Komisyon Adı: İÇİŞLERİ KOMİSYONU
Yasama Yılı:Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860)
Birleşim:27
Tarih:2
Tarih:15 .10.2018

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Evet, ben de Sayın Başkana, değerli Komisyon üyelerimize saygılarımı sunuyorum.

Ben 2013'ten bu yana bu Komisyonun aralıksız üyesiyim, dolayısıyla bundan önceki çalışmalarına da vâkıfım. Bu konuda ben de genel bir değerlendirme sunduktan sonra önümüzdeki süreçte maddelerle ilgili düşüncelerimizi sizlerle paylaşacağız.

Öncelikle bugün şunu gördüm ve üzüldüm: Yeni bir sistem var Türkiye'de, artık Parlamentonun asli işi yasa yapmak deniliyor ama yine torba yasalarla karşı karşıyayız. Yani parlamenter sistem döneminde, o zaman da iktidarda AK PARTİ vardı ve yetkilileri defalarca söz verdi "Bundan sonra torba tasarılar getirmeyeceğiz." diye ama şimdi tasarı gibi torba teklifle karşı karşıyayız. Ya, bizim asıl işlevimiz bundan sonra milletvekilleri olarak, Parlamento olarak yasa yapmaksa neden bunları torba yasa olarak getirip her şeyi birbirine karıştırıyoruz. Yani 20 civarında değişik kanunda, farklı kanunda değişiklik yapılması bir torba kanunla bize hiç doğru gelmiyor. Geçtiğimiz dönemlerde bunların sıkıntılarını da yaşadık; yani sürekli olarak, değişiklik yapılan bir kanunda sonraki aşamalarda yeniden değişiklikler yapmaya çalıştık, kalkıştık. Mesela bugün örnek olarak veriyorum, Sahil Güvenlik Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanması konusunu biz bu Komisyonda görüştük ki burada olan arkadaşlarımız da var ve kanun teklifi sahibi milletvekillerimiz de hatırlarlar. O zaman bizim muhalefet olarak önerilerimiz vardı; dedik ki: "Bakın, şu konularda da yasal düzenleme yapılması." Ama o zaman da bürokrat arkadaşlara danışarak "Biz bunu yönetmelikle düzenleriz." dedikleri hususları bugün kanun teklifi olarak buraya getirdiklerini üzülerek görüyoruz. Yani o zaman biraz kulak verilmiş olsaydı, şimdi bunlar gelmeyecekti.

Evet, bundan sonra Hükûmet tasarısı gelmeyecek bütçe haricinde ama maalesef eski alışkanlık devam ediyor. Sayın milletvekillerimiz lütfen yanlış anlamasınlar, bunu özgün bir teklif olarak getirdikleri kanaatinde değilim, sunumlarından da bunu anladım. Zaten Sayın Tanal'ın itirazına da bu kadar şiddetle karşılık vermelerinin sebebi de kendi özgün kanun teklifleri olmayışı, yine Hükûmetin dayatmasıyla tasarının adı değişmiş, teklif olarak gelmiş. Biz bunu net olarak tespit ettik. Madem sistem değişti ve artık milletvekilleri kanun teklifi verecek, o zaman milletvekilleri ciddi anlamda konuya hâkim olarak, çalışarak, değerli bürokratlarımız da yanlış anlamasınlar ama bürokratların aklıyla değil kendi aklımızı ortaya koyarak, bilgimizi ortaya koyarak bu tür kanun tekliflerinin getirilmesinde fayda görüyorum.

Değerli grup sözcümüz ifade etti: Evet, biz bu yasa teklifiyle ilgili böyle kökten, her şeye muhalefet edelim anlayışında değiliz, katkı sunmak istiyoruz. Yanlış olan düzenlemeler var, eksik olan düzenlemeler var. Önümüzdeki süreçte maddelerine geçildiğinde de bizim çok ciddi önergelerimiz olacak.

Bir de buna geçmeden önce şu konuyu da hatırlatmak istiyorum ve Komisyon Başkanımız aracılığıyla bunun Meclis Başkanına iletilmesini de özel olarak istirham ediyorum: Şimdi, milletvekilleri kanun teklifi verecek, veriyoruz da ama maalesef hâlâ bir partiye, bir parti milletvekillerinin verdiği kanun tekliflerine komisyonlara sevk konusunda öncelik veriliyor. Muhalefetin verdiği, muhalefet milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri maalesef AK PARTİ milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri gibi değerli görülmüyor ve Meclis Başkanımız bu konuda hakkaniyete uygun davranmıyor; bunu özellikle belirtmek istiyorum işin başında. Sayın Komisyon Başkanımızdan da bu serzenişimizi Sayın Meclis Başkanına iletmesini önemle istirham ediyorum.

Tabii, dediğimiz gibi, Genel Kurulda da bu konu çok konuşulacak. Bundan sonra da torba kanun niteliğinde teklif getirilmesinin ülkemiz açısından da Parlamento açısından da bir fayda sağlamadığını düşünüyoruz. Bundan sonra özellikle bu konuya bütün milletvekillerinin önem vermesini tekrar istirham ediyoruz.

Evet, sayın sözcümüz de ifade etti, bizim birçok maaddede önergemiz olacak ancak bunlardan bir tanesi çok önemli. Bugün bir samimiyet testine tabi tutulacağız. Bakın, geçici köy korucuları, geçici korucularla ilgili emeklilik yaşının geriye çekilmesiyle ilgili bir düzenleme var. Biz bununla ilgili bir önerge vereceğiz. Zaten bu konuda bütün partiler tarafından verilmiş kanun teklifleri var; emeklilikte yaşa takılanlar. Yani özetle diyoruz ki: 5510 sayılı Yasa'ya bir geçici madde ilave edelim. Yani tekliflerin de ben hepsini inceledim, geçici madde 70 diyenler var, geçici madde 80, 90 diyenler var ama doğrusu, geçici madde 78 olmalı. Bu 1'inci maddedeki geçici madde 6 tamamen geçici köy korucularıyla ilgili. Biz geçici madde 78 olarak da emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesini öneriyoruz burada, önereceğiz, bir defaya mahsus elbette. Zaten bu konuda bütün partilerin seçim öncesinde seçmene verdikleri bir söz var. Emeklilikte yaşa takılanlar mağdur olmuş mudur? Olmuştur. Yani nedir bunun özeti: Kanunen sigorta başlangıcı itibarıyla prim ödeme gün sayılarını tamamlayan, hizmet sürelerini tamamlayan ancak sonradan yaşta yapılan düzenlemeyle mağduriyetine sebebiyet verilenler var. Bu olay şuna benziyor: Yani siz bir futbol maçına çıkıyorsunuz futbolcu olarak veya hakem olarak, kural nedir? 90 dakikadır maç ama maçın 60'ıncı dakikasında bir karar alınıyor, müsabakanın süresi 90 dakikadan 120 dakikaya çıkartılıyor. Bu, futbolcuya da haksızlıktır, hakeme de haksızlıktır. Basit olarak anlatıyorum.

Şimdi, burada emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili bir defaya mahsus yapılması gereken bu düzenleme gerçekten bu konuda mağdur olmuş insanların hakkını, hukukunu koruyacaktır. Bu konuda da dediğim gibi seçmene bütün siyasal partilerin verdiği net, açık sözler vardır. Bugün bu önerge oylanacak. Bakacağız bakalım, bu önergede hangi siyasal partiye mensup milletvekilleri ne kadar samimi, bunu bizler de göreceğiz, milletimiz de görmüş olacak, verilen sözlere kimin ne kadar sadık olduğunu görmüş olacak.

Yine, 29'uncu ve 30'uncu maddeyle ilgili yoğun itirazlarımız var. Zamanı geldiğinde Nevşehir Milletvekilimiz -bu konuda ciddi çalışmalar da yaptı- o konuda ayrıntılı olarak düşüncelerini ifade edecek. Ancak ben sadece şunu söylemeliyim: Türk Ceza Kanunu'nun 278'inci maddesini teklif sahipleri incelemiş mi, bunu hatırlatmak istiyorum.

BAŞKAN - Bir daha söyler misiniz?

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Türk Ceza Kanunu'nun 278'nci maddesi. Hani bu ödülle ilgili düzenlemeyi söylüyorum.

Zaten bizim meri bir mevzuatımız var, Türk Ceza Kanunu'muz. Bu madde yeni bir madde de değil. Zaten burada, vatandaşımıza, işlenmekte olan bir suçu bildirme mükellefiyeti yüklemiş, hatta sadece yüklememiş, cezai bir müeyyide de getirmiş yani "İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." diyor. Devamı maddelerinde de "İşlenmiş olmakla birlikte..." diye devam eden "...sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün olan bir suçu -yani devam edegelen bir suçu- bildirmeyen kişilere de aynı müeyyide uygulanır." deniliyor.

Şimdi, biz "İşlenmekte olan bir suçu bildirirsen ödül vereceğiz sana." diyoruz. Doğru mu? Bizim kanunumuzda zaten işlenmekte olan bir suçu bildirmeyene hapis cezası müeyyidesi var. Bence bu iki düzenleme birbiriyle çelişiyor. Bunun üzerine bir kafa yormamız lazım. TCK 278'i görmezlikten gelemeyiz. Bu konuyla ilgili, az önce dediğimiz gibi, Sayın Faruk Sarıaslan detaylı değerlendirme yapacak.

33'üncü maddeyle ilgili bir düzenleme var burada. Anlattılar kanun teklifi sahipleri ama bu düzenlemenin dünyada örneği var mı? Ben bunu bilmek istiyorum, bilmediğim için soruyorum. Yani bu yabancılara Türkiye'de hiç ikamet etmeseler bile Türkiye'de iş yaptı gerekçesiyle verilecek geçici kimlik numaralarından bahsediyorum. Buna neden gerek duyulduğunu net, açık bir şekilde anlatırsanız, bize de mantıklı gelirse biz buna "hayır" demeyeceğiz ama somut olarak ve örnekleriyle bunun da anlatılması gerekiyor.

Yine, burada -hızlı hızlı geçiyorum- ilçe oluşturulması talepleri var. Biz buna "hayır" demeyeceğiz, teklif sahiplerinin teklifine ama bizim milletvekili arkadaşlarımızın da elzem olduğunu düşündüğümüz bazı yerleşim bölgelerinin de ilçe olarak adlandırılmasıyla ilgili önergelerimiz olacak. Lütfen siz de bunlara soğuk bakmayın.

Yine Karayolları Trafik Kanunu'nda yapılacak olan düzenlemeler var. Biz bunlara trafik güvenliği açısından bakıyoruz ve "hayır" demiyoruz ve cezaların artırılması caydırıcılık anlamında önemli. Tabii, teklif sahibi sayın milletvekilimizin enteresan bir tespiti oldu "Bölünmüş yollarda kafa kafaya trafik kazaları, kafa kafaya çarpışma suretiyle trafik kazaları yüzde 80 azaldı." dedi.

ATAY USLU (Antalya) - Çarpışmalı, çarpışmalı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Şimdi, bölünmüş yollarda yüzde 80 azalmışsa hâlâ kafa kafaya...

ATAY USLU (Antalya) - Çarpışmalı, çarpışmalı, kafa kafaya değil, çarpışmalı kazalar. Bu yan yana da olabilir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Çarpışmalı kazalar yüzde 80 azalmışsa burada yine bir sorun var demektir.

ATAY USLU (Antalya) - Çarpışmalı kazalar.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Daha az olması lazım, adı üstünde bölünmüş yol. Çarpışmalı kazaların önemli bir kısmı -arkadan çarpmalar dışında- kafa kafaya çarpışma oluyor.

ATAY USLU (Antalya) - Arkadan gelen de çarpabilir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Şimdi bana Temel'in bir fıkrasını hatırlattı sizin söylemleriniz.

ATAY USLU (Antalya) - Arkadaş, arkadan gelen çarpamaz mı?

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Temel İngiltere'ye gitmiş, otobana girmiş, o sırada radyoyu açmış bir anons: "Dikkat, dikkat, muhtemelen akli dengesi bozuk bir sürücü ters yönde gidiyor." diyor. Temel de "Ne birisi hemşehrim, yüzlerce." diyor. Şimdi, teklif sahiplerinin bu söylemi bana bu fıkrayı hatırlattı.

Elbette bölünmüş yolda çarpışmalı kaza sayısı azalacak da sorun şu: Neden ölümlü ve yaralamalı trafik kazası sayısı hani bölünmüş yol yapmakla övünen AK PARTİ döneminde birkaç kat artmıştır? Trafiğe çıkan araç sayısıyla da orantılı değil bu. Burada bir orantısızlık var. Bölünmüş yol, bölünmüş yol, bölünmüş yol. Demek ki bölünmüş yol yapmak sadece trafik kazalarının azalmasını sağlamıyor. Elbette caydırıcı önlemlerin yanı sıra eğitimle ilgili de ciddi bir çalışmanın yapılması gerekiyor yani bölünmüş yol yaparak trafik kazalarının önüne geçemiyoruz. Bu nokta da düşüncelerimiz olacak, katkı verme amaçlı düşünceler olacak ama cezaların artırılması ölümlü ve yaralamalı kazaların azalması gibi bir sonuç ortaya çıkaracaksa bizim buna katkı vermeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Burada bir 31'inci madde var, mera komisyonlarına kolluk gücü temsilcisinin alınması. Buna niye ihtiyaç duyulduğunu da anlamakta ben güçlük çekiyorum. Neden güçlük çekiyorum? Şimdi, zaten meralara yapılan tecavüzlerle ilgili veya yaylalara yapılan kaçak yapılaşmalarla ilgili mera komisyonu kararları kolluk güçleriyle birlikte uygulanıyor. Şimdi, kolluk güçlerinin mera komisyonuna alınmasının gerçek sebebi nedir, terörle ilgili midir? Bunu ben öğrenmek istiyorum. Bir de bu konuda iki tane de uyarım var. Özellikle AK PARTİ'ye mensup belediye başkanlarının Türkiye'de görev yaptıkları bölgelerde meraların mera vasfının kaldırılması konusunda komisyonlara yaptıkları siyasi baskı sonucunda birçok meranın vasfının kaldırıldığını görüyoruz. Özellikle bu maalesef iktidar partisi belediyelerinde oluyor. Belki bizim muhalefete mensup belediyeler de talep ediyor ama onlara siyasi baskı yapacak güç olmadığı için bu gerçekleşmiyor ama bu, çok ciddi bir sıkıntı hâline geldi. Türkiye'de meraların önemli bir kısmının vasfı kaldırıldı.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Somut olarak bir belediye ismi verebilir misiniz Tanju Bey?

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Mesela somut olarak Bolu Belediyesinin ismini verebilirim.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Neresinde?

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Çok sayıda talep var. Bu taleplerin de yüzde 80'inin mera komisyonu tarafından karşılandığını Bolu Valiliğine eğer bir yazı yazarsanız göreceksiniz.

Tabii, Bolu demişken bununla ilgili bir şey daha söyleyeyim. Tabii, çok sayıda vatandaş yaylalara hayvancılık amacıyla yapılar yaptı yakın zamanda ama şu anda aynı vali tarafından mera komisyonunda kolluk gücü temsilcisi olmamasına rağmen -işte o yüzden mantığını anlayamıyorum- jandarma ekiplerinin nezaretinde yüzlerce yapıyla ilgili yıkım kararı verildi. Bu, artık eziyet hâline de dönüştü. Objektiflik ilkesi hiç gözetilmiyor. Orada bir tarih konuldu "1 Ocak 2018'den itibaren" diye. Sadece Bolu'da değil, yaylaların yoğun olduğu bütün şehirlerde bugünlerde aynı sıkıntıyla karşılaşıldığını sizinle paylaşmak istiyorum.

Yine, burada, teklifin 4'üncü maddesinde başpolisle ilgili bir düzenleme var, başpolisliği kaldırıyorsunuz. E, başpolisliği siz getirdiniz zaten. O zaman da hatırlıyorum, bu başpolislikle ilgili düzenleme, teklif -o zaman tasarı olarak gelmişti zannediyorum- tasarıyı savunanlar başpolislikle Emniyette her şeyin güllük gülistanlık olacağını iddia etmişti. Bakın, şimdi başpolisliği kaldırıyorsunuz. Bunun bir gerekçesi olması lazım yani başpolisliği kaldıralım tamam da neden başarısız oldu bu başpolislik sistemi, neden gereksiz buldunuz? Siz getirdiniz, hani, bir başka partinin tasarısı olarak, teklifi olarak gelmedi bu başpolislik. Getirdiniz, niye kaldırıyorsunuz? Bunun cevabını da bu Komisyon üyeleri bana göre bilmek zorunda.

Orada bir düzenleme getirmişsiniz, başpolislikten komiser yardımcılığına geçişte 45 yaş ve lisans mezunu olmak. Şimdi, 45 yaşın üzerinde kaç tane polis lisans mezunu? Ben çok merak ediyorum. Yakın dönemde alınan polisler üniversite mezunu. Zaten 45 yaşında olanlara baktığınızda akademi mezunları zaten komiser yardımcılığından başlamış, bu düzenlemeyi kim için getiriyorsunuz?

ATAY USLU (Antalya) - 45 yaş altı, üstü değil.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - İşte onu söyleyeceğim. Şimdi, bakın, 45 yaşında olan kaç tane düz polis memuru veya başpolis var üniversite mezunu olan? Çok azdır.

ATAY USLU (Antalya) - Emniyete soralım burada.

BAŞKAN - Bunu bir bilgi paylaşalım öğrenmiş olalım. Bende bir bilgi var.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Anladım. Benim bir önerim var burada. Bir: Şu lisans mezunu şartını kaldıralım çünkü lisans mezunu, üniversite mezunu, dört yıllık fakülte mezunu o yaşta başpolis veya normal polis olan, kıdemli polis olan çok az insan var.

ATAY USLU (Antalya) - Kaç kişi var bakalım, Başkanım söylesin rakamı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - İkinci: 45 yaşı da kaldıralım. Bir sefere mahsus yapıyoruz bunu, 45 yaş düzenlemesini de bence...

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Hafta sonu polis yaptılar. Bir yıl içerisinde, okullar açtılar, hafta sonu, cumartesi pazar polis yaptılar. Lisanslı olma o anlamda hileli bir yöntem.

ATAY USLU (Antalya) - Kaç kişi var Başkanım?

BAŞKAN - Başpolis memuru 37-44 yaş arası 878 kişi, kıdemli başpolis memuru 1.013 kişi lisans mezunu, toplam 1.891...

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Sayı azmış.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Başkanım dağıtır mısınız bize de.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Ben de diyorum ki: 45 yaşı kaldıralım, madem polislikte 55 yaş sınır, bir sefere mahsus bu düzenlemeyi yapıyoruz, 45 yaş düzenlemesini kaldıralım, lisans mezunu olma düzenlemesini de kaldıralım. Yani siz polis olarak alırken o zaman, devlet olarak, sen üniversite mezunu olacaksın şartını getirmemişsiniz. Şimdi niye getiriyorsunuz bu aşamadan sonra, üstelik belli bir yaştan sonrasını kapsayacaksa? Bu yanlış.

Bir de tabii, bizim kafamızda kuşkular var. Neden var? Geçmişteki uygulamalardan dolayı var. Geçmişte öyle uygulamalar yapıldı ki bu mülakat sisteminde. Hatırlatmak istiyorum, 2011'de, biz ilk milletvekili olduğumuzda biz "Bu Fetullah Gülen cemaati Emniyette neler çeviriyor mülakat adı altında?" dediğimizde AK PARTİ sıralarından yoğun itirazlar gelirdi. Sonra 17-25 Aralıktan sonra durumun kısmen farkına vardılar. Benim kaygım şu: Emniyet önemlidir, böyle komiser yardımcılığına mülakatla bu kadar kolay geçişin yapılabilmesi ileride bazılarının Emniyet teşkilatında farklı hâkimiyetler kurmasına sebebiyet verebilir. Bakın, FETÖ'yle ilgili bu eleştirileri yaptığımızda ciddiye bile almadınız. Bugün aynı eleştirileri yapıyoruz bari bugün ciddiye alın. Ben şimdilik çok teşekkür ediyorum, önümüzdeki süreçte düşüncelerimi tekrar sizinle paylaşmak isterim.