Konu: Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:49
Tarih:18.02.2021

KEMAL PEKÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 15'inci maddesi üzerine söz aldım ancak başka bir konuya değinmek istiyorum.

Ayrımcı bir uygulama nedeniyle milletvekillikleri düşürülen ve daha sonra da cezaevine konulan arkadaşlarımızla ilgili daha önce çokça dile getirildi ama unuttuğumuz ya da sineye çektiğimiz, kabul ettiğimiz düşünülmesin diye bir kez daha dile getirmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2020'de milletvekilliği düşürülen 3 isimden 1'i olan Enis Berberoğlu hakkında Anayasa'nın 67'nci maddesinin yani seçme ve seçilme hakkının ihlaline karar vererek Meclise yeniden dönmesini sağladı. Berberoğlu'nun milletvekilliğinin düşürülmesi hakkında hak ihlali kararı verilmesi, gayet memnuniyetle ve olumlu karşıladığımız bir durum olmasına rağmen aynı gün vekillikleri düşürülen Leyla Güven ve Musa Farisoğulları'nın başvuruları ise yine aynı Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu alanda karar son derece önemlidir çünkü "Milletvekilliğinin temsil ettiği halk iradesinin ön planda tutulduğu" ifadesi yer almıştır. Bu açıdan karar ve gerekçesi vekillerimiz Leyla Güven ve Musa Farisoğulları açısından da geçerli olmalıdır. Buna göre hem Anayasa'nın 84'üncü maddesi hem de teamüle göre karar kesinleşmiş olsa dahi Genel Kurulda okunmamalı ve vekillikleri düşürülmemeliydi. Peki, bugün ne değişti? Neden bugün adalette uygulamada çifte standart var? Çünkü bu arkadaşlar... Bugünkü iktidarın aklı -tabir etmek istemiyorum ama halk böyle anlıyor, seçmenler de böyle anlıyor- Kürt'e düşmanlıktan ibarettir. Kürt'ün milletvekili olmasına veya belediye başkanı olmasına, herhangi bir kazanımının olmasına düşmanca bir tavırla yaklaşılmaktadır. Çünkü bugünkü iktidar aklı, kendi bekasını Kürt'e zulmetmekte, Kürt'ü yok saymakta görüyor.

Bugün, milletvekillerimizin tutuklanmalarına neden olan dosyaların savcı ve hâkimlerinin tümü cezaevlerinde olmasına rağmen, bunların verdiği kararlarla arkadaşlarımızın vekillikleri düşürüldü ve cezaevine gönderildiler. Bugün, sadece Güven ve Farisoğulları Vekillerimiz değil, uyduruk deliller, kim olduğu bilinmez gizli tanıklarla yüzlerce seçilmiş siyasetçimiz hâlâ haksız yere tutuklu bulunmaktadır. Çünkü konu Kürtler olunca her şey gibi yargı da duruyor, çünkü söz konusu Kürt vekiller olunca hukuk anında gukuk oluyor yani alavere dalavere, Kürt Mehmet yine nöbete gidiyor.

Berberoğlu kararında seçme ve seçilme hakkını irdeleyen aynı Anayasa Mahkemesi, Leyla Güven, Farisoğulları, Demirtaş ve nice HDP'li milletvekilleri için seçme ve seçilme haklarının adını dahi anmamıştır yani toplumun bir kesiminin seçme ve seçilme hakkı var ama diğer kesiminin seçme ve seçilme hakkı gasbedilebiliyor. Elbette bu ayrımcılık, bu adaletsizlik ilk değil çünkü bu ülkenin tarihi, Kürtlerin taleplerinin bastırılması tarihidir aynı zamanda. Bu tarihin en önemli boyutlarından biri de Kürtlerin siyasal temsilcilerinin, Kürtlerin irade ve taleplerinin siyaseten dışlanmasının -yani demokratik siyasete darbe vurmanın- da aynı zamanda tarihidir. Leyla Güven ve Musa Farisoğulları davasını reddeden Anayasa Mahkemesinin çifte standardı, ömür boyu duvara asılı olarak kalacaktır.

İşte, ayrımcılık bu kadar nettir. Bu nedenle, tekrar ve tekrar söylemekten imtina etmeyeceğiz: Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Musa Farisoğulları, Leyla Güven ve onun dışındaki onlarca vekilimizin, onlarca belediye başkanımızın haklarının iadesini sağlamak için mutlaka ve mutlaka... Biz ancak mücadele ederek bunların haklarını iade edebiliriz, aksi hâlde iktidardan bir beklentimiz yoktur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)