Konu: 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:37
Tarih:18.12.2019

HDP GRUBU ADINA KEMAL PEKÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere ve ekranları başında bizleri izleyen halkımıza selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum.

8'inci madde hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım ancak bu maddeyle ilgili değil, bugüne kadar farklı şekillerde, farklı yerlerde ve değişik tarihlerde söylenmiş sözlerden bir demet hazırlamaya çalıştım ki bundan sonra yaşanacak olan şeylerden en azından herkes kendisine düşen payı alsın istedim.

Öncelikle, Maraş katliamının yıl dönümü. Halklarımızın birlikte yaşama iradesinin temeline yerleştirilen bombalardan biri olan Maraş katliamını nefretle anıyorum.

Yine, cenazesi bir hafta sokakta bırakılmak durumunda kalan Taybet anayı anıyorum.

Yine, 19 Aralık 2000 yılında adına "Hayata Dönüş Operasyonu" denen ve 30 kişinin hayatını karartan, onları hayattan koparan eylemi kınıyor, yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum.

6 Ekim 2014 tarihine kadar Türkiye'de gerçekleşen demokratik eylemlerde hiç kan akmadı, herhangi bir şiddet unsuru yaşanmadı ancak 7 Ekim günü Kobani'ye DAEŞ çetelerinin saldırısının dört kolda gerçekleşmesi ve oradakilerin büyük bir katliamla karşı karşıya kalması üzerine halklarımızın sokağa çıkıp protesto gösterisi yapması, daha sonra 7 Ekim günü Sayın Erdoğan'ın İslahiye'de "'Kobani' dediğiniz, o da düştü düşüyor." demesi ve akabinde Varto'da bir gencin hayatını kaybetmesi sonucu gelişen olaylarda 54 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Bu 54 yurttaşımızın 47'si partimizin üyesi ve çalışanıydı fakat bugüne kadar iktidar mensupları bu olaydan söz ederlerken sadece 1 kişiyi andılar, 53 kişiyi de görmezden geldiler. Bunun doğru olmadığını ifade etmek istiyorum.

Yine, 2013 yılında Balıkesir mitinginde, Sayın Erdoğan "Çözüm sürecine odaklanmışız. Niye? Terörü bitirelim, kan dursun, analar ağlamasın. Biz bunu istiyoruz ama samimi istiyoruz." dediniz.

14 Mart 2014 tarihinde Gaziantep mitinginde Berkin Elvan'ın annesini yuhalattınız. İlk kez 27 Mayıs 1995'te, kaybolan yakınlarını aramak için sokağa çıkan insanların, Cumartesi Annelerinin eylemini yasakladınız.

1 Haziran 2011 tarihinde Diyarbakır'da "Benim için ne Türk milliyetçiliği var ne Kürt milliyetçiliği var, hepsi benim kardeşimdir, canımdır. Bizim farkımız bu. Ret politikalarını da inkâr ve asimilasyon politikalarını da en iyi ben bilirim." dediniz.

28 Aralık 2011 günü sadece 50 Türk lirası kazanmak için yapay sınırın öte tarafına geçen, 19'u daha henüz reşit bile olmayan 34 insanımızın katledilmesine seyirci kaldınız. Son on yılda en az 63 zırhlı aracın çarpması vakası meydana geldi, 16'sı çocuk 6'sı kadın olmak üzere 36 kişi hayatını kaybetti. Bu konuda bugüne kadar bir tek söz bile söylemediniz.

Sıkışınca "Yüzde 52 oy aldık." diyorsunuz ama çok daha yüksek oranlarda oy alan belediye başkanlarımızı hapsediyor, haklarını gasbediyorsunuz. Şu anda 31'i kayyum atanmış olarak, 6'sı da daha önce mazbataları verilmeyerek toplam 37 belediye başkanımızın 21'i cezaevindedir. "Belediye başkanları dağa para gönderdiler." diyorlar. Her sefer söylememize rağmen bugüne kadar bir tanesini ispatlayamadınız, ispatlayamazsınız çünkü öyle bir şey hiç olmadı.

Yine, Tahir Elçi göz göre göre katledildi, o zaman ki Başbakan "Bu bizim namus borcumuzdur, katillerini ortaya çıkaracağız." dedi, ancak bugüne kadar bir arpa boyu yol alınmadı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılında "2,5 milyon kişiye iş bulacağız." dediniz ama geldiğimiz yerde, 2019'da 817 bin ek işsiz yarattınız.

"Alevilerin ibadethanelerine saygı duyacağız, cemevlerine statü tanıyacağız." dediniz, bunları gerçekleştirmemekle kalmadınız, Alevi köylerine cami yapma atağını başlattınız.

"Darbe Allah'ın lütfudur." dediniz, on binlerce insanın bir gecede hayatını karattınız. Bir günde 4 binin üzerinde savcı ve hâkimi görevden aldınız. Buna karşı değilim ama bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Bu kadar insanı nasıl bir günde tespit edebildiniz? Bence siz onları önceden biliyordunuz çünkü oralara sizler yeerleştirmiştiniz.

Defalarca "Kardeşiz." dediniz ama Kürtlerin tarihsel, kültürel değer verdiği isimleri taşıyan parkları, mahalle ve sokak isimlerini, heykellerini kaldırdınız, yerlerini değiştirdiniz. Ahmedi Hani anıtı, Mervanileri simgeleyen kabartmalar, Roboski anıtı, Orhan Doğan heykeli bunlardan birkaç tanesidir. Kürtçe yayın yapan Zarok TV'yi kapattınız, sadece Kürtçe masal anlatıyordu arkadaşlar.

İstanbul Sözleşmesi'ni ilk imzalayan olmakla övünüyorsunuz ama kadın cinayetleri son yedi yılda yüzde 1.400, kadına şiddet davaları yüzde 366, cinsel taciz davaları yüzde 449 artmış durumda.

Dünya Ekonomik Forumu Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi'ne göre Türkiye, cinsiyet eşitliği açısından 149 ülke arasında 130'uncu, iş hayatına katılım ve fırsat eşitliği açısından da 136'ncı sırada.

22 Aralık 2002'de Moskova'da, AKP Başkanının bir ziyareti sırasında bir işçi "Kürt sorununu çözün, bu acılar artık yaşanmasın." deyince şimdiki Cumhurbaşkanı "Sorun var diye inanmayacaksın, yok diye inanacaksın. Eğer sorun var diye inanırsanız sorun olur, sorun yok derseniz sorun ortadan kalkar. Biz böyle düşünüyoruz, böyle söylüyoruz." dedi.

12 Ağustos 2005'te Diyarbakır'da Başbakan "Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil hepsinin sorunudur, benim de sorunumdur. Anayasal düzen dâhilinde her sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku, daha çok refahla çözüm yoluna koyacağız." dedi.

Yine 1 Şubat 2009'da Diyarbakır'da Başbakan "Buna ister 'Kürt sorunu' deyin ister 'güneydoğu sorunu' deyin ister 'doğu sorunu' deyin, isterseniz son olarak yine adlandırdığımız gibi 'Kürt açılımı' deyin, ne dersek diyelim bunun üzerinde bir çalışmayı başlattık ve bunu mutlaka sonlandıracağız." dedi.

"73 milyon insanımız Türkiye Cumhuriyeti üst kimliği altında birdir. Üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Bunun altında herkesin etnik bir aidiyeti vardır." dediniz. "Başbakan olarak da Kürt sorununu savunuyorum, savunmaya da devam edeceğim." diye ifade kullandınız.

"Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur, kabul etmiyoruz da." diye 30 Haziran 2011'de söylediniz.

2 Mart 2013'te Balıkesir'de mitingde Bigadiç ilçe meydanında 5 tesisin toplu açılış töreninde "Çözüm sürecine odaklanmışız. Niye? Terörü bitirelim, kan akmasın, anneler ağlamasın. Biz bunu istiyoruz ve bunu samimi olarak istiyoruz." dediniz.

Daha sonra 16 Kasım 2013'te yanında Mesut Barzani, Şivan Perver, İbrahim Tatlıses vardı ve bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ilk defa Türkiye'de "Kürdistan" sözcüğünü mitingde telaffuz etti, dile getirdi.

"Bir annenin çocuğuyla ana dilinde konuşamaması... Bundan daha büyük azap ne olabilir? Şivan Perver'in kasetlerinin nasıl gizli gizli dinlendiğini ben bilirim. Faili meçhullerin, işkencelerin, sürgünlerin ne büyük acılar olduğunu bilirim. Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun kucaklaştığını, birlikte yeni Türkiye olduklarını göreceğiz." diye ifade ettiniz. O günden bugüne kadar köprülerin altından çok sular aktı ama sorun olduğu gibi yerli yerinde duruyor.

Biz size "Düşmanlık yapıyorsunuz, Kürtlere düşmanlık yapıyorsunuz." dediğimiz zaman çok kızıyorsunuz ama Kürtlerle, buradaki herhangi bir eylemle ilişkisi olmayan, dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlerle ilgili herhangi bir gelişme olduğunda hemen karşı çıkıyor, tavır alıyorsunuz. Japonya'da Kürtçe dersine karşı çıktığınız gibi, Çin'de Kürtçe dersine karşı çıktığınız gibi, Kuzey Irak'ta Kürdistan yönetiminin referandumuna karşı çıktığınız gibi. Üstelik ticari ilişkileriniz varken, 12 milyon dolar karşılıklı ticaret ilişkiniz varken bunları bile göze alabildiniz ve ona karşı çıktınız. Bunlarla yetinmediniz, sadece Afrin'de 136 bin kişinin yerini yurdunu terk etmesine, çadırlarda kışı geçirmesine, yazı geçirmesine ve önümüzdeki dönemde, ne olacağı -bilinmiyor- belli olmayan bir dönemde yaşamlarını sürdürmeye mahkûm ettiniz.

Onun için biz size diyoruz ki: Daha önceki Başbakanın, şimdiki Cumhurbaşkanının da izah ettiği gibi; değişik çevrelerin, yöneticilerinizin, sorumlularınızın dile getirdiği gibi; bu sorun çözülmeden Türkiye'de huzurun olmayacağını, ekonominin düzelmeyeceğini, nasıl bir bütçe yaparsanız yapın, bu bütçenin halka yarar ve fayda getiremeyeceğini ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)