Komisyon Adı: MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU
Yasama Yılı:Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778)
Birleşim:27
Tarih:3
Tarih:10 .04.2020

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, bu açıklamadan anladığımız kadarıyla, bu yasa teklifinin ivediliğinin gerekçesi Anayasa Mahkemesinin kararı. Anayasa Mahkemesi 10 Nisan 2019 tarihinde bir karar verdi 53 ve 53/a maddesiyle ilgili. İptal edilen 2 tane hüküm var. Bir tanesi şu: Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bir genel düzenleme yaptınız, dediniz ki daha önceki iptal kararından sonra..." Önce yönetmelikle düzenlenmişti "Bunu yasayla düzenleyeceksiniz." dedi ve bir yasa düzenlemesi yapıldı, Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçti. Şimdi bu yasal düzenlemeyi incelediğinde, en son kararında Anayasa Mahkemesi dedi ki: "Siz, öğretim elemanları, öğretim görevlileri için öngördüğünüz disiplin cezalarını saydınız. Bunun yanında dediniz ki: 'Ayrıca, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125'inci maddesinde işlenen fiiller ve belirtilen suçlar da geçerlidir.'" Bunu Anayasa'ya aykırı buldu. Neden? Uzun uzun anlattı yani "Özerkliğine aykırıdır." dedi, mesela "Basına demeç verdiği için bir akademisyene nasıl ceza verebilirsiniz?" dedi; bunun gibi alt alta sıraladı. Şimdi, Anayasa'nın üstünlüğüne göre burada yapılması gereken şey ne yani? Anayasa Mahkemesinin bu kararı doğrultusunda 657 sayılı Yasa'ya atıf yapan hüküm kaldırılacak, 657 sayılı Yasa'nın öğretim üyelerine, öğretim görevlilerine uygun bulduğunuz cezalar her neyse, bunlar eklenebilecek; böylece Anayasa'ya uygun bir iş yapılacak.

İkincisi neydi, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ikinci hüküm? 2547 sayılı Kanun'un 53'üncü maddesinin (Ç) bendi. Orada ne vardı? Orada da şu var, diyor ki Anayasa Mahkemesi: "Üniversiteler özerk; öğretim elemanlarının, öğretim görevlilerinin disiplin amirlerinin kim olduğu belli; işte dekanlar, rektörler." Siz, Yükseköğretim Kurulu Başkanına da disiplin amiri yetkisi verdiniz, doğrudan Türkiye'deki bütün üniversitelerin bütün öğretim üyeleriyle ilgili doğrudan soruşturma yetkisi verdiniz. Bunu, Anayasa'nın 130'uncu maddesi, 131'inci maddesi ışığında bilimsel özerkliğe aykırı buldu yani bunların ikisini değiştirmek çok zor bir şey değil. Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda her ikisini çıkaracaksınız, düzelteceksiniz.

Peki, ne getiriyorsunuz? Yani gerçekten akademiyle bağdaşmayacak, işte amirine saygısızlık... Bu saygının sınırı ne yani neyi saygısızlık olarak görecek? Bir öğretim üyesinin önünü iliklememesini saygısızlık olarak görebilir mi mesela dekan, rektör? Görebilir "Bunu ben saygı olarak değerlendiriyorum." der yani bu tür hükümleri koymak yanlış.

Terör meselesi ise başlı başına sorunlu bence, nedeni şu: Bakın, terör eylemlerinde bulunmak, mevcut kanuna göre zaten devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirmiyor mu? Var zaten kanunda. Bu eylemleri desteklemek de yine devlet memurluğundan çıkarmayı gerektiriyor. Bakın, bunu tartışabiliriz ama şu anda mevcut kanunda somut olarak ortalama zekâya sahip herkesin anlayacağı bir şey var, diyor ki: "Birisi terör niteliğinde eylem yapacak, terör eylemi yapacak, sen bu eylemi destekleyeceksin ya da bu eylemi yapacaksın." Yani ya terör eylemini yapacaksın ya da bir terör eylemi olacak, sen onu destekleyeceksin. Eğer böyle bir davranışta bulunursa birisi, öğretim üyeliğinden öğretim görevliliğinden çıkarılacak. Şimdi sizin getirdiğiniz düzenleme ne? O kadar uçsuz bucaksız ki. Propaganda... Zaten ne geldiyse başımıza bu propagandadan geldi yani kurulu düzenin, statükonun beğenmediği her görüş Türkiye'de terör sayılabilir. Bu kadar net, tartışmasız. Gazetecilerin terörist olması da akademisyenlerin terörist olması da yani bilim insanlarının, sokaktaki insanların, siyasetçilerin terörist olarak nitelendirilmesi de böyle bir şey. Her dönem kendi teröristini yaratıyor. Bakın, akademi üstelik çok hassas.

Hani Adalet ve Kalkınma Partisinin geldiği siyasi gelenek açısından söyleyeyim, bakın, bunu çoğunun bilmesi gerekir: Edward Said Filistin'e gitti, Amerika'da bir öğretim üyesi. İntifada sırasında İsrail askerlerine dönerek taş attı Edward Said. Amerika'daki üniiversitede Yahudi lobisi Edward Said'in üniversiteden atılması için girişimde bulundu ama Amerika'daki üniversite dedi ki: "Ben bunu, düşüncesini eylemli olarak göstermek olarak değerlendiriyorum; bunun terör propagandasıyla falan alakası yok. Bu fiili nedeniyle bir kişi öğretim üyeliğinden atılamaz." dedi. Bakın, taş attı yani İsrail askerine taş attı Edward Said. Şimdi, bu öyle bir iş ki...

Şimdi, bu çokça tartışılıyor: Bakın, katılır veya katılmaz insanlar bu barış akademisyenlerinin görüşüne; söyledikleri çok saçma gelebilir, tehlikeli gelebilir, kışkırtıcı gelebilir, doğru gelmeyebilir; hatta yazan insanlar, imza atan insanlar da "Tam olarak beni yansıtmıyor." demiş olabilir ama bu insanların hepsi akademinin dışına itildi ve bu ülkenin en seçkin üniversitelerinin en seçkin bölümlerinde çalışan ve bütün dünyanın kabul ettiği akademisyenlerdi. Neden? Bir barış bildirisine imza attıkları için. Ne istiyorlardı onlar? Dediler ki: Sokağa çıkma yasakları döneminde bu devletin uygulamalarını protesto ettiler. Devletin uygulamalarını protesto ettiler, orada yapılanları desteklemek anlamında değil. "Devlet bizim muhatabımızdır, devletin uygulamalarını protesto ediyoruz." dediler. Şimdi, bu bir terörizm mi? Eğer bu terörizmse yani bu uygulamayı, devletin bu uygulamasını eleştirmek terörizmse Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten herkes teröristtir; bu kadar net söylüyorum, örneğini de söyleyeceğim.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî politikası İdlib'de nedir? Barışçıl bir yöntemle o sorunun çözülmesidir yani "Gökyüzünden o insanların üzerine bomba yağdırmayın, sivil, örgüt üyesi ayrımı yapmadan o insanları öldürmeyin." Bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî politikası. Üstelik, Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör örgütü olarak nitelendirdiği örgütler var orada El Nusra gibi. Türkiye Cumhuriyeti devleti diyor ki: "El Nusra terör örgütüdür." Orada başka örgütler var Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör örgütü demediği ama Rus devletinin terör örgütü olarak gördüğü, Suriye devletinin terör örgütü olarak gördüğü, Amerika'nın terör örgütü olarak gördüğü örgütler var.

BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Sayın Tiryaki, konu anlaşıldı.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Başkanım, anlamak çok önemli.

BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Artık çok farklı boyutlara gidiyor ya.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Bitiriyorum Sayın Başkan, bitiriyorum.

Sorun şu: Demek ki insancıl bir şeyi savunmak sizi terörist yapmaz tek başına, tek başına bu yapmaz. Neden? Siz oradaki örgütlerin... Türkiye Cumhuriyeti devleti İdlib'de yapılan her şeyi, o İdlib'teki örgütlerin yaptığı her şeyi savunduğu için yapmıyor bunu; insancıl bir tepki gösteriyor, diyor ki: "İdlib'de sivillere zarar veriyorsunuz, orada yüz binlerce insan var; bunu başka biçimde çözelim, başlarına bomba yağdırmayalım." Türkiye'de barış akademisyenleri bunu söyledi diye hepsini kapı dışarı attık, Türkiye Cumhuriyeti devleti aynı şeyi Suriye'de yapıyor; söylemek istediğim bu.

Propaganda meselesi, terör meselesi zamana, döneme, ülkeden ülkeye çok değişebilir, hepimize zarar verebilir şeyler. O yüzden çerçevesi net belirlenmiş bir şey...

Ben, mevcut yasadaki hüküm çok doğrudur demiyorum ama en azından sınırları belirlenmiş bir şey: "Terör niteliğinde bir eylemde bulunacaksınız veya terör niteliğinde bir eylemi destekleyeceksiniz." Eğer bunu yaparsanız mevcut kanun diyor ki: "Devlet memurluğundan çıkarılırsınız." Ama siz şimdi bunun içerisine "propaganda" "düşüncesini destekleme" falan filan, bunları koyarsanız gerçekten bunlar muğlaklık yaratıyor diyorum.

Uzattığım için kusura bakmayın Başkan, teşekkür ederim.