki alınca "Kavas" demişimdir diyen Vali mi karar verecek? (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Yoksa kent merkezinde dolaşırken vatandaşı azarlayan Vali mi karar verecek? Sağlık çalışanları için "Kendilerini koruyamadılar, bize yük oldular." diyen Vali mi karar verecek? İşsizlik sorununa "Mesele işsizlik değil, mesele iş beğenmemezliktir." diyen mi karar verecek? Yoksa Ensar Vakfı evlerinde 45 çocuğa tecavüz edilirken tecavüzcüyü koruyan, kollayan Vali mi karar verecek bu cezalara? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Devletin değil AKP'nin valilerine kaldıysak vay hâlimize hepimizin.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken, çok uzatmayacağım, denilecek çok söz var ama süreler yeterli değil, saatlerce anlatabiliriz bu ülkede yaşananları… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Hiç tepki göstermeyin oradan!

Sözlerime son verirken; hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Hukuken zorbalığın pik yaptığı ülkemizde, bu düzende bu düzenin aşısı bizde, Cumhuriyet Halk Partisinde bu düzenin aşısı. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kısıtlayıcı değil destekleyici, engelleyici değil güçlendirici, cezalandırıcı değil yüreklendirici, dışlayıcı değil kapsayıcı bir anlayışla hem sivil toplum kuruluşları üzerindeki hem de bu güzel ülkem üzerindeki bu kara bulutları hep birlikte dağıtacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ama bir yoklama talebi var, önce onu yerine getireceğim.

Sayın Özkoç, Sayın Gülizar Biçer Karaca, Sayın Yıldız, Sayın Bülbül, Sayın Şevkin, Sayın Kadıgil, Sayın Hakverdi, Sayın Türabi Kayan, Sayın Taşcıer, Sayın Zeybek, Sayın Kılınç, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Ünsal, Sayın Yavuzyılmaz, Sayın Şahin, Sayın Antmen, Sayın Emir, Sayın Gökçel, Sayın Özdemir ve Sayın Başevirgen.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesinin işlenecek hükmünün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 29 - Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak izinsiz yardım toplayanlara toplanan yardım miktarının yüzde onu kadar idari para cezası verilir. İnternet ortamında izinsiz yardım toplanması hâlinde ise toplanan yardım miktarının yüzde onbeşi kadar idari para cezası verilir.

İzinsiz yardım toplanmasına yer ve imkân sağlayanlar, uyarılmalarına rağmen bu faaliyeti sonlandırmazsa beş bin Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılır.

Bu Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca belirlenen usul ve esaslara aykırı olarak yurt dışına yardım yapan sorumlu kurul üyelerine, yapılan yardım miktarının yüzde onbeşi kadar idari para cezası verilir.

Bu Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı hareket edenlere beş bin Türk lirasından yirmi bin Türk lirasına kadar idari para cezası verilir.

İzin verilen yardım toplama şekli dışında 5 inci maddede belirtilen diğer yardım toplama şekillerine göre izinsiz yardım toplayanlar, uyarılmalarına rağmen bu faaliyeti sonlandırmazsa yirmi bin Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılır.

İzin vermeye yetkili makamın izin verdiği yer dışında yardım toplayanlar, uyarılmalarına rağmen bu faaliyeti sonlandırmazsa yirmi bin Türk lirası idari para cezası ile

100

cezalandırılır.

Bu Kanunun diğer hükümlerine aykırı davranışta bulunanlara, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, bin Türk lirası idari para cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralara aykırı davranış sonucu izinsiz toplanan mal ve paralara el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.

Bu maddede yazılı olan idari yaptırımlara karar vermeye yardım toplama iznini veren makam yetkilidir. İzinsiz yardım toplanması hâlinde idari yaptırımlara vali karar verir. Vali bu yetkisini vali yardımcılarına veya kaymakamlara devredebilir."

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Fahrettin Yokuş

İzmir Edirne Konya

Arslan Kabukcuoğlu Ahmet Kamil Erozan

Eskişehir Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerine söz talebi Sayın Fahrettin Yokuş'un.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ adına saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifi maddesi üzerinde hangi önergeyi verirsek verelim nasıl olsa ciddiye alınmıyor, hiç olmazsa çok önemli bir konuyu burada hatırlatmak babından sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi 26'ncı Yasama Döneminde Çölyak Hastalığının Teşhis Aşamasının, Sebeplerinin, Sonuçlarının ve Bu Hastalığa Maruz Kalanlara Sağlanabilecek Yardımların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesine İlişkin Meclis Araştırması Komisyonu kurulmuştur. Komisyon Başkanlığını 26'ncı Dönem Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer Bey yapmıştır. Komisyon 15 milletvekilinden oluşmuştur. O dönemde Komisyon, Mecliste grubu bulunan 4 siyasi partimizin ortak kararıyla oluşturulmuştur. 13/6/2017 tarihinde başlayan çalışmalar 19/12/2017 tarihinde sonuçlandırılmış, Komisyon Raporu 120 sayfa olarak tekâmül etmiş ve sonuçta, bu Komisyon Raporu'nu hazırlayan milletvekillerimiz -Allah hepsinden razı olsun- çok hayırlı bir iş yapmışlar. Ancak şu anda aradan otuz iki ay geçmiş yani iki yıl sekiz ay geçmiş, yüz binlerce çölyak hastası bu rapor doğrultusunda düzenlenecek yasayı bekliyor. Çölyak hastalarının sorunlarını çözmek için araştırma komisyonunun kurulmasına karar veren siyasi parti yetkilileri buradalar. Dileğimiz odur ki başlattığınız bu hayırlı girişimi bir an önce sonuçlandırırsınız. Sonuçta, yüz binlerce çölyak hastasının sıkıntılarının çözülmesine vesile olursunuz, dolayısıyla da hayır dualarını alırsınız. Glütensiz Beslenme Derneği yöneticilerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinden şu talepleri var:

"1)Türkiye Büyük Millet Meclisi, çölyak hastaları için kurulan araştırma komisyonunun sonuçlandırdığı rapor doğrultusunda acilen yasal düzenleme yapmalıdır.

2) Yapılacak olan yasal düzenleme tüm çölyak hastalarını kapsamalıdır. Hâlen ülkemizde SGK'li olan hastalara yardım yapılıyor, SGK'li olmayan hastalar yardım alamıyor.

3) 2015 yılından bu yana artırılmayan, çölyak hastalarına yapılan aylık ödemelerin günün şartlarına uygun hâle getirilmesi, artırılması talep ediliyor.

4) Glütensiz ürünler oldukça pahalıdır. Bu ürünler tanzim satış kapsamına alınmalıdır.

5) Özellikle bazı belediyelerimizde üretilen glütensiz gıda maddeleri yaygınlaştırılmalıdır.

6) Gıda ürünlerinin üzerinde glütenli olup olmadıkları mutlaka yazılmalıdır."

Madde madde aslında devam ediyor.

Aslında bu güzel raporda da bunların hepsi detaylı bir şekilde incelenmiş, yazılmış ama gelin görün ki aradan otuz iki ay geçmesine rağmen Meclisimizde bu yasal düzenleme için hiçbir gayret gösterilmemiş. Şu anda, SGK kapsamındaki çölyak hastalarına yaş grupları itibarıyla yani -2015 yılından bu yana, altıncı yıla giriyoruz- 0-5 yaş arasında olanlara 78 TL, 5-15 yaş grubuna 120 TL, 15 yaş üstüne ise 108 TL ödeniyor. Ne yazık ki bu katkı tutarları, dediğimiz gibi altı yıldır artırılmıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, sosyal devlet olmanın gereği, sayıları yüz binleri bulan çölyak hastalarının yıllardır süren mağduriyetlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu konuda rapor hazırlayan Değerli Komisyon üyelerimizin emeği zayi edilmemeli. Bir an önce bu yasal düzenlemenin yapılması noktasında 4 siyasi partimizi -altına imza koyan- göreve davet ediyor, biz de tam destek vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

101

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesiyle değiştirilen 2860 sayılı Kanun'un 29'uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Ancak bu aykırılığın kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde gerçekleşmesi hâlinde, dokuzuncu fıkra uyarınca yetkilendirilen makamın yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda çalıştırılma biçimine bakılmaksızın görev yapanlar hakkında ilgili mevzuatı uyarınca disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu yetkili makama bildirilir."

Cahit Özkan Bahar Ayvazoğlu Mustafa Kendirli

Denizli Trabzon Kırşehir

Semiha Ekinci Hacı Turan Ali Özkaya

Sivas Ankara Afyonkarahisar

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, 2860 sayılı Kanun'un 29'uncu maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca verilmesi öngörülen idari para cezasının, kamu kurum ve kuruluşları için ilgili personel hakkında disiplin hükümlerinin uygulanması şeklinde değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11'inci madde üzerinde 2'si aynı mahiyette 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 11'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Serpil Kemalbay Pekgözegü Ömer Faruk Gergerlioğlu Necdet İpekyüz

İzmir Kocaeli Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Turan Aydoğan Alpay Antmen Ali Haydar Hakverdi

İstanbul Mersin Ankara

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Necdet İpekyüz'ün.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

"Kitle imha silahları" denilince Mezopotamya'da ilk akla gelen şey "…"(x) "Anne elma kokusu geliyor." (HDP sıralarından alkışlar) Bugün Halepçe'yi anmadan, konuşmadan geçemeyiz.

Saddam 1971'de Kürtlerle özerklik anlaşmasını yaptı, 1988'e gelince ismine "Enfal" dediği saldırıyla 200 bine yakın Kürt katliama uğradı, 4 bin köy boşaltıldı. O gün bugündür "16 Mart" denildiğinde, Halepçe'yle beraber, yaşamını yitirenleri hep saygıyla anıyoruz. O gün o zulmü yapanları lanetle kınıyoruz ve her zaman da zulmün karşısındayız, kitlesel imha silahlarının karşısındayız. Nasıl ki Hiroşima, Nagazaki; nasıl ki Çernobil konuşuluyorsa biyolojik, kimyasal, nükleer silahlara her zaman karşıyız ama gel gör ki bu konuşulmuyor, dernekler konuşuluyor; bu konuşulmuyor, sivil toplum örgütlerinin nasıl engelleneceği konuşuluyor.

Bazen bunlar nereden nereye geldi diye baktığımızda, sizin tarihiniz yazıldığında, geldiğiniz yere bakıldığında "Sivas'tan öte." derler ya, "Bizim bölge." derler ya, Adana'da, Çukurova'da… Anaryaya takmışsınız, mehter marşı da değil. Horon olsa, halay olsa gidersiniz gelirsiniz ama ileriye gidersiniz, zeybek olsa ileriye gidersiniz; siz anaryaya takmışsınız. Artık 12 Eylülü de geçeceksiniz, geriye gideceksiniz.

Bakın, bugün 26'ya girdik, 25'inde… Nedir biliyor musunuz 12 Eylülün bıraktığı şey?

102

TÖB-DER'in kapatılması. TÖB-DER'i kapatmışlardı Marksist Leninist bir düzen kuracaklar diye; 141, 142 diye ama TÖB-DER, Türkiye'de 200 bin öğretmenin kurduğu, Türkiye'nin demokratikleşmesi için harcadığı bir çalışmaydı.

Ben, şimdi, burada 22'nci Dönem arkadaşlarımızla konuştuğumda… Eski Bakanımız Sayın Abdüllatif Şener burada, dönemin Başbakan Yardımcısı; Nurettin Canikli, Sayın Taner Yıldız da… Belki de 22'nci Dönemden daha fazla… Arkadaşlar, şimdi, anarya diyorum, "anarya" kelimesi bile karşılamıyor.

Bakın, demokratik ülkelerde sivil toplum örgütlerinin varlığı kaçınılmazdır. Günümüzde demokratik siyasal sistemlerin kurumsallaşmasında sivil toplum örgütlerinin rolleri büyüktür. Sivil toplum kuruluşlarının yönetimle ilgili karar alması da mutlaka gereklidir. Aday ülkelerde sivil toplumun gelişmesine önem verilmektedir. Ve ne demişler? Demişler ki: "Sivil toplum örgütünün kurulması artık basitleştirilecektir. Siviller denetleyecektir; polisler, askerler bu işe bulaşmayacaktır. Kaymakamlar, valiler sadece destek olacaklardır. Bunlar istedikleri zaman bildirimde bulunup para toplayabileceklerdir, yardım toplayabileceklerdir, her zaman sivil toplumun gelişmesine destek olacaklardır." Kim diyor bunu? 22'nci Dönemin Hükûmetinin Kabinesi. İmza kimin? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Kim sunuyor? İçişleri Bakanı. Ya siz, gerekçeye bunu yazan o İçişleri Bakanına, bugün getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: "Bu olmaz, geri dönelim, bunun daha kötüsünü çıkaralım, 12 Eylülden daha geriye gidelim." Ya, arkadaşlar "Sizin tarihiniz nasıl yazılacak?" demezler mi? Hani reformdu, hani gelişmeydi, hani ileriye gitmekti, hani demokrasiydi?

Her deyimde, her şeyde "Sivil toplum örgütüne danıştık." Ya, bir yığın düzenleme çıkarıyorsunuz, bir tek sivil toplum örgütüne danışmadınız, her şeyi fırsatı dönüştürüyorsunuz. Ne yaptınız? Tekelleşme, tekleşme… "Özgür basın" dediniz, medyayı tekelinize aldınız, şimdi de sivil toplum örgütlerini mi bitirmek istiyorsunuz, hedef gösterip yok mu etmek istiyorsunuz? Neden bunu yapıyorsunuz, neden bu duruma geldik? Ne zamanki gidişatın kötü olduğunu, umudun bittiğini, kaybettiğini gördüğünüzde engelleri çıkarmaya çalışıyorsunuz, yasakları çıkarıyorsunuz. İsmi "yasa" ve yasak getiriyorsunuz, yasa özgürlükler için olur.

Bir çelişki; daha geçen ay Plan ve Bütçede konuştuk, burada hepinizin oylarıyla geçti, ismini "varlık barışı" koydunuz, varlık affı. Dediniz ki: "Yurt dışında, yurt içinde kimin ne parası varsa hiç hesap sormayacağız, vergiye tabi tutmayacağız, getirip aktarın. Hiçbir şey sormuyoruz, altın olsun, dolar olsun, ne olursa olsun." Şimdi diyorsunuz ki: "Derneklerin getirdikleri mallara el koyacağız. Gerekirse kayyum atacağız, gerekirse yok edeceğiz." Arkadaşlar, siz otoriterleşmeyi, yasaklamayı, gasbetmeyi siyasi bir darbeye dönüştürdünüz, sivil bir darbeye dönüştürdünüz ve bu darbeyle beraber, siz, kendi önünüzü engelliyorsunuz, kendi gelişmenizi yok ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) - Fakat bütün Türkiye'yi de yok etmeye çalışıyorsunuz, bu olmayacaktır.

Saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İpekyüz.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Ali Haydar Hakverdi'nin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bütçeden hemen sonra, yıl sonuna yetişsin diye, bir de Avrupa ülkelerinin bir talimatıyla gecenin bir yarısı olağan dışı bir çalışma sergiliyor Meclisimiz. Hafta içi perşembe çalıştık, olmadı, cuma yetmedi; cumartesi, pazar da bitirmeye çalışıyoruz. Avrupa'dan gelen bir kanunu, hani, bir talimatı, bir kriteri yerine getirme çabası içerisindeyiz gecenin bu saatinde.

Şimdi, bir kez daha anladık ki sizin saraylarınız, oturduğunuz makamlarınız, lüks arabalarınız aslında itibar değil. Yöneticilerinin mütevazı olduğu, halkı refah içinde yaşayan ülkeler aslında itibarlı ülkelerdir. Taşını, toprağını, ülkesinin zenginliklerini ve fabrikalarını satmayan, muhannete, emperyal ülkelere muhtaç olmayan ülkeler itibarlıdır. "Ben Anayasa Mahkemesini tanımıyorum, saygı da duymuyorum." diyerek itibarlı olunmaz ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına kendiniz 3 kez giderken sizin aleyhinize bir karar çıktığında "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını tanımıyorum." diyerek, hukuku ayaklarınızın altına alarak yükselemezsiniz, itibar sahibi olamazsınız.

İçinde Almanya, Fransa ve Amerika'nın olduğu G7 ülkelerinin kurduğu Mali Eylem Görev Gücü, 40 tavsiye içeren bir rapor hazırladı. Bu rapora göre, ülkemiz 12 maddede yetersiz, 2 madde de uyumsuz. Ve dediler ki bize: "Yıl sonuna kadar bunları düzeltin yoksa sizi gri listeye alırız." Ben asrın liderinden buna karşı bir çıkış beklerdim, "Ey Amerika! Ey Almanya! Ey Fransa!" demesini beklerdim, demedi ve bugün gecenin bu saatinde çalışıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Raporun yayınlanmaması için lobi faaliyetleri yaptınız ama olmadı. İşte, yumurta

103

kapıya bugün dayandı ve yıl sonunda makyajlayıp kötü bir kanun teklifini maalesef Avrupa'ya satmaya çalışıyorsunuz. Avrupa'ya uyumsuz olduğumuz iki kriter yerine getirilmez ise maalesef ülkemiz gri listeye alınacak. Yani, bu ne demek? Uluslararası ticaret yapma yeteneğimiz kısıtlanacak. Bakın, çok önemli; uluslararası ticaret yapma yeteneğimiz kısıtlanacak. Yazık değil mi? Ülkemizi ne hâle getirdiniz.

Şimdi, Avrupa'nın iki kriterinden biri kitle imha silahlarının yayılması ve finansının önüne geçilmesi, buna eyvallah. Bununla birlikte terörün de finans kaynağını engelleyelim, tamam, eyvallah ama siz ne yapıyorsunuz? Mesela, derneklerin mallarına el koyuyorsunuz, kayyum atıyorsunuz ya da işte, bunların bağlantılı dernekleri varsa onları da denetliyorsunuz. Avukatların, sırlarını, müvekkil mahremiyetlerini açıklamasını istiyorsunuz. Şimdi, ihbarcı bir avukat olmaz arkadaşlar yani ihbar eden avukata da zaten müvekkili gitmez. Mesleği yeterince hırpaladınız, bu yasa teklifiyle de avukatlığı, savunmayı maalesef tamamen bitiriyorsunuz.

Avrupa bizden başka ne istiyor? Bir de 12'nci madde var. 12'nci maddede diyor ki: "Siyasi nüfuz sahiplerinin ve yakınlarının mal varlığının kaynağını tespit eden makul tedbirler alın." Sanırım bu madde sizleri ilgilendiriyor arkadaşlar, iktidar mensubu arkadaşlarımızı ilgilendiriyor. Peki, siz ne yapıyorsunuz bu maddede? Tık yok. Peki, neden korkuyorsunuz arkadaşlar? Neyi saklıyorsunuz arkadaşlar? Açıklayamayacağınız mal varlıklarınız mı var? Maalesef çok kötü bir kanun teklifi getirdiniz, gerçekten çok kötü. Bu kötü kanun teklifi belki iyi uygulayıcılar elinde belki iyiye evrilebilir ama maalesef sizlerin iyi uygulayıcıları da yok. Mesela, kendisi gibi düşünmeyeni susturmak isteyen uygulayıcılarınız var, hatta kendisi gibi düşünmeyenlere "terörist" diyen uygulayıcılarınız var. Bu kötü kanun teklifiniz ve kötü uygulayıcılarınız maalesef ülkeyi felakete götürüyor. Eğer samimiyseniz 12'nci maddeyi de getirin; yöneticiler ve siyasi nüfuz sahiplerinin mallarına el koyulabilsin, bunlar hesap verebilsin. Halka hesap vermekten korkmayın.

Daha bir ay önce, 17 Kasımda "Ne getirirsen getir, hesabını sormayacağız." diye kanun çıkardınız, bugün tam tersine uygulama yapıyorsunuz.

Terörle ve finansıyla hep birlikte mücadele edelim. Evet, ama para aklayanlarla, gemilerle para götürenlerle ve vergi kaçırmak için adacıklara para yığanlarla da hep birlikte mücadele edelim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hakverdi.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 11'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Ahmet Kamil Erozan

İzmir Edirne Bursa

Arslan Kabukcuoğlu Mehmet Metanet Çulhaoğlu

Eskişehir Adana

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu'nun.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 11'inci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında İYİ PARTİ Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 11'inci maddesi "Dernekler, dernek şube veya temsilcilikleri, federasyonlar, konfederasyonlar ve yabancı dernekler ile merkezleri yurt dışında bulunan dernek ve vakıf dışındaki kâr amacı gütmeyen kuruluşların Türkiye'deki şube veya temsilciliklerinin yasak ve izne tâbi faaliyetlerini, yükümlülüklerini, denetimlerini ve uygulanacak cezalar ile derneklere ilişkin diğer hususları düzenlemek." olarak ifade edilmiştir. Bu ifadeye bakarak, mevcut düzenleme, ilk bakışta, bir ülkenin egemenlik hakları kapsamında anlaşılabilir bir düzenleme olarak gözükmektedir. Fakat iktidarın şimdiye kadar olan icraatlarına baktığımız zaman, bu düzenleme o kadar da masum bir düzenleme değildir. Çünkü iktidar, bu düzenlemeyle, ülkemizde faaliyet gösterdiği hâlde merkezi yurt dışında bulunan dernek ve vakıfları da kolayca baskı altına almayı amaçlamaktadır. Merkezi Türkiye'de olan dernek ve vakıfların faaliyetlerini ciddi şekilde baskı altına alan ve âdeta bitiren iktidar, şimdi, aynı şeyi, merkezi yurt dışında bulunan dernek ve vakıflara da yapmak istemektedir. Bir dernek veya vakfın merkezinin yurt dışında bulunuyor olması o dernek veya vakfı olağan şüpheli hâle getirmez. Dolayısıyla, bu düzenleme, iktidarın bu tarz dernek ve

104

vakıfları olağan şüpheli olarak gördüğünün açık bir ifadesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, bir siyasal sistemin demokrasi olarak addedilebilmesi için yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılması ve birbirini denetlemesi asgari şarttır. Bununla beraber, bir siyasal sistemin demokratik olup olmadığının en önemli göstergelerinden biri de o ülkede sivil toplum faaliyetlerinin siyasi baskıya maruz kalmadan icra edilebilmesidir. Sivil toplum, yasama, yürütme ve yargı erkleri kadar önemli bir güç unsuru ve demokrasinin sacayağıdır. Zira, sivil toplum kuruluşları, bir iktidarın politikalarının sonuçlarıyla ilgili olarak kamuoyunu sürekli olarak bilgilendirir ve demokrasileri yaşatan dinamik bir kamuoyu oluşumu için vazgeçilmezdir. Ayrıca, dernekler ve vakıflar temsil edenler ile temsil edilenler arasında bir köprü vazifesi görmekte ve demokratik sistemin işlerliğini sağlamaktadır. Bu sebeple, bir ülkenin demokratik olup olmadığı konusunda o ülke dışındaki kamuoyu algısı, sivil toplum kuruluşlarına bakışıyla doğru orantılı olarak şekillenmektedir. Eğer bir rejim veya siyasi iktidar sivil toplum faaliyetlerinden hoşlanmıyor ve mümkün olduğunca onları baskı altına almaya çalışıyorsa o rejim demokrasi olarak görülmemektedir. Bu sebeple, iktidarın dernek ve vakıflara yönelik bu adımı, uluslararası alanda Türkiye'nin bir demokrasi olup olmadığına dair kamuoyu algısına ve itibarına zarar verecek yeni bir adım olacaktır. Dolayısıyla, azıcık da olsa demokrasiye inanıyorsanız Türkiye'nin demokratik niteliklerine zarar veren bu girişimden vazgeçin. Türk vatandaşlarının serbest bir şekilde sivil toplum faaliyetlerinden yararlanabilmesinden korkmayın değerli arkadaşlar.

İşleyen bir demokrasi için hayati roller oynayan sivil toplum faaliyetlerini kriminalize edecek düzenlemelerden uzak durmak gerekir. Biz İYİ PARTİ olarak, iktidarın, merkezi yurt dışında bulunan vakıf ve dernekleri olağan şüpheli olarak etiketlemesini kabul etmiyoruz. Eğer söz konusu dernek ve vakıflar uluslararası sözleşmelere aykırılık teşkil eden bir iş ve işlem yapmışsa bu dernek ve vakıfların soruşturulmasının yolları farklıdır fakat iktidarın derdi bu değildir. İktidar, yasaları siyasi çıkarı için araç hâline getirerek âdeta sivil toplumun idam fermanını hazırlamaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

11'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12'nci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, ilk okutacağım 3 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar Arslan Kabukcuoğlu

İzmir Edirne Eskişehir

Ahmet Kamil Erozan Mehmet Metanet Çulhaoğlu Feridun Bahşi

Bursa Adana Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Ebrü Günay Kemal Peköz Serpil Kemalbay Pekgözegü

Mardin Adana İzmir

Ömer Faruk Gergerlioğlu Mahmut Celadet Gaydalı Murat Çepni

Kocaeli Bitlis İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Turan Aydoğan Saliha Sera Kadıgil Sütlü

Mersin İstanbul İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Feridun Bahşi'nin.

Sayın Bahşi, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesi üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 12'nci maddesiyle 5253 sayılı Kanun'un 3'üncü maddesine, suçtan kaynaklı mal varlığı değerlerinin aklanmasını ve terörizmin finansmanını önlemek ve uyuşturucuyla mücadele etmek gerekçesiyle yeni bir fıkra eklenmektedir. Buna göre "Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesindeki süreler geçmiş olsa veya affa uğramış olsa da Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçlar ve Türk Ceza Kanunu'nda bulunan uyuşturucu suçlarından mahkûm olanlar dernek genel kurullarında görev almasına

105

rağmen organlarında görev alamayacaklar veya almışsa istifa edecekler." hükmü getirilmiştir. Buna göre, kişi derneğe üye olabilecek hatta genel kurulunda görev alabilecek ama organlarında görev alamayacak. Böyle bir çelişkili düzenleme olabilir mi?

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, terörden en çok zarar gören ülkelerin başında gelmektedir. Bu nedenle, terörle mücadele bizim açımızdan büyük önem taşımaktadır. Terörle ulaşılmak istenen hedef ne olursa olsun, tüm terör örgütleri, faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için finans kaynaklarına ihtiyaç duyarlar. Bunlar, gerek yasa dışı faaliyetler gerekse yasal görünümlü faaliyetlerden sağlanan gelirler ile teröre destek veren ülkelerce yapılan yardımlardır. Çıkar amaçlı suç örgütleri de yaptıkları yasa dışı faaliyetlerle teröre zaman zaman kaynak sağlarlar. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, tehdit, şantaj, haraç, gasp, soygun ve adam kaçırma bu faaliyetlerin başında gelir. Terörle mücadelenin en önemli yöntemlerinden biri, terörün finans kaynaklarının kurutulmasıdır. Finans kaynakları kesilen ve kurutulan terör örgütlerinin ayakta kalmaları da mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, şimdi gelelim Türkiye'ye. Terörün finansmanının önlenmesi, terörün ortadan kaldırılması yıllarca terörle iç içe yaşamış, bu uğurda binlerce şehit verip yüz milyarlarca dolar para harcamış olan ülkemiz için çok önemlidir. Ayrıca, uluslararası yükümlülüklerimiz, uluslararası terörizmin finansmanının önlenmesi için anlaşmalarımız vardır. G7 ülkeleri tarafından kurulan Mali Eylem Görev Gücü'nün bu konuda ülkemize de dayatmaları olduğunu biliyoruz. Bu, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi ve daha önce çıkan Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkında Kanun mutlaka gereklidir ancak hem Birleşmiş Milletlerle imzalanmış sözleşmeler hem de Mali Eylem Görev Gücü'nün bize ve bütün ülkelere yüklemiş olduğu sorumluluklar ne diyor? "Kendi iç hukukunuza göre, teröre finansman sağlayanların mal varlıklarının dondurulmasıyla ilgili en çabuk şekilde karar alabilecek mekanizmaları oluşturun." Yani "Cumhurbaşkanı kararıyla" demiyor. Ne diyor? "Hukuki ve adli, hukuki ve idari birimler kurun." diyor. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Hukuk birimlerini ve yargıyı bir kez daha göz ardı ediyorsunuz. Siz kendinizi, bugün, mutlak güç olarak görüyorsunuz. Kendinizi idari birimlerde de yargıda da güçlü görebilirsiniz ancak bağımsız yargının denetlemediği bir sistem, bizi hem uluslararası toplumda hem de ülkemizde ciddi anlamda hem demokrasi sorunlarıyla hem de tazminat sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır. Biz ne diyoruz? Ülkemizde gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargı kurumu olsun diyoruz. Siz, şimdi, bunların hiçbirini önemsemiyor olabilirsiniz. "Nasıl olsa güç bizde, bize kimse dokunamaz." diyor olabilirsiniz ama her karanlık dönemin sonunda mutlaka bir aydınlık vardır ve bu aydınlık dönemde siz de mutlaka bağımsız bir yargıya ihtiyaç duyacaksınız.

Güçler ayrılığı ilkesinin ve yargı bağımsızlığının yeniden sağlandığı günleri görebilmek dileğiyle yüce Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Murat Çepni'nin.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) - Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız; evet, bu düzenlemenin farkına varan, arkasında gizli olan mantığı çözen 600 tane kurum itiraz etti ve buna dair bir açıklama yayınladılar. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Ziraat Mühendisleri Odası Diyarbakır Şube, Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Halkların Köprüsü Derneği, Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Derneği, Elih -Batman- Dernekleri Federasyonu, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu, Demokratik Alevi Dernekleri, Koruyucu Aileler Yardımlaşma ve Yaygınlaştırma Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şubesi.

Tüm bu kurumlarımızı ben de buradan selamlıyorum ve mücadelelerinde başarılar diliyorum.

Evet, 12'nci madde diyor ki: "Kişiler, ceza süreleri geçmiş veya affa uğramış olsalar dahi, dernek genel kurulları hariç hiçbir organında yer alamazlar."

Evet, burada bir kere somut bir mantık hatası var. Genel kurullar derneklerin, hatta partilerin de en üst organlarıdır. Şimdi, birincisi: Bir kişi yasal olarak cezadan muaf olmasına rağmen ömür boyu cezalandırılıyor çünkü örgütlenmek en insani haktır, bu haktan mahrum bırakılıyor.

İkincisi: Bu kişi buna rağmen genel kurulda görev alabiliyor, orada derneğe üye olabiliyor ve yönetici organı seçme hakkına sahip olmasına rağmen kişi kendisi yönetim organına seçilemiyor. Şimdi, burada, esastan bir mantık hatası var, esastan bir hata var. Dolayısıyla, bu hatanın kendisinin, kuşkusuz, dikkatten kaçmış olması mümkün değil; burada olsa olsa kasıtlı, maddenin mantığındaki fikrin tezahürü ancak olabilir. Dolayısıyla, hem kişinin örgütlenme hakkı burada tümüyle gasbediliyor hem de derneklerin kendisi aslında bir biçimde fiilen ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Şimdi, maddenin getirdiği bu.

Bu maddeyi biz doğal olarak, somut olarak şöyle tarifliyoruz yani birincisi: Örgütlenme hakkına bir saldırıdır. Yani egemenlerin en çok korktuğu şey, örgütlü kitlelerdir.

106

Yani örgütsüz milyonlardansa örgütlü binlerden korkar, paniğe kapılır egemenler. Çünkü bilirler ki bir yerde örgüt varsa orada başkaldırı vardır, orada itiraz vardır, orada özgürleşme eğilimi ve talebi vardır. En nihayetinde, bu iktidarın, tekçi iktidarın, başından itibaren örgüt adına ne varsa, örgüt adına hangi yol ve biçim varsa buna dönük geliştirdiği saldırının bir yenisiyle karşı karşıyayız. Şimdi, iktidar bize şunu söylüyor: "Örgütlenebilirsiniz." Çünkü AKP örgütleniyor. Nerede örgütlenebilirsiniz? Gerici, faşist, cihadist, yandaş her türlü örgütlenmede örgütlenebilirsiniz fakat demokratik, ekolojist, halkçı, kadın özgürlükçü bir örgütlenmede örgütlenemezsiniz çünkü AKP'nin örgütlenmeden anladığı şey tam olarak bu.

Bu yasanın bir diğer özelliği ne? Kayyumcudur. Aslında bu yasayla dernekler üzerinden tüm toplumsal örgütlenmeye bir kayyum atanıyor. Şunu hatırlatmakta fayda var, biz HDP belediyelerine atanan kayyumlar sürecinde şunu söylemiştik: Bu kayyumlar sadece HDP'ye, Kürt halkına, onların seçilmiş iradelerine, onların seçme seçilme hakkına dönük bir saldırı değildir; bu saldırı tüm topluma, tüm Türkiye halklarına dönük bir saldırıdır. O yüzden tüm demokrasi güçleri de şu çağrıyı yapmıştır: "Bu kayyum siyasetine, bu darbeci siyasete hep birlikte 'hayır' demediğimiz koşullarda yarın bu kayyum gelip en nihayetinde herkesin başına karabasan gibi çökecektir." İşte, bugün bununla karşı karşıyayız.

Şimdi, yapılmak istenen şu: Önce bir saadet zinciri kuracağız. Bu saadet zinciri zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapacak. Peki, bunu yaptığımızda neye ihtiyaç var? Zor ve şiddete ihtiyaç var. İşte, AKP zor ve şiddetle… Yani işte AİHM'in kararını tanımayan, Selahattin Demirtaş ve seçilmişlerimizi tahliye etmeyen, "Çizdim, oynamıyorum." diyen bir iktidar anlayışı. Peki, bu yetiyor mu? Yetmiyor, kitleler teslim alınamıyor, itiraz edenlerin, "hayır" diyenlerin teslim alınamadığı koşullarda bunun yasal hâle getirilmesi süreci başlıyor. İşte, bugün, bütçe dâhil yürüttüğümüz bütün bu süreçte gördüğümüz şey şu: Bu gayrikanuni, gayriinsani uygulamaların yasalaştırılması işiyle karşı karşıyayız.

Dolayısıyla biz bu düzenlemelere esastan karşı çıktığımızı buradan bir kez daha söylüyoruz ve tüm demokratik güçlere, tüm halkımıza bize lazım olan şeyin örgütlenmek, örgütlenmek, örgütlenmek olduğunu söylüyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü söz Sayın Sera Kadıgil'in.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sarayın Meclise dayattığı sözde yasanın 12'nci maddesi üzerine söz almış bulunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu sadece bizim bulunduğumuz 27'nci Dönemde bize dayattığınız 3 değil, 13 değil, 33'üncü torba yasa. Bu yüce çatıyı sarayın noterliğine dönüştürme çabanızı üzüntüyle falan değil, gün geçtikçe büyüyen bir öfkeyle izliyoruz. Bugün de yasal süreleri bile takmadan geçirmeye çalıştığınız bu yasanın tek bir amacı var: Şahsım devletine yalakalık etmeyi reddeden demokratik kitle örgütlerini yok etmek. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Üzerine söz aldığım madde de bu ahlaksız teklifin diğer maddeleri gibi evlere şenlik. TCK'nin haklardan mahrumiyeti düzenleyen 53'üncü maddesindeki süreler geçmiş veya affa uğramış olsa dahi kişiyi dernek yönetimlerinde bulunmaktan menetme maddesi. Bir kişi hakkında kısıtlama yoksa bir haktan ömür boyu mahrum edilmesi Anayasa madde 13'e açıkça aykırıdır. Gerçi Anayasa'yı takmamayı marifet sanan bir cenaha bunları söyleyince benim artık biraz gülesim geliyor. Zira, malum, sizi bağlayan şey, ne AYM ne AİHM ne kanunlar ne Anayasa ne evrensel hukuk kuralları; varsa yoksa saray ve eşrafının hezeyanları. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Başka ne dayatıyorsunuz peki bu teklifte? Seçimle ve mertçe kazanamadığınız belediyelere kayyumlarla çöktüğünüz yetmemiş olacak, şimdi de derneklere kayyum atayarak çökme peşindesiniz. Saray yalakası olmayan her canlının terör soruşturmasını tadacağı güzel ülkemde, oldu da dernek yöneticilerinden biri hakkında bir soruşturma açılırsa hem kişi görevden alınacak, yetmezse kayyum atanacak, yetmezse jet hızıyla derneğin faaliyeti durdurulacak.

Başka neler yaptığınızı arkadaşlarım sabahtan beri anlatıyor. Şu an saat bir biz bu yasayı görüşürken çünkü malumunuz Türkiye'nin en önemli sorunu dernekleri nasıl susturacağınız. O yüzden ben, şimdi, biraz da neden yaptığınızı anlatmak istiyorum: Otoriter rejimler neden ille de düşmandır demokratik kitle örgütlerine? Aslında temel sorun, gördüğünüz gibi isimde başlıyor sevgili arkadaşlar "Demokratik" "Kitle" "Örgüt." Allah muhafaza yani sokakta 3 kişiyi görse üstüne gazla saldırma noktasına gelmiş "şahsım devleti" için bu 3 kelimenin yan yana gelmiş olması zaten başlı başına bir sorun çünkü demokratik kitle örgütleri kapitalist devletlerin ezdiği halklar için bir dayanışma, örgütlenme ve direnme yoludur. Bu nedenle otoriter rejimler kontrol edemedikleri her şey gibi, kendi kurdurdukları GONGO'lar dışında kalan örgütlerden nefret ederler. Biz bu nefretin en somut örneklerini 12 Eylülde faaliyetten menedilen 23.700 dernekte gördük, 20 Temmuz sivil darbesi sonrası kapısına kilit vurduğunuz 1.748 vakıf ve dernekte gördük; Gezi sonrası ipe sapa gelmez suçlamalarla kriminalize etmeye kalktığınız insan hakları örgütlerinde, bin yüz elli bir gündür

107

esir tuttuğunuz Osman Kavala'ya yönelik bitmeyen hıncınızda gördük.

Şimdi bu sivil topluma darbe teklifiyle ne amaçladığınızı da inanın, çok iyi görüyoruz, "Biz varız, buradayız." diyen ve en temel insan hakları için onurla direnen LGBT+ derneklerine duyduğunuz nefrette görüyoruz; erkek egemenliği altına alamadığınız kadın derneklerine yönelik saldırılarınızda görüyoruz; yandaşlarınıza peşkeş çektiğiniz derelerimiz, ormanlarımız için direnen çevre örgütlerine ettiğiniz zulümlerde görüyoruz; tüm baskılarınıza rağmen, azimle insan haklarını savunan ve ne kadar kirli çamaşırınız varsa ortaya döken örgütlere yaşattıklarınızda görüyoruz; Türk Tabiplerini, baroları bile hain ilan eden faşist ve zehirli dilinizde görüyoruz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bir de bu örgütlerin binbir zorlukla buldukları fonlara, acil durumlarda dayanışmayla toplanan paralara bile göz dikmişsiniz sevgili arkadaşlar; yakışır, gerçekten yakışır. Bu arada bu teklifi dayatan saray aynı zamanda samimi dostlarının, bilumum yandaş ve akrabalarının -efendime söyleyeyim- kızlarının, oğullarının yönettiği vakıf ve derneklere vergi muafiyeti tanımaktan da hiç ar etmiyor nedense.

Şaşırmıyoruz dedik çünkü bu zihniyet için olması gereken tam da budur. Çünkü dayanışma yataydır, sözde "hayırseverlik" diye sattığınız bahşetme ise dikeydir. Siz istiyorsunuz ki yoksulluğa mahkûm ettiğiniz bu toplum, her zaman ve daima sizin elinize baksın. İstiyorsunuz ki halkın vergileriyle yediğiniz üçer beşer maaşlardan gönlünüzden kopanı hayır hasenat işlerine harcayın, ötesine de kimse karışamasın. (CHP sıralarından alkışlar) Toplumun dayanışarak güçlenmesini değil, el açıp size dilenmesini bekliyorsunuz ve bu egoyla ülke yönetmeye çalışıyorsunuz, yaşadığımız her şeyin sebebi de tam olarak budur. Demokratik kitle örgütlerinden korkuyorsunuz, korkun; gemi azıya aldınız, alın; giderayak "kime ne zulmetsek" diye yaptığınız acıklı planlar yalnızca ve sadece sonunuzu hazırlıyor. Demokratik kitle örgütleri savaşlarda, darbelerde susmadı, ne yapsanız susmayacak ve emin olun ki her baskıcı rejim gibi sizin de sonunuz tarihin çöplüğü olacak.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kadıgil, bir dakika kürsüde kalabilir misiniz.

Sayın Kadıgil, genç milletvekilisiniz, aktivist yönünüzü biliyorum, ona bir şey demiyorum ancak bazı ifadeleriniz hakikaten eleştiri sınırlarını aşan ifadelerdi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Hangileri?

BAŞKAN - Bir kere, milletvekilleri tarafından verilmiş bir teklifin bir "ahlaksız teklif" olarak kürsüden nitelendirilmesi kesinlikle doğru bir ifade değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Kesinlikle arkasındayım, açıklayabilirim söz verirseniz.

BAŞKAN - Bunu düzeltmenizi rica edeceğim; aksi takdirde, ara vereceğim ve Grup Başkan Vekillerini arkaya davet edeceğim.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Hayır, lütfen… Söz verin, açıklayacağım; arkasındayım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz…

Sizin açıklayacağınız bir şey yok, yerinize geçebilirsiniz.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Bana söylüyorsunuz "Yerinize geçer misiniz." demeyin Sayın Başkan. Eğer ki sinsice içine bir şey yediriliyorsa bu, ahlaksız bir tekliftir, bu kadar açık Sayın Başkan.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymadı be!

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sizin yazdığınız şeyi gözünüz görmüyor, ne konuşuyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor!

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade edin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkoç.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, bir siyasetçinin konuşurken etik kurallardan bahsetmesi kadar doğal bir şey olmadığına, amaçlarının teklifin görüşmelerinin saygın bir şekilde yürütülmesi olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, siyasi terminolojide ahlakla, etikle ilgili konular defalarca mahkemeye gitmiştir ve eleştiri sınırları içerisinde kabul edilmiştir ve bir siyasetçinin konuşurken etik kurallardan bahsetmesi kadar doğal bir şey yoktur. Ancak gecenin bu saatinde amacımız, birbirimizi kırmak değil, kanunu saygın bir şekilde yürütmektir. Bu anlamda, biz elimizden geleni yapıyoruz, sizin de anlayış göstermenizi rica ederim.

BAŞKAN - Ben de anlayış gösteriyorum Sayın Özkoç, onda herhangi bir sıkıntı yok. Şu ana kadar hiçbir konuşmacının hiçbir şeyine müdahale etmiş değilim ancak milletvekilleri tarafından ortaya konulan, verilen bir teklifin bu şekilde kürsüden nitelendirilmesini doğru bulmadığımı da söyleyeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

108

Sayın Bostancı, buyurun.

35.- Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü'nün 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Kadıgil, bizi eleştirmek istiyor, kendi takdiridir. Bizi ateşli bir dille eleştirmek istiyor, o da kendi takdiridir. Ama dinleyenlerin de bir takdiri olur, her ateşli dil bir ölçüde gerçekliği tahrip eder, dinleyenler de böyle bir dili dinlemezler. Öte yandan "ahlaksız teklif" ifadesinin iması da düşünüldüğünde doğru ve yerinde olmamıştır. O bakımdan, bu ifadeyi ben reddettiğimi bildiriyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan…

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, söz talep ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş…

36.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, bütçe görüşmeleri sırasında da Meclis tarihinin görmediği hakaret ve aşağılamalar yaşandığına, bütün gruplara eşit yaklaşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu hassasiyetinizi gördüm ancak bu Mecliste bütçe görüşmeleri sırasında Meclis tarihinin görmediği ve umarım, bir daha görmeyeceği hakaretler ve aşağılamalar yaşandı ve maalesef, yine o gün siz yönetiyordunuz. Yani burada "ahlaksız teklif"le İçişleri Bakanının söylediği o kavramları bir daha kullanmayacağım meşrulaştırmamak için ve başka kavramları da. Yani burada hakikaten bütün gruplara eşit yaklaşılması gerektiğine inandığım için söz aldım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Genç bir kadın milletvekiline burada, kürsüde işte "Gençsiniz, heyecanlısınız." sözünüzü de bir kadın olarak çok talihsiz bulduğumu, çok talihsiz bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) "Ahlak" "etik" kavramları bu Mecliste sıkça kullanılıyor. Ve sayın vekilin kastettiğinin teklife dair olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz.

BAŞKAN - Ben "kadın" lafı kullanmadım yalnız, onu söyleyeyim.

Teşekkür ederim.

Evet, sadece şunu söyleyeyim: Eğer o günkü bütçe görüşmelerinde Sayın Bakan konuşma yaparken de bu şekilde sakin bir ortamda dinlenilmiş olsaydı ve ben de ne konuşulduğunu duyabilmiş olsaydım, inanın ki herhâlde müdahale ederdim.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) - Şu an da kınayın!

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 247) (Devam)

BAŞKAN - Evet, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin çerçeve 12'nci maddesi ile 5253 sayılı Kanun'un 3'üncü maddesine eklenen fıkraya aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı verildiği taktirde bu fıkra hükümleri uygulanmaz."

Mehmet Naci Bostancı Numan Kurtulmuş Fatih Şahin

Ankara İstanbul Ankara

Cahit Özkan Bekir Kuvvet Erim Orhan Yegin

Denizli Aydın Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Söz talebi yok, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle 5253 sayılı Kanun'un 3'üncü maddesine eklenen fıkrada belirtilen suçlardan mahkûm olanlar bakımından derneklerin Genel Kurul dışındaki organlarında görev alınamayacağına ilişkin hükmün, Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesi uyarınca yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alındığı takdirde uygulanmamasını sağlamak amacıyla düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

109

Kabul edilen önerge doğrultusunda 12'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13'üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, ilk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 13'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Ömer Faruk Gergerlioğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü Hüseyin Kaçmaz

Kocaeli İzmir Şırnak

Ali Kenanoğlu

İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Burak Erbay Turan Aydoğan Alpay Antmen

Muğla İstanbul Mersin

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Hüseyin Kaçmaz'ın.

Sayın Kaçmaz, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle deminki konuya ilişkin birkaç şey söylemek istiyorum, özellikle Naci Bostancı Hocamıza: Bu kürsüde konuştuğum için AKP'li bir kadın milletvekili bana "Şerefsiz." dedi -açıkça tutanaklarda- "Şerefsizsin." dedi ve Naci Hoca o sözü aldı, değiştirdi, götürdü, getirdi ve sizler de bir kınamaya bile müsaade etmediniz. Bugün Sera Vekilimizin, arkadaşımızın burada söylediği "ahlaksız teklif"e mi takılıyorsunuz? O gün size yakıştıramadım, bugün de size de yakıştırmıyorum. Eşitlikçi olun, hakkaniyetli olun. Size daha önce de söyledim; kibrin olduğu, sağduyunun olmadığı yerde felaket vardır ve sizi bu felaket bekliyor.

Teklifin 13'üncü maddesine gelince… İçişleri Bakanlığınca her yıl dernekler denetlenebilecek, denetlenecek ve bu denetlemelerde gerçek ve tüzel kişilerin tamamından denetim görevi kapsamında her türlü bilgi ve belge istenebilecek. Şehir hastanelerinin işletilmesine ilişkin sözleşmeler yurttaşlarla paylaşılmayacak ama bir demokratik kitle örgütünün, bir sivil toplum örgütünün her türlü bilgisi, belgesi, hesabı incelenebilecek. Söz konusu maddede kanunun gerekçesinin hiçbir hükmü yok, ülkemizde her dernek her yıl bu kanun teklifiyle birlikte denetlenebilecek ve biat etmeyen sivil toplum örgütleri kapatılacak.

Size bir hikâye anlatmak istiyorum, sizin aslında yarattığınız bu döneme ilişkin: Hikâyenin adı "Aradığın terör sensin." Sophokles'in ele aldığı Kral Oedipus metni, faşizan hastalığın güçle ilişkisi, kendini kaybeden totaliter bir bünyenin histerik anlatımıdır da. Bir kehanetle gerilimin doruğa çıktığı hikâye, Thebai kentinde geçmektedir. Kente veba salgını bulaşmış, halk bu salgından kırılmış durumdadır. Halkı kontrol eden tapınak çözümü bulur "Babasını öldüren ve bu suçundan ötürü hâlâ cezalandırılmamış bir katil Thebai kentindedir. O bulunup cezası verilmedikçe halk bu lanetten kurtulmayacaktır." der. Peki bu katil kimdir? Kehanet doğru mudur? Kral Oedipus, halkı bu salgından kurtaracağını ve o katili bulup cezalandırma sözü verir. Katil arayışı sürerken kör kâhin Theresias çıkagelir. Halkın önünde krala "Katil sensin." der. Herkes şaşkın, Oedipus öfkelidir. Kâhin Theresias'tan söylediği şeyin tekrarı istenir. Kör kâhin bu sefer şunu der: "Daha açık söyleyemem, katil sensin." der. Kehanet doğrudur çünkü Oedipus'un kentin girişinde öldürdüğü kişi babası Laios'tır. Theresias'ın söylediklerinden sonra Oedipus kriz yaşar ve ilk iş olarak toplumu ele geçirmeye çalışır. Algının, gerçekten daha önemli olduğunu bildiğinden yalan ve çarpıtmalara girişir. Farklı olayları birbirine eklemleyerek, karmaşık bir kurguyla kafaları karıştırır. Babasını öldürmediğini, öldürdüğü kişinin o olamayacağını söyler. Theresias'ı yalan atmakla suçlar. Ona karşı gelenleri de hemen suçlar, tahammül etmez. Fakat tüm çırpınışlarına rağmen sonunda yenik düşer. Katilin o olduğu netleşmiştir. Hakikat, ifade edilmek ister. Binlerce yıllık hikâye, bugün aynen Türkiye'nin panoraması gibidir. Hâliyle açık ve en net şekilde ifade etmek gerekirse aradığın terör ve terörist sensin. Bu hikâyeyi niye anlattım biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Çünkü bu hikâye, devşirme ve iğdiş edilmiş bir soy kökenini işaret etmektedir.

Dün yine seviyesiz bir şekilde İçişleri Bakanı, Selahattin Demirtaş'a, hâlâ rehin tutulan Selahattin Demirtaş'a ve Ömer Faruk Gergerlioğlu Milletvekilimize "Terörist" dedi. Bunu söylerken seviyesizce ve hiç utanmadan da söyledi. Soruyorum: Aranızda Ömer Faruk

110

Gergerlioğlu'nu Fetullah Gülen'i, Zekeriya Öz'ü överken gören var mı? Yok, size söyleyeyim yok ama Süleyman Soylu'nun videoları hâlâ duruyor, hem Zekeriya Öz'ü överken hem de Fetullah Gülen'i överken. (HDP sıralarından alkışlar) Utanmadan bir de "Terörist" diyecek. Asıl terörist kim? Size şunu söyleyeyim: Gergerlioğlu, bu ülkenin, bu batırdığınız ülkenin vicdan abidesidir. Süleyman Soylu ve avaneleri ise bu ülkenin kanseridir. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizler istediğiniz kadar bize saldırın, bize saldırmanızın sebebini de biliyoruz çünkü HDP, sizin korkularınızdır çünkü HDP, baş edemediklerinizdir çünkü HDP, kendinizi en güçlü hissettiğiniz anda o yenilmezlik mitinizi tarumar eden halk hareketidir ve HDP, halkalarımızla sizin zalim iktidarınızın sonunu getirecek olan partidir.

Vekilliğini hukuksuzca düşürdüğünüz Musa Farisoğulları'nın dediği gibi, tek bir kişi bile kalsak size asla boyun eğmeyeceğiz ve mutlaka kazanacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi, Sayın Burak Erbay'ın.

Sayın Erbay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURAK ERBAY (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Göreve geldiğimiz günden bu yana elimizden geldiğince vatandaşların bize verdiği yetkiyi kullanarak sorunlarını çözmeye çalışıyoruz, yasama faaliyetlerine katkı vermeye çalışıyoruz. Konular komisyona geldiğinde sizin yapmanız gerekeni biz yapıyoruz, konunun uzmanlarından fikirler alıyoruz, hem komisyonda hem Genel Kurulda konuları gündeme getirmeye çalışıyoruz ama çok fazla çözüm üretilmediğini görüyoruz. Bunun da sebebinin o yarattığınız ucube sistem olduğunu düşünüyorum. Daha önceleri Mecliste milletin vekillerinin arasından seçilmiş bakanlar vardı. Şu anda konunun muhatabı bakanlar olmadan yasama faaliyetleri yürütüyoruz. Halkın vekillerinden, muhalefet vekillerinden kaçırırken iktidarın vekillerinden de bakanları kaçırdığınızı görüyoruz. Ben, bu şekilde sorunların da çözülemediğini, bunun da, bu ucube sistemin de sizin sonunuz olacağını düşünüyorum. Bu yarattığınız ucube sisteme ilave olarak da hukuk fakültelerinde hiç okutulmamış bir yöntemle torba yasalarla da ülkeyi yönetmeye çalışıyorsunuz.

Milletvekili olmadan önce on beş yıla yakın serbest avukatlık yaptım. Bu yarattığınız torba yasalarla vatandaşı o kadar mağdur ettiniz ki vatandaş geliyordu, kapımızı çalıyordu, Çek Yasası'yla ilgili bir düzenleme olduğunu basından öğrenmiş, bize bildiriyordu. Biz de avukat olarak o yasalarınızı takip etmekte zorlandığımız için bir bakıyorduk, İmar Yasası içerisinde çekle ilgili düzenlemeler olduğunu görüyorduk. İşte, hukuk fakültelerinde okutulmayan, belki örneği olmayan bu sistemlerle vatandaşı mağdur ediyordunuz.

Geldik, milletvekili olduk, gene bu yasama faaliyetlerini nitelikli şekilde yürütmek adına bir çaba içerisine girdik. Komisyonlardaki çalışmalara baktığımızda şunu gördük: İmza sahibi vekiller var -"Konuya vâkıflar." diyorsunuz ya- daha yeni geçenlerde bir komisyon çalışmasında bir AKP'li vekili, imzacı vekili torba içerisindeki ilgili maddenin orada olmadığını iddia ederken gördüm. Bizim CHP'li vekil arkadaşımız on dakika, imza atan o teklifin altında imzası olan vekil arkadaşı "Hayır, bu madde var." diye ikna etmeye çalışıyordu. Yani, imzacı vekil, o imzaladığı tekliften bihaberdi.

Aynı şekilde komisyon çalışmalarını yürütürken uzmanları çağırmıyorsunuz, görüş almıyorsunuz. Gene Çevre Ajansıyla ilgili komisyon çalışmaları yürütülürken sorduk "Kimi davet ettiniz?" dedik. Cevap olarak "İlgili kurum, kuruluşlar." dendi. "Kimdir bu Çevre Ajansıyla ilgili kurum kuruluşlar?" dedik. Ne dendi biliyor musunuz? "Ankara Sanayi Odası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, TÜSİAD." Yani, Çevre Ajansını görüşüyorsunuz, hiçbir ekoloji derneğini, ilgili odaları davet etmiyorsunuz. Buradan nitelikli bir yasa ortaya çıkması mümkün mü?

Gene yakın zamanda, işte bütçe görüşmeleri yapılıyordu, devam ediyordu geçen hafta. Bir haber geldi, cuma günü saat ikide Adalet Komisyonu toplantıya çağrılıyor. Hukukçu vekiller olarak gittik. Bir yasa teklifi, gece geç vakte kadar sağlıksız ortamda, Komisyonda görüşülmeye çalışıldı. Bakın, o yasayı incelediğimizde şunu gördüm: Korkuyu gördüm. Korkuyorsunuz yani artık iktidardan gittiğiniz için korkuyorsunuz. Kimden korkuyorsunuz? Özgürlükten yana olan derneklerden korkuyorsunuz, cumhuriyetten yana olan derneklerden korkuyorsunuz; o dağlarını, ovalarını koruyan dernekler var, onlardan korkuyorsunuz. Bu yasa içerisinde onu gördük. (CHP sıralarından alkışlar)

Ne yapıyorsunuz bu gidişatı engelleyebilmek için? Yetkilerinizi kullanarak internet sitelerini kapatıyorsunuz, televizyon kanallarına cezalar kesiyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Belediye başkanlarına soruşturmalar açarak onları görevden alıp, tutukluyorsunuz. Şimdi de gözü derneklere dikmişsiniz. Ama inanın o derneklerde gönüllüce mücadele eden arkadaşlar gene mücadele etmeye devam edecektir. Korkuyorum yakında "2 çocuk yan yana yürüyor, onu nasıl engelleyebilirim." diye, yarın bir yasa getirirsiniz diye gerçekten kaygı içerisindeyim.

Bakın, ilgili teklifin 13'üncü maddesi üzerine söz aldım. Maddeyi şöyle bir

111

incelediğimde derneklerin denetimiyle ilgili bir yasa. Normal şartlarda derneklerin Bakan ve mülki idari amir talimatıyla denetleneceği söylenirken, şimdi kamu görevlisinin de derneği denetleyebileceği söyleniyor ve devamında da denetimi yapacak kamu görevlisinin kamu özel bankalarından, gerçek tüzel kişilerden bilgi, belge isteyebileceği, bu hususta mahkeme kararına gerek duyulmayacağı düzenlenmiş. Gene devamında da denetim yetkisiyle sınırlı olmakla birlikte belgelerin kimler tarafından ne şekilde imha edileceği kesinlikle belirtilmemiş.

Bakın, bunu okuyunca ne aklıma geldi biliyor musunuz? Muğla'da Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanlığı yaptığım dönemlerde bir ceza tutanağı elimize geldi. Lokal işletmemiz de vardı, içki satışı yapıldığı için ceza kesilmişti. Hâlbuki ben o dernekte içki satışı yapmıyordum. Gittim, o gelen polis arkadaşlarla konuştum "Ya, siz içki mi gördünüz?" "Hayır, görmedik." dediler. Bakın, işte bu yarattığınız yasaların nereye gidebileceğinin en somut örneğini ben yaşadım. Umut ediyorum… Bu yasada -ki görülüyor maalesef- Almanya Hitler'inin oluşturduğu faşist ortamı oluşturmak istiyorsunuz ama biz buna müsaade etmeyeceğiz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 13'üncü maddesinin birinci fıkrasının "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Orhan Çakırlar İbrahim Halil Oral

İzmir Edirne Ankara

Arslan Kabukcuoğlu Ahmet Kamil Erozan

Eskişehir Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın İbrahim Halil Oral'ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; ilgili kanun teklifinin 13'üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüştüğümüz teklifin geneliyle alakalı bir değerlendirme yaptığımızda, bu kanun teklifinin başlığının "sivil toplum örgütlerini imha kanun teklifi" olarak değiştirilmesi muhtevaya daha uygun olacaktır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle yasama ve yürütmenin tek bir kişinin iradesinde toplandığı, yargının ise siyasi etki altında her geçen gün kan kaybettiği bir ortamdayız. Bu 3 erkin yanında medya ve sivil toplum demokrasinin olmazsa olmazıdır. Medyanın ne hâle geldiği ortadadır. Devletin kanalı TRT'de bile teröristbaşı bir hainin kardeşi konuşturulup İstanbul seçimleri etkilenmeye çalışılırken, İletişim Başkanlığı eliyle devlet kaynakları AK PARTİ propaganda makinesine dönüştürülürken, medya organları bir bakanın istifasını dahi haber olarak vermezken bu erkin de kolunun kanadının kırıldığı ve iktidarın dümenine geçtiği aşikârdır. Geriye bir tek, sivil toplum örgütü kalmıştır. Sivil toplum da "iktidara yakın vakıf ve dernekler ile diğerleri" şeklinde bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Bazı cemaatlere ya da gruplara ait vakıflar kurulur kurulmaz "kamu yararına çalışır" statüsü alırken yıllarca hizmet etmiş STK'ler yardım bile toplayamaz hâldedirler. Birtakım vakıflar, dernekler kamu kaynaklarını âdeta sömürürken sosyal medya üzerinden yapılan yardım faaliyetlerine engel olunmak istenmektedir. En antidemokratik olanları ise derneklere kayyum atanabilmesi, denetçilerin her türlü kişisel veriyi içeren belgeleri talep edebilmesi gibi üstün yetkilere sahip olabilmeleridir.

AK PARTİ, "beka" diyerek içini doldurmadığı, dolduramadığı bir kavram fırtınasıyla memleketin bütün meselelerinin üstünü örtüp gitmek üzere olan iktidarını devam ettirmeyi amaçlamış bir iktidardır. AK PARTİ, kendisinin ve Cumhur İttifakı'nın karşısında duran herkesi tek bir kefeye koyup terörizm ve FETÖ suçuyla yaftalayacak kadar Makyavelist bir anlayışa sahiptir. Terörizm bahanesiyle hangi sivil toplum kuruluşlarına müdahale edilecektir? Denetim bahanesiyle hangi derneklerin üyeleri incelenecek, yasal olmayan güvenlik soruşturmaları yürütülecektir?

Saygıdeğer milletvekilleri, biz, 24 Haziran seçimleri öncesi Sayın Cumhurbaşkanımızın Millet İttifakı ve muhalefet hakkında söylediği şeyleri asla unutmadık. İstanbul seçimlerinde "Bir tarafta Cumhur İttifakı, bir tarafta terör örgütleri var." denmedi mi? "Millet İttifakı bir yıkım ittifakıdır, zillet ittifakıdır." diye meydanlardan konuşulmadı mı? Karşısına çıkan herkesi teröristlikle yaftalayacak, yaftalayabilecek bir zihniyetin elinde bu düzenlemelerin yasalaşması demokrasi ve sivil toplumu rafa kaldıracaktır.

112

Konuşmamın başında ifade ettiğim gibi, bu düzenleme sivil toplumu imha teklifidir. Yasalaşmasını geçin, teklif edilmesi dahi bir zihinsel arka planın tercümesidir. Dün iktidar eliyle FETÖ'ye para akıtan derneklere kamu yararına çalışır dernek statüsü veren zihniyetin bu yetkilerle yarın hangi derneklere bu statüyü vereceği ya da hangi dernekleri kapatmaya yelteneceği maalesef belirsizdir.

Sivil toplum, özgür düşüncenin ve millî ilerlemenin temelidir. Ülkemizde terörizm zaten suçtur, suçu işleyenler cezalandırılır, teröre para aktaranlar zaten gerekli yaptırımlara maruz kalır ve cezasını alır. Bu ikisi arasındaki dengeyi kaçırmak, hukuka da Türk devletinin demokrasi tecrübesine de aykırıdır.

Bu düşüncelerle teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

13'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.03

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39'uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

14'üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır. 3 önergenin 3'ü de aynı mahiyette; önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Arslan Kabukcuoğlu Ahmet Kamil Erozan

İzmir Eskişehir Bursa

Orhan Çakırlar Fahrettin Yokuş

Edirne Konya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Ebrü Günay Mahmut Celalet Gaydalı Kemal Pekgöz

Mardin Bitlis Adana

Serpil Kemalbay Pekgözegü Ömer Faruk Gergerlioğlu

İzmir Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Cavit Arı Turan Aydoğan

Mersin Antalya İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Orhan Çakırlar'ın.

Sayın Çakırlar, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN ÇAKIRLAR (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulumuzu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nde 6 ayrı yasada değişiklik yapılması öngörülüyor.

İktidar torba kanunlar vasıtasıyla kanunlar yapmaktan vazgeçmemekte ve bu durum tartışmasız bir şekilde öze, otoriterliğe ve keyfiyete dayanan partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerine olan olumsuz bir yansıması olarak devam etmekte.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinin içinde sivil toplum kuruluşlarını rahatsız edecek uygulamalara yol açacak maddeler var, derneklerin kapatılması durumu gibi. Adalet mekanizmasına güvensizliğe inanışın yükseldiği bu dönemde bir dernek neye göre kapatılacak? Terörle veya kötü niyetle bir bağlantısı tespit edilmesi durumunda ne

113

gerekiyorsa sonuna kadar yapılsın. Ancak yaşadığımız bu dönemde vatandaşın adalete olan güveni gün geçtikçe azalmakta. Nasıl azalmasın ki? Anayasa Mahkemesinin kararını tanımayan mahkemeler, cübbesini iliklemeye çalışan bazı hukukçular; bunları gördükçe azalmamasının imkânı var mı?

Arkadaşlar, hukuk yangından kurtarılması gereken ilk gerçektir. Yargının bağımsız olarak hareket etmesi her zaman gereklidir. Bu sebeple her türlü akıl yargıdan elini çekmelidir. Adalet, sadece adalet kasrı ve adalet sarayı yapmakla yerine gelmez; adalet, büyük sineklerin delip geçtiği, küçük sineklerin takılıp kaldığı örümcek ağı olmaktan kurtarılmakla yerine getirilir. Adalet mülkün temelidir.

Seçim bölgem olan Edirne'de, Saros Körfezi'nde yapılması planlanan FSRU Liman ve Boru Hattı Projesi kapsamında uluslararası likit doğal gaz ve petrol taşımacılığında kullanılan 100 bin tonluk dev kargo gemilerinin barınacağı liman ve iskele yapılmak isteniyor. Saros Gönüllüleri'nin mücadelesi sonunda, 17 Mayıs 2019 tarihinde ÇED kararına karşı yürütmeyi durdurma ve iptal davası açılmıştır. Edirne İdare Mahkemesinin atadığı bilirkişi heyetinin bahse konu keşif çalışmaları sonucunda oluşturulan raporda çevre mühendisliği, orman mühendisliği, ziraat mühendisliği, jeoloji mühendisliği, petrol ve doğal gaz mühendisliği, inşaat mühendisliği, şehir plancılığı, biyolog ve bitki bilimciliği, biyolog ve kuş bilimciliği, biyolog ve su ürünleri bilimciliği açısından 10 kişinin oy birliğiyle 10 ayrı bilim disiplinine aykırı olduğu tespit edilerek "ÇED Olumlu" kararının yerinde olmadığı sonucuna varıldı. Mart ayında da Edirne İdare Mahkemesince bu rapor ve dosya kapsamında ÇED kararı iptal edildi. Konuyla ilgili mahkeme süreci şu anda devam etmekte ancak hukuku hiçe sayan bir zihniyetin şantiye kurulumu için çalışmalara başlamış vaziyette olması vatandaşlarımızın adalete güven duygusunu zedelemektedir.

Trakya topraklarının Ege Denizi'ndeki kıyısı Saros Körfezi yeryüzünün nadir güzelliklerinden biridir. Kendi kendini temizleyen dünyadaki ender denizlerden biridir. Bu özellikte ancak Kızıldeniz'e eş değer bir güzelliği vardır. Saros Körfezi aynı zamanda 1'inci derecede deprem bölgesinde yer almaktadır. Bölgede yapılması düşünülen projenin gerçekleşmesi durumunda aktif olan fay hattının faciaya davetiye çıkaracağı muhtemeldir. 1912'de Mürefte Şarköy, 1953 Çanakkale Yenice depremleri yüzlerce kilometre uzakta olan Edirne'deki birçok caminin minaresinin yıkılmasına sebep olmuştur; bunu göz önünde bulundurmak lazım. Bölgede turizm, kültür ve doğaya kalıcı tahribat verecek olan bu proje aynı zamanda Trakya'da yaşayan hemşerilerimizin sağlığını da tehlikeye atacaktır. Bu yanlıştan en kısa zamanda dönmenizi umuyorum.

Bugün İpsala'da 30 yataklı devlet hastanesinde uzman doktor yok, iki yıldan beri yok. Acil vakalar dışında bakılmıyor ve ilk vakalar bakıldıktan sonra Keşan Devlet Hastanesine gönderiliyor, Enez Devlet Hastanesi de aynı durumdadır.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Serpil Kemalbay'ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 626 sivil toplum örgütü bu yasa teklifine karşı, yani gelmeden önce bakmıştım, daha da artmış olabilir.

Bu karşı olan derneklerden 10 tanesinin ismini ben de sizinle paylaşmak istiyorum: Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği, BoMoVu, Research Institute on Turkey, DE-KA-DER, Dostluk ve Kültür Derneği; Demokrasi, Barış ve Alternatif Politikalar Araştırma Derneği; Engelliler Konfederasyonu; İzmir Çiğli Kadın Emeğini Değerlendirme, Dayanışma ve Kültür Evi Derneği; İzmir Ege Kardelen Engelliler Derneği, Türkiye Kas Hastalıkları Derneği; Engelli Hakları ve Engelsiz Gelecek Derneği, Mersin.

Arkadaşlar, kadınlar diyor ki: "Kendimizi STK'lerle ayakta tutuyoruz. Depremde, kadınlar şiddete uğradığında, çocuklar okuyamadığında, evsizler aç kaldığında ve sokakta kaldığında hep bir STK'ye dayanıyoruz. Bu yasa kabul edilemez, teklifi geri çekin." Elbette sizden bu teklifi geri çekeceğinizi beklemiyorum ne yazık ki. Aslında biliyor musunuz, şuraya "Egemenlik kayıtsız şartsız tek adamındır." diye yazmamız gerekiyor çünkü bir tek adam rejimi bu yasayla birlikte tekrar tahkim edilmeye çalışılıyor. 15 Temmuz darbe girişimiydi; siz 20 Temmuzda kendi darbenizi yaptınız ve bütün bu yıllar boyunca aslında her gün bir darbe yapıyorsunuz. Yani darbe sürecinden çıkamıyorsunuz çünkü toplumu rızayla yönetecek bir durumunuz artık kalmadı. Ee, darbe içinde darbe yaparak geliyorsunuz. Şimdi yaptığınız şeyse aslında bu darbe uygulamalarını kanunlaştırarak topluma bir kanunmuş gibi yedirmeye çalışmak. Fakat gördüğünüz gibi bütün dernekler ve sivil toplum örgütleri aslında bu yapılmak istenen kanunun karşında. Şimdi, Einstein'ın bir sözü var, diyor ki: "Atomu parçalamak kolaydır ama önyargıları parçalamak kolay değildir."

Aslında sizin bu darbe süreciniz iki şeye bağlı. Bir tanesi, devletin kurulduğu tarihlerden itibaren aslında Kürtlere karşı bir önyargı yaratmanız, şovenist bir devlet yapısı ve toplum yapısı oluşturmaya çalışmanız. Ve bu toplum yapısının, şovenist toplum yapısı,

114

hem 2013'te başlayan demokrasi, barış süreciyle hem de sevgili Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın Eş Başkanlığını yaptığı HDP'nin başarılı performansıyla parçalanmaya başladı. Kürt, anasını görmesin diye, hâlâ, kireçlenen bazı vicdanlar, bazı insanların duruşları hâlâ devam ediyor. Muhalefet içerisinde de biz bunlara tanıklık ediyoruz. Buradan size verilen bir yol var, bir miktar yol var ve o yolu kullanmaya ve Kürt, anasını görmesin diye umanlara bir şeyler vererek bu darbe sürecini sürdürmeye çalışıyorsunuz.

İkinci aşama şu: İkincisi de 2015'ten bu yana aslında dünyadaki belirsizlikten, geçiş sürecinden yararlanarak Suriye'de yaşanan savaştan ve oradan Türkiye'ye canını kurtarmak için gelen 5 milyona yakın mülteciyi Avrupa'ya karşı bir -ne diyelim- şantaj olarak kullanarak böylece AİHM kararlarını bile uygulamadan var olabileceğinizi düşünüyorsunuz fakat -zaman bitiyor- arkadaşlar, size şunu söyleyeyim: Suriye'deki süreksizlik, istikrarsızlık ilelebet sürmeyecek, Türkiye'deki Kürt sorununa karşı ön yargılar çoktan parçalanmaya başlandı ve bu devran böyle gitmeyecek, bu devran dönecek ve sizler gideceksiniz; halklar kazanacak, biz kazanacağız ve biz bu kanunları, yaptığınız bu kanunları tarihin çöp sepetine atacağız ve halkın demokratik katılımıyla yönetilen bir Türkiye yapacağız, egemenliğin gerçekten halkta olduğu bir Türkiye'yi elbirliğiyle inşa edeceğiz diyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerine üçüncü söz Sayın Cavit Arı'nın.

Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin ismi Kitle İmha Silahlarının Finansmanının Önlenmesine Dair Kanun. Peki, AKP iktidarının siyasi ayrımcılığının özellikle de Cumhuriyet Halk Partili belediyelere karşı uyguladığı baskı ve ayrımcılığın önlenmesini nasıl sağlayacağız? Bakın, değerli arkadaşlar, ben size yaşanmakta olan bir örnekten bahsedeceğim: 2016 yılında Antalya'da EXPO 2016 Fuarı düzenlendi. Bu amaçla da, Antalya'da düzenlenen bu fuar gereğince, EXPO alanına bir raylı sistem yapıldı, ikinci etap raylı sistem. O tarihte Bakanlık bu raylı sistemin ücretini üstlendi. Yıl geldi 2020'ye, şimdi, ne oldu değerli arkadaşlar; bakın, o tarihte yapılan bu raylı sistemin parasını şimdi, Bakanlık Cumhuriyet Halk Partili belediyeden istemekte. Plan ve Bütçe Komisyonunda Ulaştırma Bakanı sunum yaparken aynen şu ifadeyi kullandı: "Biz Antalya'ya 19,1 kilometrelik raylı sistem yaptık." Araştırdım, bu raylı sistemin parasını Bakanlık şu an Antalya Büyükşehir Belediyesinden istemekte. Peki, bunun gerçeği neydi? Bu yapıldığında, raylı sistem yapıldığında, bu hattın cirosundan yüzde 15 parası istenecekti ve bu nedenle de zaten 2019 yılında, nisan öncesi ve sonrasındaki aylarda, bakın, 35 bin, 40 bin ve 50 bin TL'lik hasılattan yüzde 15 ödemeler yapıldı. Sonra 2020 yılında çıkarılan yönetmelikle bakın ne oldu? Şimdi, belediyeye İller Bankasından yapılan ödemeden yüzde 5 kesinti yapılmaya başlandı değerli arkadaşlar. Şimdi, burada bir haksızlık söz konusu.

Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi ne ödenmekte, ne kesilmekte? Aylık 4-5 milyon civarında bir kesinti. Bu para Antalya Büyükşehir Belediyesinin hizmete ayıracağı bir para. Şimdi, bu paranın kesilmesi demek, Antalya halkının hizmet alamaması demektir, hizmeti eksik alması demektir. Açılışta Sayın Cumhurbaşkanı geldi ve "Bu hattı biz yaptık." diye ifade etti. Şimdi, ben buradan Sayın Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum: Siz "Bu hattı biz yaptık." derken bugün parası istenmekte. Lütfen, bu parayı yani 379 milyon lira olan bu parayı Antalya Büyükşehir Belediyesinden almaktan vazgeçin çünkü bu hat EXPO için yapıldı. "EXPO için yaptık." deyip şimdi Antalya Büyükşehir Belediyesinden parasını istemektesiniz, bundan vazgeçin diyorum öncelikle. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer "Parasını illaki alacağız." diyorsanız önceki sistemde olduğu gibi yani hasılat üzerinden yüzde 15 almaya devam edin. İller Bankasından yapılan ödemeden yüzde 5 kesilmekten vazgeçilsin.

O nedenle, ben, öncelikle, tekraren Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Antalya Büyükşehir Belediyesinin bu borç yükünden kurtulması gerekmekte. Aksi hâlde, Antalya'nın kırsalında, Antalya'nın köylerinde hizmet bekleyen vatandaşlarımız hizmeti eksik alacaktır. Yine, buradan Antalyalı 2 Bakana sesleniyorum, bu konuyla ilgilenin diyorum. Yine, buradan bu sıralarda bulunan AKP'li milletvekillerine sesleniyorum; yine, buradan AKP Antalya İl Başkanına sesleniyorum; bu yükten Antalya Büyükşehir Belediyesini kurtarın diyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Aksi hâlde bunun sorumluluğu AKP'nin olacaktır, Antalya halkı da bunun gereğini bir kez daha yapacaktır diyorum çünkü bu 379 milyondan Antalya'yı kurtarmak bir siyaset meselesi değildir, Antalya meselesidir. O nedenle, hep beraber, bu yükten Antalya Büyükşehir Belediyesini kurtaralım diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

14'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15'inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır. Okutacağım ilk 3 önerge aynı mahiyette

115

olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 15'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Durmuş Yılmaz Fahrettin Yokuş

İzmir Ankara Konya

Şenol Sunat Arslan Kabukcuoğlu Ahmet Kamil Erozan

Ankara Eskişehir Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Ömer Faruk Gergerlioğlu Mehmet Ruştu Tiryaki

Kocaeli Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Turan Aydoğan

Mersin İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Şenol Sunat'ın.

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 15'inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bu teklifin en sorunlu maddelerinden biri de 15'inci madde. Dernekler Kanunu'na 30/A şeklinde eklenen yeni düzenlemeyle terörün finansmanı suçları ya da uyuşturucu suçları gibi gerekçelerle soruşturma açılan STK yetkilileri doğrudan görevden alınacak, yerine kayyum atanabilecek yani soruşturma açılması yeterli olacak. Bu durum, aslında, masumiyet karinesiyle örtüşmüyor. Evet, sonra bu yaptırım yeterli görülmezse dernekler geçici olarak faaliyetten alıkonulacak.

Değerli milletvekilleri, kim terörle ilgili finansman sağlıyorsa, kim terörle irtibatlıysa ve uyuşturucuyla ilgiliyse o zaten sivil toplum kuruluşu olmamalıdır, olamaz. Her şey için soruşturma açılabilir ama önemli olan kovuşturma sonucunun hızlandırılması olmalıdır.

Sayın milletvekilleri, riskli olarak sınıflandırılan dernekler ve risk değerlendirmesini kim yapacaktır? Temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamalar açık, öngörülebilir ve belirleyici olmalıdır. OHAL sürecinde, hatırlayın, birçok STK kapatıldı ve kurunun yanında yaş da yandı maalesef. Bakın, yine geliyoruz güven meselesine. Yani, her çıkarılan, her sunduğunuz kanun teklifinin altında acaba ne var diye düşünmek zorunda kalıyoruz.

Sayın milletvekilleri, son on beş yıldır güçlü sivil toplum maalesef ülkemizde yok, kalmadı ama palazlanan, beslenen ve Hükûmet ağzıyla konuşan sivil toplum kuruluşları hem desteklendi hem yardım topladı hem de Hükûmetin ağzıyla konuşmalarına devam etti. Şimdi hatırlatıyorum sizlere: Demokratik olabilmesi için bir ülkenin ne olması gerekir? Hukuk devleti olması gerekir. Ne olması gerekir demokratik bir ülkede? Güçlü STK'ler ve özgür basın olması gerekir. Hukuk devleti için kanuni idare, idarenin yargısal denetimi ve bağımsız yargı olması gerekir. Bunlardan hangisi var bu ülkede? Esas mesele burada.

Şimdi, sayın milletvekilleri, sivil toplum kuruluşları olarak kurulup yardım konularında vatandaşları gerçekten istismar eden çok sayıda dernek ve vakıf var ve bunlara çok sıkı bir denetim gerekli ama biz o denetimi maalesef göremiyoruz. Sadece yardım konusunda değil, dış mihraklarla irtibatlı olan, onlardan istenildiği şekilde projeler alıp ülkenin birlik ve beraberliğine kasteden sivil toplum kuruluşlarını da bu ülkede çok gördük ve yıllarca bir sivil toplum kuruluşu başkanı, kurucusu ve uzun yıllar kadın derneği başkanı olarak bunlarla mücadele ettim ama sayın iktidar mensuplarının açılım saçılım dönemlerinde ve -özellikle bir örnek vermek istiyorum- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Annan Planı geçsin diye iktidarınızın da desteklediği çok sayıda STK'nin olduğunu ve rahmetli Rauf Denktaş'ı yerden yere vurduklarını bir kere daha hatırlatmak isterim.

Sayın milletvekilleri, gıda bankacılığı yapan dernekler var. Soru önergesi veriyorum, cevap yok. Nedir bu gıda bankacılığına ilgi? "Son yıllarda fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetlerinde bulunan dernek ve vakıflara bağışta bulunan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri kimlerdir?" diye sordum. "Bu kapsamda son beş yılda bağışta bulunan dernek ve vakıflar hangileridir?" diye sordum. "Yardımlar yerini buluyor mu, yardımlar yurt içi ve yurt dışına nerelere yapılıyor ve kaç kişi bundan faydalanıyor?" diye sordum. Cevap: "Yok, efendim, vergi mahremiyeti kapsamındadır, buna cevap veremeyiz." Yardım toplayan çok sayıda yandaş STK'lerinizi denetleyin önce ve evinizin önünü süpürün ki biraz daha bu iş

116

düzelsin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki'nin.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 15'inci maddesi hakkındaki düşüncelerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, demokratik kitle örgütleri hak savunucuları ile insan hakları savunucularının dernekleri, vakıfları ve belki de daha fazlasını zapturapt altına alacak bu yasaya karşı 600 demokratik kitle örgütü bir deklarasyon yayınladı ve geri çekilmesini istedi. Arkadaşlarımız bunların isimlerini tek tek okudular, liste yanımda yok, ben de bunların bir kısmını okuyacaktım.

Bakın, bu kanun, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Teklifi. Teklifin ilk 6 maddesi tam olarak bunu düzenliyor; kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesini. Peki, onun dışındakiler? Yardım Toplama Kanunu'nda yapılan değişikliklerin içerisinde kitle imha silahları var mı? Yok. Dernekler Yasası'nda yapılan değişiklikler içerisinde kitle imha silahları var mı? Yok. CMK değişikliğinde kitle imha silahları var mı? Yok. Avukatlık Kanunu'nda yapılacak değişiklikte kitle imha silahları var mı? Yok. Peki, ne var? Türkiye'deki bütün derneklerin her yıl denetlenmesi var. Bunu getirerek ne yapmış oluyorsunuz biliyor musunuz sevgili Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri? Tam on altı yıl geri gitmiş oluyorsunuz. Örgütlenme özgürlüğü ve demokratikleşme açısından on altı yıl önce Kasım 2016'da attığınız en önemli adımı 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nu bugün çöpe atıyorsunuz. Yok muydu Dernekler Yasası'nın eksikleri? Elbette vardı ama ona bugün rahmet okuttunuz. Peki, şu anda görüştüğümüz 15'inci maddeyle ne getiriyorsunuz? En önemli değişiklik bence bu: Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ve uyuşturucu madde imal ve ticaretinden elde edilen mal varlığından hakkında soruşturma başlatılanların görev yaptığı organları -siz bunu yönetim kurulu diye anlayın- görevden uzaklaştırabileceksiniz, yerlerine kayyum atayabileceksiniz, dernekleri geçici olarak faaliyetten men edebileceksiniz. İçişleri Bakanı önce yönetimi görevden uzaklaştıracak ve kayyum atayacak, ha bu arada tek bir kişi hakkındaki soruşturma bütün yönetimin görevden uzaklaştırılması ve yerine kayyum atanması sonucunu doğuracak, daha sonra İçişleri Bakanı derhâl mahkemeye başvuracak. Bu "derhal" üç gün mü olur, üç ay mı olur, yasada ona ilişkin bir düzenleme yok. Tıpkı İstiklal mahkemeleri gibi, önce asacaksınız, daha sonra mahkemeden karar alacaksınız. Mahkemeye başvurunca ne olacak? Mahkeme kırk sekiz saat içerisinde faaliyetten geçici olarak alıkoyma kararı alacak. Bakın, burada dikkatinizi çekmek isterim, bütün Meclisin dikkatini çekmek isterim: Bu da emredici hüküm yani kanunla mahkemeye emrediliyor. "İçişleri Bakanının isteği doğrultusunda kırk sekiz saat içerisinde görevden uzaklaştırma kararı vereceksiniz." diyor. Mahkemenin başka bir karar alma şansı yok, İçişleri Bakanı mahkemeye başvuracak ve kanun diyor ki: "O mahkeme, İçişleri Bakanının emrini yerine getirecek, daha sonra yargılama olacak." Daha sonra yargılama olacak Ramazan Bey. TMK 89'a göre o kararı, o tedbir kararını verdikten sonra yargılama olacak. Bu yargılama bir yıl mı sürer, üç yıl mı sürer onu bilemeyiz. Bu arada tedbir, görevden uzaklaştırma bu yargı kararı boyunca devam edecek.

