Komisyon Adı: MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU
Yasama Yılı:Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç'ın, YÖK'ün faaliyetleri hakkında sunumu
Birleşim:27
Tarih:3
Tarih:12 .03.2020

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Aslında, söz almak istemiyordum; hayatı boyunca YÖK'e hayır demiş birisi olarak, YÖK'ün akademik sorunları çözeceğine inanmıyorum.

BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Bugün evet diyecekseniz herhâlde, durum öyle gözüküyor.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Ama bugün öyle bir çoraklık yaşıyoruz ki üniversiteler üzerindeki vesayet yetkisi olağanmış gibi anlaşılıyor. Hatta eleştirilerde sıra hiç YÖK'e gelmiyor bile, üniversitelerin, akademi camiasının durumu budur. Yoksa yaptığınız her şey kötü falan demiyorum, bugünkü sunumunuz da oldukça yararlıydı. Araştırma üniversiteleri ayrımının iyi olduğunu düşünüyorum; bunlara aday belirlenmesinin, bu unvanların kalıcı olmamasının, bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler -bu ilk kez duymuyoruz, zaten şu anda çalışmalarını sürdürüyorlar- bunlar iyi işler, program, proje bazlı doktora alanlarının açılması ve desteklenmesi iyi, tezlerin erişime açılması elbette iyi, özetle yürüttüğünüz projelerin büyük bir bölümünün yanlış olduğunu düşünmüyorum. Ama anlattıklarınız, üniversitelerimizde olanları anlatmıyor gibi yani siz bir sürü veri paylaştınız kısa bir süre önce bir araştırma yayınlandı hem kamu hem özel üniversite rektörlerine yapılan atıflara dair bir çalışmaydı. 196 rektör arasında uluslararası yayını olmayan rektör sayısı 68; bu, Web of Science'a göre. Scopus verilerine göre, 196 rektörden 55'inin hiçbir uluslararası yayını yok. Bu 68 rektörün 44'ü devlet, 24'ü vakıf üniversitesinde. Yayınlarına hiç atıf yapılmayan rektör sayısı da 71. Şimdi, rektörlerinin böyle olduğu bir ülkenin, rektörlerinin böyle olduğu üniversitelerin dünyada ilk 500'e, ilk 300'e girme olasılığı elbette yoktur. Bu ilk 500, ilk 300 üniversite, herkes kendi kafasına göre böyle şeyler yayınlıyor, bunlar böyle çok çok akademik, her şeyi yansıttığını düşünmüyorum ama sonuçta bu bir veri ve böyle bir çoraklık içerisinde ben çok normal karşılıyorum üniversitelerin arasında bir-iki üniversitenin olmasını.

Şimdi bu barış akademisyenleri meselesi o kadar önemli ki. Bakın şimdi 2547 sayılı Yasa var. Bunu belki 40 kez söyledim yani bir kez daha yinelemek istiyorum. Bu 2547 sayılı Yasa'da yükseköğretimin amacı açıklanıyor ve kanun diyor ki: "Hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı öğrenci yetiştirmek yükseköğretimin amacı." Yani bizim yükseköğretimimizin amacı bu ama bu amaç üzerine kurulmuş yükseköğretim düşünün, sadece barış istediği için, sadece düşüncesini açıkladığı için yüzlerce akademisyenin görevine son verildi. Bu düşüncelere katılırız katılmayız, doğru buluruz doğru bulmayız, çok yanlış buluruz eleştiririz, bu ayrı bir şey ama eğer bir akademisyen, yalnızca düşüncelerini açıkladığı için bir sabah kendini kapının önünde buluyorsa, o ülkede artık akademiden bahsedilemez, orada hür düşünce gücünden, özgürlükçü düşünce gücünden, insan haklarına saygıdan bahsedilemez, orada üniversite bitmiştir. Neden? Çünkü asıl sorun onlarla ilgili değildir, asıl sorun geride kalanlarla ilgilidir. O saatten sonra akademide görev yapan herhangi bir akademisyen, özgürce düşüncesini açıklayamayacaktır. Bu, en büyük kötülük.

Şimdi bu yönlü eleştirilerin hepsine elbette siz diyeceksiniz ki: "Biz buna karar vermedik, buna kanun hükmünde kararnamelerle karar verildi. Bu biçimde görevlerine son verildi. Dönüp dönmeyecekleri de Yükseköğretim Kurulunun yetkisinde değil." Ama bu konuda siz destekleyen tutum sergilediniz bugüne kadar yani "YÖK'ün herhangi bir birimi burada yanlış bir iş yapılmıştır, bu kanun hükmünde kararnamelerle akademisyenlerin kapı önüne bırakılması yanlıştır." dememiştir. Dolayısıyla YÖK'ün bu konuda dolaylı biçimde sorumluluğu vardır. Öbür kısmına hiç gelmiyorum, o zaten acımasız bir şey. Orada da yine diyorsunuz ki: "Bizim yapacağımız bir şey yok, yoksa biz eski üniversitesine dönüp dönmemeye karar vermiyoruz. KHK böyle, o üniversite hariç 3 tane üniversite tercih edecek, bizim yapabileceğimiz şey en azından birinci teercihine yerleştirmek. Biz böyle bir katkı sunuyoruz." Ama bunun bir çözüm olmadığını düşünüyorum.

O kadar kötü durumdayız ki emin olun, bu ülkenin -yani en azından ben 49 yaşındayım, sonuçta uzunca bir süredir çevremdeki insanları gözlüyorum- insanlarının büyük bir bölümü -yani eğitime önem veren ailelerden bahsediyorum- çocuklarının bu ülkede eğitim görmesini istemiyorlar artık, çocuklarını yurt dışına göndermeye çalışıyorlar, olanaklarının büyük bir bölümünü buna seferber etmeye hazırlar çünkü bu ülkede, bu ülkenin akademisinde bir gelecek görmüyorlar. Bu, YÖK'ün sorunu değil; bu, Millî Eğitim Komisyonunun sorunu değil; bu, bu ülkenin, hepimizin sorunu yani bu, korkunç bir durum. Bu beyin göçü gelecekte bu ülkeye o kadar zarar verecek bir iş ki. Bakın bundan üç yıl, beş yıl önce yurt dışında akademisyenler Türkiye'ye geri dönmeye çalışıyorlardı, şimdi hiçbirinin hayalinde böyle bir şey yok; giden, tekrar bu ülkeye geri gelmek istemiyor. Ben bunda akademinin kendisinin ciddi derecede sorumlu olduğunu düşünüyorum ve özgürlükçü bir ortam olmadan bu sorunların da çözülemeyeceğine inanıyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım.