KOMİSYON KONUŞMASI

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de hepimizin geçmiş bayramını kutluyorum.

Konuşmama başlamadan önce bir "bilim adamı" lafı geçti. Ben en çok da bilim insanı olan sayın kadın hocamıza teşekkür etmek istiyorum, çok faydalı bir sunumdu. Hâlâ bilim adamı diyor olmamızı da eleştiriyorum. Bunu eleştirdikten sonra devam edeyim.

Bence çok değerli ve kıymetliydi, üzerinde durmamız gereken önemli noktalar var. Özellikle sormak istediğim bir soru var: Dijital okuryazarlık ve ilgili az önce Halil Hocam da bahsetti sanırım, siz de sunumunuzda bahsetmiştiniz Sayın Hocam. Yani şöyle: Sizce gerçekten dijital okuryazarlık konusunda bir sıkıntı yok mu, bir eksiklik yok mu; öncelikle bunu sormak isterim. Bir ebeveynin ya da bir çocuğun teknik olarak bir sosyal medya hesabı açması, bunu yönetebiliyor olması dijital okuryazarlık mı? Çünkü bunun dijital okuryazarlığı kapsamadığını düşünüyorum. Dijital okuryazarlık, bahsettiğiniz zorbalığı tespit etmekten, neyin zorbalık neyin zorbalık olmadığını bilmekten, kaç saat internet kullanılabildiğini bilmeye kadar bütün dijital mecralarda geçirilen bütün zamanın çocukların faydasına olabilecek şekilde dizayn edilmesi gerekir çünkü biz bunu önereceğiz yani hem raporlarımızda da yer vereceğiz. Biz müfredattaki dijital okuryazarlık kısmının yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Çocuklara, öğretmenlere, ebeveynlere ve toplumun tamamına aslında bir kamu spotuyla, müfredatta yer alarak, çalışmalarımızın bir bütününün merkezini oluşturarak dijital okuryazarlık eğitiminin verilmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce de gerekli mi, değil mi? Çünkü bu bizim belki de en merkeze koyduğumuz noktalardan biri.

Şimdi, "Çocuk şiddeti nerede görüyor?" tartışması yaptık aslında, bu çok önemli bir soru. Çocuk şiddeti nerede görüyor? Siz çocuğu şiddeti gördüğü alanların reel dünyadan dijital mecralara oranla bir artış gösterdiğini söylediniz yani çocuklar eğer dijital mecralarda daha fazla şiddet görüyor tanımlaması yapıyorsunuz. Biz burada da biraz farklı düşünüyoruz ve size sormak istiyorum çünkü biz reel dünyada yaşananların dijital mecralara yansıdığını düşünüyoruz. Eğer toplumda şiddet varsa o zaman dijital mecralarda da şiddet var. Dijital medyalılarda olup bitenin reel hayattan farklı olduğunu düşünmüyoruz ve aynı zamanda şiddetin sadece çocuğu... Çocuğun şiddetle sadece dijital mecralarda değil bugün her yerde karşılaştığını düşünüyor yani çocuk okulda da şiddetle karşılaşıyor.

Mesela bir örnek vereyim, Komisyon Başkanını da bu konuda bilgilendirmek isterim aslında takiplerini ve dikkatlerini çekmek için: Diyarbakır'ın Dicle ilçesinde bir çocuğun beş yıl boyunca bir okulda tecavüze uğradığını öğrendik, geçen günlerde orayı ziyaret ettik. Dolayısıyla okulda fiziksel şiddete de istismara da çocuk doğrudan maruz kalıyor, sokakta da maruz kalıyor. Evet, biz de çocukların sokakta oynamasını isterdik ama sokaklar da o kadar güvenli yerler değiller dijital mecralar gibi ve aynı zamanda "Sokak mı kaldı?" sorusunu da sormak isterim yani kentlerin hangisi çocuk dostu şekilde dizayn edilmiş? Çocuklar nerede bulacaklar oyun alanlarını? Dolayısıyla, bu Komisyonun bir parçası olarak da Çevre Şehircilik Bakanlığının da aslında çocuk dostu kentleri çocukları dijital mecralardan reel dünyadaki oyun alanlarının inşası konusunda bir perspektifle buluşturmak için bir paydaş olarak da tanınması gerektiğini düşünüyorum Sayın Başkan. Dolayısıyla aslında şiddet her yerde fakat şiddetle mücadele derken şiddete karşı barış kültürünün oluşturulmasının, bunun siyasetten sosyal hayatta, iş hayatından okula kadar bir barış kültürünün yerleşmesi gerektiğinin de önemle altını çizmek istiyoruz. Yani bir çalışma eksikliği olduğundan bahsettiniz, veriler konusunda sıkıntı olduğundan bahsettiniz. Verileri yorumlama noktasında da yani sosyolojik ve psikolojik bir ihtiyaç da olduğunu söylediniz. Evet, veri var ama veriyi nasıl yorumlayacağız konusundaki bir çağrınız da vardı. Ben çok kıymetli buluyorum. Eğer veri noktasında sıkıntı varsa bunu hangi Bakanlıkla tamamlamak gerekir? Sizler ne önerirsiniz? Millî Eğitim Bakanlığı mı, Sağlık Bakanlığı mı? Buradaki koordinasyon nasıl ilerlemeli? Bize göre bir çocuk bakanlığına ihtiyaç var ve bu verinin çocuk bakanlığında tutulmasına ihtiyaç var ama mevcut durumda siz ne önerirsiniz hem çocuk bakanlığı için hem de mevcut durumda olmayan çocuk bakanlığının yerine hangi bakanlıkla bu verilerin ortaya çıkarılması noktasında?

Şimdi her 5 çocuktan 1 çocuğun zorbalığa maruz kaldığını söylediniz. Bu çok ciddi bir oran ve sanıyorum zorbalık tanımında da bir muğlaklık var. Dolayısıyla, belki de işte bu dijital okuryazarlığın zorbalığın ne olduğu meselesine daha da dikkat çekmek gerekir. Küfretmek zorbalık mı, değil mi? Biriyle dalga geçmek zorbalık mı değil mi? Yoksa zorbalık sadece işte fiziksel şiddete mi indirgenmiş? Burada da ciddi bir mesele var ve aynı zamanda siz bunu ifade ederken şöyle bir vurgu yaptınız, dediniz ki: "Bir çocuk bir gün mağdurken yarın fail olabiliyor." İşte bu tam olarak şiddet sarmalı demek. Yani çocuk şiddeti görmeden zaten şiddet uygulayamıyor, bütün meselelerin özünde bu var yani ekolojik bir mesele bu gerçekten, çocuk şiddeti görmesi lazım şiddeti uygulayabilmesi için. İşte bu yüzden biz çocuğa dair hapsetmede, kapatmada, cezalandırmada şiddet sarmalıyla mücadele edilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Cezasızlığın bu meselede işe yaramadığının en önemli göstergelerinden biri bu çünkü şiddet uygulayan fail çocuk aynı zamanda mağdur bir çocuk algısı çok temel bir algı. Yüzde 55'lik bir kısmın, ailelerin yüzde 55'inin interneti bir şekilde tehlikeli olarak tanınmadığını ama çocuklara bir internet sınırı koymadığını söylediniz, yüzde 60'a yakın bir oran. Bu, aslında bizim için çok anlamlı bir veri. Burada bir rehberlik eksikliği var. Ben aynı eksikliğin sadece ebeveynler için değil, politika üretenler için de olduğunu düşünüyorum yani aynı çaresizliği paylaştığımızı düşünüyorum, biz de ne yapacağımızı bilmiyoruz. Evet, internetin belli oranda risklerinin olduğunu düşünüyoruz ama bununla nasıl mücadele edeceğimiz noktasında işte komisyonlarda konuşuyoruz, Çocuk Hakları Alt Komisyonunda konuştuk. "Siz çocuklara, ergenlere interneti yasaklayarak bu meseleyi çözemezsiniz." dedik ama ilk refleks olarak "Yasaklayalım." İşte, şimdi, hocamız da önerdi, dijital kontrol mekanizması. "Sansürleyelim, Discord'u yasaklayalım." E, Discord'u yasakladık, VPN'le bağlanacak, VPN'le bağlanmasa "DeepWeb"e girecek, orası daha kontrolsüz bir alan. Dolayısıyla, sansürle, yasaklamayla, ilk akla gelen refleksle bu meselenin çözülmeyeceğinde bence mutabık olmamız gerekiyor. Bilim bunu söylüyor, bilim bu meselenin bu şekilde ele alınmaması gerektiğini söylüyor hele bir de ergenlerle çalışıyorsak çünkü ergenler bir şeyi yasakladığınız da en çok onun üzerinden kendi kimliğini inşa edendir. Dolayısıyla, o ilk refleksi sadece ailelerin bu meseleyle nasıl baş edemeyeceğini bilmemesinden bizim de baş edemediğimizi ve çeşitli durumlarda bence "malpraktis" denilen o meseleyi tekrar ettiğimizi ifade etmem gerekiyor.

Bu çocuk "influencer"lık meselesi aynı zamanda "influencer"ların çocukları da bir noktada çok açık bir şekilde sosyal medyada paylaşmaları var. Buna dair bence de düzenlemeler yapılmalı çünkü çocuğun unutulma, unutma hakkı diye bir şey var yani çocuk bir noktada ona dair çocukluğunda yapılan haberlerin büyüdüğünde unutması gerekiyor yani bunun kaydının tutulmaması gerekiyor ama o çocuğun bütün evreleri o sosyal medya programları ve hesapları üzerinden devam ediyor. Dolayısıyla, burada da bir sıkıntı var.

Bir diğer önemli vurgulardan biri ebeveynin çocukla geçirdiği zamandaki kısıtlamalardı, ebeveynin yorgun olarak eve gelmesiyle biraz da anlamlandırdık. Bu noktada biz bir kere daha önermiştik, yine önerelim. Biz ebeveynlerin özellikle bu "suç saatleri" denilen saatlerde işteyse esnek mesaiye, işte değilse de bir şekilde yapılan düzenlemelerle çocuk ve ailelerinin daha fazla vakit geçirmesini sağlayacak düzenlemeler yapılması gerektiğini öneriyoruz çünkü ebeveynlik ömür boyu süren bir şey. Sadece "Annelik izni verdik, babalık izni verdik, sonra görüşürüz."le olmuyor ne yazık ki, desteklemek gerekiyor ve zaten Türkiye'de mesai saatleri çok yüksek, ebeveynlere esnek mesai saati tanımlanabilir, bütün işçiler için esnek mesai saatleri düşünülebilir. Bu kadar aile vurgusunun yapıldığı bir yerde bunun da sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Tabii, bütün meseleyi aileye bağlayarak da bu meselenin çözülmesi mümkün değil. Aileye topu atalım ve sonrasında aileyle bir şeyler yapalım mümkün değil. Devletin buradaki yükümlülükleri önemli.

Bir soru da size sormak istiyorum. Yani son zamanlarda "mizojini" diye bilinen kadın düşmanlığı meselesinde sizin o söylediğiniz şey benim gerçekten dikkatimi çekti. Siz Kahramanmaraş olayında böyle bir şeyin izini görüyor musunuz?

PROF. DR. SELMAN TUNAY KAMER - Olduğunu düşünüyorum.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Çünkü bir kızlar tuvaleti meselesi vardı yani ekipmanları değiştirirken, şarjörü değiştirirken kızlar tuvaletinde durmuştu çocuk. Onu oradaki kişilere de sorduk aslında "Niye sizce kadın tuvaleti, kız çocuğu tuvaletini seçtiler?" diye. Onlar bir mekânsal yakınlılık şeyi yaptılar yani "Mekânsal olarak erkek tuvaleti ve kız tuvaleti çok yakın." dediler ama siz mizojini izi buluyor musunuz bu olayda, Özellikle Kahramanmaraş'ta? Ben merak ediyorum. Eğer böyleyse toplumsal cinsiyet odaklı bir perspektifle de bu olaya yaklaşmamız gerektiğini vurgulamak gerekecek.

Ve ekran bağımlılığı meselesi var. Meslektaşım da burada ama DSM-5'te böyle bir hastalık tanımlanmış değil. "Internet Gaming Disorder" var yani internette oyun kullanımında bir bozukluk gibi, DSM-5'te böyle bir tanı var ama böyle bir hastalık yok, hastalık gibi de tanımladık, bozukluk gibi de tanımladık. Bu henüz bir hastalık değil yani, böyle bir tanı yok ama tabii, bu hastalık olmasa dahi buna dair çalışmaların yapılmasının önüne geçmemeli diyelim. Böyle kabaca toparlamış olayım.

Teşekkür ediyorum sunumlar için.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Biz teşekkür ediyoruz.

Beritan Hanım, yani biliyorsunuz, Kahramanmaraş'a birlikte gittik. Biz daha orada konuşmak isteyenleri de dinlemedik hatırlarsanız, evler de acı çok, ağır bir acıydı. Şimdi, inşallah, Maraş'a gittiğimiz zaman onları dinleyeceğiz, değerlendireceğiz. Yani ben burada Komisyon üyelerimizin herhangi bir bilgi içerisinde, basında gördüğü, medyada gördüğü şey içerisinde kalarak bir yargı oluşturulmasını doğru görmem. Orada bir dinleyelim herkesi, taraftarı, değerlendirmeleri bir görelim. Biliyorsunuz yerinde bile inceleme yapmadık, sadece önüne kadar gelebildik. O daha mantıklı olabilir, daha doğru olabilir. Şu anda biz sadece hocalarımızdan en azının bilimsel olarak onların görüşlerini alalım, değerlendirmelerini alalım, ondan sonrasında ona göre de yol haritamızı belirleyelim ki öncelikle duyarlılığınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bunu söylemek istedim.

Evet, Emel Hocam, size veriyorum sözü çünkü soru önce bir sosyal sataşmayla başladı, değerlendirdi ama "Deme kalbura kallabur, lügatı fasihten evladır galatımeşur." demiş atalar.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sataşma oradan geldi, "bilim adamı" sataşma sayılır.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Dolayısıyla, sizin nezaketinize binaen bazen öyle değerlendirmeler olabilir.

Kısaca cevaplandırırsanız sevinirim ama daha sonra cevaplarınızı yazılı olarak da bize bildirebilirsiniz, değerlendirebilirsiniz.

Buyurun Hocam.

PROF. DR. EMEL ŞERİFE BAŞTÜRK - Teşekkür ederim Beritan Hanım. Bilmukabele diyelim.

Sorular uzundu, ben sadece not alabildiklerim, aklımda tutabildiklerim üzerinden yanıt vermeye çalışacağım. Şey önemliydi: "Bir çocuk bakanlığı mı? Yani bu sorunlarla mücadele edebilmek için ne yapılmalı?" Bence bir üst kurul oluşması, adına ne derseniz, hani Aile Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, BTK yani tüm paydaş, bu konuda paydaş olabileceklerin yer aldığı çünkü ben sunumumda da söylemiştim, her birim aslında kendi içerisinde bir şeyler yapıyor, çok kıymetli çalışmalar ama bunları işte bir yerden koordine etmek önemli. Kim, ne kadar, neye erişiyor; biz bile, hani bu işin içinde olan akademisyenler bile takip etmekte zorlanıyoruz. O nedenle, bence bir üst kurulun bunu yürütmesi ve bunun bir bölümünün de mutlaka bilimsel araştırmayla desteklenmesinin önemli olduğunu söylemek isterim. Biraz önce de söylemiştim, veriler doğru okunursa belirli hedefler doğrultusunda bizim için gerçekten çok yol gösterici oluyor. Mesela, Türkiye'de bizim akademide yaşadığımız sıkıntılardan bir tanesi şu: Ben bir TÜBİTAK desteğiyle bu siber zorbalık araştırmasını yürüttüm ama sonra öğretmenlerle de benzer bir araştırmayı yürütmek istediğimde TÜBİTAK bana bu fonu vermedi çünkü dedi ki: "Siz aynı konuda çalışmışsınız zaten." Şimdi, ben zaten çalıştığım için bir de öğretmenlerle çalışsaydım daha iyi olmaz mıydı? Fonlar kısıtlı olduğu için diyorlar ki: Daha fazla insana olanak sağlayalım ama bu "uzun soluklu araştırmalar" dediğimiz yani bir ilde biz aynı soru formuyla bir araştırma yaptık, üç yıl sonra aynı soru formuyla tekrar araştırabilirsek aslında oradaki değişimi gözlemleme şansımız olacak. Yani ben on beş yıldır dijital zorbalık çalışıyorum, böylesine uzun soluklu çalışmaların sayısı çok az bizde. Ne değişti? Mesela, yine, bu Kahramanmaraş'taki olaydan sonra şöyle bir şey söyledi gençler, 2000 doğumlular: "Yani biz de bu oyunları oynadık, biz de televizyonda şiddet izledik; niye biz şiddete başvurmuyoruz?" diye sordular. Evet, niye? Mesela, aradaki farkı anlayabilmemiz lazım, bence çok kıymetli. Ben hemen bunun için bir proje yazıyorum, yazmaya başladım. O kuşak ile diğer kuşağı karşılaştıracağız, bu kuşak ne yaşıyor, onlar ne yaşamışlardı? Yani bunları görebilmek... İşte, o üst kurulun bir kısmının da bilimsel araştırmaya destek verebilecek bir fon yapısı olması bence kıymetli bir şey olur.

Dijital okuryazarlığı sorduğunuz, çok önemli. Türkiye'de biz başlamıştık dijital okuryazarlık eğitimlerine ama çok sağlıklı işlemediğini biliyorum ben. Eğitim bilimlerindeki hocalarım daha iyi bileceklerdir. Tekrar etmek istiyorum, bir öneri olarak lütfen: Bunu çok uzun soluklu yani her kademede içeriğin değişecek yaş grubunun algısına göre planlanmış uzun soluklu bir dijital okuryazarlık eğitimi müfredatının oluşturulmasına ihtiyacımız var. Hatta, okul öncesi ayağında işin içine internete koymasanız bile ebeveyn etkinlikleriyle desteklenen yani aileyi işin içine nasıl katabiliriz, okul öncesinde bunları ebeveyn etkinlikleri şeklinde yürütebiliriz oyun faaliyetleri olabilir, vesaire, nedir bilmiyorum. Mutlaka da ebeveyni içerisine dâhil edebildiğimiz -ilkokulda da bu olmalı, okul öncesi ve ilkokul düzeyinde- böyle bir uzun soluklu müfredatın geliştirilmesine ihtiyacımız var diye düşünüyorum.