Şimdi diyor ki teklif sahipleri: "Niye bu kadar karşı çıkıyorsunuz ki? Yani biz sadece iki konudan bahsediyoruz; terörün finansmanı, bir de uyuşturucu ticaretinden elde edilen gelirler." Arkadaşlar, nerede yaşıyoruz ya? "Terör" lafının geçtiği bir kanundan bahsediyoruz, bu ülkenin genelkurmay başkanı da siyasi partinin genel başkanı da milletvekilleri de belediye başkanları da gazeteciler de insan hakları savunucuları da -bu ülkenin neredeyse yarısı- terörist olarak yaftalanıyor. Bütün belediye başkanlarımızı yasa dışı örgütleri finanse ediyorlar diye görevden uzaklaştırmadınız mı? Kayyum atamadınız mı? Üstelik bu iddiayı kanıtlayacak tek bir kuruş bilgi ve belge olmadığı hâlde yaptınız bunu. Garibim, hak savunucusu, insan hakları savunucusu derneklere mi yapamayacaksınız bunu? Koca koca belediyelere kayyum atadınız da bir iddia üzerine, derneklere mi yapmayacaksınız bunu? Şimdi "soruşturma" yerine, anladığım kadarıyla "kovuşturma" diye bir şeyi getiriyorsunuz. Sanki bütün sorunu çözeceksiniz, hepimizi ve bütün dernekleri kandıracaksınız, biz de yutacağız; öyle mi? Yok öyle bir şey, ne diyeyim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü söz Sayın Alpay Antmen'in.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, iktidar için bir anlam ifade etmediğini biliyorum ama teklifin 15'inci maddesi Anayasa'nın dernek kurma hürriyeti, madde 33; mülkiyet hakkı, madde 35; kişi dokunulmazlığı, madde 17; hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı, madde 36 gibi pek çok maddesine açıkça aykırı. Evrensel hukuk normlarıyla hiç bağdaşmadığını da

117

söylemeye gerek duymuyorum.

Bakınız, konuşmaya geçmeden önce bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birkaç saat önce, objektif haber yapmak isteyen, her kesimden insanın sesini ekrana çıkarmaya çalışan Olay TV, bizzat saray baskısı nedeniyle kapatıldı yani karartıldı. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, bakın, az önce Olay TV'nin ekranları bu hâle, karanlık hâle geldi. Bu ekran görüntüsünü Olay TV'den aldım. Bu karanlık ekran sizin aynanızdır, bu karanlık ekran sarayın aynasıdır, bu karanlık ekran iktidarınızın aynasıdır, bu karanlık ekran baskının, hukuksuzluğun, zorbalığın, faşizmin, gericiliğin, takiyenin, çetelerin, mafyaların resmidir. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, Türkiye'nin içinde bulunduğu karanlığın özetidir. Televizyonların sesini de kıstınız ama bizim sesimizi kısamayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Yazın bir kenara, ilk seçimlerde en büyük olay bu saray iktidarının gitmesi olacak. Medyanın baskı altında tutulduğu bir ortamda, şimdi, bu maddeyle dernek ve tüm sivil toplum örgütlerini de baskı altına alacaksınız; yani böyle bir yönetim pratiğinde, üzerinde konuştuğumuz 15'inci maddenin muhalif tüm derneklere ve sivil toplum kuruluşlarına kayyum atanması için getirildiği açık ve kesindir.

Değerli milletvekilleri, siyasi iktidar siyasi geçmişinde FETÖ'yle ortaklığı olduğu için onların yöntemlerini de çok iyi öğrenmiş maşallah. Hatırlayın, FETÖ tarafından bu ülkenin yüz akı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği gibi ilerici, çağdaş sivil toplum örgütlerine, hukuk derneklerine her türlü iftira atıldı; genel başkanları gözaltına alındı, genel merkezleri basıldı. Bugün değişen ne var Allah aşkına? (CHP sıralarından alkışlar)

Mahkemeler önemli davalarda karar almadan önce saraydan telefon bekliyor, danışmanları arıyor; devleti yönetenler tepeden tırnağa Anayasa'yı tanımıyor. Bakanlarınız buraya gelip gelecekte yine Bakan olmak için, yer kapmak için muhalefete hakaretler etti, yüce Meclisi kendi trol tabanlarını mobilize etmek için kullandı; yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

AKP kendisinden olmayan herkesi terörist ilan ediyor. Bu ortamda kalan demokratik, seküler, ilerici, çağdaş, aydın kitle örgütlerinin hukuki güvenliklerini kim sağlayacak? (CHP sıralarından alkışlar) Mahkemeler mi? Onlar saraya bağlı. Anayasa Mahkemesi mi? 15'te 12 üyesini zaten Cumhurbaşkanı atıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mi? Saray onu bile tanımıyor. Peki, birinin başına bir şey gelirse, bu kişi haklı ise ama muhalifse nereye gidecek, kime başvuracak? Sırat köprüsünün başında mı bekleyecek? (CHP sıralarından alkışlar) Gerçek buyken 15'inci madde Türkiye'de demokratlar ve sivil toplum kuruluşları için sonun başlangıcıdır.

Değerli milletvekilleri, bu hüküm İçişleri Bakanına, bir idari işlemle hakkında belirli suçlardan şikâyet olan ya da şikâyet ettirilen bir yönetici nedeniyle derneğe kayyum atama yolunu açacaktır; bunu yapacaktır. İçişleri Bakanı da bu yetkisini keyifle kullanırken "Oh, oh!" diye bağıracaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

15'inci maddenin amacı, dernek ve vakıflar üzerinde İçişleri Bakanlığının siyasi vesayetini sağlamak ve siyasi iktidara yakın olmayan tüm STK'leri yok etmektir. Bu hükmün aynen yasalaşması durumunda başta insan hakları dernekleri olmak üzere kadın hakları, mülteci hakları, çocuk-gençlik hakları alanında faaliyet gösteren dernek ve vakıflar, çeşitli hukuk dernekleri, sosyal mücadele yürüten dernekler, sosyal yardım dernekleri ve farklı inanç gruplarının dernek ve vakıflarının tümü tek imzayla kapatılacaktır, zaten amacınız da bu. Açılacak davalar da yıllarca süreceği için bu derneklerin tüm malları hortumlanabilecektir. Gelin, sivil toplum için, demokrasi için, hak için, hukuk için, adalet için bu yanlıştan dönün.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin çerçeve 15'inci maddesiyle 5253 sayılı Kanun'a eklenen 30/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan "soruşturma" ibaresinin "kovuşturma" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Cahit Özkan Ali Özkaya Bahar Ayvazoğlu

Denizli Afyonkarahisar Trabzon

Ahmet Büyükgümüş Selim Gültekin Semiha Ekinci

Yalova Niğde Sivas

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Söz talebi yok, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, Dernekler Kanunu'na eklenen 30/A maddesinin birinci fıkrasında verilen yetkinin maddede belirtilen suçlar bakımından kovuşturma evresine geçilmesi hâlinde

118

kullanılmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 15'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16'ncı madde üzerinde 4 adet önerge vardır, ilk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Ömer Faruk Gergerlioğlu Mehmet Ruştu Tiryaki Hişyar Özsoy

Kocaeli Batman Diyarbakır

Kemal Bülbül

Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Turan Aydoğan Alpay Antmen

İstanbul Mersin

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Kemal Bülbül'ün.

Sayın Bülbül buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, herkese iyi geceler yine.

Biraz önce modern toplumların devlet, siyaset, sivil toplum yapısallığından oluştuğunu ifade etmiş idim. Şimdi, sanki mevcut sistem içerisinde bir hak var da… Mesela toplantı ve gösteri hakkını dernekler, sivil toplum örgütleri kullanamıyor, düşünceyi ifade zaten yasak, basın abluka altında, grev yasak ve hatta kongre yasak -pandemi söz konusu edilerek kongre yapmak da yasak; birçok kurum ve kuruluş, dernek, sivil toplum örgütü bu kongre erteleme ve yasak nedeniyle işlevsiz hâle gelmiş durumda şu anda- AİHM kararı yasak ve benzeri.

Şimdi, bu hukuksal olarak McCarthycilik anlamına geliyor. MacCarthy'nin hukuku şuydu: Benim hedef aldığım bir insan, suçsuzluğu ispat edilene kadar suçludur. Amerika'daki faşist McCarthyci zihniyet. Şimdi, bakınız, bir Bakan, bir Cumhurbaşkanı çıkıp direkt suçlama yapıyor ve suçsuzluğu ispat edilene kadar suçluymuş oluyor; bu, McCarthyciliktir. Bu, yönetsel olarak Bonapartizmdir ve…

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Adını bilmiyor ya!

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Anlamazlar, anlamazlar; sen devam et.

NİYAZİ GÜNEŞ (Karabük) - Anlayanlara devam et!

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Ya McCarthycilikle ne alakası var, burada…

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) - Seninle alakası var; sesini kes, dinle!

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Ne demek…

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) - Seninle alakası var; aynı, sen de McCarthycisin. Şimdi…

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Lütfen terbiyeli konuş!

BAŞKAN - Sayın Yayman, müsaade edin.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Ama Başkanım, nasıl konuşuyor…

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) - Ben gayet terbiyeli konuşuyorum. Terbiyeye muhtaç olanlar laf atıyorlar.

Sevgili arkadaşlar, bu topraklarda ilk kayyum ataması 1826 yılında oldu. 1826'da II. Mahmut Hacı Bektaş dergâhına kayyum atadı. Dönemin Hacı Bektaş mürşidi Hamdullah Çelebi'yi tutuklayıp Kırşehir mahkemesinde yargıladılar, idam etmeye yürekleri yetmedi, Amasya'ya sürdüler ve Amasya'da yaşadı, Hakk'a yürüdü, şimdi türbesi oradadır. Bunlar II. Mahmutçu. II. Mahmut, sivil toplum örgütlerine müdahale etti, orduya müdahale etti, eğitime müdahale etti, her şeye müdahale etti, güya, kendi aklınca, Osmanlı'nın devamını sağlamak, arkasından Tanzimat, arkasından İttihat, arkasından lambur lumbur gitti. Şimdi, Osmanlı'yı güncellemeye çalışmakla demokrasi olmaz; Osmanlı kendini güncelleyemediği için gitti; kendini sanatsal, kendini bilimsel, kendini yönetsel, kendini toplumsal anlamda yenileyemediği için gitti. Biraz önce "Üçüncü Meşrutiyet" dedim, aslında "Üçüncü Meşrutiyet" kavramı da yetersiz kalıyor. Bu McCarthycilik, bu Bonapartizm, bu faşizm, bu tekçilik, bu ırkçılık -ama totalde şimdi güle oynaya bir şey yapılıyor- sanılıyor ki sürgit böyle devam edecek; böyle devam etmeyecek.

119

Gecenin bu saatinde bir fıkrayla bitireyim. Adamın birisi ıssız sokakta gidiyormuş, bir bakmış ki tuhaf bir ses geliyor, kulak kabartmış: "Bu ne?" Bakmış ki adam demir testereyle dükkânın kepengini kesiyor, hırsızlık yapacak yani. "Ne yapıyorsun sen?" demiş. "Sus, keman çalıyorum." demiş. "Ya, o nasıl keman, sesi çıkmıyor?" "Bunun sesi sabahleyin çıkacak." demiş. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) Şimdi bu yaptıklarınızın sesi ileride çıkacak ve o ses kulağınızda, beyninizde çın, çın, çın çınlayacak. Yaptığınızın yanlış olduğunu defalarca… Aslında şu anda da yaptığınızın yanlış olduğunun farkındasınız ama bir mecburiyet var. Bu mecburiyet nasıl bir şey biliyor musunuz? Ömer Muhtar'ın filmini izlemişsinizdir; Ömer Muhtar'la başa çıkamayan İtalyan generalleri, en son Graziani'yi gönderiyorlar. Graziani geliyor ve diyor ki: "Bütün Libya'yı telle kaplayın." "Ya, ne yapalım? Yani bütün çölü niye kaplayalım?" diyorlar. Diyor ki: "Duce'nin onuru için." Şimdi, yapılanlar "Duce"nin onuru için mi yapılıyor, demokrasi için mi yapılıyor, insan hakları için mi yapılıyor? (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) Hayır, birincisi…

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. Herkese iyi geceler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Tufan Köse'nin.

Sayın Köse, buyurun.

Sayın Köse? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle; derneklerde tutulması zorunlu defterlere ilişin usul ve esaslarda değişiklik yapılarak defter kayıtlarındaki basit yanlışlara bile hapis cezası verilmesinin yolu açılmakta. Bu durum, cezalarda orantılılık ilkesi bakımından sorunludur. Madde ayrıca Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin bütünlüğüyle ilişkili olmayıp siyaseten eleştirdiğimiz torba kanun yöntemiyle teklifin kapsamına sokulmuştur. Maddenin teklif metninden çıkarılması ve düzenlemenin kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesiyle ilgili hükümlerle sınırlı tutulması gerekmektedir.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Durmuş Yılmaz Fahrettin Yokuş

İzmir Ankara Konya

Yasin Öztürk Ahmet Kamil Erozan Arslan Kabukcuoğlu

Denizli Bursa Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk'ün.

Sayın Öztürk, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele kuruluşu -Türkçeye çevrilmiş adıyla- Mali Eylem Görev Gücü, terörle mücadele konusunda görevini yerine getiremeyen ülkeleri uyarmayı kendilerine görev edinmiş bir kuruluş. Türkiye'yi defalarca uyarmış, son uyarısını da 2019 yılının Aralık ayında yapmış yani tam bir yıl önce. FATF, gücünü ifşa sistemine dayalı yaptırım tehdidinden alıyor. Birleşmiş Milletlere üye olan ülkeler de bu dayatmaları genelde metne dokunmadan yasalaştırıyor. Şu an biz de aslında kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin uyarı metnini görüşüyoruz ama AK PARTİ'sinin ileride Avrupa Birliği tarafından uyarılacağımızı bile bile eklediği torba maddeleriyle beraber.

Dünya değişiyor, dünyadaki değişimle birlikte terör algısı, terör saldırılarının şekli, savaşlar, savunma sistemleri ve silahlar da değişiyor. Ne yazık ki gelişen dünya, bildiğimiz anlamdaki silahları ve doğrudan savaşları hem maliyetli hem de zaman kaybı olarak görüyor. Silahlar artık fabrikalarda değil laboratuvarlarda üretiliyor; kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer silahlar, bütün adıyla kitle imha silahları. Silahların eşit olmadığı bir dünyada uluslararası kuruluşlar da dünya barışı ve kitleleri koruma adına, tedbir almak zorunluluğu adına ülkelere uyarılarda bulunuyor ancak ileri teknoloji üretimi silahların olası tehdidi kadar terör tehdidi de devam ediyor. Ülkemiz PKK terör örgütünün neredeyse kırk yıla yakın bir süredir saldırısı altında bulunuyor. FATF tarafından uyarılan hiçbir ülkenin terörle mücadele konusunda bu kadar uzun bir geçmişi ve tecrübesi yok ama ne acı ve garabettir ki ülkemiz hâlâ kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla ilgili olarak uluslararası bir kuruluş

120

tarafından görevlerimizi yapamadığımız konusunda uyarılıyor. 238 sayfalık raporda Türkiye şöyle tanımlanıyor: "Coğrafi konumu nedeniyle insan, göçmen, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı riski ile terör saldırısı tehdidinin yüksek olduğu bir ülke." "Terör saldırısı tehdidi" yanlış bir ifade; Türkiye için terör bir tehdit değil, ne yazık ki bir gerçek. Türk Silahlı Kuvvetleri yıllardır terörle mücadele konusunda elinden geleni yaptı ve yapmaya devam ediyor ancak ne yazık ki askerimizin gayretine rağmen finansman kaynaklarının kesilmemesi bu mücadelenin en önemli ayağını eksik bırakıyor. Terör gelirleri 3 kategoride değerlendiriliyor: 1) Meşruiyet zemininde yaratılan gelirler. 2) Suç ekonomisinden yaratılan gelirler. 3) Bizatihi suç oluşturan faaliyetler. Biraz daha açacak olursak, terör örgütlerine sağlanan uluslararası yardımlar, uyuşturucu, silah, akaryakıt, değerli maden ürünleri kaçakçılığı, soygun, sahtecilik, diğer organize suç örgütleriyle iş birliğinden sağlanan gelirler, haraç, çek senet tahsilatları ve kara para aklanması sonucu elde edilen gelirler.

Size PKK'nın uyuşturucudan elde ettiği gelir miktarına ilişkin bir rakam vermek istiyorum: Yıllık 1,5 milyar ila 3 milyar dolar arası bir rakam. Finansörlerden gelen gelirlere ilişkin hiçbir bilgi yok. Ne kadar para aklamış, bilgi var mı? Yok. Kaçakçılıktan ne kadar gelir elde edilmiş, bilgi var mı? Yok. Neden yok? Çünkü devlette böyle bir kayıt yok.

FATF ne diyor? "Para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda soruşturmaları ve adli takibatı geliştir, para aklama davalarında mali istihbaratın kullanımını güçlendir, farklı para aklama yöntemlerini soruştur."

Çok ilginçtir ki FETÖ'nün mal varlıklarına büyük ölçüde el konulmuştur, "Büyük ölçüde." diyoruz çünkü FETÖ'cüler arasında da ayrım yapılmakta, bürokraside ve iş dünyasında bazı isimlere hâlâ dokunulamamaktadır. Bununla birlikte PKK'nın mal varlıkları, finans kaynakları neredeyse kırk yıla yakın mücadeleye rağmen hâlâ sırdır. PKK'yla ilişkili olan kaç kişinin, şirketin, kuruluşun mal varlığına el konulmuştur? Hiç duymadık.

İkide bir çıkan vergisiz, denetimsiz varlık barışıyla hangi örgütün, kimler tarafından, ne kadar kara parasının aklandığı bir muammadır. Terörün finansmanıyla mücadelede başarısızlığımız ilk defa yüzümüze çarpılmıyor. Amerika'nın Uluslararası Narkotik Kontrol Strateji Raporları'nda da bu eleştiri getiriliyor, FATF'ın önceki raporlarında da bu eleştiri var "Türkiye, teröristlerin mal varlıklarına dokunmuyor, terörün finansörlerini yeterince cezalandırmıyor." uyarısı defalarca tekrarlanmış. Genel Kurulda uluslararası bir kuruluş tarafından verilen bir ev ödevini görüşüyoruz. Yapılması gereken, yıllardır verdiğimiz terör mücadelesi doğrultusunda dünyaya ders vermek olmalıyken hâlâ uyarı alıyoruz.

İktidarın terörle etkin mücadelede atacağı her adımın arkasındayız. Bunu Amerika'nın Irak'a saldırısını meşrulaştıran bir kuruluşun dayatması olduğu için değil, ülkemiz için yapmak zorundayız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "bent" ibaresinin "bentler" şeklinde değiştirilmesini, işlenecek hükmünde yer alan (k) bendinin ikinci cümlesinin madde metninden çıkarılmasını ve maddeye işlenecek hüküm olarak aşağıdaki (t) bendinin eklenmesini ve işlenecek hükümde yer alan mevcut (t) bendinin (u) bendi olarak teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

"t) 19 uncu maddenin dördüncü fıkrasına aykırı hareket edenlere beş bin Türk lirasından yirmi bin Türk lirasına kadar idari para cezası verilir. Ancak bu aykırılığın kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde gerçekleşmesi hâlinde, 33 üncü maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yetkilendirilen makamın yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda çalıştırılma biçimine bakılmaksızın görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu yetkili makama bildirilir."

Cahit Özkan Ali Özkaya Bahar Ayvazoğlu

Denizli Afyonkarahisar Trabzon

Mustafa Kendirli Hacı Turan Semiha Ekinci

Kırşehir Ankara Sivas

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle 5253 sayılı Kanun'un 32'nci maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi uyarınca verilmesi öngörülen idari para cezasının, kamu kurum ve kuruluşları için ilgili personel hakkında disiplin hükümlerinin uygulanması şeklinde değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul

121

edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 16'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17'nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

Mardin Bitlis Adana

Mehmet Ruştu Tiryaki Ömer Faruk Gergerlioğlu Erdal Aydemir

Batman Kocaeli Bingöl

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Turan Aydoğan Alpay Antmen Suzan Şahin

İstanbul Mersin Hatay

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Erdal Aydemir'in.

Buyurun Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden önce konuşan milletvekilleri de Meclis Genel Kuruluna sevk edilen bu yasa teklifini yasa tekniği açısından "torba yasa" "çuval yasa" ve benzeri şekilde nitelendirdiler.

Arkadaşlar, Bingöl'ün kahir ekseriyeti Zazaca konuşur. Zazaca çuvalın daha büyüğüne "…"(x) derler "…"(x). Bu "…"(x)ye üreticiler, çiftçiler ürettikleri buğdayı doldururlar, pirinci doldururlar, arpayı doldururlar, kabağı doldururlar, karpuzu doldururlar. İşte, maalesef, AKP yeni geliştirdiği sistem sayesinde yasama Meclisini bu hâle soktu. Bu hâlin ismi ne? Gelen yasa tasarısından asla ve kata şu anda yasama Meclisini oluşturan, yetkisi kanun ve yasa yapma olan bu Meclisin üyelerinin, milletvekillerinin hiçbirisinin sevk edilen yasa tekliflerinden haberleri yok. Neyi bekliyorlar? Saraydan gelecek bir komutu bekliyorlar. O komut ne? El kaldır, el kaldır; el indir, el indir! (HDP sıralarından alkışlar) Ne bu? Yani, el kaldır, el indir. Maalesef, yaratmış olduğunuz sistemin adı bu.

SALİH CORA (Trabzon) - Siz de Kandil'den…

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Yasama Meclisini bu hâle soktunuz.

SALİH CORA (Trabzon) - Kandilin talimatına göre el indirip kaldırıyorsunuz.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Evet, arkadaşlar, bununla da yetinmedi AK PARTİ veya AK PARTİ Hükûmeti.

Bakın, arkadaşlar, sayın vekiller, Sayın Meclis; AKP'nin uzmanlık alanı ne biliyor musunuz? Kişi ve kurumları "terörist" ve "terör" ilan etmek. Şimdi, terörist ilan ettikleriniz… Evet, en başta halkın iradesiyle seçilmiş, buraya gelmiş milletvekillerimize bu yaftayı yapıştırdınız. Ne dediniz? "Bunlar vekil kılığında teröristler." Yetmedi, akademiye el attınız, akademik dünyaya el atıldı. Ne dendi bilim adamlarına, profesörlere, doçentlere? "Bunlar akademisyen değil, bunlar akademisyen kılığına girmiş teröristler." Bununla da yetinmediniz. Ne yaptınız? Sıra gazetecilere geldi. Özgür bir şekilde, herhangi bir yere yamanmadan görevlerini yapan gazetecilere de ne dediniz? "Bunlar gazeteci kılığına girmiş teröristler." dediniz. Bununla da kalmadınız arkadaşlar, ne yaptınız? En son avukatları terörist ilan ettiniz. "Bunlar da avukat kılığına girmiş teröristler." dediniz ve cezaevlerine attınız. Evet, arkadaşlar, peki bununla mı yetindiniz? Hayır, ne oldu? Ankara Polatlı'daki kuru soğan üreticisi çiftçiyi ve kuru soğanı da terörist ilan ettiniz! (HDP sıralarından alkışlar) Niğde'deki patates üreticisi ve patatesi de terörist ilan ettiniz! E, bununla yetinir misiniz? Asla! Sıra neye geldi? Tabii, bu patates ve kuru soğanı terörist ilan ettiniz ya, bunu duyan sebze milleti hemen -bakın, burası çok önemli, altını çiziyorum- toplantı yapmışlar, toplantı -toplantının altını çiziyorum- ve şöyle bir karar almışlar arkadaşlar… (HDP sıralarından gülüşmeler, alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) - Hiç komik değil!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Toplantıya katılanlar, domates, patlıcan, hıyar, biber toplantı sonucunda şöyle bir karar almışlar, demişler ki: "Biz İçişleri Bakanına alındık, ona küstük, niye bizi terörist ilan etmiyor?" Terörist domates, terörist patlıcan, terörist hıyar, terörist biber… (HDP sıralarından gülüşmeler)

Evet, arkadaşlar, belki biraz böyle şakavari anlatıldı ama AKP'ye şunu hatırlatmak

122

zarureti var: İlk seçimde, erken veya zamanında yapılacak seçimde gidiyorsunuz, gidicisiniz. Size şöyle bir atasözünü de hatırlatmayı bir görev biliyorum: "Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner."

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Suzan Şahin'in.

Sayın Şahin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SUZAN ŞAHİN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada öyle bir kanun teklifi görüşüyoruz ki bu kadar Anayasa tanımaz, bu kadar antidemokratik bir teklif olamaz. AKP'nin bu kürsüde edilen yemini hiçe sayarak Anayasa'yı delik deşik eden kanun değişikliklerine ne bizler ne de milletimiz artık şaşırmıyor. Bu kanun düzenlemesiyle 14 ayrı anayasal hüküm baypas edilmek, birçok anayasal hak bir kalemde silinmek isteniyor. AKP'yi tebrik etmek lazım, diktatörlük yolunda tam bir paket program. Sivil toplumların hak savunuculuğuna ambargo koy, örgütlenme özgürlüğünü önle.

Değerli üyeler, otoriterleşmek isteyen yönetim anlayışıyla, saray rejiminin kendine muhalefet olan herkesi ve her şeyi yasaklama, sesini kesme gayretleri artık bir gelenek hâline geldi. Getirdikleri her düzenlemeyle, tek adamın iki dudağı arasından çıkanlarla koca ülkeyi idare etmek, usulsüzlüklerine karşı duran herkesin sesini kesmek, yok etmek istiyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Düzenlemeyle dernek ve STK'lere kayyum atanması, idari kararlarla dernek mallarına el konulması, derneklerin faaliyetlerinin durdurulması gibi hukuka ve Anayasa'ya açıkça aykırı değişiklikler öngörülmektedir. Çerçevesi çizilmemiş, muğlak tanımlarla ifade edilen kanunlar, muhalifi cezalandırıp yandaşı korumak için yapılıyor. AKP'nin yolsuzluklarına, usulsüzlüklerine ses çıkaramasın isteniyor. STK'ler, dernekler, avukatlar yine AKP'nin hedef tahtasında.

Avukatları yapmış oldukları işlemler hakkında bilgi ve belge verme, şüpheli işlem ibrazı, muhafaza yükümlülüğü gibi fiillerle yükümlü kılan bu düzenleme, başta Avukatlık Kanunu'nun "sır saklama yükümlülüğü" olmak üzere, avukatlık mesleğinin özüne ve ruhuna aykırıdır. Bu hüküm, daha önce de Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik'e eklenmişti ancak hüküm Danıştay tarafından iptal edilmişti, buna rağmen bugün tekrar kanuna sokulmaya çalışılıyor. Unutmayın ki yargı kararlarının tanınması ve uygulanması anayasal bir zorunluluktur. AKP'nin bu kanun tanımaz düzenlemelerine "Hayır." demek ise yüce Meclisin üyelerinin milletimize olan borcudur. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, bugün burada kitlesel imha silahları hakkında görüşmeler yapıyoruz. AKP'nin iş bilmez politikalarıyla Covid-19 salgını ülkemizde bir kitle imha silahına dönüşmüş durumda. Gelinen noktada nüfus sıralamasına göre dünyada 17'nci sırada bulanan Türkiye, günlük vaka sayısında 4'üncü sıraya yerleşmiş durumda, Avrupa'da ise lider ülkeyiz. Maşallah! Ümmetin lideri olma hülyasında olanlar beceriksizlikleriyle halk sağlığını tehlikeye atmakta lider oldular. "Sağlık Bakanlığı süreci çok iyi yönetiyor" diyenlerin balonu kışla patladı.

Değerli üyeler, ekonomik kriz, yangınlar, terör derken şimdilerde Hatay'da günde ortalama 45-50 canımızı Covid-19 nedeniyle toprağa veriyoruz. Yoğun bakımlar dolu, hastanelerde yatak yok, sadece Hatay'da 55 günde 1.431 can yitip gitti, tek bir kayba daha tahammülümüz kalmadı. Hayat travma yaşıyor, en yüksek sesle her platformda sesimizi AKP Hükûmetine duyurmaya çalışıyoruz ama nafile. Vaka sayılarını, vefat sayılarını gerçeğin 4-5 katı az göstermekle başarı hikâyesi yazılmaz. Başarı hikâyesi ülkeyi en az yirmi sekiz gün kapatarak, kapsamlı karantina uygulayıp, sokağa çıkma yasağı kısıtlaması getirip virüsü hapsederek, bu süreçte de hasta vatandaşları iyileştirerek olur. "Evde kal." dediğiniz halkın kirasını, vergisini karşılamakla, geçimini sağlamakla olur.

Ölüyoruz arkadaşlar, sadece Hatay'da Covid-19 nedeniyle ölüm sayısı kasım ayında 359, aralığın 25'inci gününde 1.072 kişi. Yaşama hakkının ekonomik, siyasi bir bedeli var mıdır, hesaplanabilir bir şey midir? Yazık Hatay'ımıza. Yeterli tedbirleri almayarak bile bile bu ölümlere yol açmak cinayettir, anayasal suçtur. Toprağa verdiğimiz her canın vebali ikballeri uğruna süreci yapboza çeviren ve yönetemeyen AKP Hükûmetinin boynuna olsun. Bu güzel ülkenin gelmiş geçmiş en büyük kitle imha silahı, AKP iktidarının ta kendisidir. (CHP sıralarından alkışlar) Sivil toplum örgütlerinden korkuyorsunuz, o yüzden imha ediyorsunuz. Ülkemiz bu karanlığı hak etmiyor, aydınlığı mutlaka getireceğiz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

123

Dursun Müsavat Dervişoğlu Zeki Hakan Sıdalı Ahmet Kamil Erozan

İzmir Mersin Bursa

Arslan Kabukcuoğlu Fahrettin Yokuş Durmuş Yılmaz

Eskişehir Konya Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Zeki Hakan Sıdalı'nın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu kanunun gerekçesini, ülkemizin OECD Mali Eylem Görev Gücü'nün gri listesine girmesinin önlenmesi olarak özetleyebiliriz.

Aralık 2019'da yayınlanan Türkiye raporunda ciddi sorunlara dikkat çekilmiş ve 40 öneriyle düzeltilmesini istemişti. Süresinin dolmasına yakın önerilerin bir kısmı apar topar düzeltilmeye çalışılıyor. Buna rağmen 12 numaralı tavsiye kararı yine bile isteye atlanmış. Nedir bu 12 numaralı karar? Siyasi nüfuz sahibi kişilerin ve yakınlarının varlıklarının mali birimlerce takip ve tespitinin yapılması. Bunu ilgili kanuna koymak yerine, iç hukukta defalarca yaptığınız gibi yine etrafından dolanmayı tercih ediyorsunuz. Çekince nedir, kimin içindir? Çekince belli de genişliğiniz ülkemizin gri listeye girmesine sebep olabilir yani Türkiye'yi Kamboçya, Gana, Yemen, Zimbabve'nin seviyesine indirir.

Uyarıyoruz, dinlemiyorsunuz veya dinleyemiyorsunuz. Gri liste, uluslararası finans piyasaları için risk taşıyan, güvenilmeyen, yabancı yatırımcının gelmekten çekineceği ülkeler sınıfına düşmek demek. Bir yandan yurt dışından yatırımcı getirmek için sanal reform söyleminde ısrar ediyorsunuz, bir yandan da uluslararası hukuka aykırı işler yapıyorsunuz. Kafanız mı karışık, kafaları karıştırmak mı istiyorsunuz, merak ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin ismi "Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi" fakat ne hikmetse 40 maddelik Dernekler Kanunu'nun tam 7 maddesinde doğrudan değişiklikler yapılıyor. Aslında siz "Birleşmiş Milletler ve OECD anlaşmalarına uyum" adı altında sivil toplumu da ifade özgürlükleri kısıtlanmış, hatta partili sivil toplum yapmaya çalışıyorsunuz.

Terörün her türlü finansmanının kesilmesini destekliyoruz. Terörün finansmanına da, teröre de göz açtırmayalım. Teröre karşı toplumsal, siyasi, askerî ve mali her türlü mücadeleyi verelim. Kırk yıldır üzerimize kara bulut gibi çökmüş terör belasını ülkemizden hep beraber defedelim. Bu konuda dün olduğu gibi her gün devletimizin yanındayız. Teröre nefes aldırmayın ama sivil toplumun nefesini de kesmeye kalkmayın. Bir yandan "Terörizmin finansmanını çökertmek için derneklere gelecek tüm paraları denetleyelim, yurt dışından bir kuruş para bile haberimiz olmadan derneklere girmesin." diyorsunuz, diğer taraftan, daha geçenlerde malum varlık barışını 6'ncı defa çıkararak "Dünyanın neresinden para gelirse gelsin sorgulamadan kabul edeceğim." diyorsunuz. Yani bütün dünyadaki paraya, içinde kara para da olsa, haksız kazanç da olsa; suçun, terörün finansmanı olarak kullanılan para da olsa bakmadan gelsin diyorsunuz. Bunun neresinde samimiyet var?

2004 yılında çıkardığınız Dernekler Kanunu'nu on altı yıl içinde defalarca değiştirdiniz, alıştık, son değişiklik mart ayında yapıldı. O günlerde sivil toplumdaki fişlemenin sakıncalarını dile getirmiş, teklifinize karşı çıkmıştık. Ancak bugün baktığımız tabloda sivil toplumun sürekli denetim altına alınmaya çalışılan siyaset güdümündeki toplum hâline getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Derneklere yönelik keyfî uygulamalar yürütmenize karşıyız. Sivil toplum faaliyetlerinin kısıtlanmasına karşıyız. STK yöneticilerinin bir talimatla görevden alınmasına karşıyız. Ezcümle, demokrasinin damarlarını tıkamanıza karşıyız. Kimse sizden bunu istemedi, bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.

Bu düzenlemeler, bırakın uluslararası anlaşmalara uyumu artırmayı, uyumsuzluğu daha da derinleştirecek, Anayasa'ya aykırılık yaratacak, ifade özgürlüğünü derinden yaralayacaktır. Sivil toplum kuruluşları, toplumsal sorunların çözümüne katkı sağlayan, işleyen demokrasinin ve güçlü devletin vazgeçilmez unsurudur. Vatandaşlarımızın STK'lerde aktif hâle gelmesi için cesaretlendirici teşviklerde bulunulması gerekirken siz STK'leri siyasal sorun olarak görüyor, vatandaşın katılım cesaretini kırmaktan başka bir iş maalesef yapmıyorsunuz. Bu kanun, gri listeye girmemek adı altında hazırlanmış gri bir kanundur.

Sözlerime gri kanunlar gri yatırımcılar getirir diyerek son veriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

17'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18'inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

124

Görüşülmekte olan 247 sıra sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ebrü Günay Kemal Peköz Mehmet Ruştu Tiryaki

Mardin Adana Batman

Ömer Faruk Gergerlioğlu Mahmut Celadet Gaydalı Tulay Hatımoğulları Oruç

Kocaeli Bitlis Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Süleyman Bülbül Rafet Zeybek Zeynel Emre

Aydın Antalya İstanbul

Alpay Antmen Turan Aydoğan Abdurrahman Tutdere

Mersin İstanbul Adıyaman

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkanım, Meclis terk ediliyor, bürokratlar gitmeye başladı; milletvekilleri burada, bürokratlar gidiyor. Bu ne biçim iştir? Yoklama istemeyelim mi şimdi?

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç'un.

Buyurun Sayın Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Hristiyan âleminin Noel Bayramı'nı, Süryanilerin Yaldo Bayramı'nı kutluyorum. Tüm halkların ve inançların, gerçekten bayram tadında bir bayram geçirmesini bizler bu coğrafyada çok özledik; bu dileklerimi bildirerek sözlerime başlamak isterim. (HDP sıralarından alkışlar)

Mali Eylem Görev Gücü 2019 değerlendirme raporunda kara para aklama, terörün finansmanının ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi konusunda çok eksik olduğunu belirtmiş Türkiye için ve demiş ki: "Türkiye bunları yerine getirmezse gri listeye girebilir." Sanıyorum ki bu yasanın bu şekilde alelacele, bütçeden hemen sonra getirilme sebebi biraz bu gri liste telaşına kapılmanın sonucudur.

Burada Rıza Sarraf'tan bahsetmek istiyorum. 17 Aralık 2013'ü sanırım herkes hatırlayacaktır, hafızlardan silinmeyen bir olay; Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet sarmalının açığa çıktığı günler. Bu sarmalda da Rıza Sarraf başrol; etkili yardımcı oyuncularsa Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan. Rıza Sarraf ilk tutuklandığında Cumhurbaşkanı açıklama yapmıştı, hatırlar bütün kamuoyu ve sizler. Altın kaçakçılığı, altın ticareti oldu; bakanlara verilen rüşvet, hayırseverin yardımı oldu. Cumhurbaşkanı, yerli ve millî olan İranlı Rıza Sarraf'a böyle sahip çıktı.

Bu çarşamba günü de Cumhurbaşkanı yaptığı grup toplantısında şunu söyledi: "Muhalefeti yerli ve millî yapacağız." İranlı Rıza Sarraf'ı yerli ve millî gördüğü gibi. 17-25 Aralık yolsuzluklarının hesabını verememiş bir iktidar bana göre hiç kimseden hesap falan soramaz. Buradan bu konuşmaları söylediğimizde hemen "FETÖ, FETÖ, FETÖ" deyip duruyorsunuz. Gerçekten artık çok bayatladı bu nakarat, yenisini bulmanızı önermekteyiz.

Bir diğer konu ise Suriye Millî Ordusu, IŞİD, El Nusra ve türevi çetelere sunulan destek. Bu örgütlerden devşirilmiş savaşçıların Libya'ya gönderildiği, belgelenmiş durumda ve yine Türkiye finanse ediyor, bunu bu kürsülerden çok defa dile getirdik. Bunu nasıl anlatacaksınız? Anlatamazsınız. Şimdi konuştuğumuz bu kanun karşısında, iktidar değişince bu kanunla birlikte hesap vermesi gereken pozisyona sizler düşeceksiniz, bunu hatırlatmak isterim.

Karanlık işlerin açığa çıkmaması için tabii ki ülkede henüz tamamlanmamış olan ama tamamlamak için demokratik kitle örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını, muhalefeti iyice ezmeye çalışan yasayı da bu kitle imha silahlarının arkasına bir güzel saklayarak çıkarmaya çalışıyorsunuz. Çünkü az önce bahsettiğimiz -bu yargılanma süreci- gerek Türkiye'nin iç mahkemelerinde gerekse uluslararası mahkemelerde yargılanmadan kurtulmanızın tek yolu, hakikaten, faşist diktatörlüğünüzü ilan etmek, yıkılana kadar da bunu götürmek, zaten de şu an bunu yapmaya çalışıyorsunuz.

18'inci maddenin gerekçesinde deniyor ki: "5271 sayılı Kanunun 123'üncü maddesine yeni bir fıkra eklemek suretiyle, yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar bakımından muhafaza altına alınan ya da elkonulan malvarlığı değerlerinin kıymetinin tespit edilmesi sağlanmaktadır." Buradaki hedef tam olarak nedir? Bu düzenlemeyle özellikle insan hakları, kadın hakları, çocuk ve ekoloji alanında çalışan sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini felç etmek istiyorsunuz. Yani OHAL uygulamalarıyla yani 15 Temmuz askerî darbe girişiminden sonra yaratmış olduğunuz iklim yetmiyormuş gibi, o iklimi direkt yasalarla garanti altına almak istiyorsunuz ve elinizi bu manada rahatlatmak istiyorsunuz. İçişleri

125

Bakanı bugün Süleyman Soylu'dur, yarın kim olur bilmeyiz, onun elini, valilerin, yani şu anda AKP il başkanı görevini yürüten valilerin elini güçlendirmek için yasalar çıkarıyorsunuz.

Türkiye'de darbeler tarihine baktığımız zaman, darbelerden sonra demokrasi güçlerinin kendilerini yeniden dirilttiğini önceki konuşmamda da ifade ettim; bu, çok önemlidir. Bakın, 1980 darbesinde askerî cunta rejimine karşı Türkiye'de demokrasi mücadelesi ortadan kalkmadı, devam etti. Türkiye'de demokrasi mücadelesi geleneği var ve bu gelenek kesinlikle kazanacaktır; bu, böyle biline. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkanım, saat kaçta kapatmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN - Yarın.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz, Sayın Abdurrahman Tutdere'nin.

Buyurun Sayın Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz bu teklifin Komisyon görüşmelerinde teklif sahiplerine "Millet aç iken, yoksullar perişan iken, milletin bu temel sorunlarına çözüm getirecek yasaları getirmeniz gerekirken nereden icap etti böyle bir yasayı getirdiniz?" diye sorduğumuzda, bize aynen şunu dediniz: "Mali Eylem Görev Gücü'nün raporu var, eğer biz yıl sonuna kadar bunu getirmeseydik Türkiye, gri listeye girecekti." Baktık, evet böyle bir rapor var. Raporu incelediğimizde raporda yaklaşık 40 maddelik başlıklar hâlinde ülkemize tavsiyeler var, rapor burada. Bu raporun 12'nci maddesinde siyasi nüfuz sahibi kişilerin mal varlıklarına ilişkin de tavsiye kararı var. Açtık, baktık teklife; bu teklifte siyasi nüfuz sahibi şahıslara ilişkin herhangi bir düzenleme yok. Biz sorduk: "Neden bunu koymadınız?" Cevap yok. Büyük ihtimalle, iktidar sahiplerinin gerçekten açıklamaktan korktukları mal varlıkları var da herhâlde ondan koymamışlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şunu açıklıkla söylemekte yarar var: Bu kanun teklifi, Türkiye'yi gri listeye koymaktan kurtarır mı; onu ben bilmem ama şundan emin olun, milletimiz, sizi kara listenin başına yazmış durumda, bundan kurtulamayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu teklifte Anayasa'ya, uluslararası sözleşmelere aykırı birden fazla madde var. Bizden önceki konuşmacılar ifade ettiler. Ben bir avukat olarak, yıllarca savunma görevi yapan bir savunman olarak, özellikle bu kanunun 20'nci maddesinde yer alan avukatlara şüpheli işlemleri bildirme sorumluluğuna ilişkin düzenlemeyi gerçekten hayretle karşıladım. Bu düzenleme, bağımsız savunmayı temsil eden, demokrasiyi, hukuku savunan avukatları gerçekten itibarsızlaştıracak ve avukatların, mesleklerini kanuna uygun olarak yerine getirmelerine engel olacaktır.

Efendim, işte "Biz bunu Avukatlık Kanunu'nun 35'inci maddesindeki düzenlemeyle sınırlı tuttuk." diyorsunuz. Şimdi, 35'inci maddeye bakıyoruz, yapılan bütün işlemler, resmî dairelerde yapılacak işlemler. Peki, devletin resmî dairelerinde yapılacak şüpheli işlemlerden devletimizin polisi, jandarması, MİT'i, diğer kamu kurumları zaten haberdar. Siz neden illa avukatı da bu sorumluluğun içine sokuyorsunuz? Avukatlara böyle bir yük yüklüyorsunuz? Avukatların zaten yükü yeterince var çünkü iktidarınız döneminde avukatlar, demokrasiyi, hukuku, insan haklarını savunmakla zaten yeteri kadar yoruluyorlar. Bunun yanında ekstradan avukatı ihbarcı konumuna sokacak, avukatı vekiliyle, müvekkiliyle güven ilişkisini sarsacak bir pozisyona düşürmeye neden ihtiyaç duydunuz?

Sorduk, dedik ki: Arkadaşlar, herhangi böyle bir olumsuz işlemi yapan bir avukat ne oldu? Yok. Peki, nereden icap etti? Sizin iktidar olarak avukatlarla sorununuz var. Siz avukatları sevmiyorsunuz çünkü siz avukatları yargılamanın önünde bir engel olarak görüyorsunuz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Avukatları böldünüz, avukatları copladınız, avukatları milletin Meclisine bile sokmadınız ama yetmedi, hızınızı alamadınız, şimdi avukatlara "İlla da ihbarcı olacaksınız…"

Bakınız, ben bir hukukçu olarak sizleri buradan uyarıyorum: Hastaneye ve hapishaneye kimin ne zaman düşeceği belli olmaz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Siz siz olun, avukatlarla uğraşmaktan vazgeçin. Bir gün avukatlar, size de lazım olur, avukatların hukuksal yardımından faydalanmak isteyebilirsiniz.

Bakınız, sizin yaptığınızı FETÖ'cüler de yaptı; yeri geldi avukatları muhatap almadılar, hâkimler, savcılar, taleplerini almadılar; gün geldi, devran döndü, nezarete girdiklerinde "Aman yaman, avukat nerede, avukat nerede?" diye bağırdılar. Onun için, siz siz olun, avukatlarla uğraşmaktan vazgeçin. Gelin, yol yakınken bağımsız savunmayı tehdit eden bu uygulamadan vazgeçin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) - Siz, ne yaparsanız yapın, ne tür düzenlemeler getirirseniz getirin, avukatlar, hakkı hukuku savunmaya devam edecektir. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tutdere.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

126

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinin (1)'inci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Arslan Kabukcuoğlu Ahmet Kamil Erozan

İzmir Eskişehir Bursa

Bedri Yaşar Hayrettin Nuhoğlu Durmuş Yılmaz

Samsun İstanbul Ankara

Fahrettin Yokuş

Konya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Bedri Yaşar'ın.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 123'üncü maddesine yeni fıkra eklenmiştir. Böylece, eşya ve kazancın muhafaza altına alınması ve bunlara el konulması işleminde bir kıymet tespiti yapılması öngörülmüştür. Değişiklikle, şüpheli eşyaların zarara uğraması sonucunda kişilere ödenecek ücret tespit edilecektir.

Değerli milletvekilleri, biz savcılık kararı ile yargı kararı olmadan el konulma işleminin hukuka ve hukukun ilkelerine uygun olmadığı kanaatindeyiz. El koyma konusunda "Yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur." denilmektedir. Yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulmadığında bu el koyma kararı hükümsüz mü kalacak, yoksa çeşitli bahanelerle, savcı bir hafta, on gün bu işlemi uzatacak mı? Burada bir belirsizlik söz konusudur. Biz bu düzenlemenin Anayasa'ya, mülkiyet hakkına ve diğer temel hak ve hürriyetlere aykırı olduğu kanaatindeyiz.

Değerli milletvekilleri, bu, Hükûmetin çıkardığı 33'üncü torba yasa. Yani biz bu son dönemde, şöyle ağız tadıyla, oturup kanun teklifleri, yasa yapma konusunda… Maalesef, Sayın Cumhurbaşkanımızın çıkardığı kararnamelerin sayısı, Parlamentonun çıkardığı yasalardan daha fazla. Burada da aynı torba kanun teklifinin içerisinde 7 ayrı yasada değişiklik yapılıyor; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun.

Tabii, bazı kanunlara biz İYİ PARTİ olarak olumlu oy veriyoruz, bunların başında da Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun geliyor. Diyoruz ki: Bununla ilgili ne varsa… Yani terörizmin finansmanının nasıl olduğu konusunda hepimiz neyin ne olduğunu biliyoruz. Siz kayıt dışı ekonominin önüne geçemediğiniz sürece terörizmin finansmanının da önüne geçmeniz mümkün değil. Hepimiz görüyoruz yani bu teröristlerin yaptığı faaliyetlere baktığınız zaman, mesela, Amerika'da İkiz Kuleler'in vurulmasından tutun, Pentagon'un bombalanmasına kadar kullanılan silahlara baktığınız zaman, neyin ne olduğu konusunda herkesin bir fikri var. Burnumuzun dibinde, Suriye'nin kuzeyinde PYD terör örgütüne binlerce silahı, dostumuz dediğimiz Amerika'nın teslim ettiğini de hep beraber görüyoruz; daha neyi nerede arıyorsunuz, işte, burnunuzun dibinde. Dolayısıyla, Türkiye'de de görüyoruz, yurt içinde de her geçen gün… İşte, arkadaşlarımız bahsediyorlar, 1,5 milyar dolar, 2 milyar dolar, 3 milyar dolar her yıl Türkiye içinde yapılan ticaretten, terör faaliyetlerine finansman aktarılıyor. Bunun önüne geçilemez mi? Geçilmesi lazım. Kırk yıldır terörle mücadele ediyoruz, binlerce şehit verdik. Yani bunun hiçbir "ama"sı "vesaire"si, "şu"su, "bu"su olmadan ne getiriyorsanız, getirin imzalayalım, ne istiyorsanız getirin destekleyelim ama bu terörün kaynaklarını bir an önce kurutalım.

Bakın, varlık barışıyla yine bir şeyler yaptınız. Diyorsunuz ki: "Kaynağı belli olmayan paraları getirin." Hiçbir sorgu, sual yok. Ben size söylüyorum: Bu paraların kaynağı nasıl olur? Biz bol miktarda ihracatlar yapıyoruz. Bu paranın kaynağı belli mi? Belli. Yurt dışında müteahhitlik hizmetleri yapan arkadaşlarımızın yurt dışında parası olabilir mi? Olmaz. Neden? Zaten bu elde ettiği gelirler vergiden muaf. Demek ki bu paraların önemli bir kısmı gayriyasal paralar. Bu içerideki insanların, müvekkillerin yasal çalışmasının önündeki en büyük engel bu. Nasıl olsa bir şekilde devlet bunu 6'ncı seferdir uzatıyor, dolayısıyla bir problem olmuyor.

Bakın, şu an biz bir şekilde yurt içerisinde SGK ve vergi borçlarının öteledik. Ne diyor mükellefler? Diyor ki: "Hiç olmazsa gelin matrah artırımı yapalım." Matrah artırımıyla da bakın, bu matrah artırımı isteyen insanlar şu an defterini, kitabını zaten kapattı. Bundan

127

 
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

TBMM Gezi ve Rehberlik

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, TBMM rehberlik online kayıt sistemine başvurunun ardından, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki