Komisyon Adı: MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU
Yasama Yılı:Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1580)
Birleşim:27
Tarih:2
Tarih:20 .02.2019

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ederim Başkan.

Aslında çok farklı görüşlerim var ama bunu uzun uzadıya burada anlatmak istemem çünkü büyük bir tartışma konusu. Çünkü bizim ülkemizde politik bilinçten çok politik tercihler ön planda. Dünyayı algılamamıza yol açan şey bu. Bu, birbirimizi birbirimize yaklaştıran değil, uzaklaştıran bir şey. Birkaç şey söyleyeyim.

Siyasi kişiliklerin, siyasi parti liderlerinin neredeyse tamamının adının üniversitelere verilmesini bir parça tartışılır buluyorum kişisel olarak çünkü şöyle: Akademiye katkısı, bilim dünyasına katkısı değil de siyasal temsiliyetine bakarak üniversitelere isim verilmesi gerçekten o üniversitelere bir katkı sunuyor mu, bu açıdan tartışılır. Yoksa merhum Alparslan Türkeş'in şahsını falan tartışmak istemem, temel gündemimde böyle bir şey yok. Genel olarak siyasi kişiliklerin değil de akademiye, akademi dünyasına geçmiş yıllarda, geçmiş yüzyıllarda bu ülkeden katkı sunan insanlar var. Keşke ve öncelikle onların ismini vermiş olsak. Bu ülkenin, bu toprakların geçmişinde adlarının üniversitelere verilmesi gereken çok sayıda insan var fakat bu tartışma -bir daha söylüyorum- merhum Alparslan Türkeş üzerinden yürütülecek bir tartışma değil. Fakat biz üniversitelerin adlarını belirlerken her nedense aklımıza ilk önce siyasal kişilikler geliyor, birkaç tanesini Sayın Başkan Vekili de söyledi. Çünkü üniversitelere de aslında akademinin gözüyle değil başka bir gözle bakıyoruz. Bugüne kadar yaptıklarımız bu ülkenin üniversitelerine gerçekten çokça katkı sunmadı. Ben Mecliste de birkaç kez söyledim, bunu hepiniz biliyorsunuz, ilk 500 üniversite içerisinde bizim ülkemizden maalesef bir üniversite yok, dünyadaki ilk bin üniversite içerisinde de yalnızca 3 tane üniversitemiz var. Dolayısıyla bu işler maalesef üniversitelere katkı sunmuyor, üniversitelerin dünyadaki yerlerine katkı sunmuyor. Bu tartışmadan bağımsız olarak söylüyorum bunu.

Keşke daha geniş konuları tartışabilsek. Mesela, ben Millî Eğitim Komisyonumuzun tartışması gereken çok daha farklı başlıklar olduğunu düşünüyorum. Keşke gündeme bunlar gelse, bu sorunları çözsek. Mesela, işte, atama sistemindeki mülakat gibi, Millî Eğitim Bakanlığında bir öğretmenlik meslek yasası hazırlığı var, bizim bu yasayla ilgili hiçbir bilgimiz yok Sayın Başkan, umarım sizinle paylaşıyorlardır. Eğer sizinle paylaşırlarsa ve siz de bu Komisyonun üyesi olarak bizlerle paylaşırsanız bunu, emin olun, naçizane görüşlerimizi, katkılarımızı sunarız. Daha önce de söyledim, Sayın Bakanla katıldığımız toplantılarda da bunu dile getirdim. Bütün bilgi birikimimiz her ne kadarsa bu Komisyonda paylaşmaya, daha iyisini yapmaya hazırız.

YÖK Başkan Vekili burada. "Toplumsal cinsiyet bizim kültürümüze uygun değil." diye bir tartışmanın yürüdüğü bir dönemden geçiyoruz, bu da büyük bir talihsizlik. Yeri midir, değil midir bilmem ama toplumsal cinsiyeti tartışılır bulan bir YÖK Başkanının yaşadığı bir ülkede yaşamak benim açımdan çok üzüntü verici bir şey. Sürçülisan olduğunu düşünmüyorum çünkü ayrıntılandırdı Sayın Başkan bunu.

Üniversitelerin çokça sorunu var, barış akademisyenleri meselesi var. Barış akademisyenleri sadece barış istedikleri için, belki dilleri eleştirilebilir, katılmayabiliriz, doğru bulmayabiliriz, eksik bulabiliriz, bu başka bir iş ama sadece barış istedikleri için -doğru veya yanlış biçimde- yüzlerce değerli akademisyen -ki bunlardan birisi şu anda aramızda, sevgili İbrahim Kaboğlu Hocamız- üniversiteden ihraç edildi bu ülkede ve bu barış akademisyenleri sadece düşüncelerini açıkladıkları için hapis cezalarına çarptırıldı, yüzlercesi yargılanıyor ve yargılanmaya devam ediyor. Biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Akademi dünyasının böyle bir sorunu var. İhraç edilen on binlerce öğretmen var bu ülkede ve bu ihraç edilen öğretmenler ne için ihraç edildiklerini bilmiyorlar. Gidip savcılığa başvuruyorlar, "Ben terör örgütlerinin üyesiymişim, iltisaklıymışım, bu yüzden beni ihraç etti bu Hükûmet. Benim gerçekten böyle bir suçum var mmı, yok mu?" diye kendilerine savcılığa ihbar ediyorlar ve hepsi "Bu iddialarla ilgili somut bir bilgi, belge yoktur, kovuşturmaya yer yoktur." diye karar alıyorlar ama hâlâ bu binlerce öğretmen geri döndürülmüş değil. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kurumlara başvuruyorlar, bilgi alamıyorlar. Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna itiraz ediyorlar, Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu diyor ki: "4982 sayılı Yasa kapsamında değil. Kurumlar size bilgi vermek zorunda değil." Dava açıyorlar, idare mahkemesi diyor ki: "Burada bir işlem yok." Danıştaya, bölge idare mahkemesine gidiyorlar: "İdare mahkemesinin kararı doğrudur, bir idari işlem yok." deniyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruyorlar, o arada Hükûmet bir atak yapıp komisyon kuruyor. Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Halk Partisi bu KHK'lerin iptali için başvurdu, Anayasa Mahkemesi incelemedi, "OHAL KHK'sini ne usul ne esas açısından inceleyemem." dedi. Dolayısıyla insanlar haklarını bile arayamıyorlar. Hani bu açıdan da böyle bir sorunla da karşı karşıyayız ama bu Komisyonda maalesef biz bunları da tartışamıyoruz. Keşke bu komisyonlarda bütün bu başlıkları tartışabilsek. Bu başlıkları tartışmamızı bekleyen binlerce, yüz binlerce kamu görevlisi var, akademisyen var, öğretmen olarak atanmayı bekleyen insanlar var, öğretmen olarak görev yapan insanlar var. Umarım biz bu komisyonlarda bu başlıkları da ayrıntılı olarak tartışırız.

Bir daha başta söylediğimi söyleyeyim çünkü yanlış anlaşılmak istemem: Merhum Alparslan Türkeş'in şahsı üzerinden bu söylediklerimi değil, genel olarak üniversiteye nasıl baktığımı söylemek için dile getirdim. Şimdilik söyleyeceğim bunlar.

Çok teşekkür ediyorum Sevgili Başkan.