Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
24. Dönem 4. Yasama Yılı
113. Birleşim 08 Temmuz 2014 Salı

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 91 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin en temel sorunu olan terörün bitirilmesi ve Kürt meselesinin barışçıl yollarla çözülmesi halkımızın önemli taleplerinden biridir. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak toplumsal barışın birey odaklı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaklaşımla sağlanabileceğini düşünüyor, ana muhalefet partisi olarak bu yönde çaba ve gayretlerimizi sürdürüyoruz. Ancak, Sayın Başbakan ve partisi, Kürt meselesinin çözümü konusunda bugüne kadar izlemiş oldukları yol itibarıyla tutarsız, çelişkilerle dolu ve güven vermeyen, genellikle siyasi ve kişisel çıkar amaçlı bir yol izlemişlerdir. AKP bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisini dışlayarak sorumluluktan uzak bir şekilde süreci yürütmeye çalışmıştır.

Sorun, önce "Kürt Açılımı", daha sonra Milli Birlik ve Beraberlik Projesi, daha sonra da "Çözüm Süreci" olarak adlandırılmıştır. Başbakan bazen Öcalan'ı asmaktan bahsetmiş, bazen BDP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağını ifade etmiş, bazen "Tek millet, tek vatan, tek dil, tek bayrak." demiş, bazen de her türlü milliyetçiliği ayakları altına aldığını ifade etmiştir.

Bu sorunla ilgili olarak Hükûmetin "İşte çözüm önerimiz budur." diyebileceği elimizde bir metin yoktur, sizin de elinizde öyle bir metin yoktur. Oysa Cumhuriyet Halk Partisi bu sorunla ilgili olarak zaman içerisinde raporlar hazırlamış, kurultay bildirgelerinde ne tür bir çözüm önerdiğini açıkça belirtmiştir. Aslında, bu sorunun ve ülkemizde var olan diğer sorunların tartışılacağı demokratik bir ortamın olmayışı bu sorunların çözümünün önündeki en büyük engeldir. Türkiye'de demokratik bir tartışma ortamı sağlanmadan diğer sorunlarda olduğu gibi Kürt meselesinin de çözümü konusunda sağlıklı bir sonuç almanın zor olduğunu düşünüyoruz. O hâlde, Başbakan Erdoğan ve Hükûmet öncelikle Türkiye'nin her yerinde demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlediği demokratik bir ortam yaratmalıdır. Ancak, üzüntüyle belirtmek gerekir ki Hükûmet böyle bir anlayıştan uzak bir politika izlemektedir. Hatta Başbakan Erdoğan gittikçe daha da otoriter bir yönetim sergilemektedir. 23 Nisanda temsilî olarak yerine oturan çocuğa söylediği "Sen artık Başbakansın, ister asar, ister kesersin." anlayışını egemen kılmaya çalışmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde sergilediği tutum, tek adam hayali içinde olduğunu açıkça göstermektedir. Devlet imkânlarını nasıl hoyratça kullandığını milletimiz ibretle izlemektedir. Rakipleriyle demokratik bir yarışı bile göze alamayan bir şahsiyetten demokrasiyi geliştirmesi ve demokratik bir ortam sağlaması, doğrusu, beklenemez. Şayet Sayın Erdoğan cumhurbaşkanı seçilirse Türkiye daha büyük bir kaosa sürüklenecektir, demokrasinin kalan tortuları da yok olacaktır. Zaten Sayın İçişleri Bakanı da İçişleri Komisyonunda "Mevcut Anayasa'yı referans alarak sorunları çözemeyiz." demiş ve genel bir anlayışı ortaya koymuştur.

Sayın milletvekilleri, bu, doğrudan bir Anayasa darbesidir. Bakın, Türk Dil Kurumunun sözlüğünde darbe nasıl tanımlanıyor? Gerçi 17-25 Aralık tarihlerinden sonra, operasyonlarından sonra Türk Dil Kurumu, biliyorsunuz, darbenin de tanımını değiştirdi. Değişiklikten sonraki anlamını okuyorum: "Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi" darbe olarak tanımlanmaktadır. Sayın Erdoğan'ın konuşmalarından, cumhurbaşkanı seçildiği takdirde rejimi değiştirmeye çalışacağı açıkça anlaşılmaktadır. Anayasa'yı rafa kaldıracağını söylediği sözler gözler önüne sermektedir. Oysa cumhurbaşkanının yetkileri Anayasa'da belirtilmiştir. Herkes, Başbakan Erdoğan dâhil bu lazımeye uymak zorundadır.

Bakın, Anayasa'nın 11'inci maddesi ne diyor sayın milletvekilleri, 11'inci maddesi: "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." demektedir. Sayın Erdoğan söz ve eylemleriyle Anayasa'yı açıkça askıya alacağını ifade etmektedir; bu bir darbedir.

Sayın milletvekilleri, dünya ülkesini ve dünyayı felakete sürükleyen ve seçimle iş başına gelen diktatörleri hâlâ unutmamıştır. Öyleyse, yapılması gereken nedir? Yapılması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisini güçlendirmektir çünkü bu Meclis egemenliği padişahtan alan ve millete veren bir Meclistir, çünkü bu Meclis millî mücadeleyi yürütmüş olan bir Meclistir, çünkü bu Meclis gazi Meclistir, çünkü bu Meclis cumhuriyeti kuran Meclistir, çünkü bu Meclis aydınlanma devrimini yapan Meclistir, çünkü bu Meclis Türkiye'ye çağdaş uygarlığa gidişin yolunu açan bir Meclistir. O nedenle diyoruz ki: Tüm sorunların çözüm yeri bu Meclistir.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu sorunun çözüm yeri de bize göre Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ancak üzüntüyle görüyoruz ki son yıllarda bu Meclis işlevsiz bir hâle getirilmiş, fezlekelerin milletvekillerinden gizlenmesi suretiyle bu Meclis yolsuzlukların üstünü örtme aracı olarak kullanılan ve bir formalitenin yerine getirildiği bir kurum hâline getirilmiştir. Elbette bunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının büyük payı vardır. Bu dönem Meclis Başkanı açısından hiç de hayırla anılmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Kürt meselesinin kalıcı çözümü için atılacak, samimi ve sağlıklı sonuçlar verecek olan adımları destekleriz fakat özel çıkar amaçlı,

33

siyasi hesaplara dayanan, samimiyetten uzak aldatmacalara da itibar etmeyiz çünkü biz kalıcı, sürdürülebilir bir toplumsal barıştan yanayız.

Sayın Başbakan ve Hükûmet bugüne kadar terörü ve Kürt meselesini toplumsal değil, siyasi hesaplara indirgenmiş bir AKP meselesi olarak görmüş, soruna bütün toplumu kapsayan bir gözle bakmamış, Hükûmete ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a siyasi kazanım getirecek bir mesele olarak yaklaşmıştır. Bu tasarının Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı adaylığının açıklandığının ertesi günü komisyonumuzda görüşülmüş olması, bu kaygı ve endişelerimizi doğrulamaktadır. Oysa biz, sayın milletvekilleri, ülkemizin coğrafi ve ulusal bütünlüğü ile güvenliğini koruyarak demokratik, sosyal, toplumsal uzlaşmaya dayalı ve sürdürülebilir bir çözümü öngörmekteyiz. Hükûmet bu süreci PKK'nın çekilmesi ve silahların susması noktasına indirgemiştir. Silahların susması elbette önemlidir, toplumda geçici de olsa bir rahatlık sağlamıştır ancak bu yeterli görülmemelidir. Yeterli olan, sayın milletvekilleri, PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı her türlü terör ve şiddet eyleminden vazgeçtiğini ve silahlarını teslim edeceklerini açıklamalarıdır. Sorunun çözümü için bunun hayati önemde olduğunu belirtmek isteriz.

Ayrıca, şunu belirtmek istiyorum ki kapsayıcı, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşmanın ön şartı yöntemin doğru belirlenmesidir. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi "iki ayaklı yöntem" önerisini Haziran 2012'de AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan'a yazılı olarak iletmiştir. Bu önerinin birinci ayağı Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Toplumsal Mutabakat Komisyonu" kurulması, ikinci ayağı ise Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında ancak bu komisyona bağlı olarak çalışacak bir akil insanlar grubunun oluşturulmasıydı. Cumhuriyet Halk Partisi bu öneriyle sorunun çözüm yerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu ve toplumsal uzlaşmayla çözülebileceğini vurgulamak istemiştir fakat Sayın Erdoğan ve Hükûmet bu önerileri dikkate almamış, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir dil kullanmaya devam etmişlerdir.

Sayın Erdoğan, üyeleri Hükûmet tarafından belirlenen, Hükûmetin talimatları doğrultusunda hareket eden ve çalışma sonuçlarını da Hükûmete rapor eden bir akil adamlar heyeti kurmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisini çözüm üretme ve karar süreçlerinden dışlamıştır. Ne yazık ki olanı biteni ancak Öcalan'la görüşen HDP'li milletvekillerinin açıklamalarından öğrenebildik. Bu, üzüntü verici ve düşündürücüdür. Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu demokratikleşme, özgürlükler ve insan hakları alanında çok sayıda yasa teklifi AKP tarafından hiç dikkate alınmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi 12 Eylül darbe yönetimi döneminde çıkarılmış kanunları değiştirmek istememiştir. Bu yoldaki taleplerimiz göz ardı edilmiştir. Sayın Başbakan, âdeta, 12 Eylül hukukuna sığınmıştır hatta yapılan bazı değişikliklerle daha da geriye gidilmiştir. Toplumsal barış ve yurttaşların tam eşitliği için demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve özgürlüklerin esas alınması gerektiğini savunuyoruz. Bireysel hak ve özgürlükler, demokrasinin, eşitliğin, üniter devlet yapısının harçlarıdır. "Kolektif haklar" kavramının ise toplumsal ayrışmanın bir ön habercisi olduğunu düşünüyoruz.

Sayın milletvekilleri, size Sivaslı bir genç kızın söylediklerini, aktarmak istiyorum, Sivaslı bu genç kızın söyledikleri, Sayın Cumhurbaşkanının 1999 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini açış konuşmasında da yer almıştır: "Bir tane Türkiye vardır, o bizim vatanımızdır, her şeyimizdir ve hepimizindir.

Mustafa Kemal ateşi ile karanlıkları delip dev atılımlarla onu yüceltmek, en uzak yıldızlara gururla adını yazdırmak, inan baş görevimizdir. Mutluluğu, her topraktan çok hak etmiş anamızdır."

Evet, sayın milletvekilleri, bu ülke hepimizindir. Bu cumhuriyet hepimizindir.

Bu yasa tasarısının Komisyonda görüşülmesi sırasında da Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekilleri ve Hükûmet, her zaman olduğu gibi, muhalefete mensup milletvekillerinin eleştirilerini dinlemekle yetinmişler, önerilerin dikkate alınmaması yaklaşımını da sürdürmüşlerdir.

Esasen bu tasarıyla getirilen düzenlemelerin önemli bir bölümü 5952 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'da yer alan düzenlemelerdir. Ayrıca, Hükûmetin zaten yapmakla yükümlü olduğu, başka bir ifadeyle yapmak zorunda olduğu görevler, bu tasarıyla Hükûmete ikinci kez görev olarak verilmektedir. Örneğin, Hükûmetin kamuoyunu doğru ve zamanında bilgilendirmesi, gerekli mevzuat çalışmalarını yapması gibi tasarı metninde yer alan düzenlemeler, zaten Hükûmetin olağan görevleri arasındadır. Tasarı metnine, "Hükûmetin kamuoyunu doğru bilgilendirmesi" hükmü konduğuna göre, demek ki Hükûmet, kamuoyunu bugüne kadar doğru bilgilendirmediğini zımnen kabul etmektedir. O hâlde, bu tasarıya neden gerek duymuştur Hükûmet? Hükûmet bu tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine niçin şimdi getirmiştir? Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine girilen bir dönemde, bu tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmiş olması acaba sayın milletvekillerine manidar gelmiyor mu, manidar değil mi bu zamanlama? Meclise sunulduğu tarih de adaylık ilanından hemen öncedir. Siyasi kazanç hesaplarının yapıldığı ne yazık ki ağırlık kazanmaktadır. Çünkü, AKP ve Sayın Erdoğan bugüne kadar sorunları çözmek yerine her zaman olduğu gibi sorunları kullanma yoluna gitmişlerdir. Kaldı ki bu tasarı Parlamento gündemine

34

getirilmiştir ama öyle anlaşılıyor ki Hükûmet ve Erdoğan hâlâ halktan ve Parlamentodan çok şeyi gizlemektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi genel tutumuna uygun olarak şeffaflıktan ve saydamlıktan uzak bir politika izlemeye devam etmektedir. Komisyon da söz alan bazı milletvekillerinin sözleri de bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Tasarıyla Hükûmete belli olmayan, belirsiz, ucu açık görevler verilmekte, bu görevlerin ne olduğu, yerine nasıl getirileceği bilinmemektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi gene devre dışı bırakılmaktadır. İstanbul Milletvekili Tanrıkulu tarafından verilen ve mutabakat komisyonu ile ortak akıl heyeti kurulmasını öngören kanun teklifi de Komisyonda bu tasarıyla birleştirilmemiştir.

Bu tasarının 4'üncü maddesinin ikinci fıkrası hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır sayın milletvekilleri. Anılan fıkrada "Bu Kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari ve cezai sorumluluğu doğmaz." hükmü yer almıştır. Kanunun verdiği görevleri yapmak zaten suç oluşturmaz. Kanunun verdiği görevleri yapmak ne zamandan beri suç olmuştur ki tasarıya böyle bir hüküm eklenmiştir? Ancak, kanunun verdiği görevleri yaparken görevini kötüye kullanan, görevini ihmal eden ve benzeri eylemler suç oluşturur ki bu suçları işleyenlere de dokunulmazlık ve sorumsuzluk tanımak hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmaz, Anayasa'mıza da aykırıdır. Bu tür bir düzenleme daha önce "Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu"nda öngörülmüş ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bu hususu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

Bu fıkrayla getirilen düzenleme yeni faili meçhullerin, karanlık birtakım ilişkilerin, toplumda infial yaratan birtakım olayların gündeme gelmesine yeniden sebep olacaktır veya bugüne kadar meydana gelmiş bu tür olayların üstünü örtmede de bir gerekçe olarak kullanılacaktır, yeni çeteleşmelere sebebiyet verebilecek kontrol dışı oluşumlar yaratabilecektir. Öyle anlaşılıyor ki bu düzenleme, sayın milletvekilleri, cemaat korkusuyla yapılıyor. Cemaat, Başbakan Erdoğan'ı ve Hükûmeti fena hâlde korkutmuş, öyle anlaşılıyor. Çünkü, 17 Aralıktan sonra yapılan tüm mevzuat düzenlemelerinde cemaatin gölgesini görmek mümkün, tüm düzenlemelerde cemaatin gölgesi var. Başbakan ve Hükûmet cemaatten o kadar çekindiklerine göre cemaatin nelere muktedir olduğunu da biliyorlardır demektir çünkü bir kişiyi en iyi arkadaşı bilir. E, bugüne kadar beraber ülkeyi yönetiyorlardı, âdeta koalisyon ortağıydılar. Hatta, Sayın Başbakan Başbakan Yardımcısını Pensilvanya'ya göndermiş, Fethullah Gülen'in talimatlarını almıştır. Bunu Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç kendisi ifade etmiştir. Ama, şimdi meydan meydan dolaşıyor "Pensilvanya" diyor, başka bir şey demiyor. E, peki, daha düne kadar siz -Sayın Başbakanın deyimiyle söylüyorum- beraber iş tutuyordunuz, ne oldu? İşin sırrı nerede biliyor musunuz, 17 ve 25 Aralık operasyonlarında. Sayın Erdoğan ve Hükûmet bundan yararlanarak, bu Pensilvanya hikâyesinden yararlanarak yargıyı da kendisine göre dizayn etmek istemiştir ama şu bilinmelidir ki daha önce de öyle düşündü ama düşündüğü gibi çıkmadı.

Sayın milletvekilleri, bu sorun, özel çıkar ve siyasi amaçlara dayanmadan hukuk devleti ilkelerine ve kurallarına uygun olarak Hükûmetin de içinde yer alacağı geniş ve kapsayıcı toplumsal bir mutabakat doğrultusunda demokrasi, insan hakları ve özgürlükler gibi boyutlar göz ardı edilmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi, muhalefet ve kamuoyu dışlanmadan ele alınmalıdır diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural konuşacak.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün burada görüştüğümüz kanun tasarısının adı "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" olarak konmuş ama aslında terörün siyasi amaçlarına ulaştırılması ve toplumsal bölünmenin derinleştirilmesi kanun tasarıdır. Dolayısıyla, zarfı bu olmakla birlikte, içerisi, muhtevası, hedefi, siyasi amaç ve hedefleri kesinlikle terör örgütünü meşrulaştırmak, terör örgütünün siyasal amaçlarını kabul ederek yeni bir politik yapılanmayı, devlet ve millet yapılanmasını gerçekleştirmek, bu şekliyle Orta Doğu'da günümüzde yaşanan etnik ve mezheplere dayalı bir toplumsal ve devlet yapılanmasını gerçekleştirmektir. Bu bakımdan, bu tasarının adı budur değerli milletvekilleri. Bakın, hepimiz beraber, birlikte bu milletin egemenliğini kullanıyoruz. Bugün burada kullanacağımız oylarla, bu tasarıyla Hükûmete verdiğiniz desteğin hangi amaçlar için kullanılacağını bilmek, o amaçların meşruluğunu sorgulamak her milletvekilinin görevdir. Bu milletin egemenliğini kullananlar, bu milletin millî iradesini kullananlar sadece burada vatandaşın verdiği oylarla bir millî iradeyi değil ama bizi millet olarak yaşatanların, bize cumhuriyeti kuranların ve millî mücadeleyi gerçekleştirerek buralara getirenlerin iradesini temsil ettiğini de unutmaması gerekiyor. Onun için bu konularda oyun oynamaya gerek yok. Bu konularda bu tehlikeleri görmek ve bu tehlikeler karşısında, bu dayatmalar karşısında tavır almak bu milletin asıl görevidir. Huzurlarınıza, sürekli olarak mutasyona uğrayan, işine geldiği zaman "açılım", işine geldiği zaman "millî birlik, kardeşlik projesi", işine geldiği zaman "toplumsal bütünleşme", işine geldiği zaman "Analar ağlamasın." diye millete karşı bir psikolojik

35

 
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

Randevulu Okul Gezisi

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki