KOMİSYON KONUŞMASI

MEHMET EMİN ÖZ (Erzurum) - Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bütün arkadaşların bayramını kutluyorum.

Şimdi, kıymetli hocalarım, bir şey sormak istiyorum yani bu sizi eleştirmek anlamında değil, sadece merak ettiğim için sormak istiyorum. Bugüne kadar dinlediğimiz buradaki hocalarımızın kaynakçalarına da baktığımda çok az yerli kaynak kullandıklarını gördüm. Yani bizim Türkiye'de bu alanda çalışma yok mu? Niye böyle hep Batı kaynaklılar gösteriliyor? Bunu şunun için sormak istiyorum özellikle: 2023'te bir doktora çalışması yapıldı Türkiye'de. Elyesa Koytak diye bir arkadaşın "Mesleğin Dönüşümü Hekimler ve Avukatlar" Bu TÜBA'dan bilimsel ödül de aldı. Hekimler ve doktorlarla ilgili hakikaten piyasada çok çok büyük sıkıntılar vardı. Bu, sahada bizzat avukatları ve doktorları dinleyerek bir çalışma yaptı. Mesela, bugüne kadar hocalarımdan sahada hiç böyle bir çalışmadan bahsettiklerini duymadım. Hep böyle batılı kaynaklardan örnekler veriyorlar, onun için bunu soruyorum.

İkincisi de değerli hocalarım, böyle çok nazik öneriler getiriyorsunuz yani hep bir gencin dönüşümüyle ilgili, işte, alışkanlıklarından vazgeçmesiyle ilgili çok etrafını dolanarak anlatıyorsunuz. Oysa biz Doğu toplumuyuz, bizim daha radikal, biraz daha böyle çocuğun durumuna etki edecek, biraz ne bileyim, bize uygun söylemler geliştirmemiz gerekmez mi? Çünkü...

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Bir örnek verin Sayın Vekilim.

MEHMET EMİN ÖZ (Erzurum) - Bir örnek şöyle vereceğim, bir hikâye anlatacağım, Hocam hep hikâye anlattı, ben de o hikâyeyi anlatacağım.

Evet, bir "Geleneğin İcadı" diye yeniden işte, Erik Hobsbawn'ın çok iyi bir önerisi var. Hindistan'da İngilizler başarılı olamayınca onların geleneğiyle onları dönüştürüp ve yönetiyorlar. Şu anda ben sizi dinlediğimde şunu görüyorum: Bir çaresizliğimiz var, yeni gençlere bu yeni dünyada çok hızlı çözümler üretemiyoruz ama bizim de çok etkili geçmişte bir geleneğimiz var, bunu da çok kenara attık gibi görünüyor. Bunları birleştirebilir miyiz?

Hikâyeye gelelim Değerli Vekilim. Şimdi, bu hikâyeyi bilirsiniz de sürekli, hiç yere konmadan uçan bir kartal hikâyesinden bahsediyorlar. Bir padişah söylüyorlar: "Böyle bir kartal var." O diyor ki: "Benim olsun bu kartal." getiriyorlar. Kartal bir dalın üstünde oturuyor sürekli, bir türlü uçmuyor artık, öyle duruyor, oturuyor. Bir adama soruyorlar, bu, uçan hayvanlar âlemini bilen birisine, bu bir yöntemle bunu uçuruyor. Hayvan tekrar uçmaya başlayınca kralın yanında bir büyük görev alır diye, işte, kralın etrafındakiler gidip şikâyet ediyor, diyorlar ki: "Bu, kartala büyü yaptı. Onun için bunu sizin idam etmeniz lazım." İdam kararı veriliyor, idam edecekler. Adamın hanımı geliyor, krala diyor ki: "Bir onu dinlemez misiniz?" "Peki, dinleyelim idam mahkûmunun son sözünü." Adam diyor ki: "Ben onun oturduğu dalı kestim." Yani ben şu anda bizim çocuklarımıza böyle bir altın dal... Ben bir öğretmen olarak da söylüyorum -bir miktar öğretmenlik yaptım- çok büyük bir altın dal onlara koyduk, onun üstünde oturuyorlar. Orada bir konfor alanı oluşturduk. Onunla ilgili bizim daha bence yüksek sesle konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Diğer sorularım da öyle, sorduğum gibi.