Komisyon Adı: PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
Yasama Yılı:2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ve Sayıştay tezkereleri a) İçişleri Bakanlığı b) Emniyet Genel Müdürlüğü c) Jandarma Genel Komutanlığı ç) Sahil Güvenlik Komutanlığı d) Göç İdaresi Başkanlığı e) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı
Birleşim:27
Tarih:5
Tarih:22 .11.2021

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Plan ve Bütçe Komisyonunda İçişleri Bakanlığının bütçesini görüşüyoruz. Sayın Bakanı dinledik, bence geçen yılın içeriğiyle hemen hemen aynı, yeni tek şey metruk binalarla ilgili savunma. Büyüklerimiz "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz." demiş. Ben de büyüklerimizi dinleyerek Sayın Bakanın söylediklerine değil de iç güvenlikten sorumlu bir Bakan olarak imza attığı hukuksuzluklara değineceğim.

İlk önce, Dedeoğlu ailesi... Dedeoğlu ailesi Konya'da bir Kürt aile; Kars'tan göç etmiş, hayvancılıkla uğraşan, hiç kimseyle husumeti olmayan bir Kürt ailenin 7 ferdi ırkçı duygular besleyen bir kişi ve onun destekçileri tarafından katledildi. CHP milletvekilleri morga geldi, birlikte oturduk, bu tür olayların olmaması için neler yapılmalı konuştuk. Konya Milletvekili Abdullah Ağralı morga geldi, aileyle dayanışma sergiledi, bana, bize "Hükûmetimiz, elinden gelen her şeyi yapacak, aydınlatacak." dedi. Adalet Bakanı Sayın Gül, onlarca AK PARTİ'li milletvekiliyle geldi, cenaze törenine katıldı, en ön safta görüntü verdi. Katledilen aile ırkçı güruhun saldırısına ilk kez maruz kalmıyordu; aylarca önce onlarca kişiyle evleri basılmış "Burayı terk edeceksiniz." denilerek tehdit edilmişlerdi, kalaslarla hastanelik edilmişlerdi. Saldırganlar gözaltına alındı ama teker teker serbest bırakıldılar. Peki siz ne yaptınız? Bu ülkenin iç güvenliğinden sorumlu Bakan olarak size bağlı valiler, güvenlik görevlileriyle birlikte ne yaptınız? Ben söyleyeyim, hiçbir şey yapmadınız. Dedeoğlu ailesi ve avukatları onlarca kez valiliğe yani size başvurdu "Bu saldırgan güruh, bu ırkçı grup tehditlerine devam ediyor, gerekli önlemleri alın." Dedi. Aldınız mı? Almadınız, sadece seyrettiniz. Serbest bırakılan saldırganlar yeniden örgütlendi, örgütlü bir şekilde bir katliam gerçekleştirdi. Sizden Fırat'ın kıyısındaki kuzu için hesap sormuyoruz, Konya'nın göbeğinde, göz göre göre gelen bir katliama seyirci kaldığınız için "Bu suça ortaksınız." diyoruz.

Dedeoğlu ailesinden başladım çünkü tetikçi dışında katliama ortaklık eden herkes önceki gün itibarıyla serbest bırakıldı oysa görüntüler var ve bu görüntüleri de siz elde etmediniz, ilk saldırıdan sonra aile, oturduğu eve kamera yerleştirdiği için görüntüler var ve o görüntülerde tetikçiyle birlikte eve gelen herkes var, aracın yanında bekleyenler var, araca gelip silahları alıp tekrar eve döndüğünü gösteren görüntüler var, araca gelip benzin bidonunu alıp evi yaktığını gösteren görüntüler elinizde. Ailenin kimliği, Kürtlüğü üzerinden yapılan telefon görüşmelerine rağmen "Irkçı bir saldırı değil." dediniz. Yetmezmiş gibi şimdi de tetikçinin bütün iş birlikçilerini serbest bırakıyorsunuz. Göz göre göre gelen katliamı önlemediniz, katliamın iş birlikçilerinin yargılanması için delil toplamıyorsunuz.

Bakın, bir katil, iş birlikçileri...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Çok affedersiniz...

Garo Bey, sizin kameranız sizi mi çekiyor, Bakanlık sıralarını mı çekiyor?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Bakanlık sıralarını çekiyor.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Ona izin vermiyoruz burada.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Neden vermiyorsunuz?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Vermiyoruz, böyle bir izin yok, kurallarımız gereği, oyladığımız usullerimiz gereği izin vermiyoruz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Böyle bir şey yok.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Rica ediyorum, siz bir grup sözcüsüsünüz, kurallarımıza uymaya sizi davet ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Böyle bir şey yok, böyle bir şeyi oylamadınız.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Lütfen, var, böyle bir şey var, kamerayla ilgili böyle bir şey var. Lütfen, böyle bir usulümüz yok.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Başkanım, konuşmalarımızı hep böyle kesecek misiniz?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Devam ettiremem, kurallarımıza uymuyor çünkü.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Bakın, bir katil, iş birlikçileri...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Lütfen, Garo Bey, rica ediyorum.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Ya Sayın Başkan, rica ediyorum.

BBAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sürenize ilave edeceğim.

Buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Bakın, bir katil; iş birlikçileri kim henüz bilmiyoruz. Güpegündüz, yirmi dört saat izlenen İzmir il binamıza giriyor, Deniz Poyraz'ı katlediyor, ifadesinde Deniz Poyraz'ı tanımadığını, partide her kim varsa katletmek için gittiğini söylüyor. Bundan daha net bir siyasi cinayet olabilir mi? Sadece HDP'li olduğu için insanlar katlediliyor sizin iç güvenlikten sorumlu olduğunuz bir ülkede. Hiç mi sorumluluğunuz yok Sayın Bakan? Her gün HDP'ye hakaretler ederek "katil" diyerek "terörist" diyerek hedef gösteren bir Bakan olarak hiç mi sorumluluğunuz yok? Siz bunları söylediğiniz için katil "HDP'lileri öldürdüm, içimi soğuttum, beni niye tutukluyorsunuz?" diyebiliyor ifadesinde; katil o kadar rahat. Katliamı gerçekleştirmeden önce 27 kez Emniyet Müdürlüğünü aramış, o kadar rahat. Gazeteciler bu bilgiyi kamuoyuyla paylaştı, savcılık, Emniyet Müdürlüğüne yazı yazdı, Emniyet Müdürlüğünün verdiği cevap: "Elimizde bu kayıtlar yok." Sonra, Emniyet Müdürlüğü, ortaya çıktıktan sonra ayrıntılarını paylaşmak zorunda kaldı. Katil içeri giriyor, silah sesi geliyor, parti binasının karşısında polis noktası var, birkaç yüz metre ileride polis merkezi var ama otuz dakika boyunca içeriye hiçbir güvenlik görevlisi girmiyor. Cinayet bir iş hanında gerçekleştiriliyor, gözaltı işleminden sonra iş hanını hemen faaliyete açıyorsunuz. On sekiz saat içerisinde, on sekiz saat içerisinde hiçbir ilişkisi araştırılmadan, HTS kayıtları araştırılmadan katil hakkında tutuklama kararı verildi.

Sadece "tweet" attığı için, bir basın açıklamasına katıldığı için, sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına aldığınız kişileri dört gün, sekiz gün gözaltında tutuyorsunuz. Daha bu ay içerisinde 25 ve 26'ncı Dönem Adıyaman Milletvekilimiz Behçet Yıldırım'ı sosyal medya paylaşımları yüzünde sekiz gün gözaltında tuttunuz ama bir siyasi cinayetin katilini, failini on sekiz saatte tutukladınız ve hiçbir şey araştırılmasın istediniz. Neden? Ucu herhangi bir kamu görevlisine dokunur diye mi düşündünüz? Ucu SADAT'a dokunur diye mi düşündünüz? Siz bunu yaparak bir biçimde katliamın üstünü örtmeye çalışmış oluyorsunuz.

Teknoloji ne kadar güzel şey, değil mi Sayın Bakan? Görüntüleri mutlaka izlemişsinizdir; katil HDP il binasından çıkarılırken bir polis ona sarılıyor, onu kucaklıyor ve "Ağabeyciğim, adın ne?" diyor. İşte, sizin bugün burada yaptığınız gibi, hedef gösteren açıklamalarınızdan cesaret alan bir polis memuru HDP'ye katliam için gelen ve Deniz Poyraz'ı katleden bir caniyi kucaklayabiliyor, "ağabeyciğim" diyebiliyor ama siz bu görüntüler ortaya çıkmasın, yalnızca sizin servis edeceğiniz görüntüler yayınlansın istiyorsunuz, bu yüzden genelge yayımlıyorsunuz, "Polis müdahalesini hiç kimse telefonla çekemez." diyorsunuz, kılıf olarak da "Polisimizin güvenliği." diyorsunuz. Allah'tan Danıştay bu genelgenin yürütmesini durdurdu da en azından bir süre bazı suçların ortaya çıkmasının önünü açtı ama eminim, siz onu da engellemek için başka bir genelge hazırlığı yapıyorsunuzdur.

Sayın Bakan, bakın, güvenlik görevlileriyle ilgili bir sürü kötü muamele iddiaları dile getiriliyor, doğru yanlış, yaygın istisna; bunları tartışmıyorum, başka bir şey söyleyeceğim: Siz işkenceyi savunuyorsunuz Sayın Bakan. Bakın, Servet Turgut ve Osman Şiban'ın helikopterden atıldığını, yüksekten atıldığını, atıldıktan sonra onlarca güvenlik görevlisi tarafından linç edilircesine darp edildiğini, vücutlarında onlarca kemik kırığı olduğunu dile getirdi görgü tanıkları. "Görgü tanıkları" diyorum çünkü evlerinden gözaltına alındıklarında sapasağlamlardı, helikopterle alay komutanlığınıza getirildiler; aile peşlerine düştü, vücutlarında onlarca darp ve kemik kırığıyla hastanede bulundular, onları hastaneye de güvenlik görevlileri götürmüştü. Servet Turgut yaşamını yitirdi, Osman Şiban da ağır yaralıydı. Size sorulduğunda ne dediniz Sayın Bakan? "Onlar PKK'nin milisleriydi." dediniz yani ne demiş oldunuz: "Evet, işkence yaptık çünkü onlar PKK'liydi." demiş oldunuz. İşkenceyi savundunuz böylece Sayın Bakan. Kaldı ki o gün çatışma olduğu belirtilen bir bölgeye yakın köyde olmak dışında hiçbir suçları yoktu -o ana kadar diyorum- çünkü daha önce gözaltına alınmamışlardı, haklarında soruşturma yoktu, açılmış bir dava yoktu. Hem işkenceyi savundunuz hem de bu insanlara iftira attınız.

Sayın Bakan, bu hukuk tanımaz tavrınız o kadar yaygın ki Anayasa Mahkemesi barış akademisyenleriyle ilgili "Bu suç değil." dedikten sonra, hukuka saygılı her hükûmetin yapması gereken bir tek şey vardı çünkü haklarında başkaca bir dava yoktu, disiplin soruşturması yoktu; onların göreve döndürülmesi gerekiyordu. Çıkıp televizyondan dediniz ki: "Anayasa Mahkemesi kararı beni bağlamaz. Başlatmak zorunda mıyım?" Peki, görevi mahkeme kararlarını uygulamak olan bir İçişleri Bakanı "Mahkeme kararını uygulamak zorunda mıyım?" derse, bu mahkeme kararları kimi bağlıyor? Uygulamak zorunda değil misiniz? Bu mahkeme kararları sadece gariban vatandaşı mı bağlıyor? Şimdi "görevi mahkeme kararlarını uygulamak olan" derken şahsınızdan bahsetmiyorum çünkü Emniyet teşkilatı emrinizde, Jandarma teşkilatı emrinizde, birinin gözaltına alınması gerekiyorsa siz alıyorsunuz, tutukluluk kararı verildiyse siz yakalıyorsunuz veya mahkeme kararına direnen birisi varsa onun gereğini siz yerine getiriyorsunuz. Bunu yerine getirmesi gereken bir Bakan olarak "Mahkeme kararlarını dinlemiyorum." derseniz, vatandaşın herhangi bir mahkeme kararına saygısı kalır mı Sayın Bakan?

Daha yeni, benzer bir konuşma daha yaptınız, dediniz ki: "Bu metruk binalar uyuşturucu kullananların, hapçıların merkezi oldu. Muhtarlara soruyorum 'Mahkeme yıkım kararı vermiyor. Biz de yıkamıyoruz.' diyorlar. Size Bakan olarak söylüyorum: Yıkın o binaları, mahkeme kararını beklemeyin; karar sonra gelsin, önce siz yıkın." Şaka gibi! İçişleri Bakanı çıkıp "Boş verin mahkeme kararını, yıkım kararını; yıkın gitsin." diyor. Demokratik bir ülkede, hukukun egemen olduğu bir ülkede hukuku uygulamakla görevli bir bakan bunu söyleyebilir mi? Söyleyemez. Söylerse ne olur? Bir devletten hukuku çıkardığınızda ne olursa o olur. Hukuk değil, çeteler egemen olur; hukuk değil, mafya egemen olur. Bir gün bir çete lideri de çıkar bir sürü şey söyler; ben adını anmayayım da onun sözcüsü olmayayım.

Ha, burada, sanırsınız Bakanlığınız, Hükûmetiniz uyuşturucuyla o kadar çok mücadele ediyor ki bir tek metruk binalar kaldı. Bu ülkenin Başbakanlığınca kullanılan uçakla valizler dolusu uyuşturucu taşındı bu ülkeye, taşınmak istendi. 5,9 ton uyuşturucu taşındı bu ülkeye, taşınmak istendi. Bununla ilgili yeterli bir soruşturma yaptınız mı? Türkiye'de gözaltına alınan kimse var mı? Yok. Hâlâ "Kolombiya'ya yazı yazdık, cevabını bekliyoruz." diyorsunuz. Bir de uzun uzun uyuşturucuyla ne kadar mücadele ettiğinizi söylemişsiniz. Bakın, Sayın Bakan, Kolombiya'dan Atlas Okyanusu'nu geçtiğiniz zaman Portekiz'e 7.600 kilometreymiş, Akdeniz'in bir ucundan öbür ucuna 3.550 kilometreymiş. Şimdi, bir uyuşturucu tüccarı, uyuşturucu baronu 7.600 kilometre geldikten sonra Avrupa'ya satacağı uyuşturucuyu niye Portekiz'den, İspanya'dan, Fransa'dan veya bir başka yerden değil de 4 bin kilometre daha gelip Türkiye'den sokar? Neden?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU - Size sormak lazım, onu siz bilirsiniz!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Kolombiya'yla sizin ilişkileriniz var değil mi?

Ha, bu arada, askerî araçlarda polisin karıştığı uyuşturucu ticaretinden hiç bahsetmiyorum.

Şimdi, bu ülkeyi resmen uyuşturucu trafiğinin merkezî hâline getiren Hükûmet olarak anılacaksınız. Neden? Afganistan'dan, Orta Doğu'dan gelen uyuşturucu buradan Avrupa'ya gidiyor, Kolombiya'dan gelen uyuşturucu buradan Avrupa'ya, Arap ülkelerine gidiyor. Bu, sizin döneminizde oldu, istediğiniz kadar, sayfalar dolusu "Şu kadar uyuşturucu yakaladık." deyin.

Şimdi, Sayın Bakan, sahsınızla ilgili bir sürü iddia var; uyuşturucu, kara para aklama, mala çökme, bir sürü şey. Bu iddiaların muhtemelen bir kısmı veya tamamı gerçek dışıdır veya iftiradır hepsi; belki de doğrudur, bunların hiçbirini bilmiyoruz. Bir "tweet" attığı için "Dolar 7 TL olacak." dediği için, "Erdoğan öldü mü?" dediği için vatandaş hakkında soruşturma başlatıyorsunuz ama Sayın Bakan, neden sizin hakkınızdaki iddialarla ilgili bir soruşturma yürütülmüyor, neden soruşturma başlatılması için, soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için istifa etmiyorsunuz?

Bu arada "Savcılığa kendimle ilgili başvuracağım." dediniz. Başvurdunuz mu?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU - Tabii ki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Ben size onu söyleyeyim, onun ismi savcılığa başvurmak olmaz Sayın Bakan, bir kişi kendisiyle ilgili suç duyurusunda bulunduğunda ne demiş olur biliyor musunuz? İtirafçı olur yani "Ben bu suçu işledim." demiş olur. Eğer başvuracaksanız bir hukukçuya sorun. "Bunu araştırın." demiş olmazsınız. Yani şöyle olur Sayın Bakan "Evet, ben uyuşturucu baronlarını koruyorum, benim hakkımda soruşturma açın. Evet, ben kara para aklamasına yardım ettim, beni soruşturun. Evet, ben şu mala çökülmesine destek verdim, beni soruşturun. Ben yolsuzluk yaptım, görevi kötüye kullandım." dersiniz, suç duyurusu böyle bir iştir, sorun bir hukukçuya, size doğrusunu anlatsın Sayın Bakan. Öyle "Savcılığa başvuracağım." deyip hiçbir şey yapmayınca ancak ve ancak soruşturmayı engellemiş olursunuz.

Bu, suçlularla ilgili fotoğraf meselesine gelince Sayın Bakan, ne kadar tacizci, tecavüzcü, uyuşturucu taciri, kadına yönelik şiddet faili varsa bir biçimde sizinle çektiği bir fotoğrafı var ve bunu yayınlamış oluyor. Önce, çok net söylüyorum, bütün samimiyetimle, bu fotoğraflar sizi bu kişilerin suçlarına ortak yapmaz; bizler de siyasetçiyiz, bizimle de yüzlerce kişi fotoğraf çektiriyor ama birini istisna tutuyorum Sayın Bakan, sevgili Aysel Tuğluk'un annesinin naaşının oturduğu mahallede gömülmesini hazmedemeyen, engelleyen ırkçı faşistlerle karakolda fotoğraf çektirdiniz Sayın Bakan. Bu, sizin bilinçli tercihinizdi, bunu diğerlerinden istisna tutmak lazım. Bir de bu fotoğrafların şöyle bir yanı yok mu Sayın Bakan; yani bu tacizciler, tecavüzcüler, katiller, uyuşturucu tacirleri niye benimle fotoğraf çekilmiyor, niye Garo Paylan'la çekilmiyor, niye Erol Katırcıoğlu'yla çekilmiyor, niye idol olarak sizi görüyorlar Sayın Bakan; niye Adalet Bakanıyla fotoğraf çekmiyorlar, niye Dışişleri Bakanıyla çekmiyorlar da hepsi idol olarak sizi görüyorlar Sayın Bakan? Bence bunu sağlıklı bir şekilde düşünün derim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Doğru.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Bakan, başında bulunduğunuz Bakanlığın ve Bakanlığın başındaki kişi olarak sizin de pek çok haksızlığa, hukuksuzluğa imza attığınızı düşünüyorum. Bizce bunlardan en büyüğü kayyum görevlendirmeleridir. Bakın, bir ülkede asgari demokrasiden söz edebilmek için o ülkede gizli oy açık sayım ilkesi uyarınca seçim yapılmasından söz edilir. Eğer bir ülkede halk, temsilcilerini seçemiyorsa, seçtiği temsilciler bir başka güç tarafından görevden alınıyorsa orada artık asgari demokrasiden söz edilemez. Halkın oylarıyla seçilen Diyarbakır, Mardin, Van, Batman, Iğdır, Siirt, Kars, Hakkâri Belediye Başkanlarını, bu illere bağlı ve başka illere bağlı 40 ilçe ve belde belediye başkanını görevden uzaklaştırarak sivil bir darbe yaptınız. "Sivil" dediğime bakmayın, siz sivilsiniz, yoksa emrinizdeki jandarma ve polis sivil değil. Çok büyük bir yalanla arkadaşlarımızı görevden aldınız "Belediyenin kaynaklarını örgüte gönderiyorlar, o yüzden görevden aldık." dediniz. Çok açık söyleyeyim: Bir hukukçu olarak, belediye başkanlarını soruşturma ve kovuşturma dosyalarını yakından takip ediyorum. Ne Selçuk Mızraklı hakkında ne Bedia Özgökçe Ertan hakkında ne Ahmet Türk hakkında ne Mehmet Demir hakkında ne Berivan Helen Işık hakkında ne Ayhan Bilgen hakkında ne Cihan Karaman hakkında ne Yaşar Akkuş hakkında ne diğer belediye başkanlarımız hakkında örgüte para gönderdiklerine dair tek bir tane iddia yoktur. Bu, sadece propaganda olarak kullandığınız bir şey. Ha, bu arada, bu söylediğiniz doğrudur, bu sunuşunuzda dediniz ya "Belediye başkanları şu kadar yıl hapis cezasıyla cezalandırıldı." Doğru, hapis cezasıyla cezalandırıldıkları doğru, örgüt üyesi suçlamasıyla cezalandırıldıkları, propaganda suçlamasıyla cezalandırıldıkları doğru ama o suçlamaların içeriği hiç de sizin söylediğiniz gibi para gönderildiği falan yok, tek bir tane iddia yok. Bu, sadece propaganda bakanlığı olarak çalışmanız.

Selçuk Mızraklı'yla ilgili iddia ne biliyor musunuz Sayın Bakan? "Böyle para gönderdi, şunu yaptı, bunu yaptı." diyorsunuz ya, belediyeyle ilgili tek bir iddia yok. Bir örgüt üyesini tedavi etmiş de, yok bilmem Demokratik Toplum Kongresinin çalışmasına katılmış. Nerede belediye göreviyle ilgili bir suçlama? Bir tane suçlama yok, ne Mehmet Demir hakkında ne Ahmet Türk hakkında. Bunların hepsi propaganda ama soruşturma dosyalarının tamamında "Kentleri, ilçeleri neden eş başkanlıkla yönetiyorsunuz?" iddiası var. Kadınların ve erkeklerin birlikte belediyeyi yönetmesinden rahatsız olmalısınız Sayın Bakan; değilse neden bu gerekçeyle arkadaşlarımızı görevden uzaklaştırasınız ki.

Ha, bu arada, 2016'da da valiliklere yazı gönderip eş başkanlık unvanları kullananları suçlu ilan etmiştiniz ya, yerine kayyum atadığınız dönemin Dersim Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Ali Bul'a eş başkanlık gerekçesiyle görevi kötüye kullanmaktan dava açıldı. Geçtiğimiz eylül ayında mahkeme "eş başkanlık" sıfatının kullanılmasının suç olmadığını belirtti ve arkadaşlarımız beraat etti. Yani arkadaşlarımıza, belediye başkanlarımıza attığınız "Örgüte para gönderiyorlar." suçlamaları bir iftira, kanunda olmadığı hâlde "Erkekler ve kadınlar eş başkan olarak belediyeyi yönetemez." suçlaması da temelsiz. Arkadaşlarımız halktan aldıkları oyla ve annelerinin ak sütü kadar temiz, hilesiz hurdasız bir şekilde belediye başkanı seçildiler.

Peki, sizin kayyumlarınız ne yaptı Sayın Bakan? Hırsızlıklarının belgeleri buradan Mardin'e yol olur. Hem 2016 hem de 2019'da sevgili Ahmet Türk'ün yerine kayyum olarak atadığınız Mustafa Yaman hakkında göreve getirdiği 72 bürokratla beraber 539 milyon 738 bin 587 liralık yolsuzluk, usulsüzlük soruşturması açıldı. Çok direndiniz Sayın Bakan, Mustafa Yaman'ı görevden almamak için çok direndiniz. Mecliste ve dışarıda her birimiz onlarca konuşma yaptık, raporlar sunduk ama direndiniz. Mızrak çuvala sığmayınca görevden almak zorunda kaldınız. Aslında görevden aldınız mı? O da tartışılır çünkü şu anda mülkiye müfettişi olarak Bakanlığınızda hâlâ görev yapmaya devam ediyor.

Peki, yolsuzluk raporunda neler var; bu resmî belgelerde, Sayıştay raporlarından sonra müfettiş soruşturmalarında? 36 ayrı ihalede yolsuzluk yapılmış, yapılmayan işlere ödeme yapılmış, alınmayan malzemeler alınmış gibi gösterilmiş, yapılmayan yollar yapılmış gibi gösterilmiş, daha önce var olan binalar yeni yapılmış gibi gösterilmiş. Bunlar şimdilik tespit edilenler. Nisan-ağustos arası görev yapan arkadaşlarımız "Bundan çok daha fazlası var." diyorlar. Diyarbakır kayyumu, makam odasına altın varaklı, Fin hamamlı milyonlarca liralık banyo yapmış; her tarafı mermer, mübarek, belediye makam odası değil, saray. Mutlaka görüntüleri izlemişsinizdir. Makam ikramı olarak öyle bir tepsi, 10 tepsi, 100 kilo, 200 kilo değil, 2 ton kadayıf almış Sayın Bakan ya, bir tane kayyumunuz; 2 ton kadayıf.

Bakın, Sayın Bakan, Siirt Belediyesi kayyumu 199 ihaleden 96'sını pazarlık usulüyle yapmış. Neden? Olağanüstü şartlarda yapılması gereken ihaleleri, her ihaleyi bu şekilde yapmış. Bunlardan sadece 11 tanesi 30 milyon 824 bin TL'lik.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Tiryaki, iki dakika ek süre veriyorum, toparlayın lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - İki dakikadan az, bitireceğim Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi, taziyeevini, belediye başkanı iktidara yakın bir derneğe tahsis etmiş. Baykan Belediyesinin kadın kooperatif çalışmaları durdurulmuş, Celadet Ali Bedirhan Kütüphanesi yıkılmış, kayyumun yardımcısı kendine kızını danışman yapmış. Cizre Belediyesi kayyumu 188 ihaleden 164'ünü yine pazarlık usulüyle yapmış. 10 bina ve 2 park alanı bedelsiz olarak diğer kurumlara devredilmiş, bir bina satılmış, 1.773 metrekarelik minibüs otogarı satışa çıkarılmış, belediye hizmet binası 40 bin TL'ye yandaşlara peşkeş çekilmiş. Van ve Akdeniz Belediyelerinin kadın sığınmaevleri kapatılmış, Gürpınar Belediyesinin kadın yaşam merkezi KADEM'e devredilmiş. Batman Belediyesi 487 ihaleden 225'ini pazarlık usulüyle vermiş; 4 halkevi vakıflara, başka kurumlara verilmiş; 1 gençlik merkezi Millî Eğitime, 1'i Yeşilaya verilmiş; belediyenin 2 aracı Emniyet Müdürlüğüne verilmiş; günlük 70 bin ekmek üreten fabrika sembolik bir ücretle yandaşlara peşkeş çekilmiş; kadın ve tekstil atölyesi olarak yapılan bina halk eğitime tahsis edilmiş. Uzuyor da uzuyor Sayın Bakan, sabaha kadar yolsuzluklarını anlatabilirim. Nusaybin, Derik, diğer belediyelerde de durum farklı değil.

Bu arada bir şeyin altını çizeyim: TÜGVA'yı da unutmamışlar doğal olarak. TÜGVA Mardin temsilcisi de Nusaybin Belediyesi Hukuk İşleri Müşaviri olmuş. TÜGVA'sız olmaz. Belediyenin parasının, halkın parasının örgüte gitmediği çok açık çünkü böyle bir iddia, somut iddia yok aslında. Yaptığınız sadece propaganda ve halkı aldatma. Yani neymiş? "Oh, oh, paralar örgüte gitmiyor." diyordunuz ya, örgüte gitmiyordu ama kimlere gittiğini işte böyle her gün görüyoruz Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum.