Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
24. Dönem 4. Yasama Yılı
113. Birleşim 08 Temmuz 2014 Salı

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 91 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu
2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok

Ertelenmiştir.

3'üncü sıraya alınan Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 629 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde görüşmelere başlayacağız.

İlk konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; aslında 2011 seçimlerini hatırlarsak bütün siyasal partiler yeni bir Anayasa sözü vererek bu Meclise gelmişlerdi.

Yeni bir anayasaya niye ihtiyaç vardı? Yeni bir anayasa, esas olarak barışımızı sağlamak ve bu barışın önündeki faşist cunta yasalarından kalma yasal ve anayasal engelleri kaldırmak olarak söylenebilirdi. Yeni anayasayı yapamadık ama bu hususta denenecek bütün yol ve yöntemler denendi. Bütün kurumlar, kuruluşlar ve şahıslar bu konuda olumlu ya da olumsuz inisiyatif aldı, bir tek en yüksek yasama ve egemenlik yetkisini kullanan Meclis bu çabanın içerisine dâhil olmadı, ne acıdır. Bugün, büyük Meclisin bu konuda inisiyatif alacağı gündür. Emeği geçen, katkı sunan, önerilerde bulunan herkese teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Önümüzdeki yılların neler göstereceğini bilmiyoruz ama bu ülkeyi eşitliğe ve özgürlüğe kavuşturacak bir yasama süreci istiyorsak, Türkiye'de eşitlikçi, demokratik, herkesi kucaklayan bir toplum sözleşmesi oluşturmak istiyorsak bugün burada toplanmamıza vesile olan bu yasa tasarısını doğru ele almamız gerekiyor. İnsanlara barış sözümüzü tutabilmek için önümüzdeki yasa tasarısını en doğru biçimde bu Meclisten geçirmek ve barış için adım atmak gerekiyor. Çünkü, bu yasa tasarısı, gelmesini hepimizin arzuladığı barış için, en az çözüm süreci görüşmelerinin başlaması uğrunda verilen mücadele kadar büyük bir önem taşımakta. Tam da bu nedenle "çözüm" ve "barış" kavramları arasındaki bağı incitmemeye özen göstermeliyiz.

Hükûmetin imzasıyla önümüze gelen metin, gerekçe ve önerilen yasa maddeleriyle birlikte, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin değil, Orta Doğu'nun yakın geleceği bakımından da ciddi bir önem taşıyor. Bu yüzden, her kelimesi ve her kelimenin anlamı ayrı ayrı bir ilgiyi hak etmekte.

Yasa teklifinin gerekçesinde sıklıkla başvurulan "terör" kavramı günümüz Türkiye'si ve Orta Doğu açısından değişen konjonktür ve mücadele biçimleri ışığında değerlendirildiğinde, hem teknik olarak yeterince açıklayıcı değil hem de Türkiye'nin tekçi ulus yapısından kalma darbelerle güçlendirilmiş devletçi ideolojinin, tekçi ideolojinin söylemini yenilemektedir. Oysa, çözüm süreci ve toplumun çözüm sürecine gösterdiği teveccüh de ortaya koymuştur ki Türkiye'deki Kürt meselesinin adı bir "asayiş problemi" yahut "terör problemi" olarak konulamaz. Adlı adınca bu ulusal bir sorun olarak ortaya konmalıdır. Buna "Kürt sorunu" ya da "Türk sorunu" demek de tek başına yetmemektedir. Ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik olmak üzere birçok boyutlarıyla toplumun yaşadığı kimlik bunalımının toplumdaki tüm paydaşları etkilediği göz önüne alındığında, bugün önümüze konan yasa tasarısının ve onun ele aldığı çözüm sürecinin Türkiye'nin kendini yeniden tanımlama, tarif etme döneminde rehberlik işlevi göreceğini hatırlamalıyız. Bu bağlamda, özellikle, gerekçede sorunun tanımlanma biçiminin yeterince tatmin edici olmadığını ancak çözüm yasa tasarısına ilişkin yapılan açıklama amaçlı konuşmalardaki iyi niyetin de kesinlikle ihmal edilemeyeceğini söylemem gerekiyor. Eminiz ki çözüm sürecinin yasallaşma sürecinde sorunun adının konması ve esasına yönelik bu tür önemli tanımlama hataları çözülecektir.

Bilindiği gibi, iktidar ile Kürt siyasal aktörler arasında yürütülen çözüm süreci ve görüşmelerle eş zamanlı olarak hem Türkiye'de hem Orta Doğu'da birçok şey yaşandı ve değişti. Başta KCK operasyonları ve Kürt halk önderi Öcalan'ın tecridi de olmak üzere birçok insanın acı çekmesine neden olan gelişmeler yaşanmış, çatışmaların sürdüğü dönemde evlatlarımızı yitirmişiz. Bilindiği gibi, gerilla Türkiye topraklarından kısmen de olsa çekilmiş, kendileriyle yapılan röportajlarda onurlu bir barışa dönük açık iradelerini bildirmiş, Kürt özgürlük hareketinin ve Kürt diasporasının en önemli figürleri de çözüm sürecinin ve barışın yanında duran ifadeleriyle süreci açıkça dile getirmişlerdir.

30

Bunu dile getirmemizin nedeni, gerekçe metninde yalnızca devletin tek taraflı eforları biçiminde anlatılan sürecin tüm öznelerinin bu konudaki niyet ve tasarruflarını açıklığa kavuşturmak, özellikle de Kürt özgürlük hareketinin lideri Öcalan'ın bu konudaki soğukkanlı tavrını ve 2013 Nevroz'unda Mezopotamya'ya yaptığı barış çağrısının yarattığı miladı vurgulamak ve bir hakkı teslim etmek bakımındandır. Bu bağlamda, çözüm yasa tasarısının altında Hükûmetin imzası olsa da çözümün ve barışın tüm paydaşlarının çözüm sürecini yasallaşma noktasına getiren bu yolda atılan her adımdaki emeğini göz ardı etmememiz gerekiyor.

Bu çok muhataplı süreçte taraflara düşen sorumluluklar da bu yasa teklifinde belirginleşmektedir. Gerekçe metninde açıkça dile getirilen "şiddetin ve silahın aradan çıkarılması" ifadesi, tüm muhataplar için geçerlidir. Örneğin, Hükûmetin de kendi askerî ve hukuki güçlerini denetleyerek durdurması önemli bir gereksinimdir çünkü barış Hükûmetin ya da gerillanın tekelinde olmaktan ziyade, bu sürece dâhil olan herkesin, bütün yurttaşlarımızın ortak sorumluluğundadır.

Bu noktadan sonra yasanın maddelerine bir göz atmak gerekiyor. Paketin amacı ve kapsamı açıklanmaya çalışılırken sorunun adının konulması konusundaki yetersizlik burada da ortaya çıkıyor. Adını koymakta yetersiz kaldığımız bir sorunu çözemeyeceğimiz bilinmelidir. Toplumsal entegrasyonun sağlanması konusunda Hükûmetin yetkilerini en doğru biçimde kullanması, akil insanlar sürecinde olduğu gibi, hızlı ve yetki sınırları yeterince belirlenmemiş taktiklerle değil, toplumsal anlamda kabulü kolaylaştıracak ve yaygınlaştırabilecek yöntemler üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir.

Hükûmet, silahsızlanmayı olduğu kadar, başta kalekollar olmak üzere bölgede sürdürdüğü devletin baskı aygıtlarına dayanan politikalarını da gözden geçirmeli, Kürt halkının hak ve özgürlüklerine duyduğu saygıyı yalnızca beklentilerle değil, aktif olarak, ortaya koyduğu iradeyle de göstermelidir. Unutulmamalıdır ki talep edilen şey, spesifik bir düzenleme değil, ülkemizin, ortak vatanımızın bir bütün olarak demokratikleşmesidir.

Hükûmetin, silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleriyle sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için öngördüğü taktik ve stratejileri, sık sık "rehabilitasyon" olarak adlandırması, her ne kadar genel terminoloji üstünden savunulsa da özellikle Kürt halkında büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Zira, toplumun bütün kesimleri bu savaş sürecinin bir paydaşıydı ve barış için de aynı durum geçerlidir. Eğer ille de bir rehabilitasyondan söz edilecekse, geçmişten bu yana silahı ve imhayı bir çözüm olarak görenler üzerinde de Sri Lanka modeli uygulamak için fırsat kollayanlar üzerinde esas olarak uygulanması yerinde olur. Dünyadaki barış süreçleri de göstermiştir ki barış, yalnızca eline silah alanları değil, aynı zamanda savaş sürecinde etki altında olan tüm insanlara hitap etmeli, tümünü etkilemeli ve ikna etmelidir.

Çoğunlukla hastalık ve travmalar için kullanılan "rehabilitasyon" kelimesinin yerine "karşılıklı uyum ve entegrasyon" kavramlarının kullanılması daha doğru ve sürece daha uygun olacaktır. Zira, tedavi edilmesi gereken, sorunun etkilediği insanlar değil, sorunun ortaya çıkmasına neden olan devlet ideolojisi ve sistemidir.

Eğer bunun için ayrıca bir rehabilitasyon uygulanacaksa, adını vurgulayarak söylemeye ve devletin sistematik problemlerinin çözümü için katkı sunmaya hazır olduğumuz da tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.

Silahlı mücadele öznelerinin barışın tesisi sürecinde negatif bir şekilde statülendirilmemesi, "rehabilitasyon" olarak adlandırılan süreç yerine pozitif ayrımcılığa dayalı bir entegrasyonun mümkün kılınması gerekmektedir.

Hükûmetin sorumlu adımlar atarak, sorunun adını doğru koyarak, sorunun paydaşlarına yönelik hukuki tasarruflarına dair ciddi ve detaylı bir plan ortaya koyması da bir başka zorunluluktur. Zira, 2'nci maddede belirtilen "kamuoyunun bilgilendirilmesi" hadisesi çözüm süreci bakımından da ardından gelmesini umduğumuz barış bakımından da tarihî bir önem arz etmektedir.

Ana muhalefet partisi de dâhil olmak üzere Türkiye'deki birçok siyasi özne çözüm sürecinin şeffaflaşması konusundaki taleplerini dile getirmişledir. Olumlu katkı sunan herkese bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Hükûmet, bu bilgilendirmenin yapılmasını sağlamaktan sorumlu olmanın yanı sıra, eksiksiz yapılmasını da sağlamak zorundadır. Genel gerekçe metnindeki tek taraflı efora dayanan dildeki tekliğin yerini daha saydam, tarafsız siyasi gözlemcilerle de denetlenen açık bir iletişim mantığı almalıdır.

Hükûmet, sürecin taraflarının ve sürecin itibarını korumak adına şeffaf, topluma olabildiğinde açık bir yürütme uygulamak durumundadır. Ancak bu şekilde geniş ve tüm paydaşları kapsayan bir barışa ulaşılabileceği unutulmamalıdır.

Çözüm süreci, dâhil olmak isteyen tüm siyasi aktörlerin başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün ana aktörleriyle görüşebildiği bir şeffaflığa kavuşturulmalıdır.

31

Yine aynı şekilde, bu siyasi öznelerin önüne gerekli fırsatlar konmalı, barış sürecinin en önemli paydaşlarının toplumun farklı kesimlerinden gelen temsilcilerle yapacağı görüşmelerin önü açılarak, sürecin toplumsallaşması sağlanmalıdır.

Yasanın mevcut hâlinin en büyük eksikliği, bundan daha evvel başlamış bir sürecin bugün itibarıyla yasal güvence altına alınmasını sağlayacak olmasıdır. Bu da, çözüm süreci dâhilinde, bugüne dek Hükûmetin bilgisi dâhilinde görev almış herkesin bugüne kadar yaptıklarının güvenceye alınmaması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, geçmişe dönük bir düzenleme yapılarak süreç ve sürecin paydaşlarının tamamı yasal bir güvence altına alınmalıdır. Bu, sürece yönelik olası hukuki suikastlerin engellenmesi açısından da önemli bir adım olacaktır. Zira, hiç kimse, toplumun barış için kendine ve verdiği sorumluluğu yerine getirirken güvenliğinden ve geleceğinden kuşku duymamalıdır.

Barış İçin Kadın Girişimi "Kadınlar Çözüm Sürecini Konuşuyor Barışta Israr Ediyor" isimli bir konferans yapmış ve bir sonuç bildirgesi hazırlamıştır. Bize kalırsa, kanunun hazırlanması ve kapsamı sürecine dair çok anlamlı tespitler içeren rapor, kadın inisiyatiflerinin de sürecin paydaşlarıyla görüşmelerini gerektiriyor. Zorla erkekleştirilmiş, militaristleştirilmiş bir düzende kadın aklı -hele böylesi bir süreçte- kadınların katılımı ziyadesiyle gereklidir.

Süreç Yasası, tek başına yeterli değildir. Büyük Millet Meclisi ve Hükûmet, bugün itibarıyla ve geçmişe dönük olarak çözüm sürecinin odaklandığı Kürt sorunu ve etrafındaki problemlerin çözümüne yönelik inisiyatif almak durumundadır. Zira, çözüm sürecinin yasallaşmasının ardından mevcut yasama sürecinin de bu onurlu sürecin ruhuna uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Örneğin, 5 Temmuz tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'te "Özel okullara yalnızca belli bir anlam taşıyan Türkçe bir ad verilmesi şarttır." hükmü yer almıştır. Bu düzenleme, genel gerekçede, Sayın Başbakan tarafından övülen demokrasi paketinin içeriğindeki ana dilde eğitim yapacağı düşünülen özel okulların ana dilinde isimlendirilememesi gibi mizahi bir sonuç ortaya koyacaktır. Bu, belki küçük ama genel olarak, Türkiye'nin genel yasama süreçlerinin ruhuna yansımış olan tekçi mantığın bir tezahürüdür. Bu mantığa ilişkin yasalar ayıklanmadıkça, hele hele yapılmaya devam edildikçe çözüm sürecinin kendisinin tek başına hiçbir işe yaramayacağı, çözüm sürecinin yasalaşmasının tek başına yeterli olamayacağı kabul edilmelidir.

Türkiye ve Orta Doğu halklarının tarihi açısından kayıtlara geçecek olan bir oturumdayız. Bu oturum, bugün geçecek olan yasa, tıpkı dünyadaki diğer barış süreçlerinde olduğu gibi ileride ders olarak okutulacaktır. Bu yasanın çerçevesi ve çözüm sürecinin yasal durumu, belki de ileride başka çözüm ve barış süreçlerinde model alınacaktır. Bu salonda olanlardan en büyük isteğimiz, barış için, çözüm için atılan bu adımı eleştireceklerse de, karşı çıkacaklarsa da bunu 3'üncü sınıf ilkokul seviyesi ya da 12 Eylül hapishanelerinin duvarlarından kalma ezberlerle yapmaktan kaçınmalarıdır. Ortak demokratik bir cumhuriyet, ortak demokratik bir vatanı nasıl ileriye taşıyacağımız sorusunu sormak yerine çözüm sürecine dâhil olanları nasıl cezalandıracaklarını düşünenler, "Şu süreç bir yalpalasa da bunları yargılasak." diye bekleyenler tarih karşısında mahcup olacaklardır.

Çözüm süreci, Mecliste temsil edilmeyen partiler, sivil toplum kuruluşları, uluslararası kanaat grupları gibi paydaşları da içermeli ve herkese açık olmalıdır. Zira, barış için emek vermeyen, barış için sokağa çıkmayan, barış için bir imza atmaktan dahi korkanlar, ölümün ve savaşın vebaline ortak olmuş olacaklardır. Eminiz ki, bu süreçte emeği olan herkes bu yasa tasarısının ve bu yasa tasarısındaki çerçevenin ulaşacağı formun öneminin farkındadır. Çözüm yeni bir Orta Doğu'nun, yeni bir Türkiye'nin kurulması konusunda görünen tek ufuktur. Bu toprakların savaşla yazılmış kaderini barışla değiştirmek elimizdeyken, bunu olabilecek en akılcı biçimde yapmak da bu Meclisin görevidir. 12 Haziran 2011'de halkın bize verdiği bu yetkiyi toplumun kendisine dönecek bir silah olarak kullanmak, demokratik siyasetin sesini kısıp, çözmek isteyenlerin önünü kesmek, asla kabul edilemeyecek bir davranıştır.

Asker ve gerilla annelerinin aynı masada oturup bitmesini bekledikleri, uğruna gözyaşı akıtmaktan pınarlarının kuruduğu barış, bu barıştır. Bu barış, Avrupa Birliği süreci de dâhil olmak üzere, Türkiye'nin önündeki birçok kritik adımın atılmasındaki en önemli unsurdur. Orta Doğu'daki tek ve gerçek barış cumhuriyetini inşa etmek, artık bugün bizim ellerimizdedir.

İşte, önümüzde böyle bir çerçeve yasa var. Bu resme emek koymayı, renklerini oluşturmayı yapmak da bizim elimizde; ne kadar çok katkı sunarsak geleceğe dönük o kadar olumlu ve hayırlı bir iş yapmış olacağız.

Son söz olarak, unutmamalıyız ki barışa el verenin eli asla kirlenmez, iki cihanda da yüzü ak olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

32

 
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

Randevulu Okul Gezisi

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki