Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
24. Dönem 4. Yasama Yılı
113. Birleşim 08 Temmuz 2014 Salı

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 91 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu
getirilmiştir ama öyle anlaşılıyor ki Hükûmet ve Erdoğan hâlâ halktan ve Parlamentodan çok şeyi gizlemektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi genel tutumuna uygun olarak şeffaflıktan ve saydamlıktan uzak bir politika izlemeye devam etmektedir. Komisyon da söz alan bazı milletvekillerinin sözleri de bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Tasarıyla Hükûmete belli olmayan, belirsiz, ucu açık görevler verilmekte, bu görevlerin ne olduğu, yerine nasıl getirileceği bilinmemektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi gene devre dışı bırakılmaktadır. İstanbul Milletvekili Tanrıkulu tarafından verilen ve mutabakat komisyonu ile ortak akıl heyeti kurulmasını öngören kanun teklifi de Komisyonda bu tasarıyla birleştirilmemiştir.

Bu tasarının 4'üncü maddesinin ikinci fıkrası hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır sayın milletvekilleri. Anılan fıkrada "Bu Kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari ve cezai sorumluluğu doğmaz." hükmü yer almıştır. Kanunun verdiği görevleri yapmak zaten suç oluşturmaz. Kanunun verdiği görevleri yapmak ne zamandan beri suç olmuştur ki tasarıya böyle bir hüküm eklenmiştir? Ancak, kanunun verdiği görevleri yaparken görevini kötüye kullanan, görevini ihmal eden ve benzeri eylemler suç oluşturur ki bu suçları işleyenlere de dokunulmazlık ve sorumsuzluk tanımak hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmaz, Anayasa'mıza da aykırıdır. Bu tür bir düzenleme daha önce "Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu"nda öngörülmüş ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bu hususu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

Bu fıkrayla getirilen düzenleme yeni faili meçhullerin, karanlık birtakım ilişkilerin, toplumda infial yaratan birtakım olayların gündeme gelmesine yeniden sebep olacaktır veya bugüne kadar meydana gelmiş bu tür olayların üstünü örtmede de bir gerekçe olarak kullanılacaktır, yeni çeteleşmelere sebebiyet verebilecek kontrol dışı oluşumlar yaratabilecektir. Öyle anlaşılıyor ki bu düzenleme, sayın milletvekilleri, cemaat korkusuyla yapılıyor. Cemaat, Başbakan Erdoğan'ı ve Hükûmeti fena hâlde korkutmuş, öyle anlaşılıyor. Çünkü, 17 Aralıktan sonra yapılan tüm mevzuat düzenlemelerinde cemaatin gölgesini görmek mümkün, tüm düzenlemelerde cemaatin gölgesi var. Başbakan ve Hükûmet cemaatten o kadar çekindiklerine göre cemaatin nelere muktedir olduğunu da biliyorlardır demektir çünkü bir kişiyi en iyi arkadaşı bilir. E, bugüne kadar beraber ülkeyi yönetiyorlardı, âdeta koalisyon ortağıydılar. Hatta, Sayın Başbakan Başbakan Yardımcısını Pensilvanya'ya göndermiş, Fethullah Gülen'in talimatlarını almıştır. Bunu Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç kendisi ifade etmiştir. Ama, şimdi meydan meydan dolaşıyor "Pensilvanya" diyor, başka bir şey demiyor. E, peki, daha düne kadar siz -Sayın Başbakanın deyimiyle söylüyorum- beraber iş tutuyordunuz, ne oldu? İşin sırrı nerede biliyor musunuz, 17 ve 25 Aralık operasyonlarında. Sayın Erdoğan ve Hükûmet bundan yararlanarak, bu Pensilvanya hikâyesinden yararlanarak yargıyı da kendisine göre dizayn etmek istemiştir ama şu bilinmelidir ki daha önce de öyle düşündü ama düşündüğü gibi çıkmadı.

Sayın milletvekilleri, bu sorun, özel çıkar ve siyasi amaçlara dayanmadan hukuk devleti ilkelerine ve kurallarına uygun olarak Hükûmetin de içinde yer alacağı geniş ve kapsayıcı toplumsal bir mutabakat doğrultusunda demokrasi, insan hakları ve özgürlükler gibi boyutlar göz ardı edilmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi, muhalefet ve kamuoyu dışlanmadan ele alınmalıdır diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural konuşacak.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün burada görüştüğümüz kanun tasarısının adı "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" olarak konmuş ama aslında terörün siyasi amaçlarına ulaştırılması ve toplumsal bölünmenin derinleştirilmesi kanun tasarıdır. Dolayısıyla, zarfı bu olmakla birlikte, içerisi, muhtevası, hedefi, siyasi amaç ve hedefleri kesinlikle terör örgütünü meşrulaştırmak, terör örgütünün siyasal amaçlarını kabul ederek yeni bir politik yapılanmayı, devlet ve millet yapılanmasını gerçekleştirmek, bu şekliyle Orta Doğu'da günümüzde yaşanan etnik ve mezheplere dayalı bir toplumsal ve devlet yapılanmasını gerçekleştirmektir. Bu bakımdan, bu tasarının adı budur değerli milletvekilleri. Bakın, hepimiz beraber, birlikte bu milletin egemenliğini kullanıyoruz. Bugün burada kullanacağımız oylarla, bu tasarıyla Hükûmete verdiğiniz desteğin hangi amaçlar için kullanılacağını bilmek, o amaçların meşruluğunu sorgulamak her milletvekilinin görevdir. Bu milletin egemenliğini kullananlar, bu milletin millî iradesini kullananlar sadece burada vatandaşın verdiği oylarla bir millî iradeyi değil ama bizi millet olarak yaşatanların, bize cumhuriyeti kuranların ve millî mücadeleyi gerçekleştirerek buralara getirenlerin iradesini temsil ettiğini de unutmaması gerekiyor. Onun için bu konularda oyun oynamaya gerek yok. Bu konularda bu tehlikeleri görmek ve bu tehlikeler karşısında, bu dayatmalar karşısında tavır almak bu milletin asıl görevidir. Huzurlarınıza, sürekli olarak mutasyona uğrayan, işine geldiği zaman "açılım", işine geldiği zaman "millî birlik, kardeşlik projesi", işine geldiği zaman "toplumsal bütünleşme", işine geldiği zaman "Analar ağlamasın." diye millete karşı bir psikolojik

35

hareket uygulamak suretiyle PKK terör örgütünün silahıyla milletine darbe yapmak isteyen bir siyasal zihniyetin getirdiği bir tasarıdır. Bir kere bunu böyle görmek gerekmektedir.

Bugün burada oylarınızla, ey milletvekilleri, bu oylarla neye "evet" neye "hayır" denileceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Acaba bugün bu tasarının arkasında bulunan siyasi irade devleti ve milleti nasıl şekillendirmek istiyor, nereye götürmek istiyor? Böyle bir siyasi idare nasıl bir çözüm öneriyor ki bu sürece "evet" diyeceksiniz? Sonu nereye varacak olan bir sürece "evet" demek bu milletin kaderini açıkçası karanlığa götürmek demektir.

Her şeyden önce, burada bu iradeyi sergileyenler bu iradeyi neden istediklerini yüreklice, açıkça, mertçe gündeme getirmelidirler. Niye saklıyorlar, niye anlatmıyorlar?

Adım adım Türkiye'nin hangi noktaya getirildiğini gayet açık ve net görmemiz gerekiyor. Önümüze getirilen bu tasarıyı tarihsel bağlamından, siyasi amaçlarından, günümüzde Orta Doğu'da oynanan oyunlardan arındırarak bakmamız kesinlikle mümkün değildir. Onun için, bu tasarıyı getirenlerin arkasındaki proje nedir, amaç nedir, bunu sorgulamak lazım.

Burada terörün bitmesinin istemeyen hiç kimse yoktur. Lanet olsun terörü yapanlara, kundaktaki bebekleri öldürenlere, lanet olsun kan dökerek siyasi amaçlarına ulaşmak isteyenlere ama bu, siyasi amaçlarına ulaşması doğrultusunda terörü araç olarak kullananları meşrulaştırmak, yaptıklarını meşrulaştırmak olmaz mı acaba? Onun için, her milletvekili bugün burada temsil ettiği millî iradeyi, bizi biz yapan, bizi buraya getiren iradeyi, milletimizi ve cumhuriyetimizi kuranları idrak etmeli ve düşünmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti'yle yüz yıllık hesaplaşmaları, Şark Meselesi'ni, Sevr sevdalılarını, Büyük Orta Doğu Projesi'ni, PKK'nın dayatmalarını dikkate almadan böyle bir tasarı hakkında görüş ifade edebilir miyiz?

On iki yıllık süre içerisinde yaşadıklarımız, terör örgütüyle girişilen ilişkiler, bunun arkasında yatan sebepler, bütün bu süreç içerisinde gerçekten PKK terör örgütünün adım adım muhatap alındığı, müzakere edildiği, silahlarıyla birlikte var olduğu, terör örgütlerinin "masum", sivil toplumunsa "terör örgütü" olarak nitelendirildiği bir ortam içerisinde Türkiye'nin nasıl bir sinsi plan dâhilinde "çözüm süreci" adı verilen ihanet sürecine adım adım ilerlediğini görmezden gelemeyiz değerli kardeşlerim. Evet, bugün bütün bunları görmezsek tasarının adındaki "bütünleşme", "terörü bitirme" yalanına, zarfına inanmış olursunuz.

Evet, terör bitsin ama Türkiye bitmesin; terör bitsin, kardeşliğimiz bozulmasın; terör bitsin, Diyarbakırlı Ankara'dan, Diyarbakırlı İzmir'den, İstanbul'dan ayrılmasın, kopmasın. Ne yapacağız, ne diyeceğiz?

Değerli kardeşlerim, Mehmet Akif Ersoy "Bizden istenen canımız değil, başımızdır, devletimizdir." diyordu, "Kürdistan meselesi düşman parmağıyla çıkartılmış oyunlardır." diyordu. Bugün kim geldi de dün reddettiklerimizi bugün "Türkiye'de bir Kürt meselesi vardır." diye Lord Curzon'nun istekleri doğrultusunda, Sevr'in istekleri doğrultusunda yeniden gündeme getirerek çözüm aramaktadırlar? Ne oldu? Savaş mı kaybettik? Gazi Meclisin milletvekilleri bunu dikkate almalıdır.

Evet, bugüne kadar Millî Mücadele'miz ve milletimizi var eden değerler üzerinde çok oyunlar oynandı. Biraz önce söyledim, Mehmet Akif Ersoy "düşman parmağıyla" dedi. Peki, bugün "Kürt meselesi vardır." diyerek… Vatandaşın arasında problem yok, Kürt kökenle kardeşlerimizle vatandaşlar arasında problem yok. Anadolu'nun her yerinde beraber, birlikte yaşıyorlar ama bu şekilde, devletimizi ve milletimizi yeniden tanımlayıp etnik kimliklere göre devletin güç paylaşımını yaptığınız andan itibaren Anadolu'nun her yerinde herkes huzursuz olacaktır. Çözüm olarak adlandırılan… Irak'ta yaşananlardan, Suriye'de yaşananlardan herkes ibret almalıdır.

Değerli kardeşlerim, ne oldu? Ne oldu Türkiye'de? Dün yırtıp atmıştık; Büyük Ermenistan, Büyük Kürdistan, bu projeleri reddedip atmıştık. Kürt kökenli kardeşlerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisine telgraf çektiler, dediler ki: "Kürtlerin kaderi Türk birliğinden geçmektedir. Kürtlüğün Türkiye Büyük Millet Meclisinde ayrı bir unsur olarak temsilini kabul etmiyoruz." Bugün, o gün "Kürdistan meselesi yoktur." diyen doğu ve güneydoğudaki insanlarımızla hep beraber, birlikte ne oldu da "Türkiye'de bir Kürdistan meselesi vardır." diyerek kabul ediyoruz? Lord Curzon'un Kürdistan muhtariyetinden bahsetmesini protesto etti Diyarbakır'daki insanlar, telgraf çektiler ve şunu söylediler: "Kürtler ancak kendi ailesinden olduğu Türk milletinin kurtarıcılarına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetine kendilerini teslim etmişlerdir." Bugün ne oldu da "Türkiye'de bir Kürt meselesi vardır." demek suretiyle Kürt kökenli insanlarımızın iradesini milletin tamamının iradesinden onların yaşadığı bölgelerde de özerk, otonomi denilecek süreç içerisinde, üniter devlet yapısından kopartılacak bir siyasi projeyi destekleyen bu heyete hangi yetkiyi vereceksiniz? Bu yetkiyi verdiğiniz takdirde, bu yetkiyi verenler bu yetkiyi kötüye kullananlar kadar mesul olurlar. Bunu tarihin huzurunda bu şekilde hep beraber, birlikte paylaşmamız gerekir. Ne oldu Wilson Prensipleri'nin ortaya koyduğu gibi, "Anadolu'da bizleri bir cumhuriyete ama diğerlerini Anadolu'da özerk cumhuriyetlere ayırmamız gerekir, özerklik vermemiz gerekir." diyerek çağdaş bir şekilde Wilson Prensipleri'ni kabul edebilecek bir noktaya Türkiye Büyük Millet Meclisi nasıl gelebilir, nasıl bunu yapabiliriz?

36

Bugün, geldiğimiz bu noktada 1918 yılında İngilizlerin hazırladıkları raporun, 1992'de ABD'nin hazırladığı raporun adım adım Türkiye'de millî kimliği, millî bilinci ve millî devleti ortadan kaldırmaya yönelik nasıl sinsice planlandığını, 36'ncı paralelin kuzeyinden tutun da Türkiye'de millî kimlik tartışmalarına, teröre, siyasi çözüm bulma çalışmalarına kadar hepsinin adım adım nasıl planlandığını ortaya koyuyoruz. Evet, bugün geldiğimiz bu noktada "ABD'yle beraber birlikte mücadele edeceğiz." diyen William Fallon aynen şunu diyor: "Siyasi bir çözüm için biz bu mücadeleyi kabul ettik." Odierno "Hükûmetin PKK'yla, teröristlerle oturması, konuşması için beraber birlikte olduk." diyor. Şimdi, geldiğimiz bu noktada çözüm süreci denilen bu projenin kimler için, hangi amaçla getirildiğini gayet açık ve net ortaya koymuyor mu?

Değerli kardeşlerim, bunu ben söylemiyorum sadece. Bakın, değerli kardeşlerim, teröristbaşı verdiği ifadelerde diyor ki: "Büyük ülkeler taşeron kullanır, ben de taşeron olarak kullanıldım." Yunanistan televizyonuna verdiği demeçte diyor ki: "Ben içeriden Türklere saldırdım, sen niye dışarıdan saldırmadın da Ege adalarıyla ilgili sorunu halletmedin?" Bu zihniyet böyle. Marksist, Leninist, bölücü bir zihniyetle karşı karşıyayız ve dış güçlerin kullandığı bir zihniyet. Bu zihniyetin Kürt kökenli kardeşlerimizin iradesiyle ne alakası olabilir, ne alakası olabilir? Kürt kökenli insanları bölmek isteyenler Kürt kökenli insanlara ihanet ediyor demektir. O bakımdan, PKK terör örgütü Kürt kökenli insanların temsilcisi değildir. Bugün geldiğimiz bu noktada ne hazindir ki bu tasarı Kürt kökenli kardeşlerimizin temsilcisi olarak PKK'yı görmektedir, tablo budur. O bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada bugünkü iktidar mensuplarının başından itibaren PKK terör örgütüne ve uzantılarına sıcak baktığını, ikinci cumhuriyet tartışmalarında millî devlete karşı gerçekleşen PKK bölücü hareketini açık ve kapalı dilde meşrulaştırdığını, 1990'lı yıllarda hazırlanan doğu raporlarında olduğu gibi raporlar olduğunu gayet iyi biliyoruz. O bakımdan açılım olarak ortaya atılan sürecin devamıdır. Evet, bugün yeni Türkiye modeliyle rejimi değiştirme, cumhuriyeti dönüştürme fikrine açılımı da eklemiştir. Yeni Türkiye ultra liberal, bölücü, muhafazakâr soslu bir koalisyonun projesidir, bu milletin millî değerlerinden ve manevi değerlerinden uzak olanların projesidir. Farklı gerekçeler üzerine inşa edilen, ayrıntıları bir kenara koyarsak, işin özünde açılım, yeni Türkiye'yi ilan etmenin, ülkeyi federatif bir yapıya dönüştürmenin resmî tarihî cumhuriyetle hesaplaşmanın adıdır. Bu tasarının arkasındaki siyasi iradenin kim olduğuna bakarsak, açılım üzerinden terör meselesini çözme iddiasının ve pratiğinin millî devletin kuruluş esaslarını ve kurumlarını elemek üzerine odaklandığı, millî devleti yok etmek üzere kullanıldığını apaçık görüyoruz. Bu, "çözüm süreci" olarak adlandırılan ucubenin, açılımın amacının terör meselesini çözmek değil etnik ve mezheplere dayalı farklılıklar üzerinde yeni bir rejim arayışını belli bir modele bağlamak olduğunu görebiliriz.

Ayrımcıların geçmişte ortaya koyduklarına, düzen arayışına, yeni bir model inşa etme faaliyetini içeren metinlerine bakılır, açılım edebiyatının içeriği tahlil edilirse AKP iktidarının ve "Kürt sorunu" başlığı altında içlerine aldıkları terör örgütü ve uzantılarının taleplerinin kesiştiği görülmektedir. Bunların aynı dağın yeli, aynı yolun yolcusu olduğu açıkça görülmektedir. AKP'nin ideolojisinde ve AKP kılavuzları ve taleplerinde düzen arayışları farklı gerekçelere eşlik etmesine karşın açılım söylemi ortak paydaya eşlik etmektedir. Millî devlet modelinin dini ve etnik farklılıkları dışladığı gerekçesine yaslanarak tasfiyeden bahseden ve taleplerini ateşledikleri namlularla topluma dayatan terör örgütü ve uzantıları muhafazakâr düşünceyi taşıdığını iddia eden AKP iktidarı ile açılım edebiyatı üzerinden bir ortaklık kurmuştur. İşte, asıl bu zihniyet bu milletin muhafazakâr değerlerini içten içe kemiren ve bunları gönüllü bir muhtedi hâline dönüştüren bir zihniyettir.

Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada, aslında siyasi iktidarın beraber, birlikte çözüm ve barış süreci ortağı olduğunu söylediği PKK, bölücü, Marksist, Leninist bir örgüttür; nihai amacı bu coğrafyada emperyalist amaçlar doğrultusunda, küresel güçlerin güdümünde etnik kimliklere dayalı, milleti ve devleti ayrıştırarak devlet içinde devlet, millet içinde millet oluşturma amacı gütmektedir. Teröristbaşı millî devlete ve milliyetçiliğe karşıdır. AKP'nin kılavuzları da millî devlete karşı olduklarını, millî devletin sorun olduğunu ortaya koymuşlardır. Bununla ilgili açıklamalar Ahmet Davutoğlu tarafından yapılmıştır, Ömer Çelik tarafından yapılmıştır. Teröristbaşının 2007 yılında yaptığı konuşmayla AKP sözcülerinin aynı eksende buluşması, aslında küresel bir patronajın var olduğunu da ortaya koyuyor. Ortak hedef, millî devlet yerine, Türkiye Cumhuriyeti yerine etnik ve mezheplere dayalı bir Türkiye kurmak. Siyasal Kürtçülük açışından açılımın söylenen tarafı federasyondur, söylenmeyen tarafı ise federasyon üzerinden bağımsız Kürdistan'a geçiştir.

Değerli kardeşlerim, bakın, bunlarla ilgili açıklamalar, her şey ortada. Terörist başı diyor ki: "Bağımsızlıktan vazgeçmedik. En uygulanabilir noktaya geldik." Kimi kandırıyorsunuz? Adım adım bu noktaya getirildi. Bunlarla ilgili bu süreç içerisinde bu tasarının tarihî arka planında bunlar vardır. Dünün senaryolarının yeni versiyonları karşımızdadır. Dün, değerli kardeşlerim, o mektupları yazanlar, 308 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararıyla "Türk milleti Anadolu'da hem haricî düşmanlarına karşı kıyam etmiş hem de o düşmanlarla birleşip millet aleyhine harekete geçmiş onlarla mücadele etmiştir." diyor. "Hâkimiyet Türk milletinindir." Ve bunun yerine yeni ve millî bir Türkiye devleti

37

kuruldu." diyor. Hangi güç çıkartacak, kaldıracak bu millî devleti? Hangi güç Türk milletinin egemenliğini bu coğrafyadan silebilecek? Kime teslim olduk da adımızdan, andımızdan, cumhuriyetimizden vazgeçme noktasını bir çözüm olarak kabul edecek noktaya geldik. Tablo budur değerli milletvekilleri. Onun için her şeyi burada açıkça şey yapmak lazım. Şu heyet, çözümün ne olduğunu söylesin; Oslo'da, İmralı'da neler görüştüklerini, millî devlet konusunda, üniter devlet konusunda neler yaptıklarını anlatsın. Niye sizlere anlatmıyorlar? Değerli milletvekilleri, İmralı'daki protokolleri niye anlatmıyorlar? Niye sizlere söylemiyorlar? Çünkü "olmaz" dersiniz değerli kardeşlerim. Ama, işte geldiğimiz bu süreç içerisinde bu getirilen tasarı, aslında, değerli kardeşlerim, ne hazindir ki millî iradeyi temsil eden Hükûmet tarafından getirilmemiş, getirtilmiş. PKK terör örgütü başı diyor ki: "Çözüm sürecinde yapılan işlerin hepsi kanunsuzdur. Ben başta söyledim, Parlamento izni olmadan hepiniz vatana ihanetle yargılanırsınız dedim. Bizim silahımız bu."

Ey değerli milletvekilleri, bir terör örgütü silah kullanıyor. Bu silah karşılığında buraya bir tasarı geliyor ya. Niye geliyor? Bu zamanda niye geliyor? Cumhurbaşkanlığı öncesindeki hangi pazarlıkla geliyor? Elinizi vicdanınıza koyun. Bu Parlamento gazi Meclis, Polatlı'da top mermileri duyulurken bile bu milletin egemenliğini korumaya, bağımsızlığını korumaya ant içmiş.

Peki, değerli kardeşlerim, bir terör örgütü dayatıyor… Hep böyle yaptılar. Geçen sene de "15 Ekime kadar yasalaştırmazsanız silahlı eylem başlar." dediler, yine Parlamentoya getirdiler. Açlık grevleriyle tehdit ettiler değerli kardeşlerim.

Terör örgütünü meşrulaştırırsanız, terörün meşru bir araç olarak başkaları tarafından da kullanılmasını sağlarsınız. Böyle bir şey demokraside olmaz değerli kardeşlerim. Sizler buralara silahın egemenliğiyle değil millî iradeyle geldiniz. Millî iradeyle gelenler kendi iradesini silaha teslim edemez, silahın dayatmalarına teslim edemez.

Evet, değerli arkadaşlarım, bütün bunlarla ilgili geldiğimiz süre içerisinde milletimize karşı bir psikolojik harekâtla karşı karşıyayız. "Analar ağlamasın", "Eğer bunlar olmazsa kan dökülür…" Milleti tehdit ediyor, PKK terör örgütü silahıyla, Hükûmet de silahı bırakma karşılığında tehdit ediyor analarımızı.

"Çözüm süreci" dediler, Diyarbakır'daki anneler ağlamadı mı? Ağladı. "Nedir bu çözüm süreci? Nereye götürüyorlar bizi?" dediler. Oradaki insanlar, aileler, bugün Hükûmetin nereye götürdüğünün daha fazla bilincindeler.

Ne enteresandır ki bu tasarı gelmeden PKK terör örgütünü meşrulaştırarak bu tasarı gelmeden önce anneler üzerinden bir psikolojik harekât. Yine bu tasarıyla ilgili "Şehit ailelerine, gazi yakınlarına iş imkânı getiriyoruz." diye yine gazetelerde var. Milleti kandırıyorlar. PKK terör örgütüne iş bulmak için yasa tasarısı getirirken şehit, gazi ve yakınlarını da bu işe ortak kılıyorlar.

Yine aynı şeyler başladı: "Dağdan iniyorlar, iniş başlayacak." E, hani iki yıl önce başlamıştı, hani iki yıl önce gidecekti? Milleti aldatıp kandırmaktan başka bir şey yok değerli kardeşlerim.

Bizim sizden istediğimiz, bu milletin millî egemenliğini temsil eden milletvekilleri, millî devlete, demokrasiye, özgürlüğe sahip çıkmanızı, yemininizdeki unsurları taşıyan yemininizin unsurlarına sahip çıkarak Hükûmetin aslında PKK terör örgütüyle girdiği bu gayrimeşru ilişkiyle PKK'nın siyasi amaçlarını meşrulaştıran bu sürece karşılık Türk milletinin egemenliğini temsil eden milletvekilleri olarak Hükûmeti bu konuda, bu yetkiyle donatmamanızı istirham ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Vural.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın konuşacak.

Buyurun. (AKP sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 629 sıra sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni Türkiye yolunda ortak geleceğimizi inşa edebilmek adına hep birlikte buradayız ve bu tasarıya katkı sunmak üzere çalışmalarımızı üretiyoruz. Bu sorunun çözümüne hep birlikte de katkı sunmak durumundayız ve ben, katkı sunan herkese şimdiden çok teşekkür ediyorum. Zira, bu sorun sadece AK PARTİ'nin, sadece bölgenin sorunu değil; bu sorun tüm Türkiye'nin sorunu, sorun devletin sorunu, muhatabı 77 milyon insan ve bu sorundan herkes doğrudan ya da dolaylı bir şekilde zarar gördü.

Değerli milletvekilleri, Türkiye 2002 yılından bu yana, atılan adımlar ve daha önce "Yapılamaz, hatta düşünülemez." dahi denilen gelişmelerle âdeta üstündeki ölü toprağını artık atmıştır. Barışın ve kardeşliğin bu topraklara egemen olması için mücadele etme azmiyle yürümeye kararlılıkla devam etmektedir. İktidarımız süresince gerçekleştirilen demokratik değişim ve normalleşme süreciyle milletini kucaklayan devlet, devletini sahiplenen millet şiarıyla hareket edilmiştir. En başta temel hak ve özgürlükler alanında yapılan çalışmalarla toplumun her kesiminin takdirini kazanan yasal düzenlemeler yapılmıştır. Hükûmetimiz Millî

38

 
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

Randevulu Okul Gezisi

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki