Komisyon Adı: ADALET KOMİSYONU
Yasama Yılı:İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261)
Birleşim:27
Tarih:4
Tarih:19 .12.2020

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu dernek kurma özgürlüğü ciddi bir mesele. Bir de dernek meselesi, uluslararası hukukta bizim anladığımız gibi anlaşılmıyor. Yani uluslararası toplum "dernek" dediği zaman, ülkemizdeki 5253 sayılı Yasa kapsamındaki dernekleri değil, sendikaları ve siyasi partileri de dernek olarak tanımlıyor yani "örgütlenme özgürlüğü" diyor ve bunu dernek kurma özgürlüğü olarak ifade ediyor. Bunu niye söylüyorum? Yarın öbür gün bunu isteyenler, sizden siyasi partiler, sendikalar ve benzeri örgütler için de isterse şaşırmayın diye söylüyorum. Emin olun, uluslararası toplum "dernek" dediği zaman, 5253'ü kastetmiyor. Kapıkule'den öbür tarafa geçin, kime sorarsanız sorun, "dernek" dediği zaman aklına gelecek şey, sadece 5253'teki dernekler değil, sendikalar ve siyasi partilerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin pek çok kararında, sendikalar ve siyasi partilerle ilgili kararlarında dernek kurma özgürlüğü kapsamında değerlendirilir; sendikalarla ilgili başvurular, siyasi partilerle ilgili başvurular da bu şekilde değerlendirilir.

Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yine yerleşik kararlarında, bu dernek kurma özgürlüğü sadece bir dernek kurma olarak anlaşılmaz yani bir derneğin özgürce kurulması anlamına gelmez. Aynı zamanda, kurulmuş bir derneğin faaliyetlerini özgürce yerine getirmesi anlamına gelir yani dernek kurma özgürlüğü sadece bir an dernek kurmaya hassedilmiş bir hak değildir. Dolayısıyla, dernek organlarının görevden idari kararlarla uzaklaştırılabilmesi aynı zamanda dernek kurma özgürlüğünün ihlali anlamına gelecektir. Yani sadece kurma değil, organlarına kayyum atanarak faaliyetlerinin engellenmesi de dernek kurma özgürlüğünün ihlali anlamına gelir. Bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

Şimdi, bir başka şey -teşbihte hata olmasın- bu, aynen istiklal mahkemesi gibi. Yani önce, idare bir karar verecek, daha sonra mahkemeye başvuracak, mahkeme kırk sekiz saat içerisinde bir karar alacak. Kırk sekiz saat içerisinde karar alınması da kötü, daha uzun süre içerisinde karar alınması da kötü, her ikisini de söyleyeyim. Eğer kırk sekiz saat içerisinde karar alırsa, muhtemelen o dernek ve organlarına savunma hakkı tanımayacaktır. Yani idare, derneğin organlarına kayyum atayacak ve idare, elindeki bilgi ve belgelerle bir yargı makamına başvuracak. Yargı makamı, doğal olarak, o idari organın verdiği bilgi ve belgelere göre bir karar verecek yani dolayısıyla kırk sekiz saat içerisinde karar verirse, derneğin savunma hakkı, tüzel kişinin savunma hakkı ihlal edilmiş olacak.

Öbür kısmını söyleyelim: Bizim mevzuatımızda, pek çok kanunda süreye dair hükümler var yani ben sadece bir tane örnek vereyim, işte, sendikaların yetki davaları... Deniliyor ki: "Mahkeme on beş günde karar verir." Ülkemizin tarihinde on beş gün içerisinde yetkiye dair verilmiş tek bir tane karar yoktur, altı aydan önce verilmiş bir karar yoktur yani; altı ayda da karar verir, bir yılda da karar verir. Bunu niye söylüyorum? Bir kanunda, bir süre konulması eğer onun sonucu düzenlenmemişse hiçbir anlam ifade etmez. Diyelim ki bu kırk sekiz saatin sonunda, şöyle bir şey söylerseniz anlamlı olur: "Mahkeme tarafından kırk sekiz saat içerisinde karar verilmemesi durumunda, idari karar kendiliğinden ortadan kalkar." Bunu söylerseniz hem idareyi hem yargı organını bu konuda zorlamış olursunuz ama eğer böyle bir hüküm yoksa, artık mahkeme ne zaman isterse o zaman karar verir.

Şimdi, bir başka şey: Bu terör soruşturması o kadar muğlak bir kavram ki bizim ülkemiz için çünkü herkes "terör" deyince başka bir şey anlıyor. Yani üzülerek söyleyeyim, muhalif düşünceye sahip herkes, bırakın muhalefeti hatta iktidarlar da- bu sizin iktidarınıza mahsus bir şey de değil yani- herkes bir gün terörist olarak suçlanabilir bu ülkede. Yani Genelkurmay Başkanı da bir gün terörist olabilir bu ülkede, siyasi partinin genel başkanı da bir sabah kendini terörist olarak görebilir, hayatı boyunca şiddete karşı çıkmış bir akademisyen de bir sabah kendisini terörist olarak görebilir veya bir belediye başkanı, bir milletvekili de bu ülkede kendisini terörist olarak görebilir ve biz buna şaşırmayız çünkü bizde bu kadar muğlaktır.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Yoksa hiç terörist yok memlekette değil mi?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Şöyle Halil Bey, sorun şu: Eğer bu iş muğlaklaşırsa, objektif bir değerlendirme olmazsa ciddiyeti kalmaz. Yani bir ülkenin -yani sizin havsalanız alıyor mu ya- 50 bin askeri ve polisine "terörist" diyoruz FETÖ'cü diye değil mi? Niye?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - "Kahraman" mı diyeceğiz?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - "Kahraman" demeyeceksin. Darbe bir suç değil mi? Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suç değil mi? Suçlanabilecek bin tane madde var ama bunların hepsi muğlak hâle geliyor ortalama vatandaşın başında. Soruyorsun adama, -bunların Afyon'da oteli vardı- diyorsun ki: "Termal otele tatile gittin mi? Bank Asyaya para yatırdın mı? Şu derneğe üye oldun mu?" 6 tane arka arkaya çek; silah kullandın mı, adam öldürdün mü, kimseyi yaraladın mı yok, 6 tane bunları söyle "teröristsin" bitti. Şimdi, bunu söylerken şöyle bir tedirginlik de yaşıyorum, şöyle anlaşılmasın: Bu insanları savunuyor algısı oluşuyor istemem ama sorun şu: Bu ülkede terör meselesi gerçekten sorunlu bir iş. Özetle, birilerinin "terörist" dediğini bir başkası kahraman olarak görebiliyor veya birinin kahraman dediğine öbürü "terörist" diyebiliyor çünkü niteleme bu hâle gelmiş. Memleketin yarısı o yüzden terörist! Bu, muğlak, daha somut olmasını tercih ederim, suçun daha somut olmasını tercih ederim.

Ayrıca kayyum meselesi de gerçekten büyük bir sorundur. Hani bu kayyum meselesi... Niye şöyle bir şey olsun: Bir kamu otoritesinin aklı niye sivil toplumdan daha üstün bir akıl olsun? Yani mesela İçişleri Bakanlığının görevlendirmesi ve kararı veya İçişleri Bakanlığının görevlendireceği kişilerin kararı ve yetkinliği niye bir derneğin yöneticilerinden üstün olsun? Yani niye hemen kayyum atayalım? Ayrıca "kayyum" deyince insanların aklına gelen, en azından bizim aklımıza gelen ilk şey, belediyelerimize kayyum atanması. Bunun gibi, bunu duyan pek çok dernek, bu maddeyi duyan pek çok derneğin "Acaba yarın öbür gün bizim düşüncelerimizden hoşlanmayan iktidar bize de kayyum atar mı?" diye kafasında soru işareti oluyor. Bakın, belki hiç böyle bir şey olmayacak Abdullah Bey, belki hiç böyle bir şey olmayacak.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Kesinlikle olmayacak, kesinlikle.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Belki bu yasa hiç böyle uygulanmayacak ama sonuçta böyle bir düzenlemenin insanların kafasında buna yol açması da başlı başına bir sıkıntı değil mi? O yüzden, bu organlara... Şöyle çünkü başka maddede diyelim ki kişiyi uzaklaştırabiliyorsunuz ama burada 1 kişi de olsa -bu maddeye göre- derneğin organlarında görev almış 1 kişi de olsa bütün organa kayyum atanmasının da yolunu açıyor, bu madde öyle. Yani diyelim ki bir tane derneğin 1 yönetim kurulu üyesinin hakkında uyuşturucuyla mücadele kapsamında bir soruşturma açılsa veya işte Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında hakkında bir soruşturma açılsa tek bir yöneticinin, o yönetim organının tamamına kayyum atanmasına olanak veren bir düzenleme. Ben bunun da sorunlu olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ederim.