Komisyon Adı: ADALET KOMİSYONU
Yasama Yılı:Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762)
Birleşim:27
Tarih:3
Tarih:03 .04.2020

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle şunu söyleyeyim: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da bir dizi değişiklik, dolayısıyla infaza ilişkin değişiklikler içerse de özü itibarıyla bu teklif bir af yasasıdır çünkü af yasalarının tamamı ceza yasalarında "suç" olarak tanımlanan fiilleri suç olmaktan çıkarmaz, infaza ilişkin düzenlemeler yapar ve bugün getirilen teklif de infaza ilişkin bir düzenleme içerdiği için bir af yasasıdır. Bu af yasasının Anayasa'ya aykırılığı bir yana -bunu arkadaşlarımız zaten ifade etti, buna ilişkin itirazlarımızı gündeme getirdiler, Anayasa'ya aykırılık artık biliyorsunuz oylamayla oluyor, oy verenler çoğunlukta ise Anayasa'ya uygun hâle geliyor, oy verenler azınlıkta ise bir anda aykırılık ve uygunluk da buna göre belirleniyor- fakat sorun şu: Eğer bu bir af yasasıysa Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilebilmesi için en azından Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte 2'sinin desteklemesi gerekir ve biz hâlâ bunun bir af yasası olduğunda ısrarcıyız, dolayısıyla bir mutabakat gerekir. Teklif sahiplerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve burada bir mutabakat araması gerektiğini düşünüyoruz.

Diyelim ki bu bir af yasası değil, bu bir koşullu salıverme. Bunun koşullarını düzenliyorsunuz, daha fazla süreli olarak yararlandırmak istiyorsunuz. Nedir koşullu salıverme? Koşullu salıverme tarihi ile ceza süresinin tamamının bitim tarihi arasındaki deneme süresi içinde suç işlemesi veya herhangi bir şekilde salıverme gereklerine uymaması durumunda geri kalan cezasının infaz kurumunda çektirilecek olması şartıyla hapis cezasını iyi hâlle geçirmiş olan hükümlünün serbest bırakılması; koşullu salıverme bu. Toplam ceza süresi bitince de ne oluyor? İnfaz tamamlanmış sayılıyor. Böylece bu bir iyi hâl değerlendirmesiyle ceza ferdileştirilmiş oluyor. İyi hâlin değerlendirilmesi ve teşvik edilmesiyle mahkûm da toplum hayatına tekrar katılma umudunu canlı tutmuş oluyor. Teorik olarak koşullu salıverme bu anlama geliyor.

Türk Ceza Yasası'nın 1926 yılında kabul edilen ilk şeklinde insan öldürme, yağma ve benzeri çok az sayıda suç türünde şartlı tahliye, koşullu salıverme istisna tutulmuştu. 1936 yılında yapılan değişiklikle bu suç türlerine ilaveten devlete karşı suçlar ile 141 ve 163'üncü maddeler yani siyasi suçlar, bunun yanında zimmet, rüşvet gibi bazı suçları içeren bir grup suç daha bunlara eklendi. 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu -biz çoğunlukla buna terör kanunu diyoruz- uçsuz bucaksız genişlikte ve belirsizlikte yorumlanmaya açık olan, bu yüzden suçun kanuniliği ilkesine uygun olmayan, terör, terör suçu, terör suçlusu, terör amacıyla işlenen suç gibi kavramları mevzuata sokarak koşullu salıvermeyi adi suç mahkûmlarına göre daha az yararlandıracak bir düzenleme yaptı. 2005 yılında yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun da bazı örgüt suçlarında şartlı tahliyeden az yararlandırma, bazılarında ise hiç yararlandırmama kurallarını içeriyor.

Şimdi, tutuklulara erken tahliye, hükümlülere erken koşullu salıvermeyi getirecek bir düzenleme yapıyorsunuz. Peki, kimler yararlanacak bundan? Terör suçu şemsiyesi altında ifade, haber verme, örgütlenme, siyasi faaliyet, meslek ve sanat icrası niteliğinde olan eylemler kapsam dışında tutulacak.

Evet, ülkemizde öteden beri çoğunluğun veya egemenlerin görüşlerinden farklı görüşlere tahammül yoktu, eskiden de bu böyleydi. İktidarın en belirgin özelliği, özgürlüklerin kullanılmasını sağlamak yerine, işin kolayına kaçıp yasaklamaya ve cezalandırmaya başvurmak olmuştur. Oysa farklılıklara tahammül, farklı görüşlere tahammül çoğulcu demokrasinin en önemli özelliklerindendir ve biz her geçen gün bu evrensel değerlerden uzaklaşıyoruz.

Şimdi yararlanmayacak olanları söyledim. Peki, bu tekliften kimler yararlanacak, aslında kimleri bir biçimde affetmiş oluyorsunuz? Katilleri affediyorsunuz, cinsel saldırı suçlarını işleyenleri affediyorsunuz, zimmetçileri affediyorsunuz, gaspçıları affediyorsunuz.

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Nerede var?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Maddeler geldiğinde tek tek söyleyeceğiz.

Gaspçıları affediyorsunuz, yağmacıları affediyorsunuz, rüşvetçileri affediyorsunuz, vergi kaçakçılarını affediyorsunuz, elinde silahla veya bıçakla insanları yaralayanları affediyorsunuz. Bunları iyi hâlli kabul edeceksiniz ve tahliyelerinin önünü açacaksınız.

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Böyle bir şey yok.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Bu bir tercih arkadaşlar, bu bir tercih. Bunları şartlı tahliyeden yararlandırmak toplumsal barışa katkı sunmayacaktır. Çok açık, gazeteciler içeride kalacak, milletvekilleri içeride kalacak, belediye başkanları içeride kalacak, insan hakları mücadelesi yürütenler içeride kalacak; 8 Martlarda, 1 Mayıslarda, "Nevroz"larda protesto etkinliklerine katıldıkları için nasıl olduysa örgüt üyesi suçlaması yöneltip cezaevine attıklarınız içeride kalacak. Neden? Çünkü bunlar toplum için tehlikeli. Kimler değil, kimler makbul vatandaş size göre? Uyuşturucu satıcıları. Diyorsunuz ki "Baronları affetmiyoruz." ama nasıl heyecanlandığınızı biliyoruz o konuda. Katiller, kadın düşmanları, ihaleye fesat karıştıranlar, zimmetçiler, rüşvetçiler, kalpazanlar makbul vatandaş, öyle mi? Bunu ne için yapıyoruz. Coronaya karşı yapıyoruz.

Bakın, belki günün anlamına çok uygun değil ama -fıkralar her zaman güldürmez- bir fıkrayla konuşmamı tamamlayacağım. Papazın biri uzun süredir ahbaplık ettiği hahama "Bana Tevrat'ı öğretmenizi isterim." der. Haham "Olmaz, sen Yahudi doğmadın, kafan Yahudi gibi çalışmaz, Tevrat'ın kelamını anlaman mümkün değil." der. Papaz ısrar eder, haham razı olur ama bir koşulu vardır "Soracağım soruya doğru yanıt verebilirsen öğretirim." der. Papaz "Kabul." diye yanıtlar "Sor bakalım." der. "2 adam bir bacanın içine düşerler, biri kirli, öteki tertemiz çıkar. Hangisi yıkanır?" Papaz "Bundan kolay ne var?" diye atılır "Kirlenen yıkanır, temiz kalansa yıkanmaz." der. Haham içini çeker "Sana Tevrat'ın kelamını asla anlamayacağını söylemiştim. Doğrusu tam tersi, temiz kalan adam ötekinin kirlendiğini görünce kendisinin de kirlendiğini sanıp yıkanır, kirlenen adam ise karşısındakini temiz gördüğü için kendisini de temiz sanıp yıkanmaz." der. Papazın kafası karışır "Bak, bunu düşünmemiştim. Bir soru daha sorar mısın?" der. Haham aynı soruyu tekrar eder: "2 adam bir bacanın içine düşerler, biri kirli, öteki tertemiz çıkar. Hangisi yıkanır?" Papaz artık doğru yanıtı bildiğinden emindir: "Temiz kalan ötekinin kirlendiğini görünce kendisinin de kirlendiğini sanıp yıkanır, kirlenen ötekini temiz gördüğünden kendisini de temiz sanıp yıkanmaz." Haham başını sallar "Yine yanıldın, sana söylemiştim asla anlamayacağını. Temiz kalan adam aynaya bakar, temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirlendiğini görünce gider yıkanır." der. Papaz itiraz eder: "Ayna nereden çıktı, bana ayna var demedin ki." Haham parmağını sallar "Seni uyardım, bu kafayla Tevrat'ın kelamını anlayamazsın, Tevrat'ı anlamak için her olasılığı düşünmelisin." der. "Peki, peki." diye itiraz eder papaz "İzin ver, bir kez daha, son bir kez daha şansımı deneyeyim, başka bir soru sor." der. "Son kez soruyu soruyorum." der haham: "2 adam bacadan içeri düşerler, biri temiz, öteki kirli çıkar. Hangisi gidip yıkanır?" Papaz "Artık her olasılığı biliyorum." der, bir solukta cevaplar: "Eğer ayna yoksa temiz kalan ötekini kirli görüp kendisinin de kirlendiğini düşünerek gider yıkanır, kirlenen temize bakıp kirlenmediğini düşünerek yıkanmaz. Eğer ayna varsa temiz kalan aynaya bakıp temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirini gördüğü için yıkanır." Haham başını sallayıp "Tüh, tüh." yapar "Hayır, sana söylemiştim, kafan Yahudi kafası değil, Tevrat'a basmaz. Söyle bana, aynı bacadan içeri girip düşen 2 iki adamdan birinin kirlenip ötekinin temiz çıkması mümkün müdür?" der.

Şimdi, yaşadığımız şey tam olarak bu, coronavirüs günlerinde tartıştığımız şey bu. "Cezaevlerinde coronavirüs salgını nedeniyle bir düzenleme yapalım, insanları tahliye edelim." diyorsunuz ama birileri size göre bu coronavirüse karşı şerbetli, onlar içeride kalabilir; diğerleri ise risk altında, onları çıkarabilirsiniz. Böyle bir şeyin kabul edilmesi mümkün değil.

Bakın, af yasalarına istisna konulamaz mı? Af yasalarına istisna konulabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda buna ilişkin bir düzenleme var. Af kapsamı dışında tutulabilecek tek bir istisna var, tek bir ceza; ben onu size söyleyeyim. Anayasa'nın af kapsamı dışında tutabileceği suç: "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" başlıklı 169/3 maddesinde "Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınmaz." Bu kadar. Bunun dışındaki her suç af kapsamına alınabilir, yol yakınken toplumsal barışa da hizmet edebileceğini düşünerek bunun kapsamını genişletelim.

Gerçekten hâlâ toplumun suç deyince anladığı fiilleri işleyen kişileri serbest bırakıp toplumun suç olup olmadığı konusunda zamana ve ülkeye göre değişecek suçları bu kapsam dışında tutmak adil ve hakkaniyete uygun değil. Bu işin bir tek çözümü var; eğer af değilse -söylediğiniz gibi bir af yasası değilse- bu sadece infaz rejimine ilişkin bir düzenleme ise infazda eşitlik sağlayarak bir çözüm bulabilirsiniz. Herkes elini bu taşın altına koyabilir ve bu kararla toplumsal barışa hizmet edebiliriz diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım.