Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
27. Dönem 3. Yasama Yılı
118. Birleşim 28 Temmuz 2020 Salı

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 150 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu
28 Temmuz 2020 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 118'inci Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz cezaevlerindeki düşünce suçluları hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer'e aittir.

Buyurunuz Sayın Çakırözer.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de, iktidarlar, dönem dönem muhalif görüşteki gazetecileri, siyasetçileri, aydınları zindanlara atarak terbiye edecekleri, susturacakları sanısına kapılırlar; askerî darbelerin sonrası böyledir, DGM dönemleri, OHAL dönemleri böyledir.

Değerli arkadaşlarım, haftalarca konuştuğumuz ve çıkardığımız infaz düzenlemesi kapsamında 100 bin hükümlü özgürlüğüne kavuşmasına rağmen cezaevleri siyasi tutuklularla, düşünce suçlularıyla dolu. Geçen hafta Sincan ve Silivri Cezaevlerini ziyaret ettim. Osman Kavala, dün tutukluluğunun 1.000'inci günüydü, Silivri Cezaevinde tam bin gün. Bizler, hayatlarımızdan bırakın bir günü, bir dakikanın bile çalınmasını kabul edemezken Kavala'nın bin günü çalınıyor; hem de hakkında verilmiş olan 1 beraat, 3 tahliye kararına rağmen özgürlüğünden, sevdiklerinden mahrum. Hakkında açılmış 3 soruşturmanın hiçbiri, hukuken onu cezaevinde tutmaya yetmiyor; ona yapılan hukuksuzluğu düzeltmek yerine onu içerde tutmak için apar topar yaratılmış, içinde tek delil dahi olmayan dosyalarla mahpusluğu sürdürülmeye çalışılıyor. Kavala haksız mı"Bu hukuksuzluğun kılıfı yok, paralel bir infaz sistemi kurulmuş." derken, haksız mı "OHAL bitse bile, anlayışı yerleşti; siyasetin yargıya müdahalesi yaygınlaştı." derken? AİHM Kavala hakkında karar verdi, cezaevinde bir gün dahi tutulmaması gerektiğini söyledi ama dinleyen kim? Bizim mahkemeler AİHM kararını yerine getirmeden etrafını nasıl dolaşırım derdinde. Bu hukuksuzluğun sona ermesi için Kavala bir saniye bile gecikmeden özgürlüğüne kavuşmalıdır. Benzer biçimde, Selahattin Demirtaş Edirne'de, İdris Baluken Sincan'da beş yıldır yatıyor. Ne için? Düşündüklerini ifade ettikleri için, yaptıkları konuşmalar için. AİHM kararları dinlenmiyor, Anayasa Mahkemesi karaları dinlenmiyor, yargı reformu yaptık, dinlenmiyor. İdris Baluken'in konuşmaları nedeniyle her birinden birer buçuk yıl ceza aldığı dosyaların tümü bozulmuş ama aynı konuşmalar nedeniyle onaylanmış mahkûmiyeti devam ediyor. Onun deyimiyle, üst üste kiremitlerden yapılmış bir kule düşünün; kiremitler kırılmış, siz hâlâ "Kule duruyor." diyorsunuz. Böyle hukuksuzluk, böyle adaletsizlik olmaz.

Değerli arkadaşlarım, üzülerek şu tespitimi paylaşmak durumundayım: Hiçbir darbe döneminde, Türkiye'de bu dönem olduğu kadar gazeteci tutuklanmadı, zindanlara atılmadı.

OdaTV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız tam kırk yedi gündür Sincan Cezaevinde. Gerekçe, iki köşe yazısı. O yazılar hâlâ internette ama Müyesser cezaevinde. Libya'da, Suriye'de yapılanları Cumhurbaşkanı açıklayınca bir şey yok, gazeteci yazınca at zindana. İsimsiz, imzasız ihbar mektupları; yok "casusluk" yok "devletin gizli belgeleri" diye şahsiyet karalama operasyonları; sonra telefonunda, bilgisayarında asla olmayan belgeyi bulma çabaları. Onunla yetinmiyorlar, oğlunu da mağdur ediyorlar. Hukuka aykırı el koydukları bilgisayarını hâlâ teslim etmiş değiller. Haydi Müyesser'i 15 Temmuza giden sürecin perde arkasını ilmik ilmik ortaya çıkardığı için cezalandırıyorsunuz, ailesinden ne istiyorsunuz? Şimdi Müyesser haksız mı "Bu yaptıklarınızın FETÖ'den ne farkı var?" diye sorarken? Müyesser Yıldız'ın cezaevinde geçirdiği her gün hepimiz adına ayıptır.

Bir başka isim: Sincan'da beş aydır yatan Rudaw TV muhabiri Rawin Sterk. Sınır bölgesindeki Suriyeli göçmenlerin haberini yapmak için gittiği Edirne'de gözaltına alınıyor, tutuklanıp Ankara'ya getiriliyor. 2008'de açılan bir soruşturma nedeniyle 2020'de tutuklanıyor. Dikkatinizi çekerim, on iki yıl boyunca ifadesi dahi alınmamış. Daha garibi ise fezlekesinde, iddianamesinde 2008'deki iddialar değil, dış politikayla ilgili birkaç ay önce yazdığı iki yazı ve "tweet"ler yer alıyor. Hani biz yargı reformu yapmıştık; haber, eleştiri suç olmayacaktı; haberden terör, gazeteciden terörist yaratmayacaktık?

Değerli arkadaşlarım, saymakla bitmiyor. OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan yüz kırk üç gündür cezaevinde, Manisalı muhabir arkadaşımız Hülya Kılınç ve

1

Yeniçağ yazarı Murat Ağırel'le birlikte. Gerekçe, Libya'da şehit düşen MİT mensubumuzun cenaze töreni haberleri. Dün tutukluluk değerlendirmeleri vardı; oy çokluğuyla, kaçma ve delilleri yok etme şüphesi nedeniyle tutukluluğa devam çıktı. Soruyorum: Hangi delili karartacaklar? Haber zaten bir şehit cenazesi fotoğrafı, nesini karartacaklar? "Kaçma şüphesi" diyorlar; Barışları, Murat'ı, Müyesser'i, Hülya'yı Kapıkule'nin dışına koysanız koşa koşa "Vatanım!" diye geri dönerler. Kaçacak olsalar FETÖ'yle birlikte kurduğunuz kumpaslarda on altı ay, on dokuz ay Silivri'de çektirdiğiniz zulümlerden sonra küserlerdi, kaçarlardı bu memleketten. Ayrıca, bu gazeteciler neden tutuklu? MİT mensubunun cenazesinin ifşası. Bakın, iki gün önce MİT'in İstanbul Bölge Başkanlığı binasının açılışı yapıldı. Orada çekilen fotoğraflar, videolar Cumhurbaşkanlığının resmî hesaplarından paylaşıldı, hem de sansürsüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) - Bunu yapanlara bir işlem yapılır mı? Hayır. Ama MİT mensubunun cenaze töreninin daha önce çıkmış haberini yaptıkları için beş aydır zindandalar hem de tecrit hâlindeler. İşkence üstüne işkence.

Yazarlar Ahmet Altan, Mümtazer Türköne; görüşlerini beğenirsiniz beğenmezsiniz, onlar da yorumları, yazıları gerekçe gösterilerek yıllardır cezaevinde. Ahmet Altan, hakkında hüküm verilmesine rağmen eşine rastlanmamış hukuki zorlamayla yeniden tutuklandı. Ne Anayasa Mahkemesinin ne Yargıtayın, kimsenin sesi çıkmıyor. Mümtazer Türköne aynı suçlamalarla yargılandı, diğer isimler dışarıdayken ciddi sağlık sorunlarına rağmen dört yıldır içeride; gerekçe köşe yazıları.

Adı Osman Kavala olsun, Müyesser Yıldız olsun, Selahattin Demirtaş, Barış Pehlivan, Rawin Sterk ya da Ahmet Altan. Türkiye'de mahkemeler bu aydınlarımızın özgürlüğünü siyasi iktidarın tercihine, keyfine, öfke dozuna göre kısıtlayamaz; eğer ki hukuk devleti olacaksak kısıtlayamamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) - Bu Meclisten çıkardığımız yargı reformlarına rağmen tamamen keyfî uygulamalarla uluslararası sözleşmeler, hukuk, Anayasa hiçe sayılarak insanımızın özgürlüğü aylarca, yıllarca çalınamaz. Pandemi döneminde, infaz paketi düzenlemesi sırasında defalarca çağrıda bulunduk. Gerekiyorsa düşünce suçluları ve siyasi tutuklular için bir yargı paketi daha çıkaralım ama Türkiye'yi bu ayıptan mutlaka kurtaralım. Milletin vekilleri olarak her bireyin hakkını, hukukunu korumak bizlerin birinci görevidir. Siyaset kurumu, bu kanayan yarayı çözmelidir. Bu ülkede cezaevleri düşünce suçlularıyla dolu. Her düşüneni, her eleştireni hapse attığımız için insani gelişmişlikte, demokraside, yargı bağımsızlığında en diplerdeyiz. Bu yüzden dünyada, basında özgürlüğü olmayan, ifade özgürlüğünün, hukukun üstünlüğünün yerlerde olduğu bir Türkiye olarak algılanıyoruz. Dünyanın gazetecileri en çok hapseden ülkesi olmak hepimiz adına utanç vericidir. İfade ve basın özgürlüğü demokrasi ve hukuk devletinin vazgeçilmezidir, olmazsa olmazıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz Şanlıurfa'da tarım sektörünün sorunları hakkına söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan'a aittir.

Buyurun Sayın Öcalan. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) - Kıymetli Başkan, değerli arkadaşlar; Genel Kurulu ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki tarım sorunları ülkenin tamamında büyük bir çıkmazın içerisindedir. Urfa, Amed, Batman, Mardin, Şırnak bölgesinde de büyük tarım sorunları yaşıyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı geçenlerde bir açıklama yapmış, bilmem kaç milyon TL çiftçilerin hesabına aktarılmış. Şimdi, biz bu açıklamaya bakınca tam bir organize işler, bir organize işler almış başını gidiyor. Tarım Bakanlığı çiftçilerin hesabına para aktarmış; maalesef, bölgedeki enerji şirketi -adına DEDAŞ da diyebilirsiniz DEAŞ da diyebilirsiniz- çiftçinin hesabına bloke koymuş, çiftçi gidip tarım destekleme ücretlerini alamamaktadır. Tam bir organize. Yandaş medya son dakika geçiyor, Tarım Bakanlığı çiftçilerin hesabına bu kadar para aktarmış. Bir algı operasyonu. Gidin, bölgeye bakın, çiftçiye sorun, maalesef, hesapların hepsi blokelidir, çiftçiler o parayı çekememektedir. 16 Temmuzda örgütümüzle, partimizle gittik DEDAŞ'ın önünde bir basın açıklaması yapmaya. Ya, bakarsınız, tam organize işlerin devamı. Orada, 10 vekille ve partimizle birlikte DEDAŞ'a karşı, DEAŞ'a karşı bir basın açıklaması yapacağız, onu bile engellemeye çalışıyorlar. DEAŞ'ı korumaya almışlar, bir iş birliği hâlinde hareket etmektedirler. Atatürk Barajı yanı başında hidroelektrik enerjisinin yüzde 20'sini üretmektedir ama bölgemiz enerjisiz, elektriksizdir.

Geçenlerde yine gittik, bir domates üreticisi 70 dönüm civarında araziyi kiralamış,

2

vatandaş ekiyor. Arkadaşlar, domatesin kilosu tarlada 50 kuruş, 13 kilo domates eşittir 1 litre mazot. Girdiler, fidesi, gübresi, işçisi, arazinin kiralanması… Maalesef, çiftçi, orada karın tokluğuna bile çalışamamaktadır; geçenlerde tekrar gittim bir çayını içmeye, domates bitmek üzere, yavaş yavaş hasat bitecek, dedi ki: "Vekilim, 10 kuruş zam gelmiş, 60 kuruş olmuş domates." Vicdan kabul eder mi bunu? İktidarın tarım politikasını gözler önüne seriyoruz burada, ifşa edeceğiz.

Pamuk desteklemesi, dört yıl önce, iki yıl önce bambaşka bir aşamadaydı, pamuğun kilosu 4 liraydı. Geçen sene, çiftçimiz -pamuğun yüzde 42'sini Urfa üretmektedir- pamuğu 2,5 liradan sattı; tüccar bulamadı, pamuğunu satmak için tüccar bulamadı. Maalesef, tarım politikaları gözden çıkarılmış, yapılan tüm çalışmalar sadece algı oluşturma, bir algıyı yaratma. Onun dışında, organize işler dışında farklı bir durum söz konusu değildir.

DEAŞ Rojava'da, Orta Doğu'da insanları öldürüyor vahşi yöntemlerle; DEDAŞ, DEAŞ'ın buradaki uzantısı, güneydoğuda, bölgede suyu kesiyor, elektriği kesiyor. İnsanlarımız hayvancılıkla uğraşıyor, tarımla uğraşıyor; maalesef hayvanlar susuzluktan ölmektedir, insanlar büyük bir bedel ödemektedir. Gidiniz bakınız, o tarlalarda 14-15 yaşındaki çocuklar 50 lira yevmiyeyle çalışıyor. Millî Eğitim Bakanı, gitmiş, bir tarım arazisini ziyaret ediyor, orada bir görüntü veriyor; 10 yaşında bir çocuğa bir salkım domates karşılığında kendince kitap veriyor. Aslında utanılması gereken, üzülmesi gereken bir görüntüyü kendi sosyal medyasında paylaşıyor.

Tabii ki tarım sorunları çok fazla, bakınız, fıstık hasadı yavaş yavaş geliyor. Karadeniz'deki fındık üreticisi için devlet taban fiyatı belirledi. Bu devlet mekanizması, Tarım Bakanlığı, Urfa'da, Antep'te üretilen fıstığa niye taban fiyat belirlemiyor? Şimdi gidin bakın, su altı boz fıstığın kilosu 15 liradır arkadaşlar. İki ay sonra, üç ay sonra tüccar bunu toplayacak kendi iş birlikçileriyle, iki üç ay sonra bu fıstık 2 katına, 3 katına piyasaya sürülecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÖMER ÖCALAN (Devamla) - Gerçekten, çok fazla sorun var. Fıstık susuz üretilmektedir, artık girdi maliyetlerini karşılayamamaktadır. Bir aydır Tarım Bakanlığının, il müdürlüklerinin yetkilileri fıstık tarlalarını geziyor, kendilerince rekolte belirliyorlar. Maalesef, rekoltenin oranını yüksek tutuyorlar, fiyatı düşürüyorlar; tüccarlar, komisyoncular kendi aralarında anlaşıyorlar, lüks tüketim maddesi olan fıstığı alıp ucuz bir şekilde stokluyorlar. İki ay, üç ay sonra da yandaş medyanın gündemine girecek "Fıstık fiyatları 3 katı, 4 katı oldu, 100 lira oldu." diyecekler. Bunun önünü almamız gerekir, buna bir çözüm bulmamız gerekir.

Ben şimdilik kısaca bunları belirtiyorum, halkımızı saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz, kadına karşı şiddetle alakalı alınan kararlar ve yapılan çalışmalar hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Hülya Nergis'e aittir.

Buyurun Sayın Nergis. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜLYA NERGİS (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şiddetin ırkı, rengi ve dinî yoktur. Şiddet, bütün insanlığın problemidir. Şiddet, maalesef dünyanın her yerinde hüküm sürmektedir. Amerika'da 1 milyonda 21 kadın, Hindistan'da 19 kadın, Arjantin'de 13 kadın, Kore'de 9 kadın cinayete kurban gitmektedir. Türkiye'deyse bu oran 1 milyonda 5 ve 6 arasında seyretmektedir. Hedefimiz, tabii ki de, mümkünse bunu yok etmek, sıfıra indirmektir.

Dünyada her yıl 1,4 milyon insan şiddet nedeniyle hayatını kaybetmektedir. 3 kadından biri yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmakta, 10 şiddet mağdurundan da yalnızca biri kolluk birimlerine başvurmaktadır.

Kadın cinayetlerinde 2020 yılının ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 34 azalma olduğu, bu yılın haziran ayında ise geçen yılın aynı dönemiyle mukayese edildiğinde yüzde 18'lik bir düşüş olduğu gözlemlenmektedir. Bizin için her can kıymetlidir. Hiçbir insanımızı şiddete feda etmemeliyiz.

Hükûmetimiz döneminde şiddeti önlemek ve şiddet mağdurunu korumak için önemli yasal düzenlemeler ve çalışmalar yapılmıştır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı bir araya gelerek hazırlanan 75 maddelik Koordinasyon Planı yürürlüğe konulmuştur.

Kadına Yönelik Şiddet Olaylarına Dair Risk Analizi Modülü geliştirilmek üzere çalışılmakta olup şiddete tekrar maruz kalan ya da can güvenliği tehlikesi yüksek olan mağdurları zamanında tespit etmek üzere kullanılacak olan sistemin yakın zamanda pilot analizlerine başlanacaktır. Sürecin en önemli çalışmalarından biri olarak da Adalet, İçişleri,

3

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında kurulmuş olan UYAP ve POLNET ile veri entegrasyonu tamamlanmıştır. Ayrıca Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız tarafından 81 ilimizde Şiddet Önleme Ve İzleme Merkezleri açılmıştır, çalışmaya devam etmektedir. Önümüzdeki süreçte çalışan elemanlarının da artırılması noktasında çalışmalar yapılmaktadır.

Bakanlığımızca, 145 kadın konuk evinde şiddet mağduru kadınlara ve çocuklara barınmadan, psikolojik desteğe, mesleki eğitime kadar çok yönlü hizmetler sunulmaktadır. Alo 183 hattıyla kadınlara rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmektedir. Mobil uygulama sistemi KADES, kadınlara yardım edebilmek amacıyla geliştirilmiş; eşinden veya bir başkasından şiddet gören ya da şiddete maruz kalma ihtimali olan kadınlar, akıllı telefon üzerinden yapacakları ihbarlarla hızlı bir şekilde Kadın Acil Destek İhbar Sistemi'ne ulaşabilmektedirler.

Ayrıca, 15 ilde şiddet faillerine elektronik kelepçe uygulamasına başlanmış olup 81 ile yaygınlaştırılması çalışmaları yapılmaktadır. Eşine şiddet uyguladığı için evden uzaklaştırılan faillere tebligat sorunu yaşandığından, tebligatların kolluk marifetiyle yapılması düzenlenmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - İstanbul Sözleşmesi'ni niye kaldırmaya çalışıyorsunuz?

HÜLYA NERGİS (Devamla) - 500 bin kolluk personeli, 2020-2021 yılları arasında, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda hizmet içi eğitime tabi tutulacaktır. Kadına yönelik şiddet konusu, kolluk birimlerinde zorunlu olarak okutulmaya başlanacaktır. Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddet Olay Kayıt Formu, olay bazında risk tehdit değerlendirmesini de daha iyi ortaya koyacak şekilde düzenlenecek, acil durumun fark edilmesine olanak sağlayacak şekilde kırmızı ve diğer renklere yer verilerek farkındalığı artıracak şekilde düzenlenecektir.

Türkiye genelinde cumhuriyet başsavcılıkları bünyesinde Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet Bürosu yaygınlaştırılacak, bu bürolarda çalışan cumhuriyet savcılarının uzmanlaşmaları sağlanacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HÜLYA NERGİS (Devamla) - Şiddeti bitirmek için topyekûn mücadele gerekmektedir. Şiddetin önlenmesinde yazılı, görsel ve sosyal medyanın önemi çok büyüktür. Kadına yönelik şiddetle ilgili haberlerin yansıtılma dili, sonraki karşılaştığımız şiddet vakalarının seyrini etkilemekte olup medyaya büyük sorumluluk düşmektedir.

Sosyal medyayla ilgili yapılacak olan bugünkü kanuni düzenleme de bu anlamda çok önemlidir. Hızla kentleşmeden kaynaklı toplumsal yapımızda değişiklikler olmuştur. Bu sosyolojik değişiklikler aileyi yakından etkilemiştir. Toplumumuz geleneksel ve kalabalık aileden çekirdek aile modeline geçmiş, bu nedenle aile içinde yaşanan sorunlar daha çok dışarıya taşmaya başlamıştır. Sosyokültürel değişiklikler toplumsal hayatımızı ve yaşam tarzımızı derinden etkilemektedir. Bu değişiklikleri de herkesin iyi okuması ve gerçeklerle yüzleşmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

HÜLYA NERGİS (Devamla) - Son günlerde meydana gelen elim olaydan dolayı duyduğum üzüntüyü dile getirerek vefat eden mağdurlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Konunun her mecrada takipçisi olduğumuzu belirtmek istiyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli hatip gerçekten kadına yönelik şiddetle ilgili güzel açıklamalarda bulundu. Peki, iktidar olarak neden bu İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırmaya çalışıyorlar? Yani burada bir tezatlık yok mudur? Bunu bize bir anlatamazlar mı acaba?

Teşekkür ederim.

FATİH ŞAHİN (Ankara) - Başkanım, nasıl söz alıyor böyle? İsteyen kalkıp konuşuyor mu? Sayın Başkan, neye göre konuşuyor?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - İstanbul Sözleşmesi engelliyor mu?

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Barut…

AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, tek adam rejimi altındaki ülkemizde özgürlüklerimiz alınırken, farklı düşünen, eleştiren ve muhalefet eden herkes susturulmaya çalışılıyor. Âdeta cehenneme çevrilen güzel memleketimizde kimse sorgulaması, eleştirmesin, iktidara söz söylemesin isteniyor. Bu karanlığa itiraz eden herkes baskılarla, davalarla, cezaevleriyle tehdit edilip içeriye atılıyor. Türkiye özgürlükler sıralamasında

4

sürekli basamak kaybediyor, cezaevleri de gazetecilerle dolu. Mecliste görüşülmeye başlanacak sosyal medya düzenlemesi de bu karanlığı daha derinleştirecek hükümler içeriyor. Yasa teklifindeki düzenlemeler iktidarın eleştirildiği mecraları daraltmaya yöneliktir ve asla kabul edilemez. Tüm medyayı ele geçirip kendilerinin propaganda aygıtına dönüştürenler bununla yetinmiyor, şimdi de kimse ses etmesin diye sosyal medya alanlarını da kuşatıyorlar. Biliyorlar ki kendilerine biat etmeyen, baskı, sansür, ceza ve yasaklarla sinmeyen bir toplum var ama güçleri yetmeyecek.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle yarın Fatih Karagümrük'te 1. Lig Play-Off final maçına çıkacak olan, benim de taraftarı olduğum Adana Demirspor'umuza başarılar dilerim. Bütün Adana tek yürek olmuş durumda.

İnsanların hareket kabiliyetini kısıtlayan bir kas hastalığı olan SMA'nın en ağır olanı Tip 1'e yakalanan Adana Sarıçamlı Umut bebek hastanede yardım bekliyor. Hastalığın tedavisi için ABD'de "Zolgensma" adlı bir gen terapisi geliştirildi. Bu terapide kullanılan ilaç henüz Türkiye'de onay almamıştır. Bu ilaç hastanede ölümü bekleyen Umut bebeğin tek umududur. Sağlık Bakanına sesleniyorum: Zolgensma şu anda dünyanın en pahalı ilacı olsa da çocuklarımızın göz göre göre ölmesine razı olamayız. Fiyatı ne kadar olursa olsun bu ilacı SGK kapsamına alın. Bir bebeğin yaşamından daha pahalı ne olabilir? Umut bebeğin umutları kararmasın, yaşamına devam etsin.

BAŞKAN - Sayın Demir…

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Turizm sektörünün 2020 hedefi, 58 milyon turist ve 45 milyar dolardı ancak pandemiyle planlar değişti. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın başarılı çalışmalarıyla turizm sektöründe sertifika programını Avrupa'da uygulayan ilk ülke olduk. Bununla birlikte tanıtım faaliyetlerimize hız verildi. Pandemiden en çok etkilenen sektörlerin başında turizm gelmektedir. Bu süreçte turizmcinin yanında, onlara destek vermeye devam ediyoruz. Sektör kısa çalışma ödeneğinden yüzde 80 oranında destek aldı. Yeni kurulan Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansımız özellikle sertifikasyon ve yeni tanıtım faaliyetlerinde hızla yol aldı. Ülkemizin normalleşme sürecinde kurallara uyarak turizme katkı vermesi gerekmektedir. Böylece içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreci hızla aşarak kayıpları azaltacak, iç ve dış turizmdeki hareketlilik de artarak devam edecektir.

BAŞKAN - Sayın Adıgüzel…

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir süredir seçim bölgem olan İstanbul Kadıköy'de vatandaşlarımız Devlet Demiryolları arazisinin yapılaşmasına karşı büyük bir mücadele veriyor. Başta Kadıköy sakinleri ve esnafı olmak üzere İstanbullular, kentin en değerli arazilerinden biri olan Söğütlüçeşme'deki arazinin yeşil alan olarak değerlendirilmesini talep ederken Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayladığı gar görünümlü AVM projesine karşı çıkıyor. Kadıköy Belediyemiz konunun takipçisi olarak konuyu yargıya taşıdı ama ben buradan başta Çevre ve Şehircilik Bakanı olmak üzere tüm yetkililere bir kez daha çağrıda bulunmak istiyorum: Kadıköy'ün yeni bir AVM'ye değil, nefes alacağı parka, bahçeye ihtiyacı var; bölgenin en son ihtiyacı olan şey bir AVM projesidir. Kadıköy'ün betona heba edilecek bir karış toprağı kalmamıştır. Gelin, yalnızca çevreye ve doğaya değil, aynı zamanda bölge esnafına da zarar verecek, trafik yoğunluğunu artıracak bu rant projesinden vazgeçin, Kadıköylülerin çağrılarına kulak verin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Şeker…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, seçim bölgem Kocaeli'de Gölcük merkezli yaşanan 1999 Marmara depremi bize, zemin etütleri olmadan onaylanan imar planlarına göre yapılan binaların, görevini ihmal eden fennî mesullerin sözde kontrollüğünü yaptığı binaların, mühendislik hizmetlerinden yoksun yapı stoklarımızın yıkıldığını, can kaybının da özellikle buralarda olduğunu gösterdi. 2004'te Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini AK

5

PARTİ olarak üstlenince öncelikle jeolojik etütler doğrultusunda imar planları revize edildi. Başta İzmit Körfezi ile Sapanca Gölü arasındaki 18 kilometre uzunluğundaki Kuzey Marmara Fay Hattı olmak üzere tüm fay hatları imara kapatıldı. Vatandaşlar, deprem ve kentsel dönüşüm konusunda bilgilendiriliyor. İlkokullar başta olmak üzere STK'lerde eğitim çalışmaları yapılıyor.

Büyükşehir Belediyemize bu hassasiyetinden dolayı teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Keşir…

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Bölgesi milletvekili olarak özellikle fındığın bölgem ve ilim için önemli bir tarım ürünü olduğunun altını çizmek istiyorum. Yaklaşık üç yıldır Karadeniz Bölgesi milletvekilleri olarak Fındık Çalışma Grubunu oluşturduk. Bu grup, hasat öncesi ve hasat sonrası ihtiyaçlarla ilgili bölgede çalışmalar yapıyor. Yaptığımız çalışmaların neticesinde Tarım Bakanımızla istişarelerimiz oldu ve bununla birlikte dün Sayın Cumhurbaşkanımız fındık fiyatlarını açıkladı; Giresun kalite fındık 22,5 TL, Levant kalite fındıksa 22 TL olarak açıklandı. Alan bazlı destek ve mazot destekleri gibi destekleri de eklediğimizde -artı 2,5 lira- fındığın fiyatı bu sezon yaklaşık 25 TL olarak öngörülmüştür.

Ben, başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Tarım Bakanımıza ve bu alanda çalışan tüm milletvekillerine teşekkür ediyorum, TMO yetkililerine de teşekkür ediyorum bu süreçte topluma hizmetini verecekleri için. Üreticilerimizden de özellikle dalında fındık olgunlaşmadan toplamamalarını…

BAŞKAN - Sayın Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Memlekette bu kadar sorun varken, iktidar coronanın bu ağır şartlarına rağmen, bugün, Meclise sosyal medya kanununu getiriyor. Baktığımız zaman, 12 Eylül cunta döneminin dergileri poşete sokarak gönderdiği sansür uygulaması, bugün internetin, sosyal medyanın poşete konulması olarak 12 Eylül uygulamalarını resmen andırıyor. Buradaki amaç -birçok yabancı ülkeyi örnek gösterilse de- gençleri susturmak, eleştiriyi susturmak, muhalefet edilmesini engellemek, âdeta Kuzey Kore gibi herkesin mutlu olarak gösterilmeye çalışıldığı bir ülke yaratılıyor. Bunun yanında, iktidarın kendi siyasi geçmişiyle ilgili, FETÖ'yle ilişkili haberleri, yolsuzluklar ve başka skandal gelişmeleri de mahkeme kararlarıyla sildirme çalışması olarak göze çarpıyor ancak şunu söylemek istiyorum: Gençleri de susturamayacaksınız, muhalefeti de susturamayacaksınız, hep birlikte buna direneceğiz diyorum.

Saygılarımla… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

30 Ağustosta okulların açılacağı açıklandı. Koşullara göre bu tarihte değişme olasılığı ifade edilmektedir. Okulların açılmasıyla hijyen ve mesafe kuralları esas alınması önemlidir ancak tüm okullarda mutlaka sağlık personeli görev almalıdır. Ülkemizde işsiz sağlık mezunu 500 bini aşmıştır. Pandemi sürecinde özellikle kış sürecinde de sorun oluşturma olasılığını bilim insanları yüksek görmektedir. Sağlık mezunları işsiz ama yeterli sağlık eğitimine sahiptir. Bu nedenle, okullara derhâl atamaları yapılmalıdır. Sağlık mezunlarının okullarda görevlendirilmeleri sağlık sistemi açısından da önemli fayda ve katkı sağlayacaktır. Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde hizmetliler ile güvenlik görevlileri ve toplum yararı projesinde görev alanların tamamına sürekli ve daimî kadro hakkı verilmelidir. Bu kişiler de hemen okullara çağrılıp hijyen ve dezenfekte çalışmaları derhâl başlamalıdır. Millî eğitimde tüm hizmetli ve güvenlik görevlilerinin sürekli kadroda çalıştırılması önemlidir. Sağlıkçıların da millî eğitimde görevlendirilmeleri şarttır.

BAŞKAN - Sayın Gündoğdu…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dün, Kabine toplantısı sonrası Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan fındık fiyatları bölgemizde çok güzel bir şekilde karşılanmıştır. 500 bin üreticiyi, 8 milyon aile üyesini yakından ilgilendiren fındık fiyatlarının

6

açıklanması büyük bir sevinçle karşılanmıştır. Fındığın ve fındık üreticisinin teminatı olan Sayın Cumhurbaşkanımıza bir kez daha Genel Kurulun huzurunda teşekkür ediyorum ve bu vesileyle fındıkla ilgili çalışmalarda bulunan bölge milletvekillerimize, aynı zamanda Hazine ve Maliye Bakanımıza, Tarım ve Orman Bakanımıza teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Filiz…

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Antep fıstığı Gaziantep için marka değeri yüksek, adıyla özdeşleşmiş, çok emek ve masraf isteyen bir üründür. Çiftçilerimiz gerek üretimde gerekse de pazarlamada sorunlar yaşıyorlar. Şu anda yaş boz fıstığın kilosu 15 TL, kuru kavrulanın ise 40 TL'dir. Bu fiyatlara çiftçi isyan ederek "Bittik artık." diye feryat etmektedir. Üç ay sonra bu fiyatın 3-4 katına çıkacağını, bunun da fırsatçılara yarayacağını belirtiyorlar. Çiftçilerimizin bu tür mağduriyet yaşamaması için lisanslı depoculuk faaliyetleri desteklenmeli, güneydoğu tarım birlikleri veya benzer bir kuruluş yeniden oluşturulmalı, fıstık taban fiyatı önceden belirlenerek aracılara fırsat verilmemelidir. Ayrıca fındıkta olduğu gibi dekar başına veya kilo başına ürün desteği verilmeli, sulu tarım desteklenerek rekoltenin artırılması sağlanmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığının bu konulara hassasiyet göstermesini bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Katırcıoğlu…

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dün 2020 yılı fındık müdahale alım fiyatlarını açıkladı. Fiyatlar 50 randıman Giresun kalite kabuklu fındık için 22,5 lira, 50 randıman levant kalite kabuklu fındık için 22 lira olarak belirlendi. Bu fiyatlara mazot, gübre, tarım sigortası, organik tarım ve alan bazlı destekler de ilave edildiğinde kilogram fiyatları 25 TL ile 25,5 TL'ye ulaşmaktadır. Açıklanan fındık fiyatlarının öncelikle ülkemize, Kocaeli'mize, fındık üreticilerimize, sanayicilerimize ve ihracatçılarımıza hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyor; Kocaeli AK PARTİ milletvekilleri olarak fındık üreticilerimize her zaman destek olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, Tarım ve Orman Bakanımıza, Hazine ve Maliye Bakanımıza, Fındık Çalışma Grubu Başkanım ve milletvekili arkadaşlarıma, sahada alım sürecini yürüten ve yürütecek olan TMO çalışanlarına teşekkür ediyor; bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da fındık üreticilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz diyoruz.

BAŞKAN - Sayın Güzelmansur…

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sayın Başkan, Antakya-Samandağ yolunun bazı bölümlerinin yapımı henüz bitmedi ve âdeta trafik kazalarına davetiye çıkarılıyor. Ayrıca, Samandağ Çevre Yolu'nun bitiş süresi sürekli uzuyor. Karayollarının uhdesinde olan bu yol, yapan şirketle yaşanan sorunlar sonucu tekrar ihaleye çıkarıldı, süreç yine uzadı. Hafta sonları Samandağ'a gelen araç sayısı 39 bin. Şimdi Samandağ-Arsuz yolunun da açılmasıyla bu araç sayısı 60 binlere varacak; trafik zaten yoğunken daha da yoğun olacak. Trafik kazalarına dur demek için Samandağ Çevre Yolu'nu bir an önce bitirin.

Buradan Ulaştırma Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum: Samandağ'a gelmek, gezmek isteyen vatandaşlarımızı kazalardan korumak için bu yolları bir an önce bitirin, tamamlayın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Kasap…

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Özellikle, öncelikle şuna da değinmek istiyorum: Bu kadar methiye düzdüğünüze göre, demek ki fındık fiyatlarında aklanması gereken bir şeyler var, kamufle edilmesi gereken bir şeyler var.

20'inci yüzyıl Türkiye'sinde, 2020'de sağlıklı bir çevrede yaşamanın, sağlıklı bir su içmenin herkesin hakkı olması gerekiyor; yolu olması gerekiyor, hastanesinde doktoru olması gerekiyor. Maalesef, Kütahya'mızın Emet ve Hisarcık ilçeleri yıllardır arsenikli su içmeye, zehirlenmeye mahkûm ediliyor. İğdeköy'ümüz, yaklaşık bir yıldır, içilmesi kesinlikle yasak olan suya, zehirli arsenikli suyu içmeye mahkûm ediliyor, kronik arsenik zehirlenmesi oluyor. Borun ve daha birçok madenin başkentini bu şekilde mağdur etmek yakışmıyor.

Bu arada, tekrar belirtmek gerekiyor, termik santraller açıldı, filtreler kül yağdırmaya devam ediyor, Porsuk Barajı kirleniyor.

7

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Nuhoğlu…

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Son zamanlarda artan Atatürk düşmanlığına ne yazık ki devlet kurumlarında sorumluluk taşıyan kişiler de eklenmiştir. Sosyal medyada pervasızca saldırgan tavırlar sergilenirken Türk milletini asıl derinden yaralayan gelişme Diyanet İşleri Başkanından geldi. Atatürk düşmanlarına olan muhabbetini gizlemeyen bu kişi, Ayasofya'yı tapuya "cami" olarak kaydettirdiği için saygı göstermesi gerekirken, konuşmasında Atatürk'ün adını zikretmeden lanete uğrayacağını ifade etmiştir. AKP sözcüsü ve yandaşlar her ne kadar anlam değiştirmeye çalışsalar da söylediği cümle aynen şöyledir: "Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar." Burada kastedilen çok açıktır. Tepkilerden kaçmaya çalışmak, lafı düzeltmeye uğraşmak yerine Diyanet İşleri Başkanını istifa etmeye çağırıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kaya…

AHMET KAYA (Trabzon) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Tecil yaşının düşürülmesiyle birlikte binlerce gencimiz, haberleri olmadan, yoklama kaçağı durumuna düşürülmüştür. Yoklama kaçağı durumuna düşürülen bu gençlerimiz bedelli askerlik yapma ve üniversiteye girme haklarını kaybetmiştir. Bu gençlerimizin hiçbir suçu, kabahati yoktur. Kabahat onları habersizce yoklama kaçağı durumuna düşürenlerindir. Sayıları 500 bini bulan bu gençlerimizin psikolojileri bozulmuş, hayatları karartılmıştır. Bu gençlerimiz bizlerden ne iş ne aş ne atama ne kadro ne maaş istiyorlar, sadece adalet istiyorlar. Bizler de anne babayız, ortada büyük bir haksızlık var, hep birlikte bu haksızlığı düzeltmemiz gerekiyor.

Buradan Millî Savunma Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum: Elinizi vicdanınıza koyun ve 7179 Askeralma Kanunu'nun 9'uncu maddesinin (6)'ncı fıkrasını bir an önce revize ederek yoklama kaçağı ve bakaya durumuna düşürülen gençlerimize bir defaya mahsus olmak üzere, bedelli affı çıkararak bu haksızlığa son verin diyorum.

BAŞKAN - Sayın Arık…

ÇETİN ARIK (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasının hayırlı olmasını diliyorum. Tarihin her döneminde, saltanat kayığına binip İngilizlere uşaklık eden, Millî Mücadele'yi lanetleyen Mustafa Sabri gibi sözde din adamları hep olmuştur. Mustafa Sabri'nin manevi mirasçısı, bir soytarı, Ayasofya'nın minberine çıkmış, bu topraklarda yeniden ezan okunmasını sağlayan Atatürk'e lanet okuyor ve orada bulunan devlet protokolü de sessiz kalarak bu laneti onaylıyor. Buradan tüm vatan hainlerini lanetliyorum.

Bir taraftan Ayasofya deyip diğer taraftan para için, rant için cami satan, cami yıkan anlayışı da lanetliyorum. Örnek mi? Kayseri Kocasinan Belediyesi 5 cami sattı, karşılığında baraj manzaralı 100 bin metrekarelik 4 villa arsası aldı. Eski Terminal Camisi benzin istasyonuna çok yakın diye yıkıldı, Sahabiye Camisi "Kentsel dönüşüm var." diyerek yıkıldı, tarihî Kalem Kırdı Camisi'nin yerinde yeller esiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Özkan.

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) - Değerli milletvekilleri, Covid-19 salgını gölgesinde yapılan ve 2 milyon 296 bin adayın katıldığı, 2020 Yılı Yükseköğretim Kurumları Sınavı Sonuç Raporu'na göre, on sekiz yılda, AK PARTİ yönetimlerinde eğitim sisteminin artık iflas ettiği görülmektedir. Sınava göre, 550 bin aday barajı geçememiş, 48.288 aday 0 puan almış, matematik testi net ortalaması 5,5, fen bilimleri ortalaması ise sadece 2,6.

40 soruluk Türkçe testin net ortalaması 14 olduğu gerçeğinden, Millî Eğitim Bakanı Sayın Selçuk'a soruyorum: Bir eğitimci olarak bu sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz? Mevcut eğitim sistemini yeterli ve verimli buluyor musunuz? Özellikle Türkçe, matematik ve fen bilimleri temel derslerinin haftalık ders saatlerini artırmayı düşünüyor musunuz? 4+4 eğitim sistemiyle ilgili herhangi bir değişiklik düşünüyor musunuz? Özel liselerden ve sınavla girilen nitelikli devlet liselerinden mezun olanlar arasında başarı puanlarında bir eşitsizlik görüyor musunuz?

8

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Balta…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) - Dün, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından fındık fiyatları açıklandı. Giresun kalite fındık 17 liradan 22,5 liraya, Levant kalite fındık 16,5 liradan 22 liraya, toplamda desteklerle birlikte fındık fiyatı 25 TL'nin üzerine çıktı. Sezondan önce açıklanan fiyatlar fındık üreticimizi son derece mutlu etmiştir.

Her zaman milletinin yanında olan, bu mutluluğu üreticimize ve bizlere yaşatan başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a, Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak'a, Tarım Bakanımız Bekir Pakdemirli'ye, emek veren bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyor; şimdiden, sizlerin, milletvekillerimizin, milletimizin ve bütün İslam âleminin Kurban Bayramı'nı tebrik ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Karahocagil…

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) - Amasya'mızın şehir içi trafiğini büyük ölçüde rahatlatan çevre yolumuz halkımızın hizmetine açılmıştır. 24/7/2020 Cuma günü, Değerli Cumhurbaşkanımızın video konferans yoluyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız ve ekibinin bilfiil katılımıyla çevre yolumuz açılmıştır. 11.3 kilometre uzunluğunda olan yolumuzun yapımında, ciddi heyelan ve kaymaların olmasından dolayı biraz gecikme yaşanmışsa da, 1 milyar 267 milyon TL'ye mal olan yolumuzda, biri 1566 metre, diğeri 735 metre uzunluğunda iki tünel bulunmaktadır.

Çevre yolumuzun açılışında bizleri onurlandıran Cumhurbaşkanımıza yürekten teşekkürlerimizi sunarken yine bizi yalnız bırakmayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Adil Karaismailoğlu'na, Bakan Yardımcımız Enver İskurt Bey'e, Çorum Milletvekilimiz Erol Kavuncu Bey'e, Çorum Belediye Başkanımız Dr. Halil İbrahim Aşgın Bey'e, Kurucu Genel Başkan Yardımcımız Akif Gülle Bey'e, önceki dönem Belediye Başkanımız İsmet Özarslan Bey'e, Kara Yolları Genel Müdürümüz Abdulkadir Uraloğlu Bey'e ve Kara Yolları Bölge Müdürümüz Murat Gönen Bey'e teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Arkaz…

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, dün Mersin'de askeri aracın devrilmesi sonucunda 5 asker şehit olurken, 10 askerimiz de yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Türk İslam şehri İstanbul'un sembolü olan Ayasofya Cami'nin ibadete açılmasından sonra batıdan pek çok tepki geldi. Bizans hayali kuran Yunanistan da ise şehitlerimizin emaneti olan Türk bayrağı yakıldı. Selanik'te, Atatürk'ün doğduğu topraklarda meydana gelen bu olayı lanetliyorum, şiddetle kınıyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Çakır…

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

3'üncü Lig Play-Of müsabakalarında rakibi 68Aksaraysporu, 2-1 yenerek 2'nci Lige yükselen şehrimizin takımı Anagold 24 Erzincan Sporu tebrik ediyorum. Bize, bu sevinci yaşatan futbol takımına, teknik kadro ve yöneticilerimize gönülden teşekkür ediyoruz.

Takımımızı hiçbir zaman yalnız bırakmayan, maddi ve manevi varlığını daima yanımızda hissettiğimiz, bizlere bir ulu çınar gölgesi gibi güç veren, son Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım'a ve taraftarlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Dün Mersin'in Mut ilçesinden gelen haber yüreğimizi yaktı. Kahraman şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralanan askerlerimize acil şifalar diliyorum.

24 Temmuz Cuma günü ibadete açılan Ayasofya Cami, bizim için özlemdi, fetih sembolüydü. 86 yıl sonra Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, 10 Temmuz tarihli kararnamesiyle, Ayasofya Cami artık bilet alınarak girilen bir yer değil, hep birlikte abdestimizi alarak gireceğimiz, kutsal bir mekân oldu. Sayın Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun diyorum.

Bu vesileyle tüm milletimizin ve İslam âleminin mübarek Kurban Bayramı'nı şimdiden tebrik ediyorum, kutluyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN - Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Lütfü Türkkan, buyurunuz.

9

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Kıbrıs'a gidecek askerlerimizi taşıyan otobüs, Mersin'in Mut ilçesinde devrilerek şarampole yuvarlandı. Elim kazada 4 askerimiz şehit oldu, 2 otobüs şoförü de hayatını kaybetti; 27 askerimiz de yaralı. Şehit askerlerimize ve hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralı evlatlarımıza acil şifalar temenni ediyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerine ve aziz milletimize de başsağlığı diliyorum.

Daha önce Hatay Dörtyol'da teröristlerle girdiği çatışmada yaralanan Uzman Çavuş Ali Konukcu da yaşam mücadelesini dört gün önce kaybetti. Konukcu'ya buradan Allah'tan rahmet, acılı ailesine ve Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi, geçtiğimiz hafta sonu 37'nci Olağan Kurultayı'nı gerçekleştirdi. Tekrar Genel Başkanlığa seçilen Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nu tebrik ediyorum. Kurultayda Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeliklerine seçilen arkadaşlarımızı da tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Cuma günü Ayasofya Camisi'nde seksen altı yıl aradan sonra kılınan ilk namazın heyecanı ve coşkusuna Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e lanet okumasıyla gölge düştü. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e lanet okumak, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet değilse şüphesiz ki şifa bulmaz bir cehalettir. Atatürk'ün kurduğu devlette yaşayarak, Atatürk'ün kurtardığı İstanbul topraklarına basarak ve Atatürk'ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturarak, milyonların gözü önünde Atatürk'e lanet okumak densizliktir, hadsizliktir. Bu kişi daha fazla bu makamda kalmamalı, bir an önce istifa etmelidir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Toplumlarda hâlâ en temel sağlık problemlerinden biri olan viral hepatitlere dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 28 Temmuz Dünya Hapatit Günü olarak anılıyor. Dünya çapında 325 milyon kişinin hayatını etkileyen hepatit B ve hepatit C'nin her yıl yaklaşık 1,5 milyon kişinin ölümüne yol açtığı belirtiliyor. Şu anda hepimizin korkarak kaçtığı bu Covid-19'un çok çok üstünde insan hayatı bu virüs yüzünden kayboluyor. Ülkemizde de yaklaşık 3,5 milyon kişinin hepatit virüsü taşıyıcısı olduğu tahmin ediliyor. Biz de İYİ PARTİ olarak hepatit hastaları için oluşturulmak istenen bu farkındalığa katkı sunuyoruz.

Evet, Amerika ve Yunanistan, bu kez boğazları devre dışı bırakacak bir projeye imza attılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Lozan Barış Antlaşması'na göre asker bulunmaması gereken Türkiye sınırı yakınlarındaki Dedeağaç bölgesinde Amerikan deniz ve hava üssü açıldı. Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk'ün haberine göre törene Yunan Savunma Bakanı, Amerika'nın Atina Büyükelçisi ve Dedeağaç'ta konuşlanan Yunan 12'nci Mekanize Piyade Tümeni Komutanı katıldı. Üsse getirilen helikopterler cuma gününden itibaren Romanya'dan eğitim alanına uçmaya başladı. Şimdi buradan sormak istiyorum: Bu durum Yunanistan ve Amerika'nın Lozan Antlaşması'nı ve uluslararası hukuku birlikte ihlal ettiği anlamına gelmez mi? Bu gelişmeye karşı Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ve Millî Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar'dan bir açıklama bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, yaz gelince Anadolu'nun muhtelif yerlerinde, özellikle Kırkpınar'da başlayan çayır güreşleri Türkiye'de gelenekselleşmiş bir spor dalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bu yıl pandemi nedeniyle Anadolu'nun her yerinde olduğu gibi Edirne'de de bu güreşler iptal edilmiş. Sadece bu güreşlere çıkarak, çayır güreşi yaparak hayatını idame ettiren çok ciddi sayıda çayır güreşçisi var, pehlivan var. Bunlar, geçtiğimiz günlerde bana ulaştılar: "Bizler hiçbir sağlık güvencesi olmayan, herhangi bir kuruma bağlı olmadan sadece güreşerek hayatımızı kazanan insanlarız. Bu pandemi sürecinde toplumun her kesimine uzanan devlet eli biz hiç uzanmadı. Biz görmemezlikten gelinmeye devam edileceğiz mi?" diye soruyorlar. Ben de buradan Sayın Spor Bakanı başta olmak üzere Sayın Cumhurbaşkanına çağrıda bulunmak istiyorum.

Son olarak Kars'tan bahsetmek istiyorum: Kars'ın en büyük sorunu işsizlik diğer bölgeler de olduğu gibi. Şehirde kamuya ait Et ve Süt Kurumu, çimento fabrikası, yem fabrikası, ayakkabı fabrikası ve süt fabrikası özelleştirilmiş ve özelleştirildikten sonra da kapanmıştır.

10

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Tek bir entegre et tesisi bulunmayan, geçimini özellikle tarım ve hayvancılıkla sağlayan Kars'ta mevcut olan Et ve Süt Kurumuna ait Kars Et Kombinası da özelleştirilerek kapatılmış ve hayvan üreticilerimiz tüccarın insafına terk edilmiştir. Tarım girdilerinin pahalılığı yüzünden zarar eden çiftçiler tarımdan vazgeçmek zorunda kaldığı için Kars'taki ekili alanlar her yıl azalmakta dolayısıyla köyler göç vermektedir. Ayrıca verilen tarım destekleri yetersizdir ve zamanında ödenmemektedir, Karslı çiftçi borçlu durumdadır. Kars'ın sıkıntılarından biri de hastanelerin yetersiz olması. Bu yüzden doktor sayısı az olan Karslı hastalar, Erzurum'a sevk edilmekte bu da ne yazık ki ciddi sağlık sorunları yaşanmasına sebep olmaktadır. Sınır ili olan Kars'ta gümrük müdürlüğü bulunmaması da şehrin sıkıntılarından biri. Dolayısıyla vatandaşlar gümrük işlemleri için Erzurum'a gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bitmek üzere Sayın Başkanım.

Bu da zaten kısıtlı ihracatçılarımıza hem ekonomik hem de zaman açısından büyük zarar vermektedir. Bu konulara Hükûmetin dikkatini çekmek istiyorum.

Yüce parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül, buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün sabah saatlerinde Kıbrıs'a gitmek için yola çıkan ve Mehmetçiklerimizi taşıyan otobüs Karaman kara yolu Yapıntı Mahallesi, Zeytinlik mevkisinde fren patlaması sonucu devrilmiştir. Bu elim hadisede, maalesef, 4 askerimiz şehit olmuş, 2 otobüs şoförü de hayatını kaybetmiştir. 10'u ağır olmak üzere 26 askerimiz de yaralanmıştır. Şehit olan askerlerimize ve hayatını kaybedene otobüs şoförlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına ve büyük Türk milletine sabırlar diliyoruz. Yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyoruz.

Sayın Başkan, otuz dört haftalık Süper Lig maratonunun neticesinde lider olarak bu maratonu bitiren ve şampiyonluk ipini göğüsleyen Başakşehir Futbol Kulübünü ayrıca tebrik ediyor, başarılarının da devamını diliyoruz.

Sayın Başkan, dün gerçekleştirilen Kabine toplantısı sonrasında Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 2020 yılı fındık fiyatları açıklanmıştır. 50 randıman Giresun kalite kabuklu fındık için belirlenen 22,5 TL'lik fiyat, fındık çiftçimizde ve özellikle, bu gelirle ekonomisi hayat bulan bölgemizde, Karadeniz Bölgesi'nde ve Marmara Bölgesi'nde büyük bir memnuniyete sebep olmuştur. Bu sebeple, öncelikle, bu fiyatların açıklanmasında öncülük eden Sayın Cumhurbaşkanımıza, Tarım ve Orman Bakanımıza, Hazine ve Maliye Bakanımıza, Fındık Çalışma Grubunun değerli milletvekili üyelerine ve emeği geçen herkese burada ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan, geçtiğimiz cuma günü Ayasofya-i Kebir Camii ibadete açılmış, yüz binlerce vatandaşımızın katılımı ve millî bir birlik, beraberlik şuuruyla ilk cuma namazımız eda edilmiştir. Bu minvalde, Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenlik haklarından kaynaklanan hakkını kullanması hem içeride hem de dışarıda bazı odakları rahatsız etmiştir. Özellikle Yunanistan tarafından yapılan açıklamalar ve eylemler kabul edilebilir değildir. Öncelikle belirtmemiz gerekir ki Yunanistan'da yapılan gösteriler sırasında şanlı bayrağımızın yakılıp yerlerde sürüklenmesi tam bir alçaklıktır. Geçmişte yaşadıklarından hiç ders almayan Yunanistan yine boyundan büyük işlere kalkışmaktadır. Ege ve Akdeniz'de tırmandırdığı tahrik ve gerilimlerle Ayasofya üzerinden Türkiye'ye kin kusmaları planlı bir projenin parçalarıdır. Bunun yanında, bu gafillere inanıp içeride de Yunan borusu öttürmeye çalışanlar mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti devleti 29 Ekim 1923'teki kuruluş ruhuna aynen bağlıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Ve bu şuurla 2023'e doğru emin adımlarla yürümektedir.

Ayasofya Camisi'nin ibadete açılmasından sonra ortaya çıkan tartışmalar dışarıda bizim tökezlememizi bekleyen güçlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Türkiye'yi dibi görünmeyen

11

çukura doğru çekmeye hiç kimsenin hakkı bulunmamaktadır. Cuma hutbesinde yapılan değerlendirmeleri bağlamından koparıp başka emeller doğrultusunda kullanmak kimseye bir şey kazandırmayacağı gibi bu tip tartışmalar devletimize ve milletimize de zarar vermiş olacaktır.

Ayasofya ibadete açılmıştır, siyasete değil. Bu açıdan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü bu tartışmaların merkezine oturtmakta doğru değildir. İstanbul'u fethedip bize armağan eden Fatih Sultan Mehmet Han ne kadar aziz ise İstanbul'u işgalden kurtarıp bizlere armağan eden Atatürk'te o kadar azizdir. Bu nedenle Ayasofya etrafında fitne çıkaran ve insanlarımızı ayrımcılığa teşvik eden kim varsa kınıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç, buyurunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, sayın vekiller.

Bundan yetmiş yedi yıl önce bugün, sabahın erken saatlerinde 32 Kürt yurttaş köylerindeki evlerinden alındılar, Sefo Deresi'ne götürüldükten sonra orada kurşuna dizildiler. Dönemin 3'üncü Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle bu katliam gerçekleştirildi. Bu katliamın üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen yaralar sarılmadı. Katliamın 77'nci yılında yaşamını yitirenleri bir kez daha saygıyla anıyor ve bu katliamı bir kez daha lanetliyoruz.

Sayın vekiller, pandemi meselesini burada çok tartıştık, konuşmaya da devam edeceğiz. Uzun bir zaman belli ki bizim gündemimizi belirleyecek. Şimdi, geçtiğimiz gün İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Tufan Tükek, hastanelerine başvuran hasta sayısında 2 kat artış yaşandığını belirtti ve önceki döneme göre gelen hasta sayısının neredeyse 2 katı kadar başvuru var. Gelenler içerisinde ağır vakalar bulunuyor, "Dikkat edilmezse sayı yükselir." dedi. Bu, İstanbul için geçerli olan şey.

Şimdi, vahim bir tablo, esas itibarıyla Diyarbakır, Urfa, Mardin, Van, Şırnak gibi illerde yaşanıyor. Biz bunu daha evvel dile getirdik, şimdi Sağlık Bakanıyla bu konuda konuşmalar yaptık ve ortaya çıkan son durum belli ki Sağlık Bakanlığı tarafından da kabul edildi ve açıklandı. Özellikle Diyarbakır, Urfa, Mardin, Van ve Şırnak'ta salgında çok ciddi bir artışın olduğu kabul edilmiş oldu. Gerçekten durum vahim, buradaki hastanelerde yer bulunamıyor şu anda. Bir örnek yaşandı geçtiğimiz gün. Şeref Yıldız, 5 kentteki hastanelerden "Yer yok." yanıtını aldı, entübe edilmesi gerekiyordu ve Şeref Yıldız hayatını kaybetti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Çok örnek var, bunlar saymakla bitmez. Hatta hani ismini vermem gerekmiyor belki ama söyleyeyim. Bir milletvekilimizin annesi şu anda coronavirüsle enfekte olmuş vaziyette ancak milletvekilimiz devreye girince annesine bakım yapılabildi, halkın nasıl bir durumla karşı karşıya olduğunu hep beraber düşünmemiz gerekiyor.

Şimdi, biz sevincimizi de acımızı da toplumsallık içerisinde yaşayan bir topraklardayız ve dolayısıyla toplu buluşmalar, taziyeler, mevlitler, paylaşılan büyük sofralar, hasta ziyaretleri, mezarlık ziyaretleri, düğünler, misafirlikler bu salgının yayılmasını kolaylaştırmaktadır maalesef. Bayrama yaklaşıyoruz ve son derece ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Özellikle Diyarbakır, Urfa, Mardin ve Şırnak başta olmak üzere bölge illerindeki bütün halkımıza çağrı yapmak istiyoruz. Maske takmak, mesafeye dikkat etmek, özellikle el hijyeninin doğru bir şekilde sağlanmasına dikkat etmek büyük önem taşıyor. Bugüne kadar halk kendi çabalarıyla bu salgının yaygınlaşmasını engellemeye çalıştı ama bugün karşı karşıya kalınan durum, bu engellememenin yeterince başarılı olmadığını gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi mutlaka halkın kendisini koruyacağı politikalar geliştirmesi gerekiyor, mutlaka buna ilişkin -özellikle bayram günlerinde- adım atmaları gerekiyor.

Birkaç noktada çağrı yapmak istiyorum çünkü durumun vahim olduğunun farkındayım ve iktidarın da biraz umursamaz bir tutum takındığını görüyoruz ne yazık ki ve bu konuda gereken önlemlerin alınmadığını görüyoruz, o yüzden halka çağrı yapmak istiyoruz. Özellikle bayram öncesi günlerde, çarşı pazar alışverişini mutlaka, zorunlu ihtiyaçlar dışında yapmamak gerekiyor, bu konuda herkesin özen göstermesini istiyoruz. Özellikle bayram öncesi günlerde mezarlıklar kalabalık hâle gelebilmektedir, her ne kadar açık alan gibi görünse de öyle değil; önlem alınmalı, mesafeler korunmalı ve maske, mutlaka kullanılmalıdır. Bayram ziyaretlerinde ve bayramlaşırken mümkün olduğu kadar teması azaltmalı, kalabalık bayram ziyaretlerinde bulunulmamalıdır ve maalesef, bayramlaşmayı

12

mümkünse bu süreçte ertelememiz halk sağlığı açısından daha doğru olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Kurban Bayramı olması nedeniyle özgün riskler de vardır, ona da değinmek istiyorum: Kurban alımı, kesimi ve dağıtımında aileden bir kişinin bulunması ve özellikle genç bir kişinin olması riski azaltacaktır, bu konuda herkes mutlaka dikkatli davranmalıdır. Kalabalık etkinlikler, düğünler, mevlitler, taziyeler, virüsün en çok yayıldığı yerler olmuştur; mutlaka bu konularda, tehlike geçene kadar bir araya gelişler ertelenmelidir.

Ve bir kez daha söyleyelim: Evet, hava çok sıcak; Diyarbakır'da, Mardin'de, Van'da, Şırnak'ta, Hakkâri'de, bölgenin her tarafında çok sıcak hava ama maskenin koruyuculuk yönünden öneminin çok olduğu açıkça kanıtlanmıştır; yaz sıcağında zorlansak bile halkımızın maske kullanımına önem vermesi ve maskeyi çıkarmaması çok önemli, bunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Değinmek istediğim son konu Yüksekova'yla ilgili: Yüksekova'da çok ciddi bir susuzluk sorunu yaşanıyor ve özellikle bu pandemi günlerinde bunu hep söylüyoruz; bu, çok ciddi bir halk sağlığı tehlikesi de yaratıyor. Halk, günlük ihtiyaçlarını karşılamak için Yüksekova'da tanker ve bidonlarla su taşıyor. Yüksekova'nın bu su sorunu yeni değil ama katlanarak korkunç bir hâl almış vaziyette. Özellikle, belediyelere atanan kayyumlar su sorununu çözmek yerine daha da derinleştirdiler maalesef. Hatırlarsanız, burada da konuşmuştuk, Yüksekova Belediyesinin aylık 4 milyon liralık bir geliri vardı ama kayyum o belediyeyi 680 milyon borçla bırakmıştı seçimlerden önce. Bunun 608 milyonu İller Bankasından çekilen krediydi ve kredinin gerekçesi de sözde ilçe 500 bin nüfusluydu ve orada belediyenin aylık su gelirinin 5 milyon olduğu söylenerek İller Bankasından kayyum kredi almıştı ama ortada çok büyük bir yalan olduğu belli; 100 bin kadar nüfusu olan ve su abone sayısı da 9 bin olan bir ilçeden söz ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Peki, ne oldu? O kredi alındı İller Bankasından, Yüksekova Belediyesi müthiş bir borcun içine itildi. Peki, o alınan parayla su ve kanalizasyon sorununun çözülmesi için herhangi bir şekilde adım atıldı mı? Hayır, atılmadı, üstelik de bugün baktığımızda, yine kayyum dönemi Yüksekova'da. Yüksekova'nın mevcut borcu 925 milyon TL'ye çıkmış vaziyette yani yeni kayyum atandıktan sonra daha bir yıl geçmeden 300 milyon Türk lirası üzerinde yeni borç yapmış vaziyette. Küçücük bir ilçede hiçbir çalışmanın ve hizmetin verilmediği bir ilçede bu paranın nereye harcandığını elbette ki halk da bizler de merak ediyoruz, onu da ortaya çıkartacağız ama şunu özellikle vurgulamak istiyoruz ki: İçme suyu hattında ciddi sorunlar var, eski borular kanserojen asbest içerdiği için bunların yenilenmesi gerekiyor, yenilenmiyor ve bu sorunların çözümü için alınan kredi, herhangi bir şekilde bu iş için kullanılmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bitiriyorum.

Ortada para da yok, boru da yok ve su sorununu çekmeye devam ediyor Yüksekova, üstelik de Hakkâri'nin geneline baktığımızda doğal kaynaklara çok ciddi sahip olan bir ilden söz ediyoruz, Yüksekova da öyle. Örneğin Zeysu, Türkiye'de en içilebilir sular arasında kabul ediliyor fakat nedense Yüksekova'da bu ağır koşullarda su sorunu yaşanmaya devam ediyor. Bir kez daha buradan çağrı yapıyoruz: Yüksekova'nın su sorunu mutlaka çözülmelidir ve halkın yaşadığı sıkıntılara yenileri eklenmemelidir. "Bu konuda yetkililer üzerlerine düşeni yapmalıdır." diyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Özkoç.

Buyurunuz Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sağ olun efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Üzüntü duyduğumuz kaza nedeniyle askerlerimiz ve sivil vatandaşlarımızı kaybettik. Askerlerimize ve sivil vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Şu anda yaralı olan kardeşlerimize de bir an önce şifa diliyoruz.

Değerli Başkanım, gazeteci Murat Ağırel, Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç'ın delilleri yok etme, kaçma ve saklama girişiminde bulunma ihtimalleri olmadığı hâlde cezaevinde tutuluyorlar. Onlar gibi onlarca gazeteci parmaklıklar arasında. Artık gazeteciler için bu adaletsizlik öyle boyutlara ulaştı ki mahkeme başkanı bile gazeteci Murat Ağırel, Barış

13

Pehlivan ve Hülya Kılınç'ın cezaevinde tutulma kararına itiraz etmiş, gazetecilerin bir an önce cezaevinden çıkartılması için de kendi fikrini açıklamıştır. Bu usulsüz, hukuksuz sürecin bir an önce son bulmasını biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak diliyoruz.

Anayasa Mahkemesi, milletvekilliği düşürülen vekilimiz Enis Berberoğlu'nun başvurusu hakkındaki kararını eylül ayına bırakmıştır. Berberoğlu'nun yargılanma sürecinin tam bir hukuksuzluk örneği olduğu açıktır. Yargılanması sürerken yeniden seçildiği için dokunulmazlık kazanan arkadaşımız, yerel mahkeme ve Yargıtayın seçimi tanımaması sonucunda vekilliğinden olmuştur. Bu konudaki hukuksuzluğu, anayasa profesörleri raporlamış, AYM raportörü ortaya koymuş ancak AYM kararını bir türlü açıklayamamıştır. Buradan soruyoruz: AYM, kararı açıklamayı neden öteliyor? Yoksa AYM üzerinde siyasi bir baskı var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Değerli Başkanım, Rize'de çay; Ordu, Giresun'da fındık üreticimiz perişan. Üretici tarafından en az 25 TL beklenirken fındığa 22,5 TL veren iktidar yalandan bir destekle "Fiyat 25 TL." gibi ifadelerde bulunmaktadır. Fındık ve çay üreticimiz yalandan değil gerçekten desteklenmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; iktidar otoriter bir anlayışla, bir oldubittiyle sosyal medya yasasını Meclisten geçirmeye çalışıyor. Bugün bunu sabaha kadar Meclis Genel Kurulunda tartışacağız. Ancak şu unutulmamalıdır ki sosyal medya yasaklarla kontrol edilebilecek bir yer değildir. Bu yasa sosyal medyayı bitirecek bir yasadır. İktidar kanadı tam bir tutarsızlık içindedir. Torba kanun görüşmelerinde Dijital Mecralar Komisyonu kurulmuştur. Kanun üzerinde detaylı bir biçimde incelenmesi ve düşünülmesi gereken tek teklif Adalet Komisyonuna sevk edilmiştir. Oysa mademki Komisyon kurduk neden bu Komisyonu çalıştırmıyoruz? Bu Komisyonun değerlendirmesini aldıktan sonra neden bu kanun teklifini Mecliste görüşmüyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Tüm bu düzenlemelerin özünde her geçen gün genç seçmenlerin AKP'den uzaklaşması var. İktidar bu durumu göz önüne alarak gençlerin yoğunlukla kullandığı sosyal medyayı kontrol altına almak ve buradan kendisine yöneltilen protesto ve tepkilerin önüne kesmek istiyor.

Saraya açıkça söylüyoruz: İşine geldiğinde FaceTime'ı kullanıp işine gelmediğinde, Twitter'dan "dislike" aldığınızda yasaklara sarılmak olmaz, olamaz. AKP'nin sosyal medyanın ruhundan anlamadığı ortaya koyduğu ucube Yeşil Küre uygulamasıyla gösterilmiştir. Bu yasakların mimarı Mahir Ünal'ın çalışma ekibinde kimlerin olduğuyla ilgili AK PARTİ Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Emre Ceviz Ayvalı'nın "Darbeci Kemalist gelenek ile FETÖ'yü birbirine kırdırdık." sözleriyle tüm kamuoyu bilgilenmiş olmuştur. Gerçek trol, sosyal medyayı gerçekten kirletenler: Mahir Ünal ve ekibidir. Mahir Ünal, partimizi suçlamak için yalan bir gösteriyi sosyal medya hesabından paylaştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Ve partimizi suçladı. Kanıtlayabildi mi bunu? Hayır, kanıtlayamadı çünkü doğru değildi. Kendisi sosyal medya trollüğü yaptı.

Bakın, Twitter geçtiğimiz aylarda Türkiye'de 7.340 trol hesabı kapattı ve yayınladığı raporda, bu trollerin büyük çoğunluğunun AKP hesabına çalıştığını da ortaya koydu.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Ne biçim şeyler söylüyorsunuz ya! Doğru değil. Tamam işte…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Yeşil benek uygulamasında çuvallayan AKP şimdi de ülkemizde özgür, bağımsız ve akıllı gençlerin ahlakına rota vermeye çalışan Siber Vatan Projesi'yle sosyal medyayı zapturapt altına almaya çalışmaktadır. Ele geçirdikleri geleneksel medyada insanlar seslerini duyuramayınca sosyal medyaya yöneliyor. Burada bir soluklanma alanı buluyordu. Sosyal medyada ahlak sınırlarını aşmayan her türlü düşüncenin özgürce ifade edilmesi gerektiğine inanıyor ve bunu destekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Bu özgürlükleri kısıtlamayı hedefleyen ucube yasa teklifine de karşı çıkıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan.

Buyurunuz Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

14

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle geçtiğimiz gün Mersin'in Mut ilçesinde bir otobüsün devrilmesi neticesinde hayatını kaybeden 4 Mehmetçik'imiz ve 2 sivil vatandaşımıza Allah'tan rahmet niyaz ediyorum, aziz milletimizin başı sağ olsun. Milletimizi ve devletimizi, Mehmetçik'imizi, polisimizi, güvenlik güçlerimizi Rabb'im her türlü bela ve musibetlerden muhafaza buyursun.

Tabii, 24 Temmuz tarihimize Ayasofya'nın yeniden milletimizle buluştuğu bir tarih olarak geçmiştir ve bu tarihte milletimizle buluşan Ayasofya milletimizin her bir ferdinin yüzünde tebessüm, kalbinde inşirah oluşturmuştur ve hamdolsun milletimizden büyük bir teveccüh gören Ayasofya'nın ibadete açılması, dünyadan da farklı tepkiler gelmesine vesile oluyor. Ve tabii, dünya, milletimizin egemenlik hakkı olan bu karara saygı duydu. Ancak bunun da ötesinde özellikle bir Yunan rahip olan Evangelos Papanikolaou'nun konuşması manidardır. Papanikolaou konuşmasında şöyle ifade ediyor: "Türkler nerede varsa hep daha iyilerdi, bizim için utanç verici ama gerçek bu. Girit'te daha iyi manastır sistemi vardı, Girit'te Türkler bir tane bile manastır kapatmadı ama Yunanistan'da Othonas'ın emriyle çok sayıda manastır ve kilise kapatıldı. Azizlerin hatıraları gümüş kutulardan çıkarılıp hükümet için maaşa dönüştürüldü. Aynı zamanda Türkler hüküm sürerken insanlar kolayca dinlerini yaşayabiliyorlardı, bu yüzden insanlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - … 'Latin serpuşu yerine Türk sarığı görmeyi tercih ederim.' diyor. Bana kalsa ikisi de görülmesin ama birini seçmek zorunda olsam Latin yerine Türkü tercih ederim. Şimdi söyleyin yirmi dört saat boyunca Ayasofya'ya Tüm turistler umursamadan ve saygısızca giriyordu. Şimdi, ayakkabı olmadan gireceksin bu saygı değil mi? Şimdi 'Ayasofya için üzgünüz.' diyorlar, Ayasofya'yı koruyan Türkler olmasaydı Ayasofya düşerdi. Böyle büyük bir yapıyı kim koruyacaktı, Türkler korudu teşekkür ediyoruz." diyor. Ve tabii, buna karşılıkta amacı, düşüncesi, niyeti ibadet olmayan, düşünce ve inanç özgürlüğüne saygı olmayan Yunanistan'da bazı çevrelerde geçtiğimiz günlerde Yunanistan'ın Selanik kentinde Ayasofya'nın ibadete açılmasını protesto eden bir grup, Türk Bayrağı'nı yakmıştır. Şanlı bayrağımızın üzerinden yürütülen bu çirkin ve hadsiz provokasyonu kınıyor ve lanetliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu tür provokasyonları yapan oradaki hadsizlere Evangelos Papanicolaou'nun konuşmasını cevap olarak iletiyoruz.

Bu çerçevede, özellikle bugün, görüşmeye başlayacağımız sosyal medya düzenlemesi çok kıymetli bir düzenlemedir. Bu düzenlemeyi hazırlarken her şeyden önce uluslararası anlamda yapılan düzenlemeleri dikkatle inceledik. Bir taraftan evrensel uluslararası sözleşmelerin kişi güvenliği, kişi hak ve özgürlükleri, kişilerin verilerinin korunması; diğer tarafta da basın ve haber alma özgürlüğünün güvence altına alınması çerçevesinde yaptığımız çalışmalar neticesinde, ortak aklın bir emri olarak bu kanun düzenlemesini -hamdolsun- Meclis gündemine getirdik. İnşallah bugün bütün milletvekillerimizin, siyasi parti gruplarımızın görüşleriyle özgür tartışma ortamında, bu çerçevede en ideal düzenlemeyi müzakereler neticesinde hayata geçireceğimize inanıyorum.

Hayırlı, başarılı bir çalışma temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

28/7/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır'ın Birleşmiş Milletler 75'inci Genel Kurul Başkanlığına seçildiğine dair dilekçesi Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Dilekçede; "17 Haziran 2020 tarihinde yapılan seçimle, Birleşmiş Milletler üyesi 192 ülkenin 178'inin oyunu alarak Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurul Başkam seçilmiş bulunmaktayım. Bu görevim resmi olarak 15 Eylül 2020 tarihinde başlayacak ve 15 Eylül 2021 tarihine kadar devam edecektir. Bu dönem zarfında Birleşmiş Milletler kuralları gereği şahsıma herhangi bir maaş ödemesi yapılmayacaktır.

Birleşmiş Milletler tarihinde ilk defa bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, örgütün en üst makamı olan Genel Kurul Başkanlığına seçilmiş bulunmaktadır. Ülkemizin, Birleşmiş Milletler'in kuruluşunun 75. Yıldönümünde, bu görevi üstlenecek olmasının ayrı bir önemi

15

haizdir. Böylesi bir göreve seçilmiş olmaktan ülkem, milletim ve şahsım adına büyük bir onur ve gurur duymaktayım.

Seçim sürecinde güçlü bir şekilde destek vermiş olan TBMM'nin Sayın Başkam ve Saygıdeğer Üyelerine içten teşekkürlerimi sunarım.

Saygılarımla." denilmektedir.

Milletvekilimiz Sayın Volkan Bozkır'ın Birleşmiş Milletlerde seçildiği görevi ifa etmesi hususu Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Mustafa Şentop

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

28/7/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/07/2020 Salı günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımızla arz ederim.

Lütfü Türkkan

Kocaeli

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kocaeli Milletvekili Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan tarafından "Türkiye'nin önemli bir döviz kaynağı olan turizmin ağır hasar alması ve turizmcilerin ülke ekonomisini ayakta tutması ve gerekli desteği görebilmesi için ekonomik paketlerle desteklenmesi, turizm ve turizmcilerin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin tespit edilmesi" amacıyla 28/07/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 28/07/2020 Salı günü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, İYİ PARTİ Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önerimizin en önemli nedeni, gerekçede de görüldüğü gibi, Türkiye'de pandemi sürecinden en çok etkilenen sektörün turizm sektörü olduğudur. Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada hem konaklama sektörünü hem taşıma sektörünü hem seyahat acentelerini hem de çalışanlarını ve o bölgelerin, turizm bölgelerinin esnafını, işçisini, tarımını, her sektörü çok zor şartlara gark etmiştir. İktidarın başarısız ekonomi politikalarını ve diğer ülkelerle olan, komşularıyla olan olumsuz ilişkilerini de pandemiyle birleştirdiğimizde insanımız çok zor şartlarda ekonomik zorluklarla karşı karşıya gelmiştir.

Önergede sunduğumuz gibi hibe ve teşvik unsurlarını barındıran ekonomik paketlerle gerçekten desteklenme ihtiyacı vardır ama ben turizm bölgesinde belediye başkanlığı yapmış bir kişi olarak öncelikle şunu belirtmek isterim: Sadece destek paketleriyle desteklenmekten ziyade böyle bir konuda, turizm sektöründe ülkemizin değerlerini dikkate aldığımızda, Türkiye'nin birçok konuda maliyetini karşılayacak zenginliği bulunmaktadır. Hem tarihî değerlerimizle hem kültürel değerlerimizle ve doğal kaynaklarımızla Türkiye'yi, bütün borçlarını ve maliyetini karşılayacak ekonomik zenginliğe kavuşturmak mümkündür.

Paris, Londra ve Bangkok 20 milyon insanın ziyaret ettiği şehirlerdir ama İstanbul'u, bunlardan çok değerli olmasına rağmen, 13 milyon kişi ziyaret edebilmektedir. Antalya'yı 16-17 milyon kişi ziyaret etmekte, buna karşılık 12 milyar dolar civarında gelir sağlamaktadır; bu tamamen yerli ve millî gelirdir ve ülkemizde kalan gelirlerdir ama acaba bunun planlaması nasıl olmakta? Ben Antalya'nın 1989 yılında belediye başkanı olduğumda en büyük tehdit ve tehlikenin kanalizasyonunun olmamasını görmüştüm; altyapı olmadığı için kuzeyden güneye doğru, denize doğru akan su cereyanı hem denizi kirletecekti hem de içme su kaynaklarımızı kullanılmaz hâle getirecekti. Beş yıl uğraşmak suretiyle kanalizasyon, altyapı ve içme su kaynakları için, kredi temin etmek için uğraştığım zaman -tabii, belediyenin geliri olmadığını söylemeye gerek yok- Avrupa İskan Fonu, Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankasından kredi bulmak suretiyle 1995-1996 yıllarında bu yatırımları başlatmıştık. Söylemek istediğim şu: Turizm bölgelerimiz yoğun göç alan, sürekli büyüyen şehirlerdir. Ben belediye başkanı olduğum zaman 400 bin olan nüfusumuz bugünlerde 1 milyon 400 bin olmuştur. Eğer biz 90'lı

16

yıllarda kanalizasyona başlamasaydık bugün Antalya'nın denizi de kirlenecekti, içme suları da kirlenecekti. Onun için bu tür turizm bölgelerinde sadece destekler vermek suretiyle yönetmek değil, altyapı konusunda borçlanmaya ve kredilere muhtaç bırakmadan elde edilen gelirlerin önemli bir bölümü turizm bölgelerinde altyapıya hasredilmektedir ve bu sadece belediyelere bırakılmamalı, merkezî yönetimin etkisi ve gücüyle bu "altın yumurtlayan tavuk" diye tabir edeceğim bu bölgelerin altyapı sorunları çok önemli planlamalarla mutlaka çözülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Tamamlıyorum.

Turizm, Türkiye için böylesine değerler ifade eden, kaynakları olan bir ülkede mutlaka yeni bir planlama gerektirmektedir. Onun için, o bölgelerin gelir kaynaklarının önemli bir bölümü şehirlerin altyapısına harcanmalıdır.

Ben bazen şunu düşünüyorum: 90'lı yıllarda kanalizasyona başlamasaydık 1,5 milyonluk Antalya'da bunu kazmak ve yapmak bugünlerde neredeyse mümkün değildi. Böylesine risk altındayız. Mutlaka yeni planlama gerekmekte. Hele hele alınan konaklama vergilerini merkezî yönetime vermek yerine mutlaka o bölgedeki yerel yönetimlere hasretmek gerekir.

Eğer tarım ve turizm sektöründe gerçekten doğru planlamalar yapmamamız hâlinde biz bu sektörleri kaybetmeye mahkûm oluruz nasıl ki İstanbul, bütün Türkiye'yi karşılayacak gelire sahip olacakken bugün emsalleri olan birçok şehirden çok gerilere düşmüştür ve giderek de altyapı eksiklikleri nedeniyle her yıl biraz daha turizm potansiyelini kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıyadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Daha özenli olmalıyız. Önergemizin o nedenle kabulünü ve yeni bir anlayışla, yeni bir planlamayla turizm bölgelerinin sorunlarına ciddiyetle eğilmek gerektiği düşüncesiyle bu önerinin desteklenmesini arz ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Necdet İpekyüz.

Buyurunuz Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, "turizm" denince, Türkiye açısından önemli bir gelir kaynağı ve Türkiye gibi turizm açısından zengin bir yapıya sahip bir yerde çeşitli sorunları gündeme getirmek lazım, dile getirmek lazım, çalışmak lazım, araştırmak lazım. Az önce Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı'nın sunduğu konular çok önemli ve araştırılması lazım. Peki, bu konu niçin şu anda öncelikli olarak gündeme geldi? Pandemi; pandemi Türkiye'ye mi özgü? Dünyaya özgü. Pandemi, dünya genelinde daha çok neyi altüst etti? Bir: Ekonomiyi, sosyal yaşamı ve ekonomiyle beraber en dezavantajlı kesimler bundan daha çok mağdur oldular.

Turizm denince, Türkiye'de nedense sadece belli bir kesim akla gelmekte ve sadece sahil kentleri akla gelmekte; iktidar daha çok otel sahiplerini, seyahat şirketlerini düşünmekte. Nitekim, bunun ispatı, Kültür ve Turizm Bakanı bir seyahat şirketinin sorumlusu, sahibi. Peki, burada ne yapmak lazım? Aslında, pandemiyle beraber en çok etkilenen nedir? Evet, korumak lazım, gelir olması lazım, gelen gelirin adil paylaşılması lazım ama biz biliyoruz ki Türkiye'de, gelen gelir adil paylaşılmıyor. Peki, burada çalışan insanlar? Peki, buradaki esnaf? Onlardan da hiç kimse yok ortada ve mağduriyet yaşanmakta ama tarihle ilgili, kültürle ilgili, doğayla ilgili turizmler yok. Hasankeyf yok edildi, kaymakam çeşitli fotoğraflar çıkarmış gösteriyor; Munzur yok ediliyor, fotoğraflar paylaşılıyor; Kaz Dağları, Karadaniz'de birçok güzel yerler yok ediliyor, fotoğraflar paylaşılıyor ve utanmadan "Av turizmi." diyoruz. Az, ender bulunan canlılar için neredeyse dağa gidip bunların yaşamına son vermeye çalışıyoruz.

Bu krizde, bir diğer en önemli konu: Özgürlüğün olmadığı, baskının olduğu yerlerde turizm de azalmakta, demokrasiyle paralel seyretmekte ve geldiğimiz aşamada -ekonomiler gider, gelir ama- öncelikle insanları korumamız lazım, insanların sağlığını uzatmamız lazım; huzur ve barış içerisinde yaşamaları için çaba harcamamız lazım.

Batman, Siirt, Mardin, Şırnak, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, Konya gibi illerde -Ankara dâhil- pandemi en üst düzeyde. Batman'da şu anda hastalar il merkezinden Batman'ın ilçelerine gönderilmekte. Diyarbakır'da -az önce hekim arkadaşlarla konuştum- gelen hastaların ağırlığına göre tercih yapmaktayız ama turizmle ilgili -her şey güllük gülistanlık düşünüldü- bir planlama yapılmadan, 1 Hazirandan sonra iktidar "Her şey normalleşti." dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

17

BAŞKAN - Buyurun Sayın İpekyüz.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) - "Her şey normalleşmiş." denildi, hatta üniversite sınavlarının tarihlerini bile turizme dönük düşündük, hiç de normal değilmiş; insanlar ölüyor, insanlar kıvranıyor, artık insanlar bu perişanlıkta nereye nasıl gideceğini bilemiyor, hele sağlık çalışanları isyan ediyor. Bir bayram var iki üç gün sonra, hâlâ bir planlama yok ve bu hastanelerde yer yok, yoğun bakımlarda yer yok, her gün insanlar kıvranıyor ama ne yapılıyor? Borç vermekte üstünüze yok. Bu sıkıntıda "Tatil kredisi verelim, tatil kredisini canlandıralım." Dünya bununla uğraşırken, hâlâ aşıyla, ilaçla uğraşırken "Bunun geleceğini nasıl yapalım?" derken hiçbir çalışma yok; buradan bize para gelsin, yandaşa para gelsin, bunun dışında bir şey yapmayalım.

O nedenle, bu konunun enine boyuna araştırılması lazım, her şeyin dikkatlice izlenip ve hele hele bu pandemi döneminde, en yüksek görülen illerdeki çalışmaların bir an önce yürütülmesi lazım. Turizmde gelir varsa turizmin sadece belli bir bölge için değil, Türkiye'nin bütün coğrafyası için araştırılması lazım, incelenmesi lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak.

Buyurunuz Sayın Budak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, olmayan bir şeyi konuşmak çok zor. Bugün turizmi nasıl konuşacağız? Çünkü ortada bir Turizm Bakanı var ama adı var, kendisi yok. Turizm batmış; Turizm Bakanına baktım biraz önce, konuşmaya gelmeden önce, üç haftadır tık yok, üç haftadır hiçbir açıklaması yok ama Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Beyefendinin geçenlerde, 15 Temmuzda bir açıklaması var: "Rusya'dan uçuşlar başladı." Biz de baktık; bölge adına, Antalya adına, Muğla ve diğer turizm destinasyonları adına hakikaten sevindik. Anında Rusya'dan yalanlama geldi: "Öyle bir şey yok. Uçuş yasağı devam ediyor çünkü Türkiye'de veriler sağlıklı değil." dedi. Şimdi, Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı uçulacak destinasyonlarla ilgili rapor veriyor. Bu raporlara göre de o ülkeye ya da o destinasyona, o kente uçuş bir şekilde bu raporların sonucuna göre yapılıyor. Peki o ne? Örnek vermek gerekirse Gazipaşa-Alanya Havalimanı. Eğer Gazipaşa'yla ilgili sağlıklı veriler verilirse değerlendirme yapılıyor ve Gazipaşa'ya uçuş yasağı kaldırılıyor. Avrupa Birliğinden şu anda Türkiye'ye tek bir uçuş yok. Serbest bırakılmadı. Ama Uruguay'a var, Fas'a var, Cezayir'e var, Tunus'a var. Peki bize neden yok, bize düşmanlar mı? Hayır, şeffaflık yok. Türkiye şeffaf bir şekilde yönetilmiyor. Nasıl ekonomi yönetilmiyorsa Türkiye de şeffaf bir şekilde yönetilmiyor.

Özellikle, bizim seçim bölgemiz olan Antalya'nın ana geçim kaynağı turizmdir; Muğla'nın öyle, Aydın'ın öyle. İstanbul'un ve diğer turizm destinasyonlarının da çok önemli turizm gelirleri varken şu anda yok. Bakın, bir veri vereceğim: 2019 yılında Haziran ayında Türkiye'ye 12 milyon 600 bin turist gelmiş. Bu yıl ne kadar biliyor musunuz? 260 bin. Ha, bunu pandemiye bağlıyoruz tabii ki ama şeffaf olsak biz bu rakamların bir kısmını geri getirebilirdik.

Şimdi, Antalya'da 83 esnaf odası ve yüz bine yakın esnaf var. Bunların tamamı turizmden gelir elde ediyordu, bakın, istisnasız tamamı. Aynı zamanda zannediliyor ki turizm sadece seyahat acentesi, otel, lojistik, ulaşım, hava yolculuğu falan. Hayır, tam 60 sektör arkadaşlar. Trabzon'dan, Ordu'dan oraların yerel ürünleri turizmde, otellerde tüketilmek üzere alınır; doğudan, batıdan, Türkiye'nin her yerinden, sadece kendi bölgesinden değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Doğrudan döviz kazandıran, tüketiminin tamamını kendi içerideki millî ürünlerinden sağlayan, tüketiminin yüzde 98'i yerli olan bir sektörden bahsediyoruz. Şimdi, bunların hiçbiri kalmadı maalesef. Onun için Turizm Bakanlığına ve iktidara buradan seslenmek istiyorum: Lütfen, dönün, sektöre bir bakın, bu sektör sadece turizm sektörü değil; Türkiye'nin imaj sektörüdür, Türkiye'nin dışa açılan vitrinidir turizm ve bununla ilgili yapılması gerekenleri lütfen açıklayın. Bakın, dibimizde Yunanistan, turist almaya başladı. Turizm esnafının yüzde 60'ının kirasını ödüyor Yunanistan.

Çalışanlarla ilgili de bir şey söylemek istiyorum: Geçen 1 Ekim 2019'da 700 bin kişi -mevsimlik işçi- turizmden uzaklaştırıldı, askıda uygulaması var, 1 Nisan'da sektöre döneceklerdi. Bunlar, şu ana kadar -temmuz ayını bitirdik- o tarihten, 1 Ekim'den itibaren bir kuruş maaş alamadılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - İşsizlik Sigortası Fonu'ndan beş kuruş alamadılar çünkü bunlar askıda uygulamasından dolayı faydalanamıyorlar. Kısa çalışma ödeneğinden

18

faydalanamadılar; bunlar aç, aç, 700 bin kişi. Bu 700 bin kişinin dışında da bakın sigorta rakamlarına, geçen sene çalışan sayısına göre şu anda işsiz kalan sayısı daha fazla. Yazık günah, bu insanlar ne yiyip ne içecekler? Ha, otelci işini halledebilir. Ne yapar? Borçlanarak halledebilir ama doğru da değildir; bir yıl kaybetmiş, o bir yılı on yılda telafi edemez. Gelecek yıllarda da turizmle ilgili çok büyük, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalınabilir, bugün buradan ben uyarıyorum.

Esnafın durumuyla ilgili de şunu söyleyeyim, bir örnek vereyim yeterlidir: Restoranlar açık, barlar kapalı. Restoran da hamburger satıyor bar da hamburger satıyor. Ama bir fark var, restoranlarda alkol satılıyor. Barların adı "bar" olduğu için, içki satıldığı için mi açılmıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Selamlayın lütfen.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Pekala.

Ve özellikle de sektörde Antalya'yı temsil eden bütün milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum: Lütfen bu konulara siz de el atın. Sizlerden bu konuda özellikle ricada bulunuyorum.

Ben daha fazla uzatmadan… Ki turizm burada üç beş dakikada konuşulacak bir konu değil, çünkü Türkiye ekonomisinin amiral gemisi. Doğrudan döviz kazandıran, geçtiğimiz yıl 34,5 milyar dolar katkı sağlayan sektörden bahsediyoruz. Şu 5 tane müteahhide verilen destek kadar bile destek alamadı turizm sektörü. Bu insanları yaşatın ki ülke yaşasın. Önümüzdeki yıl da bunlara ihtiyacımız olacak. Bakın, bugüne kadar turizmden 8 milyar dolar gelir kaybımız var. Geçen sene ikinci çeyrekte 8 milyar dolar gelir elde edilirken bugün bu sıfır. Ve göreceksiniz, önümüzdeki ağustos, eylül aylarında dövizin üstünde büyük bir baskı yaratacak, işte bugün gördük, döviz rakamları yukarı doğru hızla gidiyor. Çünkü turizmden döviz girdisi maalesef yok.

O yüzden, buradan dikkatle uyarmak istiyorum ki bu konuya lütfen el atın. Özellikle iktidara söylüyorum, lütfen el atın.

Hepinize çok teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Budak.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Kemal Çelik.

Buyurunuz Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA KEMAL ÇELİK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; turizm sektörünün sorunlarıyla ilgili olarak İYİ PARTİ tarafından verilen araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, Mersin'in Mut ilçesinde şehit olan Mehmetçiklerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, hiç şüphesiz ki ülkemizin en önemli sektörlerinden birisi de turizm sektörüdür ve bu, her birimiz için de son derece önemlidir. Biraz önce Sayın Subaşı bahsetti, doğrudur, gerçekten turizmde en önemli unsur da altyapıdır. Eğer altyapı sorununu çözmemişseniz turizmde belirli aşamalara gelemezsiniz. Bu nedir? Yolunuz olacak, havalimanınız olacak, limanlarınız olacak, arıtmanız olacak, kanalizasyonunuz olacak. Şimdi, Antalya'ya baktığımız zaman bu sorunların tümünün de çözüldüğünü ve mavi bayraklı bir turizm destinasyonuna da sahip olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan, AK PARTİ iktidarlarına da şükranlarımızı sunmamız lazım, Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında.

Şimdi altyapı niçin önemli? Altyapı gerçekten çok önemli. Bir tane örnek vereyim: 2014 yılında, seçimlerden önce Gazipaşa-Alanya Havalimanı açıldı. Alanya bölgesinde turizm 4 kat arttı. İnşallah Kaş tarafına da bir havalimanı yapılacak ve Antalya'da, tüm Türkiye'de turizm canlanacaktır.

Değerli arkadaşlarım, turizm sektörünün 2020 hedefi 58 milyon kişi, 45 milyon euro gelirdi. Ama gördüğümüz gibi bir pandemi gerçeğiyle tüm dünya, sadece biz değil, tüm dünya karşı karşıya. O hâlde ne yapmamız gerekiyor? Yeni bir turizm politikası uygulamamız gerekiyordu. Bu bakımdan, Hükûmetimiz yeni bir turizm politikasını hayata geçirdi. Örneğin, bunların içerisinde en önemlisi nedir? Güvenli Sertifika Programı'nı Avrupa ülkelerinde ilk defa uygulayan ülke Türkiye'dir. Geçenlerde Sayın Dışişleri Bakanımızla beraber, Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Nuri Ersoy Avrupa ülkelerini ziyaret ettiler. Güvenli turizm olayını, gerçeğini anlattılar. İnşallah önümüzdeki dönemde Avrupa ülkeleriyle uçuş serbestisi gelecektir. Bu arkadaşlar turizmin ötesinde bir olaydır. Uçuş serbestisi verilmemesi siyasi bir olaydır ve Türk turizmiyle ilgisi yoktur. İnşallah en kısa zamanda çözülecek. Nitekim, Rusya'yla çözüldü. 1 Ağustos'tan itibaren Ankara, 10 Ağustos'tan itibaren de Antalya olmak üzere turizm başlayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bizim tabii ki turizmden -biraz önce Çetin Bey anlattı- 60'ın üzerinde sektör faydalanıyor. Bu önemli bir şey, yani turizm esnafı çok önemlidir. Antalya'da biz milletvekilleri için esnafımızın turizmden daha çok faydalanması genel bir politikadır. Bu

19

çerçevede de hükûmetimiz üzerine düşeni yapmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Efendim, bu Türkiye'nin sorunu, sadece Antalya'nın sorunu değil ki.

BAŞKAN - Buyurun.

KEMAL ÇELİK (Devamla) - Evet, Türkiye'nin sorunu olarak anlatıyoruz; Türkiye'nin sorunu Antalya'nın sorunudur, Antalya'nın sorunu Türkiye'nin sorunudur. Bunu da bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Antalya'da bugün bu Türkiye'nin sorunlarına eğilmiş iktidar tarafından G20 Liderler Zirvesi, Antalya'da düzenlendi ve her lidere bir otel verilmek suretiyle Türkiye, dünyaya hava attı, hava. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onu da bilin, evet, hava attık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Hava mı attı? Yaşasın be.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - İşiniz hava ama altınız ıslak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ne havasıydı o? Ne havası attı?

KEMAL ÇELİK (Devamla) - Ama daha sonra Çin'e gitti, Çin'deki G20 Zirvesi'nin ne kadar sönük geçtiğini biliyorsunuz. Lütfü Bey, siz anlamazsınız bu işten.

Onun için değerli arkadaşlarım, biz, pandemi nedeniyle, Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği'ni değiştirdik, turizm tesislerimizin borçlarını 6 ay süreyle erteledik, işe devam kredi paketini açıkladık ve gerçekten de bir rahatlama sağladık. Bu nedenle Avrupa ülkeleriyle inşallah kıza zamanda da normalleşmeye doğru gidiyoruz çünkü Türkiye, güvenli turizm sertifikasını uyguluyor, çünkü güvenli bir ülkeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Hiç inanan var mı? Bu belgeye inanan kaç ülke var?

BAŞKAN - Tamamlayalım efendim.

KEMAL ÇELİK (Devamla) - Güvenli ülkeler ancak böyle bir sertifikayı uygulayabilirler. Türkiye de güvenli bir ülkedir.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum ve bu araştırma önergesinin aleyhinde olduğumuz belirtiyorum. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkanım, söz almak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, hatip kürsüdeyken ismimi vererek "Siz, bu işlerden anlamazsınız Lütfü Bey." diye bir ifade de bulunmuş. Evet, ben, bu işlerden anlarım, bu sektörü bilirim, bu sektörün bizzat içinden bir arkadaşınızım. Ama sizin en iyi anladığınız iş; emniyet, güvenlik meselesi. Bunu da herkes biliyor burada; emekli bir emniyet müdürüsünüz, emniyet mensubusunuz. Emniyet Genel Müdürü olarak atandığınız koltuğa kendi iradenizle oturamayacak kadar siz aslında sahip olduğunuz işten anlamıyorsunuz. Bunu hatırlatmak istememiştim ama tarihe bir not düşelim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Çelik, buyurun yerinizden.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

KEMAL ÇELİK (Antalya) - Lütfü Bey -ismi tekrar vereyim ama sataşma değil- kimse o görevlere boşuna getirilmemiştir, herkes hak ederek gelmiştir; bakanlar da hak ederek gelmişti, genel müdürler de hak ederek gelmiştir, valiler de hak ederek gelmiştir, size o tür şeyleri konuşmak da düşmez. Haddinizi bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Duyamadım, bir daha tekrarlar mısınız.

KEMAL ÇELİK (Antalya) - Haddinizi bilin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Tekrar ederseniz, duyamadım gerçekten.

BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

20

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/7/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç

İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

28 Temmuz 2020 tarihinde İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu ve arkadaşları tarafından verilen (8288) grup numaralı enflasyon ve ekonomideki kötü gidişin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 28/7/2020 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurunuz Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, her ne kadar… Hükûmet tarafından gelen işaretlerden, açıklamalardan ekonomiyle ilgili olarak çok ciddi sıkıntılarımız olmadığına dair bir izlenim uyandıracak cümleler dinliyoruz. Son olarak, Sayın Berat Albayrak, özellikle tüketici ve reel kesim güven endekslerine bakarak aslında ekonominin iyiye gittiğine dair, cesaret verici, insana "Ha, işler galiba rayına giriyor." dedirten açıklamalarda bulunuyorlar fakat arkadaşlar, biz aynı rakamlara bakıyoruz ve çok farklı sonuçlar elde ediyoruz. Kimileri bunu şöyle yorumluyorlar: Bizler muhalefetiz ya, muhalefettekiler tabii ki iktidarın uyguladığı ekonomi politikalarına itiraz edecekler, görevleri bu. Dolayısıyla da aslında olması gereken yada olan şey ki onların genel olarak olumlu olduğuna, en azından kriz koşullarından çıktığımıza dair düşüncelerine karşı bizim açıklamalarımızı da bir anlamda kimisi öyle de açıklamayı tercih ediyor, bir tür vatan hainliği gibi de algılanması mümkün olabiliyor. Şimdi, dolayısıyla da aynı şeye bakıp farklı sonuçlar çıkarmak doğaldır bir tarafıyla ama sanırım Meclisin aynı şeylere bakıp farklı yorumlar yapan siyasi perspektiflerin -ki Mecliste hemen hemen hepsi temsil olmuş oluyor-bunları konuşması lazım yani gerçekten Türkiye ekonomisi nereye gidiyor? Çünkü sıradan insanlar belki bunu izleyemeyebilir ama burası toplumun en önemli merkezi ve toplumun nasıl bir ekonomik geleceğe doğru yürüdüğünü de burada yapılacak tartışmaların büyük ölçüde aydınlatacağını düşünmemiz mümkün. Fakat arkadaşlar, benim gördüğüm kadarıyla bu konular burada hiç konuşulmuyor. Hani Plan ve Bütçe Komisyonunda -ki ben üyesi oluyorum- "Orada konuşuluyor mu?" derseniz bence orada da çok anlamlı konuşmalar olduğu kanaatinde değilim. Bu, bir anlamda buradaki yasa yapma sürecinin bence, benim görebildiğim kadarıyla sorunu yani bu sorun, bir, zihniyet dünyasından yansıyor; iki de tabii İç Tüzük'ten yansıyor, böyle bir İç Tüzük'le de bu kadar oluyor diyebiliriz.

Şimdi, arkadaşlar, biz bir araştırma önergesi verdik, dedik ki: "Ya, bu farklı algıların, farklı bakış açılarının bir ortaklaşması mümkün olabilir mi acaba?" O sebeple de tabii bu önergemizi desteklemenizi bekliyoruz.

Esas olarak şunu söyleyeyim: Gerçekten de benim görebildiğim kadarıyla Türkiye ekonomisinin makro değişkenlerinde bence beni ve bana benzeyen bakış açılarını rahatsız eden gelişmeler olmakta. Şimdi, diyebilirsiniz ki: İyi de mesela -ki demin söyledim, Sayın Bakan bunu önemli bir gelişme olarak söyledi; evet, doğru- Tüketici Güven Endeksi artarsa iyi bir şey olur tabii ki fakat artışa baktığımızda "Hangi yılın artışı?" "Hangi yılın seviyesine geldik?" diye baktığımızda bizim daha üç beş sene Önceki Tüketici Güven Endeksi'nin çok altında yerlerde yürüdüğümüzü görüyoruz. Dolayısıyla da… Hani bu cümleyi öyle söylersiniz, tam da o sizin söylediğiniz cümle, belki yanlış değildir ama gerçeği tam olarak açıklama şansına sahip olmayabilir.

Örneğin, biz, daha çok, ülkede özellikle makroekonomideki değişimlerin ülkedeki gelir dağılımını hızla bozduğu kanaatindeyiz ve bunun da -daha önceki konuşmalarda da sık sık altını çizmeye çalıştığım gibi- gerçekten önümüzdeki Türkiye için büyük bir krizi bir anlamda besleyen bir durum olduğunu söylemeliyiz. Dolayısıyla da… Mesela sizlerden bunu hiç duymuyoruz. Mesela son yapılan araştırmalardan anladığımız bizim, en yoksul yüzde 20'lik kesimin gelirleri bu pandemi sürecinde azalmış. Öyle böyle değil, görece olarak baktığımızda yüzde 13'lük bir azalış var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - …Ama öte yandan, en zengin yüzde 20'ye

21

baktığımızda da orada yüzde 3'lük bir artış olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla da, görülen şu ki çok kısa bir süre önce, yani pandemi Mart ayında başladı biliyorsunuz, Mart ayından bu yana aslında, gördüğümüz kadarıyla zenginler ve fakirler arasındaki ekonomik denge giderek bozuluyor. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu meselelerin burada konuşulması lazım. Dolayısıyla da bu önergenin sizler tarafından da desteklenmesini umuyoruz. Hani -parantez içinde söyleyeyim- desteklenmeyeceğini bilerek bunu söylüyorum ama yine de söylemiş olayım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu.

Buyurunuz Sayın Tatlıoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle, Mut ilçemizde kaybettiğimiz şehitleri rahmetle anarım. İnşallah yaralılarımıza da acil şifa dilerim.

Önümüzdeki günler Kurban Bayramı. Hepinizin Kurban Bayramı'nı şimdiden tebrik ederim ama ekonomiyi konuşuyoruz, Kurban Bayramı üzerinden bir çıkarım yapalım. Araştırmalar son yirmi yılda aile başına en az kurbanın kesileceği Kurban Bayramı diyor, ekonomik nedenlerle.

SALİH CORA (Trabzon) - Pandemi nedeniyle.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Türkiye'nin temel ekonomik özelliği şudur: Nereden bakarsak bakalım, fakirleşiyor, yoksulluk yaygınlaşıyor. Pandemi kurban kesilmesine değil; kurbanın vakıflar veya kurumlar üzerinden kesilmesinin sayısını artırıyor. O nedenle, ekonomik nedenlerle kurbanın en az kesildiği Kurban Bayramı'nı yaşıyoruz. Bakın, 2002'de asgari ücret 185 lira; bir emekli aylığı asgari ücretten yüzde 30 daha fazla, 240 lira. Bugün ne demek bu? Bugün asgari bir emekli aylığının 3 bin lira olması lazım, ne kadar peki? 1.030 lira ama düzenleme gereği taban ücret, taban aylık 1.500 lira olduğu için 1.500 lira. 2002'de ortalama emekli 288 lira alıyor, ne demek bu? Asgari ücretin 1,5 katı fazla alıyor, bugün 3.600 lira alması lazım, ne alıyor? 3 bin lira alıyor. İşsizlikte hiç, bütün hesaplarla, son on yılın en kötü işsizlik dönemi. Bütün yılların, bütün dönemlerin en kötü on yılı bu son on yıl, en kötü beş yılı bu son beş yıl, hele partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türk milletinin ayaklarına tam bir pranga, maşallah son dönem işsizlik tarihî zirve. İşsizlik ve enflasyonda değerli arkadaşlar, OECD'ye ve uluslararası rakamlara baktığımızda önümüzde 2 ülke var: Birisi Maduro'nun Venezuela'sı diğeri krizin içinden çıkamayan Arjantin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Bu çerçevede emekli aylıklarının reel olarak yüzde 50 düştüğü bir Türkiye yaşıyoruz yirmi yıl önceye göre ve de bugün asgari ücretli ve emeklinin enflasyonunun yüzde 25'in altında olduğunu söyleyen hiçbir kalem, hiçbir dil yok.

Hepinize saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Abdüllatif Şener.

Buyurunuz Sayın Şener. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, Mut'taki kazada hayatını kaybeden şehitlerimize ve vatandaşlarımıza rahmet diliyorum, yaralılara şifalar diliyorum.

Tüm ulusumuzun ve sizlerin Kurban Bayramı'nı şimdiden tebrik ediyorum.

Değerli arkadaşlar, enflasyon ve işsizliğin geldiği durum ortadadır. Bunun Meclis olarak araştırılması ve Hükûmete yön verecek bir politikanın hazırlanması en acil konularımızdan biri olmalıdır çünkü mevcut Hükûmet gerçekten bu işi beceremiyor, yanlış yapıyor. Bu yanlışları nedeniyledir ki Türkiye'de hayat sıkıntısı çok had safhaya ulaşmıştır, vatandaşlarımız perişandır. Bu söylediğim tablo, coronavirüs nedeniyle ortaya çıkmış bir tablo değildir. Yıllardır ekonomiyi yönetemeyen bir Hükûmet var, bu pandemiye girmeden önce de ülkede enflasyonu patlatmış, işsizliği ayyuka çıkarmış bir Hükûmet var ve yıllar göstermiştir ki bu Hükûmet, bu sorunu çözme kabiliyetinden mahrumdur. O hâlde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda ağırlığını koymalıdır ve çözüm önerilerini oluşturmak suretiyle Hükûmete tavsiye kararında bulunmalıdır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar "Yani Hükûmet bu kadar mı bu işi bilmiyor?" derseniz; evet, bu kadar bu işi bilmiyor. Bakın, son altı yıl itibarıyla -2019 itibarıyla söylüyorum, pandemi sürecini söylemiyorum- toplam millî geliri 200 milyar dolar azaltmış bir Hükûmetten bahsediyorum, kişi başına millî geliri de 4 bin, 5 bin dolar civarında azaltmış bir Hükûmetten bahsediyorum. Bu, üstelik Hükûmetin kendi yayınladığı rakamlara göredir; gerçek ise bundan daha da vahimdir. Böyle bir tabloda çözümü bulmuş, çözümü TÜİK'e havale etmiş Hükûmet.

22

TÜİK sürekli rakamlarla oynuyor, enflasyonu mümkün olduğunca düşük göstermeye çalışıyor, aynı şekilde işsizliği düşük göstermeye çalışıyor ama TÜİK'in her türlü çabayla düşük göstermeye çalıştığı enflasyon dünyanın en yüksek enflasyonu, TÜİK'in her türlü çabayla düşük göstermeye çalıştığı işsizlikse yine dünyanın en yüksek işsizliklerinden biri olduğu gibi cumhuriyet tarihi boyunca, bu verilerin tutulduğu günden bugüne kadarki en yüksek işsizliktir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Demek ki Hükûmetin politikalarında bir köklü yanlışlık vardır, bu yanlışlık ya kastidir veya politik anlayışı bu sonucu doğurmaktadır. Türkiye'yi bir felakete doğru sürüklüyor ve bu ülkede daha önce tartışmadığımız bir kesimi ortaya çıkarıyor ki bu kesim de umutsuzlar kesimidir. İşsizliğin en yüksek olduğu kesim, bildiğiniz gibi, genç nüfus. Üstelik de okuyan, üniversite bitiren, tahsil yapan gençlik. Böyle bir tabloyu ne siz ne de ben siyasi hayatımız boyunca hiç görmedik, ilk defa ortaya çıkıyor ve Türkiye'yi bir uçuruma doğru sürüklüyor çünkü umutsuzluk işsizlikten daha büyük bir felakettir. O hâlde böyle bir felaket varsa elbette Meclis bu işe el koymalıdır, araştırmalıdır, çözüm önerilerini getirmelidir ve Hükûmete yol göstermelidir. Eğer Hükûmet, Meclisin gösterdiği yolu da ciddiye almayacak olursa çekip gitmelidir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grubu adına Giresun Milletvekili Cemal Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce gruplar adına konuşan arkadaşlarımız Plan ve Bütçe Komisyonunda da üye arkadaşlarımız; bu makroekonomik genişlemelerle ilgili, gelişmelerle ilgili konuları kendi aramızda tartışıyoruz. Tabii, ben, konu üzerinde, bu üç dakikalık kısa sürede ekonomi tartışmasına girmeyeceğim ama şu kadarını söyleyeyim: Bu makroekonomik genişlemeler sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde bir sorundur.

Ben, bugün, geçen haftalarda çok sık tartıştığımız, iki parti grubumuzca araştırma önergesi olarak Meclisimize getirilen ama bugün sonucunu aldığımız fındık üzerinde bir teşekkürü ifade edip Meclisimizi bilgilendireceğim.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, bundan iki hafta önce, fındık ve fındık müstahsilinin sorunları üzerine değerli gruplarımızca verilen araştırma önergelerini görüştük ve ben o zamanlar AK PARTİ Grubumuz adına demiştim ki: Acele etmeyelim, Hükûmetimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız fındığa en iyi, en güzel fiyatı verecektir. Nitekim, dün, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında, Sayın Cumhurbaşkanımız, Giresun kalite fındığa 50 randıman üzerine 22,5 lira ve Levant kalite fındığa da 22 lira destekleme fiyatını açıkladı. Bu fiyat hepimize hayırlı olsun. Biz, fındık üreten illerin milletvekilleri olarak, üç yıldır Meclisimizde bir grup oluşturduk "Fındık Çalışma Grubu" adını verdik ve sahadan aldığımız, müstahsillerimizden aldığımız bilgileri önce Tarım Bakanımıza, Hazinemize ve Hükûmetimize, Sayın Cumhurbaşkanımıza iletiyoruz. Neticede, bugün geldiğimiz noktada çalışmalarımızın meyvesini gördük.

Ben, buradan, bir kez daha, her zaman üreticimizin yanında olan, fındığı ve fındık müstahsilini her zaman destekleyen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a şükranlarımı arz ediyorum. Bu, ülkemiz için, müstahsilimiz için son derece önemli bir fiyattır. İnşallah, geçen yıl, zamanında yapılan açıklamayla, yaklaşık 400 milyon dolar daha fazladan ihracat geliri elde ettik. Önümüzdeki sene de, bunu, inşallah, 500 milyon doların üzerine çıkarma imkânına kavuşacağız.

Bir kere daha yaklaşan kurban bayramını, kutluyor ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

CEMAL ÖZTÜRK (Devamla) - …Bayram sevincini, çifte bayram sevincini, fındık müstahsilimize yaşattığı için başta Cumhurbaşkanımıza, Hazine Bakanımıza, Tarım Bakanımıza ve emeği geçecek olan Toprak Mahsulleri Ofisi çalışanlarına tekrar tekrar teşekkür ediyor, tekrar ben de yaklaşan kurban bayramınızı tebrik ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Gurubunun önerisini oyalarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oyalarınıza sunacağım.

28/07/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma kurulu; 28/072020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun

23

 
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

TBMM Gezi ve Rehberlik

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, TBMM rehberlik online kayıt sistemine başvurunun ardından, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki